Misaki telefonu kapatır kapatmaz odasına koşmuştu. Sonra aklına gelen şey ile geri dönerek şaşkın bir şekilde kalan Seichi’ye baktı ve “Bana göre siyah bir eşofmanın var mı?” diye sormuştu. Seichi artık bu kadarı da yüzsüzlük diye düşünse de sadece “Hayır!” demekle yetindi. “Ayrıca bu saatte nereye gittiğini sanıyorsun. Gecenin 10’u oldu." diyerek ona gitmemesini söylemeye çalışmıştı.
Misaki kaşlarını kaldırarak “Gitmem gerek, annem hastalandı!” dediğinde Seichi ona inanmayan bakışları ile bakmıştı. Sonra hiçbir şey söylemeden tekrar çalışma masasına giderek çalışmasına devam etmişti. Misaki ise ona aldırış etmeyerek Sakura’ya seslenmiş ve ondan kıyafet almak istemişti. Ama Sakura da ona göre kıyafeti olmadığını söyleyince eski kıyafetlerini giyerek hızla evden ayrılmıştı.
Seichi o gittikten sonra oldukça sinirlenmişti. Onun geç bir saatte evden ayrılması hoşuna gitmemişti. Ayrıca başına buyruk davranması da çabasıydı. Tamam işini yapıyordu ama bu onun her istediğinde bu evi terk edeceği anlamına gelmiyordu. Seichi düşüncelerinin farkına varınca şaşırmıştı. ‘Sana ne onun ne yaptığından. Senin işini görsün gerisi boş’ diyerek yine çalışmaya başlamıştı.
Seichi bilinçsizce çizimlerini yaparken ruh halini hesaba katmıştı. Yaptığı çizimler belki de korku filmi dekorasyoncuları için mükemmel olabilirdi. Muhteşem gotik resimler çizdiğini fark etmeyen Seichi hala bazı eksikleri tamamlamaya çalışıyordu. Sonrasında sıkılarak ayağa kalkmış ve sinirli bir şekilde evde tur atmaya başlamıştı. Sonrasında ise Misaki’nin odasına girerek yarı açık olan dolabın kapağını kapatırken içinde hiçbir şey olmadığını fark etmişti.
“Bu kızın hiç kıyafeti yok mu?” diye söylenen genç adam, kapıda ki hareketlilik ile irkilmişti. Misaki ters bakışlarını ona dikerek ne yaptığını sorarcasına dikkatle bakıyordu. Seichi ise “Zili çaldım ve sen gelmeyince odana geldim. Dışarıya çıktığını unutmuşum” diyerek hiç bozuntuya vermemişti.
Misaki tek kaşını kaldırarak odasına girerken Seichi onun solgun yüzüne bakıyordu. Gideli tamı tamına dört saat olmuştu. Ve saat gecenin ikisiydi. Saate bakan genç adam “Bu saatte neden eve geliyorsun? Madem annene gittin orada kalabilirdin” diyerek onu azarlamıştı. Misaki hafif gülümseyerek “Benim için endişelendiğini söyleme sakın?” diye imalı bir şekilde konuşmuştu.
“Senin için endişelendiğimi de nereden çıkardın?” diye sorarken zoraki olduğu çok belli olan bir kahkaha atmıştı. Sonrasında ise “Burada seni örnek alan küçük bir kız var. Ona örnek olmalısın. Bir daha gece geç saatte çıkacaksan buraya geri dönmene gerek yok!” diyerek odanın kapısına yönelmişti. Kapıdan çıkmadan önce duraksayarak “Bana kahve getir. Artık bazı şeyleri alışsan iyi edersin. Gece iki ve dörtte kahve içerim. Ayrıca öylen saat iki gibi yemek yenir ve akşam yedide yemek yenir. Öğünlerin atlanmasını istemiyorum. Ve son olarak kahvaltı için sabah erken kalkmalısın. Çünkü erken saatte geliyor kahvaltımız. Kalkmazsan öğle yemeğine kadar yemek yok” diyerek genç kızın şaşkınlıktan ağzının açık kalmasını önemsemeyerek odadan çıkmıştı.
Misaki sinirden yerinde tepinirken askeri kapta gibi hissetmişti kendisini. Sonrasında ise mutfağa giderek kahve yapıp Seichi’nin yanına koymuştu. Hiçbir şey söylemeden salondan ayrılırken karanlık odada hızla yatağına doğru ilerleyerek yorgunluktan kendisini yatağına atmıştı.
Bir süre sonra uykuya dalan Misaki birkaç saat sonra korkunç bir müzikle tekrar uyandığında sersemlemiş gibi bir hali vardı. Yüzü oldukça solgun görünüyordu. Dahası kendisini kirli hissediyordu. Acilen üzerine giyecek bir şeyler almalıydı. Onun yine aynı kıyafetle karşısına çıkması ile genç adam gözlerini ona dikmişti.
“Senin başka kıyafetin yok mu?” diye soran genç adam onun sert bakışları ile karşılaşmıştı. “Bundan sana ne?” diye ters cevap veren genç kız hızla odasına doğru ilerlemeye başlamıştı. Seichi bir yudum kahve alması ile onu dökmesi bir olmuştu. Ağzında korkunç bir tat oluşan Seichi midesi altüst olmuş bir şekilde ayağa kalkmıştı. Oldukça sinirliydi ve hızlı adımlarla genç kızın odasına doğru ilerledi. Kapıya geldiğinde duyduğu ses ile duraksayan genç adam Misaki’nin “Evet, güzel ve güvenli bir ev. Hayır yarın sana geleceğim!” sözleri karşısında daha da öfkelenmişti.
“Sen yarın hiçbir yere gitmiyorsun. Evi baştan aşağıya temizleyeceksin” dediğinde Misaki şaşırmıştı. “Sen beni mi dinledin?” diye soran genç kız Seichi’nin aksine oldukça sakin görünüyordu. “Dinlememe gerek yok. Siz çok yüksek sesle konuşuyordunuz. Ayrıca bu ne?” diye bağırırken elinde ki kahve fincanını gösteriyordu. Misaki ise gayet bilmiş bir şekilde “Kahve” diye cevap vermişti.
“Sen buna kahve mi diyorsun? Bu nasıl bir kahve bilerek mi yapıyorsun?” diye sertçe çıkışmıştı. “Bakın Bay Seichi, sizi insan haklarına şikayet edebilirim. Saat kaç haberiniz var mı?” diye sorarken sabahın dördünü gösteren duvar saatine bakmıştı. Seichi hiç oralı olmayarak “Sana verdiğim maaş ile değil bir dakika bir saniye bile uyumaman gerek” dedi.
Misaki o ana kadar maaşını merak etmemişti. Merakına yenik düşerek “Ne kadar maaş vereceksiniz acaba?” diye dalga geçer gibi sorarken Seichi’nin “On bin won’ demesi ile Misaki şaşkınlıktan nefes alamadığını hissetmişti. Yutkunamıyordu. “On… On bin mi?” diye kekelerken bu paranın normal maaşların yaklaşık on katından fazla olduğunu düşünüyordu. “Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?” diye soran genç kız onun tepkisi ile daha da şaşırmıştı.
“Neden az mı geldi size? İsterseniz on beş bin de olabilir” dediğinde Misaki şaşkınlıktan hıçkırığa yakalanmıştı. Seichi ise ona gülümseyerek bakıyordu. “Anlaşılan size şaka yaptığımı sanıyorsunuz. İsterseniz ilk maaşınızı size hemen verebilirim” dediğinde Misaki sinirlenerek “Siz beni satın almaya mı çalışıyorsunuz. Tamam on beş iyi bir rakam ama bu kadar az işe de o kadar maaş vermek gerçekten aptallık” dedi.
“Merak etmeyin bayan sizi satın almak gibi bir niyetim yok. Eğer buradan iş için çıkıp gidiyorsanız bu para size birkaç ay yetebilir. O yüzden sadece benim evimle ilgilenin” diyerek odadan çıktığında Misaki duyduğuna inanamıyordu. ‘On beş bin’ diye tekrarlayan genç kız parmakları ile sayı saymayı öğrenmeye çalışan çocuklar gibiydi. Yatağına yattığında ise hala inanılmaz maaşı düşünüyordu.
Genç adam masasına tekrar döndüğünde ekranı açarak Misaki’nin ne yaptığına bakmıştı. Yatağına oturmuş olarak başını iki eli arasına almıştı. Düşünceli olduğu görünüyordu ama iyi yönde mi yoksa kötü yönde mi bunu anlayamıyordu.
Seichi onu izlemeyi bırakarak çalışmasına devam ederken Sakura sabah erkenden kalkmış ve hazırlığını tamamlayarak Misaki’yi kaldırmaya gitmişti. Misaki genç kızı karşısında görünce gülümseyerek “Ohayo” demişti. Japonca konuşan genç kıza aynı dilde karşılık veren Misaki ona günaydın diyerek gülümsemişti. Sonrasında ise Sakura’nın hazırlanmış bir şekilde olduğunu görünce beyninde yanan ışık ile hemen doğrulmuştu.
“Gidiyor musun?” diye sorarken Seichi kapıya gelmiş ve yeğenine “Bana bir günaydın demeden neden bu odaya geldin? Yoksa artık dayınla konuşmuyor musun?” diye sordu. Sakura ona gülümseyerek yanına gitmiş ve yanağını öperek “Hafta sonu yeniden geleceğim” demişti.
Seichi şaşırarak “Bu kararı annen biliyor mu?” diye sormuştu. Misaki ise ona bakarak gülümsemiş ve “Dayısına gelmesinde ne gibi sakınca var ki?” diye sormuştu. “Evet ne sakınca olacak ki? Annem buna sevinir bile. Hele de ona anlatacaklarımdan sonra!” diye imalı bir bakış atmıştı. Misaki ve Seichi’ye. O an Seichi gerçekten başına gelene inanamıyordu. “Hey küçük cadı aklından yine ne geçiyor senin?” diye sesini yükseltirken Misaki şaşkınlıkla ona bakmıştı.