BÖLÜM 4 – UMUTUN AYAK SESLERİ

883 Words
Bir hafta geçmişti. Esem, eski harabe lojmanın içini adım adım hayata döndürmüştü. Evin giriş kapısı artık paslı değil, ahşap cilayla parlamıştı. Pencerelere muhtarın eşiyle birlikte dantel perdeler dikmişti. Tavanın dökülen yerlerini kapatmak için kartonpiyer ve örtülerle geçici bir çözüm bulmuştu. Yerde ikinci el halılar, köşede soba… Yanık soba boyası hâlâ evin içinde ağır bir koku bırakıyordu ama bu bile ona sıcak geliyordu. Çünkü artık orası onun eviydi. Dedesi tüm hesaplarını kesmişti. Ama Esem pes etmemiş, kasabadaki ikinci el eşya dükkânlarını gezmiş, öğretmen maaşıyla hesaplı parçalar almıştı. Mutfağa iki gözlü eski bir ocak, küçük bir masa, birkaç sandalye… Banyoya plastik duş kabini bile monte etmişlerdi muhtarla birlikte. Her sabah, elleri toz içinde uyanmıştı. Ama bu sabah farklıydı. Bu sabah… Yardım geliyordu. ⸻ Köyün dışındaki kontrol noktasında, devriye aracı üç büyük aracı durdurdu. Tırın üstünde yazılar dikkat çekiciydi: “Eğitim Neferleri Derneği” “Bir Kalem Bin Umut” “Kanada Eğitim Gönüllüleri” Asker telsize uzandı: “Yüzbaşı Bars, burada üç araç var. Yardım getirmişler. Öğretmen hanımı arıyorlar.” Bars, telsizi eline alıp camdan dışarı baktı. “Kimliklerini ve araçların içini kontrol edin. Köy girişine kadar eşlik edin.” ⸻ Tepeden okulun bahçesi görünüyordu. Esem, sabahın erken saatinde saçlarını toplarken bile heyecandan elleri titremişti. Gönderdiği onlarca maile dönüş almıştı. Kanada’daki eğitmen dostları, eğitim dernekleri, gönüllüler seferber olmuştu. Tır ve kamyonlar tam zamanında gelmişti. Her şey planladığı gibi. Kamyonlar toprak yolda yavaş yavaş ilerlerken çocuklar koşarak okul bahçesine doluştu. Bazıları diz çökmüş, gelen araçlara hayranlıkla bakıyordu. Tırdan ilk olarak sıralar, tahta levhalar, rulo hâlindeki yer döşemeleri çıktı. Ardından boya kutuları, öğretmen dolapları, çocuk kitapları, defterler… Kamyonların birinden çıkan ustalar hemen işe koyuldu. Valilik, gelen yardım bilgisine ulaşınca okula üç inşaat ustası göndermişti. Adamlar çatıyı inceledi, okulun arka duvarına iskele kurdu. Bahçedeki su birikintileri için drenaj boruları indiriliyordu bile. Esem’in gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu. Bu onun savaşıydı. Ve o, kendi cephesini kurmuştu artık. ⸻ Karakolun çevresine dizilmiş askerler izliyordu olan biteni. Yüzbaşı Bars, elleri cebinde ayakta dikilmişti. Yanında Teğmen Arda, Astsubay Murat, Uzman Çavuş Veli ve Uzman Çavuş İsmail sırayla aralarında fısıldaşıyordu. — “Yalnız bu kız ciddi çalışmış.” — “Baksana, Kanada yazıyor o kamyonda. Kan-a-da!” — “Ben hâlâ nişanlısı olduğuna inanıyorum komutanım. Bunu bir öğretmen yapamaz. Bu işte duygusal bir bağ var.” Bars gözlerini kısmıştı. “Ne nişanlısı? Daha adını zor öğrendik,” dedi. Ama içten içe kendisi de merak ediyordu. Esem’in geçmişi gizliydi. Sadece mektubu okumuştu. Gönderdiği resmi talep dosyasına henüz cevap gelmemişti. Sanki biri, kızın tüm hayatını kasıtlı olarak karartmıştı. Aşağıda çocuklar neşeyle koşturuyor, ustalar çekiç sallıyor, halk ise üçe bölünmüştü: Biri sessizce dua ediyordu. “Allah razı olsun. Kitap kokusu dolacak buralara.” Biri kıskançlıkla