I BÖLÜM
Gece, şehrin üstüne sessiz bir battaniye gibi çökmüştü.
Yağmur yeni durmuş, asfalt parlamaya başlamıştı; su birikintileri sokak lambalarının turuncu ışıklarında kırılıyor, küçük çığlıklar gibi yankılanıyordu. Lamia, şehrin arka sokaklarına doğru yürürken adımlarını sessiz tutmaya özen gösteriyordu. Ayak sesleri neredeyse hiç duyulmuyordu; yalnızca arada bir çamurlu su birikintisine basarken çıkan hafif sıçrama sesi vardı.
Vitrinlerin camlarında yansıyan siluetine bakıyordu, ama kendi yüzünü değil. Arkasını kontrol ediyordu. Gecenin sessizliği, sokak lambalarının loş ışıkları, onu izleyenlerin fark etmemesi için yeterliydi.
Bir köşeden çıkan adam, bir çocuğun kolunu sıkıca kavramıştı. Kız, adımlarını düzensiz atıyor, ayakkabılarından biri yarı bağlanmış hâlde yürümekte zorlanıyordu. Adamın nefesi kesik kesikti, omuzları gerilmişti.
“Yavaş,” dedi adam, sabırsızca.
“Bir yere gitmiyoruz.”
Lamia, metal bir direğe yaslandı, başını hafifçe eğdi. İzliyormuş gibi görünmüyordu. Kimse bakmıyordu zaten.
Adam, çocuğu apartmanın karanlık boşluğuna doğru çekmeye başladı. Lamia, gölgelerin içinde sessizce adım attı; aceleci değildi, tereddütlü de değil. Her hareketi ölçülmüş, sakin ama kesin bir ritimdeydi.
Çantasında sakladığı Bez Bebek, kumaşın sürtünmesiyle hafifçe kaydı. Lamia durdu.
“Burada.”
Fısıltı, kulaklarından gelmiyordu. İçinden de değildi. Lamia başını çok az eğdi, gözlerini kapatmadı. Kaçmadı. Sadece dinledi.
Apartman boşluğundan bastırılmış bir ses yükseldi. Çığlık değildi. Daha çok bir itiraz, bir uğultu gibi. Lamia içeride ilerlerken adam, sırtını dönmüş hâlde eğilmişti. Kızın yüzü görünmüyordu.
Adam döndü.
“Sen de kims—”
…Sözünü bitiremedi.
Lamia’nın eli cebindeydi. Hareketi hızlı değildi, ama kesindi. Adam bir adım geri çekildi, şaşkınlık ve korku birbirine karışmıştı. Lamia’nın yüzü hâlâ ifadesizdi.
“Hayır,” dedi sakin bir sesle.
“Anlamadım.”
Bez Bebek, çantanın kenarından hafifçe sarktı. Loş ışıkta cam düğme gözleri bir an için adamın bakışlarını yakaladı. O an yeterliydi.
Çocuk hâlâ nefesini tutuyordu. Ağlamıyordu, sadece sessizce bekliyordu. Lamia, diz çökerek göz hizasına indi.
“Koş,” dedi.
Kız bir an tereddüt etti, sonra arkasını döndü ve karanlığa karıştı. Lamia ayağa kalktı.
Adam yerdeydi. Nefes alıyordu, ama düzensiz, titrek. Lamia ona bakmadı. Bez Bebek’i eline aldı, parmakları kumaşın kirli kenarını düzeltti.
“Bir tane daha,” dedi fısıltı.
“Geç kaldık.”
Lamia çantasını kapattı ve sessizce sokağa çıktı. Gece hâlâ sessizdi. Kimse bağırmıyor, kimse bir şey sormuyordu.
Şehrin arka sokaklarında yürürken, Lamia’nın gölgesi lambaların arasına karışıyordu. Her adımı ölçülüydü; nefesi bile sessizdi. Yalnızca rüzgar, ıslak kaldırımların üzerinden geçerken ince bir uğultu bırakıyordu.
Daha ileride, başka bir sokakta, bir adam daha vardı. Lamia onu fark etmeden önce, adam çantasında sakladığı bir keseyi düşürdü. İçinden çıkan sesleri duydu: madeni paralar, küçük bir çığlık gibi. Lamia, ayağını hafifçe kaldırdı, keseye doğru tek bir adım attı, topuk sesini neredeyse hiç duyurmadı.
Adam kafasını çevirdi. Gözleri karanlıkta Lamia’yı arıyordu, ama Lamia hâlâ gölgelerin içinde kaybolmuştu. Bir an için, Bez Bebek hafifçe fısıldadı:
“Bekle…”
Adam irkildi. Kimse görünmüyordu. Lamia geri çekilmişti. Bez Bebek tekrar fısıldadı, bu kez daha net:
“Artık geç.”
Adamın nefesi kesildi. Lamia bir adım öne çıktı. Hareketi hızlı değildi, ama kaçış şansı yoktu. Adam şaşkın, korku içinde donakalmıştı.
Sokak lambasının titrek ışığında, Lamia bir karar verdi. Elleri hâlâ ceplerindeydi, ama hareketi kesindi. Adam geriye düşerken, Lamia gözlerini onun üzerine dikti. Sessizlik, şehrin her köşesini sardı.
Bir süre sonra Lamia sokağı terk etti. Arkasında bıraktığı şey bir ceset değildi; bir izdi. İnsanların fark etmeyeceği, ama hissetmeyecekleri türden bir iz. Lamia yürümeye devam etti, gecenin sessizliğinde kaybolurken, Bez Bebek çantanın içinde hafifçe kıpırdadı.
Fısıltı yeniden geldi, bu kez daha derin, daha soğuk:
“Başka biri…”
Lamia durdu, başını hafifçe eğdi. Hiçbir kelime söylemedi. Sadece geceyi dinledi.
Yürümeye devam ederken, terk edilmiş bir parkın kenarına geldi. Burada, kırık salıncaklar rüzgârla hafifçe sallanıyordu. Lambalar ya sönmüştü ya da ışıkları kesikti; parkın derinlikleri neredeyse tamamen karanlıktı. Lamia, gölgelerin arasında adımlarını saydı, nefesini ölçtü. Bez Bebek hafifçe kaydı, kumaşın sürtünme sesi havada asılı kaldı.
“Yaklaştı,” dedi fısıltı, bu kez Lamia’nın beynine sızmış gibi, daha içten ve keskin.
Bir bankın arkasında adam, elinde bir çocuğun elbiselerini sıkıca tutuyordu. Lamia durdu, gözlerini kısarak bakışlarını ona kilitledi. Bir nefes aldı, sonra sessizce ilerledi.
Adam bir adım attığında, Lamia çantadan Bez Bebek’i çıkardı. Cam gözler sanki ışığı emmiş gibi parladı. Adamın dikkatini çekti, bakışları kısa bir an için oraya kaydı. Lamia, bu fırsatı kaçırmadı.
“Dur,” dedi fısıltı.
“Şimdi.”
Adamın nefesi kesildi, çocuğun küçük elleri serbest kaldı. Lamia onu aldı ve güvenli mesafeye çekti. Çocuk korku içinde titriyordu, ama ağlamıyordu. Lamia, çocuğu bankın arkasına sakladı, gölgeler arasında görünmez kıldı.
Bir süre sessizlik oldu. Lamia, gözlerini kapatmadan, sadece fısıltılara kulak verdi. Bez Bebek’in sesi, geceyi dolduruyordu:
“Tam zamanında… Ama dikkatli ol, daha var.”
Lamia başını hafifçe salladı. Gecenin geri kalanında, izlemeye, beklemeye devam etti. Şehir hâlâ sessizdi; sadece arada bir uzak bir köpeğin havlaması, metal çöp kutusunun devrilme sesi duyuluyordu.
Bir sonraki sokakta, başka bir hedef belirdi. Lamia nefesini ölçtü, adımlarını sessizleştirdi. Bu gece, bir gece daha başlamıştı ve Lamia, karanlığın içindeki adımlarını bırakmadan ilerliyordu.
Gece, Lamia için bitmedi. Her adımı, her fısıltı, şehrin karanlığında bir başka gölgeyi izliyordu. Bez Bebek sessizce çantanın içinde bekledi; ama fısıltıları her zaman yanında, her karanlık köşede Lamia’yı yönlendiriyordu.
Şehrin üstü hâlâ sessizdi; Lamia ise gecenin içinde kaybolmuştu, ama geride bıraktığı izler, her zaman fark edilecekti.