İlkay bir yandan telefonla konuşurken, diğer yandan sahadaki basketbol toplarını sepete dolduruyordu. Kaç gündür işe gitmemişti; patronu sonunda aramıştı.
"Oğlum neredesin sen? Bir gittin, bir daha uğramadın salona," dedi Ahmet abi, her zamanki gibi sert ama içinde şefkat gizliydi.
İlkay, telefonu omzuna sıkıştırıp bir topu sepetin kenarına yerleştirdi. "Abi biliyorsun, kardeşim kaza yaptı.. Bacağı kırık şimdi.. Ona bakmam gerekiyor biraz."
Ahmet'in sesi yumuşadı. "Biliyorum aslanım, sadece ne zaman geleceksin diye sordum. Kardeşinle ilgilen sen, ben geçici süreliğine başka birini alırım."
İlkay içten içe rahatladı ama spor salonundaki işini kaybetmekten de korkuyordu. Hemen atıldı: "Abi, yok, alma kimseyi. Bugün hastaneden çıkınca uğrarım yanına. Ne varsa hallederim."
"Emin misin paşam?" diye sordu Ahmet, hâlâ tereddütlüydü.
"Eminim, abi. Sen biriken işleri bırak, ben hallederim."
Ahmet kısa bir duraksamadan sonra gülümsedi. "Peki madem, birkaç saatliğine gelirsin. Ama kardeşini ihmal etme."
"Yok abi, merak etme. Görüşürüz."
"Görüşürüz İlkay'ım."
Ahmet abiyi de hallettiğine göre artık tamamen basketbola odaklanabilirdi.
Bugün serbest günleriydi, salon bomboştu. Kimsecikler yoktu sahada. İlkay, yalnız kalmanın avantajını kullanarak sessizce çalışmaya gelmişti. Topları topladı, birkaç kez potaya şut denedi ama isabet oranı pek iç açıcı değildi.
Bir süre sonra telefonu çaldı. Arayan Ayaz'dı. Kısa konuşmanın ardından kapattı; Ayaz birazdan yanına gelecekti.
Muhtemelen Sonay bir şeyler söylemişti Ayaz'a. Dün öyle bir konuşma geçmişti aralarında.
Ayaz salona girdiğinde hafif bir gülümsemeyle seslendi:
"Hazır mısın oyuna?"
İlkay topu yere sektirip ona döndü. Gülerek, "Çoooook," dedi. Ardından da kıkırdadı. "Dünkü vahşetten sonra bugün ne yapacağımı merak ediyorum."
Ayaz kahkahayı bastı. "Ne yalan söyleyeyim, ben de."
Sonraki dakikalar Ayaz'ın İlkaya top sürmeyi, basket atmayı öğretmesiyle geçmişti.
Ayaz sabırlı bir öğretmendi, İlkay ise... fazla beceriksiz. Topu sektirirken ayağı takılıyor, yalpaliyordu. Biraz fazla güç kullandığı icin zaten topu kontrol etmeyi beceremiyordu. Maç sırasında olduğu gibi top elinden kaçıp gidiyordu.
Ayaz ona nasıl yapıldığını gösterdi ve topu ona attı. İlkay topu yere vurunca, top yerden sekip elinden kaçtı.
"Bu top bozuk, yapamıyorum." Dedi ciddiyetle.
"Topa nazik davran, parmaklarını kullan bileğini değil." Diyerek Ayaz tekrar nasıl yapılacağını gosterdi. Bir kaç denemeden sonra nihayet İlkay alışmıştı ama ne yazık ki hızı hala yavaştı.
"Şimdi sektirerek potaya koş ve at." İlkay başını sallayıp, topla birlikte koştu. Yavaş ve dikkatliydi.
Durup topu potaya attığında. Top demir plakaya çarparak Ayaz'ın kafasına uçtu.
"Ovvvv.... özür dilerim."
Ayaz alnını ovaladı. "Sıkıntı yok, kafamı kırmadığın sürece istediğini yap."
Ayaz bu kez topu aldı, örnek bir turnike attı ve potaya zarifçe bıraktı.
"Gördün mü? Bu kadar," dedi, sırıtarak.
"Ben de öyle yapmaya çalıştım zaten!" İlkay ellerini iki yana açtı, çok ciddiydi.
"Tabi, tabi" dedi Ayaz alayla.
Ama en komik an, Ayaz topu sektirirken "Gel bakalım beni savun" dediği andı.
İlkay kollarını iki yana açıp, Ayaz'ın önünde dikildi. "GERİ BAS ULAN!!"
"Vatanı savunmuyorsun İlkay, top sadece." Kahkahaları yankılandı büyük salonda.
İki saate yakın ikisi de antrenaman yaptı. Ayaz basketbolun inceliklerini ona gösterdi ve sorularını cevapladı. Sahada bilmesi gereken kuralların bir kısmına da bu şekilde hakim oldu.
"Yeter artık benden bu kadar." İlkay ter içinde kendini yere attı. Gerçekten çok yorulmuştu.
"Ohooo, sen şimdiden böyleysen, uzatmalı maçlarda sıçtık desene."
İlkay mutsuz bakışlarını Ayaz'a çevirdi. "Ben ağırlık kaldırmayı seviyorum, koşmak, zıplamak benlik değil kardeşim. Maymuna döndüm iyice."
Ayaz gülüp topu sepete attı. "Bitirelim o zaman dinlen sen. Ben de gidip Sonay'ı görecektim zaten."
İlkay başını salladı ve Ayaz'la vedalaştı. İkisi de salondan ayrılıp başka taraflara gittiler.
İlkay soyunma odalarındaki duş kabinlerini kullanarak duş aldı. Suyu kapatıp çıkarken, askılıktakı havluyu beline dolamayi unutmadı.
Kabinden çıkarken gördüğü ise üzerini değiştiren Sinan'dan başkası değildi. Sinan'la göz göze gelince sırıttı.
"İyisin bakıyorum, oynamaya mı geldin?"
Sinan gözlerini devirip cevap vermedi. Dikkatli şekilde üzerini giyinip çıkmak için hazırlandı. Mümkünse bu adi piçle yan yana gelmek bile istemiyordu.
İlkay omuzlarını silkti. Yeterince yardımcı olmuştu zaten, şimdi giyinip çıkması gerekiyordu. Daha işe gidecekti.
Konuşmak istemiyorsa kendi bilirdi..
İlkay hazırlanıp çıkarken, saçlarını ıslak bıraktı. Sonra hastanenin yakınlarında olan işine gitti.
Ahmet abi salondaki insanlarla ilgileniyordu. Onun geldiğini görünce gülerek yanına yakınlaştı.
"Hoşgeldin İlkay'ım."
"Hoşbulduk abi, üzerimi değişip geliyorum hemen." Diyerek kısaca sarılıp personel odasına gitti. Üzerine siyah bir tişört siyah esortman giyinip çıktı. Ardından abisine ne yapması gerektiğini sordu.
Ahmet ona yapacaklarını söyleyip çekildi. Bundan sonra İlkay sadece işine odaklandı.
Diğer taraftan Ayaz, Sonay'ın odasının önündeydi.
Kapını taklatıp içerden gel sesini duyunca, odaya girdi. Yüzündeki yalar solmuş şekilde elindeki telefonla oynayan Sonay'ı görünce sırıttı.
"Nasılsın? İyi gördüm seni."
Sonay Ayaz'ı görünce gülümsedi. "Seni gördüm daha iyi oldum." İmalı sesine karşı Ayaz'ın gülümsemesi büyüdü.
"Doktora söylerim, reçeteye beni de yazar."
Sonay güldü, "çok iyi olur. Her gün bir kaç doz olursa tadından yenmez."
Ayaz kıkırdayıp, Sonay'ın yanına geçti. Dudaklarını pembe dudakalara bastırırken iki günde ne kadar özlediğini düşündü.
Sonay'sa onu öpen Ayaz'a karşılık verip, ensesindeki sarı tutamlarla oynuyordu.
Yeterince öpüştükten sonra Ayaz hafifçe geri çekildi, ama uzaklaşmadı. Başını Sonay'ın göğsüne yaslayıp derin bir nefes aldı. Sessizlik, ikisinin arasında hoş bir ortam yaratmıştı. Sonay onun saçlarıyla oynarken Ayaz'ın gözü telefona kaydı. Ekranda kendi fotoğrafını görünce sırıttı.
"Hadi ya... demek gizliden gizliye bana bakıyordun?"
Sonay gözlerini devirdi, hafif bir panikle telefonu aldı ve ekranı kapatıp kenara attı. "Alakası yok, denk geldi işte..."
Ayaz kıkırdadı, sesi göğsünde titreşti. "Tabii tabii, galeri durduk yere açıldı, bir de sihirli şekilde benim fotoğrafı seçti. Şansa bak."
Sonay somurttu. "Kapa çeneni." Sonra konuyu değiştirdi. "İlkay'la çalıştınız mı bugün?"
"Çalıştık da... anlatamam ya. Yemin ederim, çocuk resmen yerçekimiyle kavga ediyor. Topu sektiriyor, sonra top onu sektiriyor. Bir ara kendini potaya atacak sandım."
Sonay gülme krizine girdi. "İlkay pek kural insanı değildir. Anca ağırlık kaldırsın o, başka bildiği şey yok zaten."
Ayaz onun açıkta kalan göğsünde parmaklarını gezdirdi. Sonay onun haraketlerini fark edip durdurdu. "Yapma, yanarız." Dedi sırıtarak.
"Ben gelemden önce de yanıyordun sanki" imali sesine karşın Sonay göz devirdi.
"Hiç bir fırsatı kaçırma tamam mı Ayaz?"
"Tamam aşkım."
Sonay gözlerin irileştirdi, kucağında yatan ayaza baktı. Az önce aşkım mi demişti yoksa yanlış mı duymuştu?
Kulağına yaklaşıp fısıltıyla, "aşkım ha??" Diye sordu.
Ayaz başını kaldırıp yakınındaki dudaklara baktı ardından, mavilerini siyahlara dikti.
"Beğenmedin mi?"
"Bayıldım."
Öpüşmeleri gittikçe derinleşirken, kalp atışları kulaklarında yankılanıyordu. Nefes nefese kalmışlardı, ama dudakları birbirinden ayrılmak istemiyordu. Ayaz, Sonay'ın boynuna hafif öpücükler kondururken eli beline, oradan da kalçalarına kaydı.
"Seni çok özledim," dedi kısık bir sesle.
Gözleri Sonay'ın gözlerinde takılı kaldı.
Sonay'ın çekmelerine daha fazla dayanamayan Ayaz, kırık bacağına dikkat ederek yavaşça onun kucağına yerleşti. Gözleri hâlâ onun dudaklarında dolaşıyordu.
"Belli oluyor"
"İçine girmek istiyorum Sonay."
"Maalesef, kırık bacağımla pek mümkün değil," dedi Sonay, hafif bir sırıtmayla. Ardından elini Ayaz'ın kalçasına atıp avuçladı. "Ama istersen, üzerimde zıplayabilirsin."
Ayaz kısa bir kahkaha attı. "Çok isterdin, değil mi?"
"Çok istiyorum."
Ayaz yine gülümsedi, ardından yerinden kalktı. Sessizce gidip kapıyı kilitledi, sonra pencereye yönelip perdeleri çekti.
Üzerindeki gömleği omuzlarından sıyırıp atarken, Sonay'ın onu dikkatle izlediğini fark etti. Daha yavaş haraketlerle elini kemerine götürdü. Kemerin tokasını ve dügmeyi açıp pantolunu çıkardı. Şimdi onun önünde tamamen çıplaktı. Son parçayı çıkarmadan Sonay'ın yanına geçti.
"İlk seferimin bir hastahane odasında olacağına inanamıyorum."
Sonay sırıttı. "Ben inanıyorum." Diyerek üzerini çıkardı. Bacağı kırık olduğundan, pantolunun sadece hafif sıyıra bilmişti.
Ayaz yatağa geçip, Sonay'ın üzerine eğildi. Dudaklarına yaklaşmadan önce, boğuk bir sesle fısıldadı: "Beni deli ediyorsun."
"Sen mi? Ben mi?" diye karşılık verdi Sonay, sesi çatallı ve kışkırtıcıydı.
Dudakları birbirine değdiği anda, içlerinde bir şey koptu sanki. Öpüşmeye başladıklarında hareketleri sabırsızdı. Dudakları birbirini ısırıyor, elleri hoyratca bedenlerinde iz bırakıyordu.
Ayaz tekrar Sonay'ın kucağına yerleşti. Kalçalarıyla altındaki sertliği ezerken, diğer yandan da Sonay'ın göğüslerini tutkuyla öpüyor, kendi izlerini bırakıyordu.
"Em beni" Sonay'ın tahrik olmuş sesiyle haraketlendi, Sonay'ın aletini çıkarıp, başını indirdi.
Sonay Ayaz'ın saçlarını kavrayip, bir aşağı bir yukarı olacak şekilde s****i almasını yardımcı oldu. Aletindeki pembe dil, onun gittikçe daha çok inlemesine sebep oluyordu.
Ayaz aletile meşgulken, kendisi de elini ağzına götürüp parmaklarını salayaya buladı. Ardından parmaklarını Ayaz'ın pembe deligine indirdi. Tek parmağını içine gönderdiğinde acı dolu inleme kazandı.
Sırıtarak deliği genişletmeye devam etti. Bir parmak, iki parmak derken, en son dördüncü parmağını da içine yollamıştı.
"Yeter artık, içime gir" Ayaz tekrar aynı yerini aldı, ama bu sefer yavaşça sertleşen penisin üzerine oturuyordu.
"Kasma kendini, yavaş ol."
Ayaz, Sonay'ın sözlerine kulak verip haraketlerini daha da yavaşlattı. Alet içine girdiği vakit dişlerini sıktı. Duvarlarının gerilmesi garip bir zevk ve acı veriyordu.
En sonda tamamen içine aldığınde boğazdan gelen hırıltılı bir sesle inledi.
"Ahğğ!!"
Sonay kucağındaki güzellik karşısında nutku tutulmuştu. Yarmalarına rağmen genelde Sonay hep altta olurdu. Bu sefer sarışını siktiği için epey heyecanlandı.
Keşke bacağı kırık olmasaydı. Cidden nasıl dayanacaktı bu duruma?
"Haraket ede bilir misin?" Kendisi de zor durumdaydı. Aletini saran sıkı duvarlar onu çok zorluyordu. İçinde delice haraket etmek, sevdiği adama zevk dolu dakikalar yaşatmak istiyordu.
Ayaz cevap vermeden üzerinden kalkıp yavaşça geri indi. Birkaç denemeden sonra artık alışmış olacak ki, hızla inip kalkmaya başladı. Aldığı zevkin yoğunluğundan dolayı inlemelerini durduramiyordu. Daha fazlasını istiyordu. Prostatına yapılan baskı, kafasını huşu içinde bırakıp, içine giren aletten başka bir şey düşünmemesini sağlıyordu.
Bunun bu kadar zevkli olduğunu bilseydi, daha önce Sonay'ın altına yatardı.
Var oluş nedeninin sanki Sonay olduğunu hissediyordu. Onun olmak için yaratılmıştı. Onun altında inlemek için, onunla sevişmek için. Gerçi şu an üstündeydi ama...
Sonay kucağında zıplayan adamın kalçalarından kavrayıp, sertçe indirdi.
"AHH!!" İkisi bir birinin inlemesini bastırıyordu. Yarış halindeydiler sanki.
Acaba kim daha çok zevk alacaktı?
"Siktir, Ayaz, delirtiyorsun beni."
Ayaz dinlemeyecek kadar zevkin içine dalmıştı. Beyni artık konuşulanları anlamıyordu.
"Daha hızlı!" Demekden alı koyamadı kendini. Haraketlerini yavaşlatıp Sonay'ın omzuna bıraktı başını.
Sonay kalçaları sertçe kaldırıp indirirken, Ayaz'ın daha fazla derinlerine iniyordu. Arada bir kalçalarına attığı şaplak beyaz tenin kıpkırmızı kesilmesine sebep olmuştu.
İyi ki duvarlar ses geçirmiyordu, yoksa seslerinden tüm hastahane kapıya dizilirdi şimdi.
"Geliyorum." Son demlerini yaşıyorlardı. İkisi de bir hayli yorgun ve bitapdı ancak haraketleri durmuyordu. Belki son anlarını yaşasalar bile durmayacaktı.
"Ben de" ikisi son kez birleşince, rahatlayarak bedenlerini yatağa bıraktılar. Ayaz'ın deliği beyaz sıvıyla doluydu, Sonay içinden çıkmayı düşünmüyordu sanırım. Çünkü sıvılar taşmış ve pantalonuna akmıştı.
Ayaz'ın sıvıları ise Sonay'ın göğsünü beyaza bulaşmıştı. Birleşmeleri o kadar hoyrat ve güçlüydü ki biran yatağın kırılıcağını düşünseler de kırılmamıştı.
"Sağlam yatakmış, gelecekte bundan bir tane biz de alalım."
Ayaz halsizce üstünde uzanmaya devam etti. Yüzünde küçük bir gülümseme vardı.
"Tamam."