"Ayaz, Sinan'ın odası nerede, biliyor musun?"
Ayaz kaşlarını kaldırıp İlkaya döndü. "Neden soruyorsun?"
"Sinan yemeğe gelmemiş. İyi mi diye merak ettim. Bu kadar saat revirede kalacak hali yok ya, odasındadır herhalde."
Ayaz başını salladı.
"Normalde, Sinan'la, Sonay aynı odayı paylaşıyordu. Araları bozulunca Sonay gizlice benimle kalmaya başladı. Yanlış hatırlamıyorsam beşinci kat 10 numaralı oda onunki."
İlkay teşekkür ederek yemekhaneden ayrıldı. Kafeteryadan Sinan için bir sandviç aldıktan sonra asansöre yöneldi. Sinan’ı incittiği için kendini kötü hissediyordu.
Yanlış anlaşılmayı gidermeli ve kendini affettirmeliydi.
Asansörle beşinci kata çıkıp, odayı buldu. Kapıyı tıklatıp bekledi.
"Kimsen içeri gel, ayağa kalkamıyorum." Sinan'ın sesiyle birlikte kapıyı açtı.
Onu önce küçük bir koridor karşıladı. Hemen yanda ayna vardı. Spor ayakkabıların yerde olduğunu görünce kendisininkini çıkarıp içeri geçti.
Odada Sinan'ı elinde buz torbasıyla gördü. Eğilerek, bileğine buz tutmaya çalışıyordu ama canı acıyor olmalı ki, yapamıyordu.
"İyi misin?" Diye sorunca Sinan başını kaldırdı.
Çatık kaşlarla önündeki siluete baktı. "Ne işin var senin burada? Yarım bıraktığını işi bitirmeye mi geldin?"
İlkay saçlarını karıştırıp Sinana doğru usulca yaklaştı. "Seni merak ettim. Nasıl olduğunu görmeye geldim.'' Sandviçi gösterdi. "Bak, sana yiyecek bir şeyler getirdim."
Sinan gözlerini kıstı. "İstemez, çık odadan!"
İlkay yatakta Sinan'ın yanında oturdu. "Yapma böyle, gerçekten bilerek yapmadım. Hem açsın da yemekhaneye inmedin, bırak inadı, ye şunu."
Sandviçi eline tutuşturup buzu aldı. "Ne halt ediyorsun sen!?"
"Kıpırdama." Buzla birlikte ayağa kalkıp önünde diz çöktü. Sinan’ın tüysüz bacağını nazikçe kaldırdı ve bileğini kendi dizine yerleştirdi. Ardından buzu dikkatlice bastırmaya başladı.
Başını kaldırdığında Sinan'ın şokla ona baktığını gordu. "Delirdin mi sen?" Diye şaşkınca sordu.
"Yoo, neden ki?"
"Benim, ben!! Sinan! Farkında mısın? Ayaz değilim Sinan'ım."
Alık alık suratına baktı."Farkındayım. Sadece yardım ediyorum. Çeneni kapa, hızlıca bitireyim."
"Yardımını istemiyorum, anladım bilerek yapmadın. Git şimdi." Ayağını çekmeye çalıştığında İlkay izin vermedi.
"Rahat dur, bırak da yardım edeyim." Gözleriyle sandviçi gösterdi. "Yemeğini ye."
Sinan kararsız bakışlar eşliğinde bir elindeki sandviçe, bir de önünde diz çökmüş İlkay'a baktı.
Bu kadar kolay olmamalıydı. Elindeki yemeği komidinin yanındaki çöp kovasına fırlattı. Çıkan sesle İlkay başını kaldırdı.
"Senin hiç bir şeyini istemiyorum. Defol git!"
Anlaması için tane tane söylüyordu. Onun yardımına ihtiyacı yoktu. Kendi de çok güzel idare ediyordu. Nefret ettiği adamdan ne kadar uzak kalırsa o kadar çabuk iyileşirdi ona göre.
İlkay sinirli bakışlarını Sinan'a yöneltti. "Nimet lan o, neden atıyorsun?!"
Sinan gözlerini devirdi. "Senin elinden bir şey yemektense ölürüm daha iyi!!"
Bu sefer gözlerini deviren İlkay'dı. "Sana bir şey yapmadım, neden bu kadar sinirlisin?"
Sinan’ın kaşları çatıldı, çenesi kasıldı. Yumruğunu sıktı, İlkay’ın omzuna vurdu. "Bir de soruyor musun orospu çocuğu?! Takıma yaptıklarını unutmadım, unutmadık. Bir sandviç getirip, buz tutarak unutacağımı sanma."
Ulan Sonay, ne yaptın da tüm takım düşman belledi seni. Bir de diyor ki, kimsenin tavuğuna kışt demedim. Ulan ortada tavuk bırakmamışsın şerefsiz, kışt desen ne olacak.
"Tamam unutma amına koyim, sonsuza kadar hatırla. Oldu mu?"
"Oldu!"
Sonrası derin sessizlik. Kimseden çıt çıkmadı. Sinan yatakta kendini geriye atıp uzandı. Yapmak istiyorsa buyursun yapsın.
Zaman geçti. Dakikalar belki on, belki yirmi... Odayı sadece soluk sesler dolduruyordu. Sinan göz kapakları ağırlaşırken, bileğinin etrafında hafif bir dokunuş hissetti.
İlkay sıcak parmaklarıyla soğuk bileğine masaj yapıyor, acısını almak istermiş gibi hafif hafif dokunduruyordu.
Parmaklarının geçtiği yerler yanıyordu sanki. Bir yandan da Sinan'ın kalbi arşa çıkmış gibi hızlanıyordu. Allah aşkına neler oluyordu burda?
Sadece bir günde nasıl bu kadar değişe bilirdi? Daha düne kadar onu bitireceğine dair tehditler savurmuyor muydu?
Koluyla gözlerini kapattı. Titrek sesle, "yeter artık, acıyor. Yapma." Diye mırıldandı.
Tüm bu olanlar ona gerçekten fazla geliyordu.
Aynı takıma düştüklerinden beri bütün saçmalıklar onu bulmuştu sanki. Bir yandan ailesi, diğer yandan Sonay, bir değer Aykut. Herkes ama herkes onun bu hayattan vazgeçmesine sebebiyet veriyordu.
"Git artık." Kısık sesle mırlamasından sonra bileğindeki sıcak eller geriye çekildi. Bacağını yavaşça yatağa bırakıp gözlerini kapatmış Sinan'ın üzerine yatağın kenarındaki pikeyi alarak örttü. Ardından sessiz sedasız odadan çıkıp gitti.
***
"Ne yaptın ulan millete puşt?!" Hastahane odasına girdiği gibi bağırmış, hesap sormak için uyuyan genci uykusundan uyandırmıştı.
"Noluyor ya?? İlkay ne işin var burda? Hani sen yurtta kalacaktın?"
İlkay onun sorularıyla elini salladı. "Boş ver şimdi onu, anlat bakayım, takimdakiler senden neden nefret ediyor? Sinan desen zaten ismin geçtiğinde beni boğazlamak istiyor."
Sonay gözlerini devirdi. "Bunun için mi uyandırdın beni?" Eliyle ağzını kapatarak esnedi. "Önemli değil hepsi aptalın teki zaten. Yakın olmana gerek yok. Benim gibi davran yeter."
İlkay sinirle çocuğun yakasına yapıştı. "Anlat, yoksa yemin ederdim gider koça herşeyi anlatırım."
Sonay gözlerini devirdi. "Yabancılar için kardeşini tehdit ediyorsun öyle mi?"
"Sakın duygu sömürüsü yapma, ne halt yedin anlat hadi."
Sonay derin bir iç çekti.
"Ben bir şey yapmadım. Onların kendi hataları. Daha ben kim olduğumu yeni yeni çözerken, gayler hakkında ağızlarına geleni söylüyorlardı. Neymiş, hepsi götverenmiş, ibneymiş... Sadece sik için yaşıyorlarmış. Sinirlendim tabii. Ben de ağzıma ne geldiyse söyledim. Kavga çıktı, az daha kulüpten atılacaktık."
"Sinan mı söyledi bunları?"
"Yok, o değil. Okan’la Burak."
İlkay gözlerini yumup sinirle nefes verdi.
"Peki diğerleriyle derdin ne? Sinan sana ne yaptı? Ya Mert, Emre?"
"Sinan Ayaz'a yavşıyor, sevmemem için en önemli sebep amına koyim." Sinirle yumruklarını sıktı. "Mert ve Emre de bu itin dostları. Bana karşı hep koruyorlar onu. Birden bire işte hepsi birleşip bana cephe aldı. Sanki ben kötüyüm ulan."
İlkay derin bir nefes alıp burun kemerini sıktı. "Oğlum, çocuğun Ayaz'da gözü falan yok, nereden çıkarıyorsun böyle şeyleri. Efendi efendi oyununu oynadı, ben batırdım her şeyi."
Sonay merakla kulaklarını dikti. "Noldu ki?"
"Gittim herife çarptım, düştük, ayağı burkuldu. Çok kötüydü abi, mosmor olmuştu. Bilerek yaptım sandı hepsi, inanmadı bana kimse."
Sonay gözlerini devirdi. "Beklerim o piçlerden." Sonra birden kahkahayı patlattı. "İyi olmuş puşta, daha sert girseydin!"
İlkay soğuk bir bakış attı. O bakış yetti, Sonay’ın gülümsemesi yüzünden silindi.
"Aman be… Demedik bir şey."
Sonra konuyu değiştirdi.
"Bugün ne yaptın? Havalı mıydın ha? Ayaz maç yaptığınızı söyledi. Kazandın mı bari?"
Bir de o vardı, değil mi?
"Batırdım dedim ya Sonay. Resmen batırdım abi. Basketbolun bu kadar zor olduğunu bilmiyordum. Herkes bana deli gibi baktı."
Sonay bu sözlere güldü.
"Bir şey olmaz, öğrenirsin. Alıştıkça kolay geliyor."
"Mümkün değil. Yapabileceğimi sanmıyorum. Çok fazla kural var. Kafam basmıyor."
İlkay’ın üzgün yüzüne bakınca gülümsedi. Kolunu boynuna dolayıp kendine çekti. İkizini göğsüne yatırdı, saçlarını okşamaya başladı.
"Merak etme, iyi olacaksın. Yarın serbest gün, Ayaz sana öğretir. Kuralları da bana bırak."
İlkay başını salladı.
"Çok yoruldum bugün. Koç canıma okudu. Sinan bana sinirlendi, hâlâ affetmedi. Diğerleri desen, hepsi benden nefret ediyor."
Sonay gülmek istedi ama kendini tuttu. Şu anda kardeşi, babasına şikayet eden küçük bir çocuğu andırıyordu.
"İstersen döveyim hepsini?" diye sordu hafifçe kıkırdayarak.
İlkay da güldü.
"Ben yeterim oğlum, sana ne oluyor. Sadece... ne bileyim, nefret edilmek biraz koydu."
Sonay derin bir nefes aldı.
"Öyle. Ben de sevmiyorum... ama affedemiyorum da. Okan’la Burak o günden sonra gözümden düştü, muhatap bile olmuyorum. Sinan’a gelince… Ayaz’a âşık olduğumu fark ettiğimden beri, sanki onu benden alacakmış gibi geliyor. Tartışmalarımızdan sonra da barışabileceğimizi sanmıyorum. Diğerleriyle de laf dalaşına çok girdim. Aramızda çatışmalar oldu. Yani… benden geçti artık. Nefretlerini değiştiremem."
Bunun için fazla gururluyum...
"Ben yaparım," dedi İlkay uykulu bir mırıltıyla.
Sonay, kardeşinin bu sözleriyle nazikçe gülümsedi.
"Ben gittikten sonra, seni güzel bir takım bekliyor olacak."
Çünkü senin de nefret edilmek istemediğini biliyorum...
"Teşekkür ederim."
🏀🏀🏀
Yeni bölüm nasıldı? Beğendiniz mi?