bakıyordu. “Bu ne gösteriş böyle. Hangi öğretmen böyle yardım alır?” Biri temkinliydi. “Yazık… Bu kız burada kalmaz. Güzelliğine bak, elleri boya içinde. Gitmeden iz bıraksın istiyor.” Bars tam o anda gözlerini Esem’e çevirdi. Kız, bir çocuğun çantasını düzeltiyor, ardından ustalara yardımcı olmak için koliler taşıyordu. Giysileri sadeydi ama üstündeki kararlılık gösterişliydi. ⸻ “Komutanım,” dedi Arda, “bu kadını küçümsedik galiba.” Bars, kısa bir gülümseme sakladı. Sonra tekrar ciddileşti. “Bekleyelim. Bakalım daha neler yapacak.” Gökyüzü, kararmaya yakın bir turunculuğa boyanmışken, Esem okulun dış duvarında dizlerinin üzerine çökmüş, elindeki fırçayı dikkatle duvara dokunduruyordu. Okulun içi artık tertemizdi, sıralar dizilmiş, kitaplar raflara yerleştirilmişti. Ustalar üç gün önce işlerini tamamlayıp köyden ayrılmış, geriye sadece Esem’in hayali kalmıştı: O koca duvarı Atatürk’ün bir portresiyle süslemek. Küçükken dedesinin kütüphanesindeki Atatürk kitaplarını karıştırırken gördüğü bir fotoğrafı baz almıştı. Sert bakışlı, ama umutla ileri bakan bir Mustafa Kemal… Sanki yıllar öncesinden çocuklara hâlâ bir şeyler söylüyordu. Esem’in saçları ensesinden hafifçe terlemişti ama o fark etmeden bile yüzünde bir tebessüm vardı. Bir yandan çiziyor, bir yandan da içinden bir şeyler mırıldanıyordu. Fırçayı her duvara dokunduruşunda geçmişini, annesini ve babasını, uğruna öldükleri değerleri bir bir hatırlıyordu. “Sizden öğrendiğim tek şey susmamak oldu,” diye fısıldadı kendi kendine. “Bu okul susmayacak.” Karakolda o sırada hafif bir sessizlik vardı. Bars, görevden döndüğünde çamura batmış botlarını çıkarırken birden durdu. İsmail camdan dışarıya bakıp: — Komutanım, öğretmen hanım galiba duvara bir şey çiziyor, dedi. Bars’ın yüzü asıldı, gözlerini kısıp uzaklardaki küçük binaya baktı. Çizim tam net görünmese de ne yaptığını anlamıştı. Astsubay Murat lafa atladı: — Vallahi bu kadın öğretmen falan değil, sanatçı da çıkacak yakında! Teğmen Arda hafifçe güldü: — Bu kadın nişanlınız değilse ben de köyün muhtarıyım komutanım. Bars, hiçbir şey söylemeden botunu giymeye devam etti. — Köy halkından bazıları okulun yanından geçerken durup birbirlerine bakıyor, fısıltılarla konuşuyordu. İçlerinden yaşlı bir adam, bastonuna yaslanıp duvara gözlerini dikti: — Bu kız… bizim çocuklarımızı ne yapacak acaba? Kız mıdır, ressam mıdır, neyin nesidir belli değil. — Bize yakışmaz böyle modern modern takılan kadın, dedi bir diğeri. Ama karşıdan geçen yaşlı bir teyze, ellerindeki torbayı bırakıp şöyle dedi: — Bırakın artık kızcağızı… Kendi çocuğum gibi sevdim. Kimin ne giydiğine değil, ne öğrettiğine bakın! —————- Esem duvardan geri çekildiğinde, portre tamamlanmıştı. Henüz bitmiş hali kurumamıştı ama güneşin son ışığı, boyanın üzerinde göz alıcı bir parıltı bırakmıştı. Duvarda, başında kalpağıyla Mustafa Kemal Atatürk tüm heybetiyle çocuklara bakıyordu. Esem ellerini önlüğüne silerken nefesini tuttu. — Buradayım. Ve kolay kolay gitmeyeceğim, dedi içinden. Bars ise henüz duvarı görmemişti. Ama dönüşünde görecek ve bu sessiz isyanın tam kalbinde o kadını bir kez daha tanımaya başlayacaktı.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD