bc

Karşı Köy

book_age18+
1.8K
FOLLOW
17.2K
READ
arranged marriage
bxg
highschool
small town
musclebear
like
intro-logo
Blurb

Kader ağlarını örmüşse kimse buna engel olmazdı birbirini daha önce hiç tanımayan iki insanın kaderi birbirine bağlanmıştı Gülay ve Yusuf Ali hiç umadıkları bir anda birbirini görmüştü ilk görüşte aşk mı işte buna kader deniyordu

chap-preview
Free preview
1 Bölüm
Hayatımda hiç evlilik planları yoktu. Her kız gibi bir gün evlenecektim, bunu biliyordum ama evlilik bana göre değildi. Zaten bir adama ömür boyu katlanmak bana göre hiç değildi; çabuk sıkılan bir yönüm vardı. Her kız gibi koca meraklısı değildim; hayatı dolu dolu yaşamak istiyordum. Daha hayatımın baharında evlenmek tam bir saçmalıktı zaten. O yüzden şimdilik bekarlık sultanlıktı. Bunda evin tek kızı olmamın katkısı vardı tabii ama evin bütün işi bendeydi. Annemin dizleri ağrıdığı için ev işleri bana bakıyordu. Babam ise artık yaşlandığı için tarla işleri de bendeydi; yani evin bütün yükü benim omuzlarımın üzerindeydi. Yine de huzurlu ve mutluydum. Yoruluyor muydum? Evet, ama değiyordu. Annem ve babam benim için çok kıymetli insanlardı. Yine o günlerden biriydi. Elimdeki küreği eski kerpiç evimizin köşesine yasladım; kendim de ona yaslanıp derin bir nefes verdim. Çok yorulmuştum. Ayağımdaki sarı lastik çizmeleri çıkarıp köşeye koydum, terliklerimi giyip biraz yukarıda olan çeşmenin başında durdum. Başımdaki siyah oyalı şalımı çıkarıp omuzlarıma koydum ve açılan açık kumral saçlarımı tepeden at kuyruğu yaptım. Buralarda bizim evimiz dışında pek ev yoktu. Sadece iki sokak aşağıda bir ev vardı, oraya da bu zamanlarda kimse uğramazdı. Havalar buz gibiydi. Çeşmeden akan suya baktım, çok soğuk görünüyordu. Elimi önüne koyduğumda hemen geri çektim. "Üff, çok soğuk!" dedim kendi kendime mırıldanarak. Ama mecbur olduğum için önce ellerimi yıkadım, ardından yüzümü, en son ise ayak ve bacaklarımı... Koşar adımlarla eve doğru gitmeye başladım. Omuzumdaki şalım rüzgarın sert etkisiyle savruluyordu ama şimdi şal ile uğraşamazdım. Evin kapısını çalmadan kapı kendi kendine açılmıştı. Eski kapı olduğu için bazen böyle oluyordu; en kısa zamanda tamir etmem gerekiyordu. Evin erkeği bendim maalesef. Babam evde yoktu; gerçi evde olduğunda bile erkenden uyurdu, yani işler yine bana kalıyordu. "Anne, ben geldim!" dedim ve lavabonun önündeki havluyu alıp ellerimi, yüzümü kuruladım. Aynadan kızarmış yanaklarıma ve burun ucuma baktım; çok üşümüştüm. Kaşlarıma baktım, kenarları biraz çıkmıştı. "Odama gidince alırım," deyip aklıma kaydettim ve mutfağa girdim. Annem telefonda biriyle konuşuyordu, bu yüzden sesi çıkmamıştı. "Sen mi geldin Gülay?" dedi Aynur Hanım, göz ucuyla kızına bakıp komşuyla konuşmaya devam ederek. Konuştuğu konu önemliydi, o yüzden dikkatini kızına veremezdi. Eğer bu iş olursa kızı çok mutlu olacaktı. Ayağa kalktı; şimdilik kızına bir şey çaktırmaması gerekiyordu yoksa Gülay yine vır vır edecekti. "Evet," dedi Gülay kısaca. Buzdolabının kapağını açıp içindeki yiyeceklere baktı. Her şey vardı; yumurta kendi tavuklarından geliyordu, süt ise ineklerindendi. Dün akşamdan kalan yaprak sarmasını ısıtıp yemeye karar verdi. Arkasını döndüğünde annesinin mutfaktan çıktığını gördü. Göz devirdi; kim bilir yine kiminle dedikodu yapıyordu? Kendine güzel bir kahvaltı hazırlayıp mutfaktaki küçük, iki kişilik masaya koydu. Evleri küçük ve eskiydi ama tertemizdi. Temizliğe önem verdiği için bir yerin pis olmasından nefret ediyordu. Köydeki en temiz ev onlarınki olabilirdi. Yalova'nın küçük bir köyünde yaşıyorlardı. Güzel bir köydü; iti kopuğu pek olmazdı buraların ama birkaç "it" vardı tabii. Onların da hakkından gelmesini çok iyi bilirdi evvelallah! Birkaç sarma ve kırdığı yumurtayı doyana kadar yedi. Zaten pek iştahlı biri değildi. Kalan yemekleri geri buzdolabına koydu, kirli bulaşıkları yıkadı ve mutfaktan çıkıp odasına girdi. Bugün pazar günüydü; evde eksik gedik vardı. Yumurta ve sütü satıp evin ihtiyaçlarını alacaktı. Eski ahşap dolabını açıp içindeki çiçekli entarisini aldı, tek kişilik yatağının üzerine bıraktı ve üzerindeki elbiseyi çıkardı. Aynadan kendine baktı; bu aralar fazla zayıflamıştı. Göğüsleri vücuduna göre biraz dolgundu, kalçası ise fena değildi. Uzun, sütun gibi bacakları vardı. Boyu fazla uzun değildi ama kısa da sayılmazdı; 1.68 boyunda, beyaz tenli biriydi. Kendini güzel buluyor muydu? Tabii ki evet! "Yemin ederim gelecekteki kocam çok şanslı. Şu fiziğe, şu güzelliğe bak! Allah'ım, yakıyorum resmen!" deyip aynaya cilveli bir bakış attı ve gülümseyerek yataktaki entarisini boynundan geçirip giydi. Sarı çiçekli bir elbiseydi; geçen ay pazardan iki litre süt fiyatına severek almıştı, bu ikinci giyişiydi. Üzerine bir ceket alıp odadan çıktı. Oturma odasının kapısını açıp içeri girdiğinde anasının sobaya odun attığını gördü. Kapıyı kapatıp hemen sobanın yanına koştu, içerisi sıcacıktı. Annesi "Hayırdır?" bakışı atınca: "Bugün pazar var. Evde süt ve yumurta birikmiş, bozulmadan onları satmam gerekiyor," dedi. Annesi, "İyi, git bakalım. Akşam bir konu hakkında konuşacağız baban gelince. Pazardan kendine entari, oya al," dedi. Aynur Hanım iyice kafasına koymuştu. Komşusu Fatma, gelecek olan kısmeti çok övmüştü. İyi aileydi; çok tanımazdı ama namlarını duymuştu. Toprakları, maddi durumları vardı; iyi olduklarını da işitmişti. Bundan iyisini mi bulacaktı? "Hayırdır anne, ne konuşacağız?" dedi Gülay, kaşlarını çatıp meraklı bir şekilde annesine bakarak. Bu işte bir iş vardı, hissediyordu. "İnşallah hayırlı bir şey çıkar," dedi içinden. "Baban gelince öğrenirsin." "Burnuma pek güzel kokular gelmiyor," dedi Gülay. "Aman kızım, hadi hadi... İşine gücüne bak!" diyerek onu kibarca kovdu Aynur Hanım. Kızının halini tavrını bilirdi; kesin "evlenmek istemiyorum" diyecekti ama onu ikna etmesini bilirdi. Evin tek kızıydı; bugün evlenmese yarın mecbur evlenecekti. Ölmeden önce kızının mürüvvetini görmek istiyordu. Kızı zaten bütün köyün dilindeydi; güzelliği, çalışkanlığı... Her şeyiyle mükemmel bir kızı vardı. Milletin daha fazla gözü kalmadan hemencecik evlenmesi en doğrusuydu. "Gidiyorum ben," deyip kapıyı açtığında annesi, "Dikkatli ol kızım," demişti. "Olurum annem, merak etme sen. Zaten Suna ile gideceğiz," dediğinde annesi kapıya kadar onu uğurladı. Kenarda duran çizmelerini ayağına geçirdi, ellerini cebine koyup evden çıktı. Sepetlerde süt ve yumurta vardı; çok ağır değildi ama biraz yorulacaktı. Merkez, köyün aşağısındaydı; onların evleri ise en yukarıdaydı. Sütler bozulup israf olmasın diye bu yolu çekmeye mecburdu. Dudaklarındaki türkü ile yokuştan aşağı inerken yorulmuştu. Suna'nın evi az ötedeydi. Elindeki sepeti dikkatlice tutup çamurlu yoldan geçerken yan taraftan duyduğu ses ile kaşları çatıldı. Anında korkuyla o yöne döndü. Ne sesiydi o? Bu saatlerde yaban domuzu ya da başka bir hayvan olmazdı, emindi. Peki, bu ses nereden gelmişti? Diğer tarafa döndüğünde tam karşısında duran kişiye baktı. Önce şaşkınlık, ardından sinirle gözlerini yumdu ve dudaklarından küçük bir küfür kaçtı. "Gülay Hanım..." "Allah'ın cezası! Ödüm koptu! Ne var, ne istiyorsun?" dedi sinirle çemkirirken. Bu adamdan oldu olası nefret ederdi. "Kaç gündür gül cemalini görmedim, özledim," dedi adam, dudaklarındaki sinsi gülüşle.

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Ağanın Sözde Karısı

read
88.7K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.2K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
549.0K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
57.2K
bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
37.6K
bc

HÜKÜM

read
231.0K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
36.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook