İhanetin içinden çıkmış, aşka olan inancını geride bırakmış bir üsteğmen…
Yaman Çevik, görev bilinciyle adım attığı bir köyde, rütbesini ve sesini geride bırakır.
Kendini dilsiz olarak tanıtır; bir çobanın gölgesinde, çoban kılığına girer.
Amacı köydeki dengeyi sağlamak, gerçeği sessizce izlemektir.
Ama hayat, en korunaklı duvarları bile bir bakışla yıkar.
Sözleri olmayan bu adam, kalbiyle konuşmayı öğrenir.
Ve çobanlığını yaptığı adamın kızında,
hiç beklemediği anda,
ellerinin arasında tutamayacağını sandığı bir aşk bulur.
Bu, susarak sevmenin…
Ve sessizlikte yeniden doğmanın hikâyesidir.
Sessizlikte filizlenen imkânsız bir aşk…
“Onun saçlarına ak düşmüş olabilir…Ama kalbi, beni ilk gördüğü günkü gibi genç.Ben Firuze’yim.Ve insanlar ne derse desin,yaşlı bir adamın gözlerindekendim için saklanmış en derin sevgiyi gördüm.Onun elleri yılların izini taşıyor,ama o eller beni tutarkendünyadaki hiçbir genç adamın veremeyeceği kadar güven veriyor.Çünkü bazı aşklar yaşla değil,kalbin sadakatiyle güzeldir.”
gizli görevde olan bir köy imamı rolündeki Mert kılıç, imamlık yaptığı köyde hiç bilmediği, tanımadığı sarı saçlı, yeşil gözlü bir kıza tutulur. kendinden beklemediği bütün davranışları sergiler, görevde olduğunu önemsemeden abilerinin kötü hayatına ortak olan Süheyla yı nikahına alır...
bir deniz değil, bir ömür boyu arasam da bulmazdım seni.. geldin, sen bana geldin.
umudumun bittiği yerde sen yeşerdin... gitme, herkes gitse de sen gitme. bir olmadık ama yine aynı çatı altında kalalım
Demir karsoy... namı diğer kurt çocuk... sevmenin yasak olduğu kalbi, hırçın bir Kızılda tutuklu kalır... sevmek ve sevilememenin arasında sıkışıp kalan üsteğmen Demir karsoy, bir türlü sevgiyi hissedemez...
hafızasını kaybetmiş bir kadın, kadına kendisini kocası olarak tanıtan takıntılı adam...
hayatını bir türlü kabullenemeyen Dilhûn, geçmişini acı bir şekilde öğrenir. kendinden yaşça büyük kocası, aslında hiç bilmediği, tanımadığı bir dünyaya sürüklemiştir onu. Dilhûn'un acı acı tecrübe ettiği yaşantısından kendisini suçlu bulurken, aslında hikayenin en masumu olduğundan bir haberdir....
"bana benden bahset Lizan, bilmediğim hayatımdan bahset. çocukluğumu, ergenliğimi... bana seninle tanıştığım ilk andan bahset. kendimi tanıyamıyorum. kafam bomboş. eskiye, kendime dair hiç bir şey hatırlamıyorum. geçirdiğim günlerimi sadece yazdığımı idda ettiğin günlükten okuyorum... kocam olduğunu söylüyorsun ama 'bize' dair hiç bir şey yok. ne bir düğün fotoğrafı, nede bir aile... seni bile tanımıyorum.
bana acıyarak bakmandan nefret ediyorum. kendimi bir zavallı gibi hissediyorum..."
" sorun sadece kendini hatırlayamamanmı Dilhûn? yoksa sorun benmiyim?... benimi beğenmedin, eskisi kadar artık beni sevmiyor musun yoksa..."
"sorunda bu, seni hatırlamıyorum. evlendiğimizi söylüyorsun ama senden evlilik cüzdanı istediğimde ya susuyor, yada konuyu değiştiriyorsun. aklımla oynamayı bırak, sen benim kocam olamazsın."
" seninle her gün, bu konuşmayı yapmak ne kada zor keşke bilebilsen.... sana ' sen benim karımsın' diyorsam bitmiştir. artık daha fazla kendinide benide yıpratma. başına gelenler benim suçum ola-. . ."
" ne dedin sen... yani, geçmişimi hatırlayamamam senin suçun mu...?