ihanetten gelen soğuma ile aşka olan inancını kaybetmiş üsteğmen Yaman çevik, görev için gittiği köyde çobanlığını yaptığı adamın kızına aşık olur, kendisini dilsiz diye tanıtıp köydeki dengeyi sağlamak için çoban kılığına girip, hiç beklemediği anda aşkı ellerinde bulur.
küçük bir alıntı
dün geceden sonra böyle hiç bir şey olamamış gibi davranmam biraz garibine gitmiş olabilirdi. " ne bakıyorsun otursana. aç değil misin yoksa" deyince usulca sırtını ağaca yaslayıp oturdu. çantadan kaşık bıçakta çıkarıp Sofraya koydum.
o ana kadar aç olduğumu bile fark etmemiştim. doğru ya ben kahvaltı bile etmemiştim. neyse ki yedek çatal kaşık getirmiştim. ama utandım, yani onunla birlikte yemek yemek... biri görse yanlış anlayabilirdi.
kaşığı eline alıp mantıya daldıracakken durdu. kaşığı geri bırakıp bana baktı. Sofraya baktım acaba bir şey eksikmi getirmiştim. " bir şeymi eksik" dedim telaşlanarak. bana anlamsızca bakmaya devam etti. " neden yemiyorsun" hala bakıyordu. tövbe tövbe... böyle bakınca yüzümde bir şeymi var diye elimi yüzüme götürdüm. yanaklarımı siler gibi " yüzümde bir şeymi var" Allahım niye bakıyor bu adam. " neden konuşmuyorsun be adam, yemeğimi beğenmedin, küsmüsün, bilmeden bir şeymi yaptım." bu defada gözlerini kısarak baktı bana.
bende dayanamayıp kaşığı alıp mantıya daldırdım, ağzımı tıka basa doldurup, "dilinimi yuttun be adam, derdini söylesene. bak vallahi ben de sabahtan beri tek lokma yemedim" deyip yanındaki bazlamalardan bir parça kopartıp ağzıma attım " offf muhabbetine de doyum olmuyor haaa. dilsiz misin sen konuşsana yaaa. bu kadarmı nefret ettin bir günde benden"
elini cebine atıp küçük bir not defteri çıkardı. defterin arasındaki kalemi alıp birşeyler yazmaya başladı. napıyordu bu adam. defteri bana uzatınca çok şaşırdım. hayır, bu olamazdı, Allahım nolur düşündüğüm şey olmasın.
yavaş ama titrek bi şekilde elindeki deftere uzandım. ağzımdaki lokmayı çiğnemeyi bırakıp defterdeki yazıya baka kalmıştım.
" evet, dilsizim. sende yemek ye diyecektim. ve evet sen cidden salak sın" yazıyordu.
amanın... hem de kocaman AMANIN!!! ...
Demir karsoy... namı diğer kurt çocuk... sevmenin yasak olduğu kalbi, hırçın bir Kızılda tutuklu kalır... sevmek ve sevilememenin arasında sıkışıp kalan üsteğmen Demir karsoy, bir türlü sevgiyi hissedemez...
gizli görevde olan bir köy imamı rolündeki Mert kılıç, imamlık yaptığı köyde hiç bilmediği, tanımadığı sarı saçlı, yeşil gözlü bir kıza tutulur. kendinden beklemediği bütün davranışları sergiler, görevde olduğunu önemsemeden abilerinin kötü hayatına ortak olan Süheyla yı nikahına alır...
hafızasını kaybetmiş bir kadın, kadına kendisini kocası olarak tanıtan takıntılı adam...
hayatını bir türlü kabullenemeyen Dilhûn, geçmişini acı bir şekilde öğrenir. kendinden yaşça büyük kocası, aslında hiç bilmediği, tanımadığı bir dünyaya sürüklemiştir onu. Dilhûn'un acı acı tecrübe ettiği yaşantısından kendisini suçlu bulurken, aslında hikayenin en masumu olduğundan bir haberdir....
"bana benden bahset Lizan, bilmediğim hayatımdan bahset. çocukluğumu, ergenliğimi... bana seninle tanıştığım ilk andan bahset. kendimi tanıyamıyorum. kafam bomboş. eskiye, kendime dair hiç bir şey hatırlamıyorum. geçirdiğim günlerimi sadece yazdığımı idda ettiğin günlükten okuyorum... kocam olduğunu söylüyorsun ama 'bize' dair hiç bir şey yok. ne bir düğün fotoğrafı, nede bir aile... seni bile tanımıyorum.
bana acıyarak bakmandan nefret ediyorum. kendimi bir zavallı gibi hissediyorum..."
" sorun sadece kendini hatırlayamamanmı Dilhûn? yoksa sorun benmiyim?... benimi beğenmedin, eskisi kadar artık beni sevmiyor musun yoksa..."
"sorunda bu, seni hatırlamıyorum. evlendiğimizi söylüyorsun ama senden evlilik cüzdanı istediğimde ya susuyor, yada konuyu değiştiriyorsun. aklımla oynamayı bırak, sen benim kocam olamazsın."
" seninle her gün, bu konuşmayı yapmak ne kada zor keşke bilebilsen.... sana ' sen benim karımsın' diyorsam bitmiştir. artık daha fazla kendinide benide yıpratma. başına gelenler benim suçum ola-. . ."
" ne dedin sen... yani, geçmişimi hatırlayamamam senin suçun mu...?