bc

KUMALI HAYAT

book_age18+
20
TAKİP ET
1K
OKU
love-triangle
HE
age gap
fated
forced
opposites attract
second chance
badboy
heir/heiress
drama
bxg
small town
enimies to lovers
love at the first sight
polygamy
wild
substitute
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

“Domal.” dedi sert sesiyle.

Odadaki hava bir anda değişmişti. Sanki duvarlar bile onun sesinden çekilmişti. Bir an ne dediğini anlamadım. Kalbim göğsümde ağır bir taş gibi düşüp kalkıyordu.

“Ne?”

Sesim beklediğimden daha kısık çıkmıştı. Sanki boğazımda bir şey düğümlenmişti. Onun yüzüne baktım ama gözleri benden kaçmıyordu; tam tersine, üzerime daha çok çöker gibiydi.

“Bana çocuk veremiyorsun en azından zevk ver. ”

Sözleri bir tokat gibi yüzüme çarptı. Bir adım geri çekildim. İçimde bir yer sanki kopmuştu; hem utanç hem kırgınlık aynı anda yükseldi. Nefesim sıklaştı, ellerim istemsizce titredi. Gözlerim doldu.

Görüşüm bulanıklaştı ama gözyaşlarımı düşürmemek için kendimi zor tutuyordum. İçimde büyüyen şey artık sadece incinme değil, derin bir çaresizlikti.

“Canımı yakıyorsun.” dedim. Gözlerim dolu dolu. “Hem ruhen hem bedenen incitiyorsun beni. ”

Söylediklerim odada asılı kaldı. Sesim titrerken kelimeler bile ağırlaşmış gibiydi. Nefes almak bile zor geliyordu artık.

Alaycı bir kahkaha çınlattı ortalığı.

O kahkaha, odadaki sessizliği parçalamadı; tam tersine, onu daha da keskinleştirdi. Sanki söylediklerimin hiçbir önemi yokmuş gibi, her şey onun gözünde küçülmüş, değersizleşmişti.

" Erkekler neden orospulara giderler biliyor musun? Çünkü eşleri gözlerinde kutsaldır. Çocuklarının annesidir. Ama sen anne olamıyorsun. Artık sadece zevkime hizmet edeceksin!"

Üzerime kuma getirmeye karar vermiş olması yetmiyor gibi bir de beni bırakmıyordu.

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
PROLOG
Adım Dilan. Dilan Hatıroğlu. 18 yaşındayım. Diyarbakır ’ın merkeze uzak kendi içine kapalı küçük bir köyünde yaşıyorum. Babamın maddi durumu iyi. Köyün ileri gelenlerinden birinin kızıyım; yani dışarıdan bakınca “bey kızı” derler. Uzaktan şanslı, yakından bahtsızım. Babam da kendi köyünde söz sahibidir. İnsanlar ona saygı duyar, lafı geçer. Ama bu güç bile bazı kapıları açmaya yetmez; çünkü köyler arasında görünmez sınırlar vardır. Herkes kendi toprağında büyür, kendi kaderini taşır. Yine de babama köyümüzün ağası bile saygı gösterir. Başka köylerdeki ağaları da tanır. Bazen gelirler, nadiren biz de gideriz. Ezman Dağlaroğlu… Onun adı bizim köyde çok geçmez aslında. Çünkü o, başka bir dünyanın adamı. Merkeze daha yakın, daha büyük köylerin ağası olacak bir soyun en büyük oğlu. Mithat Dağlaroğlu ’nun varisi. Sekiz köyün adı onun soyadıyla birlikte anılır. Ben onu gördüm. Ama konuşmadım. Konuşmuşluğum yok. Sadece uzaktan gördüğüm bir adamdı. Ve uzaktan görülen insanlar, insanın zihninde hep biraz eksik, biraz fazla olur. Onunla ilgili bildiğim tek şey yakışıklı olduğu ve yakında ağa olacağıydı. Ama köyde bu iki şey bazen bir insanı tanımak için yeterli sayılırdı. Çünkü bazı hayatlar zaten doğduğu anda etiketlenirdi. Ben küçükken bir kere saçımı okşamıştı. Ziyarete gelmişlerdi. Babamla birlikte avluda oturuyorlardı. Ben de annemin yanından geçiyordum. Çocuk aklımla kalabalığın arasından bir boşluk gibi süzülmüştüm. O zamanlar kimse bana uzun uzun bakmazdı. Ya çocuk olduğum için ya da kimsenin dikkat etmediği bir varlık olduğum için. Ama Ezman bakmıştı. Sonra elini uzatıp saçımı okşamıştı. Genelde saçımı okşayan biri olmadığı için o anı unutmamıştım. Sanki dokunuş değil de bir işaret gibiydi. Ne demek olduğunu o zaman anlamamıştım. Zaten çocukken her şey sadece olur, anlamı sonradan gelir. Belki iki saniyeydi. Ama benim için uzun sürmüştü. Sonra hiçbir şey olmadı. O gitti, ben kaldım. Ve hayat, çoğu zaman “hiçbir şey olmadı” diye hatırlanan anlardan ibaretti. Yıllar geçti. Ben büyüdüm. O da büyüdü. Ama bazı insanlar büyüyünce uzaklaşmaz; sadece daha net görünür hale gelir. Ezman artık sadece bir isim değildi. Bir gelecek ihtimaliydi. Bir köyün kaderi, bir soyun devamı, bir karar mekanizmasıydı. Onun adı geçtiğinde insanlar biraz daha dikkatli konuşurdu. Çünkü bazı isimler sadece kişiyi değil, etrafındaki düzeni de değiştirir. Ben ise hala aynı yerdeydim. Aynı evde. Aynı avluda. Aynı sessizliğin içinde. Ve bazen, gece herkes uyuduğunda, o saçımı okşayan eli hatırlardım. Neden hatırladığımı bilmeden. Sadece hatırlardım. Belki de gördüğüm nadir şefkatten biri olduğu için. .... Töre nedir? Töre denince akla hep aynı şeyler gelir. Berdel, kan davası, namus cinayeti. Oysa töre bu kadar değildir. Töre, bir toplumda yazılı olmayan gelenek, görenek, ahlak ve hukuk kurallarının hepsidir. Mesela okutmayan babaya karşı gelmek de töreye aykırıdır, “Ben o adamla evlenmek istemiyorum.” demek de. Çünkü bizim ailede babaya karşı gelinmez. Öl dese neden diye sorulmaz. “Biz atalarımızdan böyle gördük.” der hep babam. Atalarımız ne yaptıysa doğrudur. Bizim evimizde zaman geçmez. En azından kadınlar için geçmez. Bundan yüz yıl, iki yüz yıl önce bu sülalede kadınlar nasıl yaşıyorsa biz de hala öyle yaşıyoruz. Neyse ki arada büyük büyük atalarımız, babam gibi “Büyükler ne yapıyorsa doğrudur.” dememiş de bazı ilerlemeler kaydedilmiş. Yoksa “Biz atamızdan böyle gördük, çakmak neymiş?” diyerek ilkel yollarla ateş yakmamızı isteyebilirdi babam. O derece bağlıdır geçmişe. Teknoloji evin erkeklerine uğruyor. Onlarda telefon var. Televizyon izleme hakları var ama bizim yok. Kadınlara uygun değilmiş. Ahlaksızlık öğretiyormuş. Bizim gibi saçı uzun aklı kısa olanlar yanlış şeyler izler, yanlış şeylere özenirmiş. Aslında okuma yazma biliyorum. İlkokul diplomam var. Okula on yaşında başladım. On beş yaşında da bitirdim. Babam insafa geldiği için değil. Öğretmen bizzat geldi. “Okula göndermemek suç.” dedi diye. Sınıftakiler benden küçüktü genelde. Yine de bir kez onlarla oynadım. Babamın kulağına gitti. Dayak yedim. Bir daha da oynamadım. Kız dediğin evde bir köşede anasının yaptığı bez bebekle evcilik oynar. Yani oyununda bile ana olur, bebek bakar, kocasına yemek yapar. Ötesi ne haddine. Ben ilk kez büyük bir şehri on üç yaşımda gördüm. O da hastane için gittiğimizde. Diyarbakır ’ın merkezine inmiştik. O güne kadar köylerden başka yer görmemiştim. Kat kat apartmanlar bana masal gibiydi. İnsanlar birbirine bakmadan yürüyordu. Kadınlar yüksek sesle konuşuyordu. Bazılarının başı açıktı. Kimse dönüp bakmıyordu bile. En çok da yürüyen merdivenlere şaşırmıştım. Dakikalarca izledim onları. İnsan hiç adım atmadan nasıl yukarı çıkardı? Babam kolumdan çekip kızdı sonra. “Öküz gibi bakma etrafa.” Başımı eğdim hemen. Çünkü bizim evde hayran olmak da ayıptı. Fazla şaşırmak, fazla merak etmek, fazla sevinmek… Hepsi insanı yoldan çıkaran şeyler sayılırdı. Ama ben o gün başka bir şey fark ettim. Dünya bizim köyden ibaret değildi. İnsanlar başka türlü de yaşayabiliyordu. Kadınlar korkmadan gülebiliyordu mesela. Bir dükkânın önünde kırmızı ruj sürmüş bir kadın gördüm. Kahkaha atıyordu. Yanında da kocası olduğunu düşündüğüm bir adam vardı. Adam kadına kızmıyordu. Kadın susmuyordu. O an içimde garip bir his oldu. Kıskançlık gibi ama tam değil. Sanki biri bana yıllardır kilitli duran bir kapının aralığını göstermişti. Sonra eve döndük. Bizim avlunun taşlarına basınca o his kayboldu yine. Çünkü bazı yerler insanın umutlarını bile üstünden çıkarıp alıyordu. ... 15 yaşımdan beri isteyenler oldu ama babam vermedi. Her seferinde başka bir bahane buldu; birine yaşı küçük dedi, birine “daha zamanı var” dedi, birine de sadece sustu. Ama herkes biliyordu aslında: Babam kızını kolay kolay vermezdi. Vermek istemediği için değil, doğru zamanı kendi bildiği için. Ya da doğru kişiyi. Herkesi beğenmez çünkü. Sonra bir gün beni yanına çağırdı. O gün evde garip bir sessizlik vardı. Sanki duvarlar bile bir şey olacak diye bekliyordu. Annem karşısında ellerini kavuşturmuştu, gözleri yerdeydi. Her zamanki gibi. Yine ne söyleyecek diye bekliyordu. Babam kısa bir nefes aldı. “Hazırlık yapın. Haftaya Mithat Ağa kız istemeye geliyor.” Bir an hiçbir şey anlamadım. İsim ağırdı ama anlamı hafif gelmişti önce. Sonra yavaş yavaş oturdu. “Dilan ’ı mı isteyecek beyim?” diye sordu anam, sanki zaten cevabı bilmiyormuş gibi. Babam bakmadan konuştu. “Nerede görülmüş büyük verilmeden küçüklerin verildiği. Elbette Dilan ’ı isteyecek.” O cümleyle birlikte odamın havası değişti. Ben oradaydım ama sanki yoktum. Bana sormadı. Sormazdı zaten. Bizim evde bazı kararlar insanın hayatı hakkında olurdu ama insanın kendisi o kararın içinde bile sayılmazdı. İlk anda içimde garip bir şey oldu. Sevince benzeyen ama tam adı olmayan bir şey. Belki de umuttu. Belki de sadece yıllardır ertelenmiş bir hayatın kapısının aralanmasıydı. İçimden bir ses “Belki seni seviyor ya da beğeniyordur” dedi. Mithat Ağa ’nın oğlu… Büyük bir soyun varisi. Herkesin saygı duyduğu bir ailenin geleceği. Eğer o istemeye geliyorsa, demek ki ben de bir şeydim. Sonuçta hangi ağa kızını istese verirlerdi. Benim gibi bir bey kızını istiyorsa gerçekten beğenmiş olmalıydı. “Babamın zulmünden kurtarır belki.” diye geçirdim içimden. Bu bile yetiyordu o an için. Ama sevincin hemen arkasından başka bir ses geldi. Daha sert, daha tanıdık. “Sevinme Dilan.” “Sevinmek senin neyine?” O ses bendim aslında. Hep içimde konuşan, kimsenin duymadığı tarafım. “Onca kız varken, o koskoca ağa oğlu seni uzaktan beğendi diye seviniyorsun. Üniversite görmüş adam seni tanıyınca ne yapacak sanıyorsun? Sen iki kelimeyi yan yana zor okuyorsun.” Sustum. Çünkü o ses bazen babamdan bile daha gerçek gelirdi. Okuma yazma biliyordum ama evde okuyacak bir şey yoktu. Kitap yoktu, gazete yoktu, sadece günlük işler, sessizlik ve beklemek vardı. Ve bir de sürekli tekrarlanan aynı cümle: “Kadının yeri evidir.” Ama o gün içimdeki iki ses ilk defa birbirine eşit bağırıyordu. Bir yanım sevinmek istiyordu. Sadece sevilme ihtimali bile yetiyordu.. Diğer yanım bunun bile tehlikeli olduğunu söylüyordu. Ama o an, galip gelen taraf sevinendi. Ağa karısı olacağım için değil… Beni biri seçmiş olabileceği ihtimali için. Sadece bu. Arka planda neler döndüğünden ise hiç haberim yoktu. Ve bazen insanı en çok yaralayan şey de tam olarak buydu. Her şeyin kendi lehine olduğunu sandığı anlar…

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

Unscentable

read
1.8M
bc

He's an Alpha: She doesn't Care

read
688.3K
bc

Claimed by the Biker Giant

read
1.4M
bc

Holiday Hockey Tale: The Icebreaker's Impasse

read
928.6K
bc

A Warrior's Second Chance

read
331.3K
bc

Not just, the Beta

read
332.5K
bc

The Broken Wolf

read
1.1M

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook