7. Bölüm

1090 Kelimeler
İşten sonra İlkay, gecenin bir yarısı hastaneye geldi. Bugün fazlasıyla yorulmuştu. Sabahki antrenman, ardından işte yoğun bir tempo... Son olarak otobüsü kaçırmış, taksi bulamayınca yürümek zorunda kalmıştı. Garip bir şekilde, son zamanlarda tüm aksilikler onu buluyordu. Odaya girdiğinde Sonay, yatakta uyuyordu. İlaç saatinden sonra hep böyle uyuya kalırdı. Onu rahatsız etmeden sırt çantasını duvarın yanına bırakıp, koltuğa geçip uzandı. Gün içinde yaşananları düşünürken gözleri yavaş yavaş kapandı ve kendini uykunun kollarına bıraktı. *** "İlkay! İLKAY! Kalk artık, geç kalacaksın!" Sonay ne kadar uğraşsa da İlkay ölü gibi yatıyor, kıpırdamıyordu. Sanki tüm seslere kulaklarını tıkamış, öyle uyumuştu. "Ulan... Ulan it! Koç içinden geçince gelip bana ağlama sakın!" diye söylenip sinirle geri çekildi. Bırak geç kalsın ya, belki aklı başına gelirdi. Yaklaşık bir saat sonra, gelen mırıldanmalarla Sonay başını kaldırdı. Demek ki beyefendi nihayet uyanmaya karar vermişti. "Ooooo, İlkay Bey uyanmışlar, bu ne büyük şeref. Kahvaltınızı odanıza mı alırsınız, yoksa teşrif edip kendiniz mi alacaksınız?" "Ne boş yaptın ulan? Gene ne var?" diye uykulu uykulu homurdandı. Sonay, hiç istifini bozmadan komodine uzanıp dün okuduğu kitabı aldı ve konuşan kardeşinin üstüne fırlattı. "Ne yapıyorsun be?!" "Geç kaldın amına koyduğum. Koç içinden geçecek!" 'Koç' lafını duyan İlkay’ın gözleri anında fal taşı gibi açıldı. Hiçbir şey demeden ışık hızında fırladı, çantasını kaptığı gibi odadan koşturdu. Geçen sefer kıl payı kurtulmuştu. Ama bu sefer? Nah kurtulurdu. Koşa koşa hastaneden çıktı. Ardından geçtiği yerden bir taksi durdurup hemen bindi. Adresi verirken o kadar aceleciydi ki, taksici bile şaşırmıştı. "Abi, Allah için acele et. Hayat memat meselesi." Taksici başını sallayıp uçarcasına İlkay’ın istediği yere geldi. Büyük binanın önünde durunca, İlkay elinde hazır ettiği parayı adama vererek indi. Hiç duraksamadan koşmaya başladı. Asansörü bile beklemeden üçüncü kata çıktı. Önce soyunma odasına girip üzerini değiştirdi, sonra Koç'un avazı çıktığı kadar bağırdığı salona geçti. Tüm bu zaman boyunca bir dakika bile dinlenmediği için elleri dizlerinde, takım arkadaşlarının önünde nefes nefese kalmıştı. Koç'un yüzündeki alaylı gülümsemeyi görünce içinden işte şimdi bittim diye geçirdi. "Ooooo, yıldız oyuncumuz sonunda teşrif etmiş." İlkay doğrulup önce koça, ardından dalga geçen ifadelerle kendisini izleyen takım arkadaşlarına baktı. Bu sırada Sinan’la göz göze geldi. Bakışlarında açık bir küçümseme vardı. Gözlerini kaçırıp tekrar koça döndü. "Üzgünüm koç, bir daha olmayacak," dedi sessizce. Koç ellerini birkaç kez çırptı. "Hadi arkadaşlar, oyun zamanı. Herkes birer top alsın, şut çalışması yapacağız." Sinan sepete ilerleyip bir top aldı. Topu İlkay’a öyle sert bir şekilde fırlattı ki, parmak uçları sızladı. Zar zor tutabildi. "Ne yapıyorsun lan?!" diye çıkıştı. Sesi istemsizce yükselmişti. Sinan sadece omuz silkti. "Pas attım sadece, sakin ol." diyerek sırıttı ve yanından geçerken hafif aksadığını fark etti. Bileği sargıdaydı. Demek ki hâlâ tam iyileşmemişti. Herkes potanın önünde sıraya dizilirken, Ayaz sessizce İlkay’ın yanına geldi. "Selam, nasılsın?" İlkay başını salladı. "Gördüğün gibi, takım benden nefret ediyor. Sence nasıl olabilirim?" "Üzülme, zaten kısa süre sonra gideceksin. Takma kafana." Eğer Sonay geldiğinde ona iyi bir takım bırakacağıma söz vermemiş olsaydı, gerçekten umursamazdı. Ama şimdi… hepsiyle arasını düzeltmek istiyordu. 1 numaralı oyuncudan başlayarak sırayla herkes topu potaya atıp sayı kazandı. Sıra 4 numaraya yani İlkaya geldiğinde tam atmak için hazırlanırken ayağı kaydı ve yeri boyladi. Topsa demir plakaya çarpıp Koç'un yuzune doğru uçtu. "Yıldız kayıyor. Dilek tutun!!" Okan'ın alaycıl sesiyle sinirle onlara döndü. Geldiğinden beri hepsi ya açık ya da gizlice, onunla dalga geçiyordu. Sinirlerinin gerildiğini hissetti. "Yer rahat mı?" Diyen sesi duyana kadar kendini tuta bileceğini sanmıştı. "Minder getirelim mi?" Başını kaldırıp sinirden alev alev yanan gözlerini Sinan'a çevirdi. Ayağa hızla kalktığında diğerleri olası bir kavgaya karşı hazır olda bekliyordu. "Kes lan sesini!" İlkay Sinan'a doğru atılınca ayaz onu tuttu. Sinan kahkaha attı. " Pas atınca bağırırsın, şaka yapınca kudurursun, oyunculuğun da ruh halin gibi berbat." Bu sırada Koç'un düdüğünün sesi duyuldu. "Yeter!! Ne yaptığınınızı zannediyorsunuz? Burası ilk okul değil, siz de çocuk değilsiniz. Bir kez daha kavganıza şahit olsursam gece yarısına kadar antrenman yaparsınız. Anlaşıldı mı?" Hepsi evet diyip tekrar yerlerine geçmek için hazırlandılar. Koç ilkay'ı köşeye çekti. "Neler oluyor Sonay?" Gözleri ciddiyet doluydu. "Neden odaklanamıyorsun?" Keşke şu anda herşeyi anlatıp çıksa ama yapamazdı. Kardeşi hayatı boyunca ilk kez yardım istemişti. İki gün yapıp pes edemezdi. "Üzgünüm, kendimi yorgun hissediyorum." Yalan söylemek istemiyordu ama doğruyu da söyleyemezdi. "Hemen ne yapıyorsan yap kendine gel, sen yıldız oyuncusun. Yıldız takımı taşır, takım yıldızı değil." "Anladım koç." Koç’un sözleri kulağında yankılanırken yavaşça geri yürüdü, topunu aldı ve sıranın önüne geçti. Dün Ayaz'ın ona öğrettiği gibi topu havalandırdı. Takımın gülüşmeleri, Sinan'ın iğneliyici bakışları eşliginde top potadan geçti ve yerde tok sesler çıkardı. Bir saate yakın şut çalışması devam etti. Ardından koç 10 dakika mola verip salondan çıktı. İlkay güçlükle yürüyen Sinan'ı izledi. Sinan’ın bileğinde tuhaflık vardı. Şut attıktan sonra hafifçe dişini sıktığını, topu aldıktan sonra elini sıktığını fark etti İlkay. Ayağa kalkıp su şişesini kenara koydu ve yanına gitti. Üstten ona bakış atarken Sinan ona umursamadan gevşemiş bandajinı açmakla meşguldü. "Bileğin mi acıyor?" Dedi diz çökerken. Takım arkadaşları başlarını kaldırıp Sinan'ın önünde diz çöken İlkay'a şaşkınlıkla baktılar.Çünkü herkes, Sonay’ın birine, hele ki Sinan’a bu kadar yumuşak yaklaştığını ilk kez görüyordu. Salondakı uğultu tamamen kesildi, geriye sadece fısıldaşmalar kaldı. Sinan başını kaldırıp şaşkınlıkla önündeki adama baktı. İlgili gözlerle bileğine bakıyordu. Sinan'ın bileğini nazikçe tutup, parmaklarıyla bandaji soktu. Bandajin altındaki ten şişkin ve mordu. İlkay başını kaldırdı, "Ayaz! Bana biraz buz getir!" Ayaz onları yalnız bırakıp çıkışa yöneldi. Sinan asıl şimdi kenine gelmişti. Ayaz çıktığı gibi elini itti. "Ne sikim yapıyorsun sen?" "Sadece nazik davranmaya çalışıyordum. Benim yüzümden yaralanmıştın." Sinan alayla güldü. "Nazik? Sen?" Hala bileğindeki elini çekmediğini görünce itti sertçe. "Rol yapmayı bırak ve defol." Ayaz salona girerken, İlkay da artık yavaştan sinirleniyordu. "insanlık yapmaya çalışıyorum, benim yüzümden bu haldesin!" "İnsanlığını kendine sakla Sonay. Senin gibi ikiyüzlüleri iyi bilirim. Güvenince her şey biter. Arkadan bıçaklamak için tetikte beklersiniz." Sesleri o kadar yüksekti ki, salonun dışından bile duyuluyordu. "Sen Sonay'ı hiç tanımamışsın!!" Diye bağırmasıyla herkes garip bakışlar attı. Onun ne kadar kırılgan olduğunu, o alaycılığın altında neler sakladığını asla fark etmemişsin! Etmemişsiniz!! İlkay’ın ağzından dökülen o cümle bir tokat gibi çarptı herkese. Gözler bir anda ona çevrildi. Sinan’ın kaşları çatıldı, Ayaz’ın elindeki buz torbası yarı havada öylece kaldı. İlkay kendine geldiğinde yüzü kireç gibi olmuştu. Lan… ne dedim ben?! “Yani… şey… ben öyle demek istemedim,” diye mırıldandı hemen. “Sinirden saçmaladım.” Ayaz elindeki buzu ona verdi. "Sıcaktan hepimiz saçmalıyoruz bazen." Diye güldü ama gergin olduğu beş metre öteden belliydi. Takım arkadaşlarından biri esnedi. Bir diğeri topu yere sektirmeye başladı. Konu kapanmış gibiydi. Herkes gerçekten sadece saçmaladığını düşünmüş, üzerinde fazla durmamıştı. 🏀🏀🏀 Bölümü kısa tuttum. Sizce nasıl oldu? Zorla yazdığımı farkedince erkenden bitirmek istedim. Kaç kez tıkandım hatırlamıyorum bile. Silip silip tekrar yazdım. Vote ve yorum yapmayı unutmayın.🧡
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE