Selin, aynadaki yansımasına son bir kez baktı. Üzerindeki o zümrüt yeşili saten elbise, Murat’ın hayattayken ona "bir gün mutlaka giymelisin" dediği o iddialı parçaydı. Artık ne yas tutan o solgun kadın vardı ne de başkalarının ne düşündüğünü önemseyen o ürkek kız. Selin, fırçasını bıraktı ve arkasında duran boşluğa, yani Murat’ın tam gözlerinin içine bakarak gülümsedi.
"Hazırım," dedi Selin. Sesi neşeyle çınlıyordu. "Bu gece sadece sen ve ben varız Murat. Kimsenin acıyan bakışları, Kerem’in korumacı tavırları ya da babamın bitmek bilmeyen 'iyi misin?' soruları olmayacak. Sadece biz."
Murat, Selin’in hemen arkasında, ellerini onun omuzlarına koymuş şekilde duruyordu. Selin onun dokunuşunu artık sadece bir ürperti olarak değil, gerçek bir baskı olarak hissediyordu. "Harika görünüyorsun Selin," diye fısıldadı Murat. "Dışarıdaki insanlar sadece seni gördüklerini sanacaklar ama aslında en büyük şovu biz yaşayacağız."
Evin kapısından çıkarken Kerem’in dairesine bir anlığına gözü kaydı Selin’in. Bir zamanlar ondan kaçtığı ya da ona sığındığı o kapı şimdi sadece bir komşu kapısıydı. Kerem’i çağırmadı, ona haber bile vermedi. Kendi arabasına bindi, yan koltuğun kapısını Murat için açtı. Dışarıdan bakan bir komşu için Selin, hayali bir arkadaşıyla oyun oynayan bir deli gibi görünebilirdi ama Selin’in umurunda değildi. O, hayatının en gerçek yolculuğuna çıkıyordu.
Kasabanın En Ucundaki Sessiz Restoran
Şehrin gürültüsünden uzak, denizin tam kenarında, sadece dalga seslerinin duyulduğu küçük bir restorana gittiler. Restoran kalabalık değildi; köşedeki masalardan birine oturduklarında garson hemen yanlarına geldi.
"Hoş geldiniz efendim, kaç kişisiniz?"
Selin, yanındaki boş sandalyeyi göstererek, "İki," dedi kendinden emin bir sesle. "Ama arkadaşım biraz çekingendir, ona servis açmanıza gerek yok ama bir kadeh de onun önüne bırakırsanız sevinirim."
Garson bir an duraksadı, Selin’in yüzündeki o büyüleyici ve sarsılmaz gülümsemeyi görünce "Tabii efendim, nasıl isterseniz," diyerek geri çekildi. Murat, Selin’in karşısına oturdu. Loş ışığın altında Murat’ın yüzü her zamankinden daha net, daha canlıydı.
"Biliyor musun," dedi Murat, masanın üzerindeki Selin’in eline hayali elini koyarak. "Hayattayken buraya gelmeyi çok isterdim. Ama hep bir işimiz, hep bir acelemiz vardı. