19. Bölüm

1051 Kelimeler
“Ne o mimar bey benden korkuyor mu yoksa?” dedi. Kısa bir duraksamanın ardından onun blöfünü gören genç adam hafif ona doğru dönerek bakışlarını onun yüzünden aşağıya doğru kaydırarak daha da yaklaşınca genç kadın ister istenmez irkilmişti. Seichi onun şaşkın bakışlarına inat daha da yaklaşarak tek elini onun uzun sarı saçlarına dolaştırmaya başlayınca Misaki gözlerini büyüterek hızla yataktan kalkmıştı. Kalbi deli gibi atıyordu. Genç adam onun bu hızına kahkaha atarak gülmeye başlamıştı. “Ben değil ama sen korktun galiba?” diye alay ederek yatağında doğrularak fark etmenden iki elini göğsüne kavuşturan genç kadının şaşkın yüzüne bakıyordu. “Hadi ama sadece şaka yapmıştım!” derken kapının çalması ile ikisi de odanın büyüsünden kurtulmuştu. Genç kadın bu ortamdan kurtulmak için hızla aşağıya inerken, Seichi arkasından hala gülümseyerek bakıyordu. Sonrasında ise elindeki ipeksi saçların verdiği hissiyatı yeniden fark edince ürpererek hızla yataktan kalkmıştı. Kapının görüntülü ekranına bakan genç kadın dışarıdaki güzel esmer bayanı görünce duraksamıştı. Oldukça tedirgin olduğu bakışlarından belli oluyordu. Hafif başını eğen Misaki kim olduğunu anlamaya çalışıyordu. “Neden kapıyı açmıyorsun?” diye arkadan gelen sesle irkilen genç kadın “Kapıdaki kadını içeri alıp almamak konusunda kararsızım açıkçası. Bir önceki bayanı hatırlıyorsundur!” dediğinde genç kadın ona imalı bir şekilde gülümsemişti. Genç adam kapıya yaklaşarak dışarıdaki kadını görünce gülümseyerek Misaki’ye bırakmadan kapıyı açmış ve “Sorie! Senin buraya ne getirdi?” diye sorarken genç kadın hafif kıkırdayarak “Unuttun mu beni sen davet ettin?” diye karşılık verdi. Bu sırada Misaki ise onların bu samimi sıcak konuşmalarına anlam vermeye çalışıyordu. Seichi genç kadına abartılı bir şekilde itimam göstererek onu içeriye davet edince Misaki gözden kaybolmanın tam zamanı diye düşünmüş olacak ki hemen yanlarından ayrılmıştı. Seichi ise omzunun üzerinden genç kıza bakmış ama onu göremeyince kaşları çatılmıştı. “En azından kim olduğunu merak etseydin!” derken hafif homurdanmıştı. Sorie onun neden bu şekilde konuştuğunu anlayamamıştı. Salona geçtiklerinde ikisi de kanepeye geçmiş ve konuşmaya başlamıştı. Sorie oldukça heyecanlı görünüyordu. Seichi ise onun bu heyecanının eskiyi hatırlamasına bağlamaya başlamıştı. Sonra onun “Seninle okuldayken samimiydik değil mi?” sözleri ile bu düşüncesinin yersiz olmadığını anlaması uzun sürmemişti. Seichi hafif gülümseyerek “Evet, kısa bir süre” dedi. Bu sırada aklının bir ucunda hala Misaki vardı. Başını iki yana sallayarak nende onu düşündüğüne anlam veremiyordu. Bunun için kendisine kızmaya başlamıştı. İçini kemiren bir dürtü ile ya yarası iyi değilse diye düşünmeden edememişti. Bunun saçmalık olduğunun farkındaydı. Ayağa kalkarak hafif bir şekilde Sorie’ye gülümsemiş ve “Bir şey içmek ister misin?” diye sormuştu. Sorie de ona gülümseyerek “Çok iyi olur. Kahve var mı?” diye sorunca Seichi’nin aklında fikirler dans etmeye başlamıştı. Belki de Misaki uyuyordu. Onu uyandırmak büyük zevk olacaktı. Ona bu kez klasik bir müzik çalmak istemişti. Parmağını küçük tuşa dokundurarak kamera ekran görüntüsü açılınca genç kadının uyumak bir yana yatağından uzanmış bir şekilde kahkaha ile güldüğünü görünce sinirine hakim olamamıştı. “Bu kadın neden bu kadar gülüyor?” diye söylenirken ekranın Sorie’nin arkasında kalmasına ve onun u görüntüyü görmemiş olmasına şükrediyordu. Genç kadın uyuyamayınca odasına çekilmiş ve Sakura’nın verdiği komedi filmini izlemeye başlamıştı. Son sahnede ise kahkaha ile gülmeye başlarken yatakta karnını tutmaya başlamıştı. Seichi ekrandan onu izlerken iyice sinirlenmişti. Sonra Sorie’yi unutarak bastığı diğer düğme ile Misaki’nin odasını korkunç bir zil doldurmaya başlamıştı. Odalar ses geçirmez olduğu için Sorie birkaç metre odanın içindeki sesten habersiz Seichi’nin yüzüne gülerek bakıyordu. Misaki ise kulaklarını tıkayarak odadan kaçar adım çıkarken Seichi gülmeye başlamıştı. Onun bu ani gülmesi Sorie’yi şaşırtmıştı. Kendisini toparlayan genç adam salonun kapısına bakışlarını çevirmişti. Bu sırada Misaki aşırı sesle yüklenen beynini sakinleştirerek sinirli bir şekilde salona geldiğinde Seichi ona konuşma fırsatı dahi vermeden “Ah bayan Misaki, lütfen bize kahve yapar mısınız?” diye sorunca Misaki odadaki kadını fark ederek sinirini yatıştırmak zorunda kalmıştı. Yumruğunu o kadar çok sıkmıştı ki, parmak uçları acımaya başlamıştı. “Peki efendim!” derken hala kulaklarında dehşet verici bir zil çalıyordu. Çıldırmamak elde değildi. Ayaklarını sürüyerek mutfağa giderken hala sersem gibiydi. Seichi içten içe fazla ileri gittiğini düşünüyordu. Sorie onun baktığı yöne bakarak “Bir hizmetçin olduğunu fark etmemişim!” dediğinde Seichi dişlerini sıkmıştı. “O benim yardımcım, hizmetçim değil!” dediğinde Misaki salona girmek üzereydi. Önce Sorie’ye kahvesini veren genç kadın, Seichi’ye kahvesini verirken onun yüzüne bakmamıştı. İşi bitince kapıya yönelen genç kadın kapıda durarak kahvesini içmek üzere olan genç adama bakışlarını dikmişti. Seichi onun kendisine bakmadan kahve vermesi karşısında ilk kez üzüldüğünü hissetmişti. Şuanda karşısında kendisi ile flört etmeye çalışan ilk aşkının sözlerini duymadığının farkında bile değildi. Misaki ise avını yakalamayı bekleyen bir avcı kaplan gibi bakışlarını kapı kenarından başını çıkararak Seichi’ye bakıyordu. Seichi onu fark etmeyecek kadar dalgın bir şekilde kahvesinden bir yudum alında genç kadın zafer kazanmış gibi yumruğunu sıkarak yukarıya kaldırmış ve yerinde sessizce kıkırdamaya başlamıştı. Genç adam içtiği kahvede bir farklılık olduğunu hemen anlamıştı. Bakışları sinirli bir şekilde salonun kapısına doğru çevrilince orada kendisine imalı bir sırıtış ile bakan Misaki ile göz göze gelmişti. Genç adam öfkeli bir şekilde “Bu kahvede ne vardı?” diye sorarken küçük bir hıçkırık ile ağzından çıkan köpük karşısında şaşkına dönmüştü. Hızla kapıdaki kadının yanına doğru giderken Misaki kaçar bir şekilde odasına koşmuştu. Kapıyı kilitleyerek arkasına yaslanmış ve dışarıdan öfkeli sesi dinlemeye başlamıştı. “Seni bu yaptığına pişman edeceğim. Söyle ne koydun benim kahveme… Aç şu kapıyı!” diye bağırırken ağzından köpük baloncukları çıkmaya başlamıştı. Genç kadın onun bu sinirine gülerken Seichi “Çık dışarı yoksa seni oracıkta sağır ederim!” diye uyarırken Sorie hızla onun yanına giderek “Bir sorun mu var?” diye sormuştu. Seichi konuşmaya korkuyordu. Ağzını her açtığında, her nefes alışında ağzından köpük baloncuğu çıkıyordu. Genç adam onun hemen arkasına geçerek genç kadını kapıya kadar sürükleyerek geçirmişti. “Şey, benim çok işim var. Sonra yeniden gelirsen seninle daha iyi vakit geçirebiliriz Sorie!” diyerek Sorie’nin şaşkın bakışları altında genç kadını kapıya kadar geçirmiş ve yüzüne kapıyı kapatmıştı. Sorie’nin bundan sonra bu eve gelmesi olanaksız gibi gelmeye başlamıştı. Misaki odasına kahkaha ile gülerken kameraya doğru şirin hareketler yapıyordu. Seichi ise onun bu hareketlerine istemesen de gülümsemişti. Onun az önce ki iğrenç sesin öcünü aldığının farkındaydı. Kahve fincanına bakarak etrafına sürülen ve daha önce fark etmediği yeşilimsi sıvıya parmağını dokunmuştu. “Yah bu da ne?” diye sesini olabildiğince yükselterek bağırmıştı. Öyle ki bu sesi duyduğunu içinden hisseden genç kadın koşarak yatağının içine girmişti. Ertesi sabah onlar için hareketli geçeceklerinden habersiz ikisi de işlerinin başına dönmüştü. Biri masasına diğeri de yatağına…!!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE