Misaki onun bu aldırmazlığı karşısında sesini çıkarmasa da arkadaşının telefonda söyledikleri karşısında şaşırmıştı. Endişeli sesi “Sen ne diyorsun? Nasıl olurda buna engel olamazsın?” diye yükselince genç adam ağzına attığı lokma ile neredeyse boğuluyordu. Genç kızın korkusu yüzünden okunuyordu. Seichi biraz olsun kendisini toparlayarak ağır adımlarla ona yaklaşmıştı. Genç kadın onu takmayarak odasına doğru yönelmişti.
Seichi de onu takip ediyordu. Genç kadın telefonda sesini oldukça yükseltmişti. “Size güvenemeyeceğimi biliyordum. Bana söz vermiştiniz” diye çıkışırken bir yandan da kıyafetlerini değiştirmek için giyinme odasına girmişti. Endişeli bir şekilde telefonunu kapatıp, bir kenara fırlatmış bir yandan da söyleniyordu. “Size güvenende kabahat. Bir hapishaneye tıkılmama neden oldunuz, şimdi de sizden istediğim tek şeyi başaramadığınızı söylüyorsunuz!” dediğinde üzerini çıkarmaya başlamıştı ki kapıda kendisini izleyen şaşkın gözlerin sahibini fark etmişti.
Yutkunan genç kadın gözlerini kendisine dikmiş bir şekilde bakan Seichi’ye “Sen neye bakıyorsun öyle? Çık dışarıya üzerimi değiştireceğim!” dediğinde genç adam tek kaşını kaldırarak “Sen nereye gittiğini sanıyorsun?” diye sormuştu. Genç kadın sinirli bir şekilde Seichi’nin üzerine doğru yürüyerek onun eğlenen bakışları arasında yakasına yapışmıştı. “Bana bak mühendis misin, yoksa mimar mı beni ilgilendirmez ama benimle bu karda uğraşmamanı tavsiye ederim. Şimdi o kilitlediğin kapıyı açıyorsun ve benim evden ayrılmama izin veriyorsun!” dediğinde Seichi yakasını tutan elleri hafif bir şekilde çekmişti.
Misaki arkasını dönerek üzerinde ki tişörtü Seichi’ye aldırmayarak çıkarmış altta kalan sıfır kol tişörtü ile üzerini giyinmeye devam edecekti ki omzuna dokunan el ile irkilmişti. Tam arkasını dönecekti ki Seichi onu sert bir şekilde yeniden sırtına dokunmuştu.
“Sen ne yapıyorsun?” diye soran genç kız Seichi’nin tam da parmağını dövmesinin üzerine gezdirerek söylediği “Canın çok yanmış olmalı?” sözleri ile genç kadını şaşırtmıştı. Onun sözleri ile kısa bir duraksama yaşayan Misaki kendisine gelerek hızla ondan uzaklaşmış ve siyah eşofmanını üzerine hızla giyerek “Eskidendi. Artık acımıyor, gençlik hatası!” diyerek dolapta duran çantasını da alarak kapıdan dışarıya çıkmıştı. Seichi onun arkasından bakarken genç kız dış kapının önünde oturmuş ayakkabılarını giyerken genç adam da yanına gelmişti. Kapıyı açması için başını kaldıran Misaki, onunla göz göze gelince dayanamayarak burnundan solumuştu. Ağır bir şekilde ayağa kalkan genç kız, ona dik bakmaya devam ediyordu. Seichi ise ona aldırmayarak hiç bir şey yapmadan, salona doğru ilerlemeye başlamıştı.
Misaki daha fazla dayanamayarak hızla arkasından gitmiş ve sert bir şekilde genç adamın kolunu çekmesi ile kendi bileğine geçirilen kelepçenin kapanma sesini duyması bir olmuştu. Gözleri büyüyen genç kadın bileğindeki kelepçeleri havaya kaldıran genç adama öfke ile “Sen ne yaptığını sanıyorsun? Buna… Buna nasıl cüret edersin? Bu da nereden çıktı?” diye bağırırken genç adam gayet sakin ses tonu ile “Bu evden ancak benimle birlikte çıkabilirsiniz küçük hanım!” dediğinde Misaki gözlerini büyütmüştü. “Sen… Sen kafayı mı yedin? Aç şu kelepçeleri!” dedi.
“Ne oldu, yoksa benden gizlediğin bir şey mi var?” diye sordu. Misaki’nin gözleri öfke saçıyordu. Bu şekilde birini öldürebileceğinin bile farkında değildi. Seichi ise kapıya yönelerek duraksamakta olan Misaki’nin kolunun gerilmesi ile durmuştu. Genç adam Misaki fark etmeden onu kendisine kelepçelemeyi başarmıştı. Bu beklenmedik olay karşısında ise onun şaşkınlığından faydalanmaya devam ediyordu. “Eee, dışarıya çıkmayacak mıydın? Senin acele bir işin yok muydu?” diye sordu. Misaki kolunu sert bir şekilde çekerken kendi bileğinin açımcasına dahi önem vermeyerek Seichi’nin bileğinin acımasını sağlamıştı. Kolunda hafif sızı olan genç adam ise onunla birlikte kapıya yönelmişti.
Kapıyı tek bir cümle ile açması ile Misaki’yi daha da sinirlendirmişti. Seichi’ye dönerek “Sakın bana kapının kendi sesine göre ayarlandığını söyleme!” diyerek bağırmıştı. Seichi ise sanki kulağı sağır olmuş gibi başını yana çevirerek “Biraz daha az bağırabilir misin? Gitmek istiyor musun, istemiyor musun?” diye sormuştu. Sinirine hakim olmaya çalışan kadın ise sadece hızlı adımlarla açılan kapıya doğru ilerlemişti. Dışarıya çıktığında ise Seichi’nin kolunu çekerek onu durdurması ile ters ir şekilde yeniden ona dönmüştü. “Şimdi ne var? Neden sürekli beni engelliyorsun?” Misaki sorduğu soruya karşılık Seichi’nin başını başka yöne doğru çevirmesi karşısında o da onun baktığı yöne bakmıştı. Elinde ki küçük bir kumandaya basan Seichi, açılan garaj kapısının ardında duran dört tane spor arabayı işaret ederek “Hadi araba ile gidelim. Bu şekilde daha hızlı olursun da benim yüzümden geç kaldığını söyleyemezsin” dedi.
Misaki hızlı adımlarla arabalara doğru ilerleyerek tıpkı kıyafeti gibi siyah olan spor arabalardan birine binerek anahtarı istemiş ama genç adam kontağı göstererek “Anahtar yok…” diye devam ederken genç kız elini kaldırarak onu susturmuştu. “Tamam şifreni söyle. Senin sistemin Kore Başbakanında bile yoktur” diyerek onun gülmesine neden olmuştu. “İstediler ama vermedim!” diyen genç adam onun şaşkınlıkla kendisine bakmasına neden olmuştu. “Neden bana öyle bakıyorsun? Sadece ev tasarladığımı mı sanıyorsun?” diye ona sormuştu.
“Senin hakkında hiçbir şeyden emin olmak mümkün değil!” dedi. Sonrasında bileğini yukarıya kaldırarak “Bunlar senin evinde ne arıyor?” diye sormuş ve kelepçeleri göstermişti. “Şey… Onlar üzerinde de küçük bir çalışma yapmıştım!” diyerek onun kısa çaplı kahkaha atmasına neden olmuştu. “Nesin sen? Bir bilim adamı falan mı? Her alana el atıp sonra sıkılarak bırakan biri mi?” Seichi onun sorusu ile gülümseyerek tek kaşını kaldırmıştı. Misaki yutkunmadan edememişti. Bu kadar saçmalık fazla gelmeye başlamıştı. Nasıl bir adamın evine gelmişti böyle. Kaşları çatılarak ona bakmaya başlamıştı. “Neyse şuanda bunları söyleye ya da açıklamaya vakit yok. Sadece gitmek istediğim yere ulaşmak istiyorum” dedi.
Arabada kısa süreli yaptıkları tartışmadan sonra Seichi arabasının şifresini girerek Miskai’nin onu kullanmasına izin vermişti. Genç kadın arabanın hakkını vermek istermiş gibi son sürat giderken genç adam onun bu hızına karşılık sesini dahi çıkarmıyordu. Bu durum Misaki’yi şaşırtmıştı. En azında bir bayanın bu şekilde araba kullanmasından korkacağın düşünmüş ve bu düşüncesi ile daha da hızlı araba kullanmaya başlamıştı. Gelecekleri yere vardığında ise Seichi’nin dışarıya bakıp nereye geldiklerini kontrol etmekte olmasını fırsat bilen genç kadın, saçında ki tel tokayı çıkararak bileğinde ki kelepçeden hızla kurtulmuş ve kendisine şaşkın bir şekilde bakan genç adamın yüzüne karşı imalı bir şekilde gülümseyerek onu arabanın koltuğuna kelepçelemiş ve hızla arabadan dışarıya çıkmıştı. Genç adam onun seriliğine şaşkınlıkla bakmıştı. Arabanın kapanan kapısının sesi ile kendisine gelerek “Hey… hey bunu bana yapamazsın! Geriye dön…!” diye seslenirken genç kadın onu duymayarak endişeli bir şekilde geldikleri büyük alışveriş merkezine girmişti.
Seichi bir süre bileğindeki kelepçe ile uğraşmıştı. Sonrasında ise alışveriş merkezine hızla giren Misaki’nin arkadaşını görünce o da endişelenmişti. Misaki koşarak ulaşmak istediği yere giderken arkasından seslenen arkadaşına dönerek öfkesini kusman istermiş gibi “Sana onu korumanı söylemiştim. Onu nasıl burada yalnız bırakırsın? Şimdi ne yapacağız söyler misin? Onu nasıl bulmamı bekliyorsun?” diye bağırırken arkadaşı onu sakinleştirmeye çalışıyordu. “Sakin ol Misaki. Biliyorsun ki onu değil…” genç kadın arkadaşının konuşmasını bölerek “Evet biliyorum… Onu değil, beni istiyorlar. Ama bana kızımı geri getireceksin! İnan bana onu getirmezsen kendi ayaklarımla onlara teslim olurum!” dediğinde arkadaşı ne yapacağını bilemezken arkalarında kendisine şok olmuş bir şekilde bakan genç adamı görünce duraksamıştı.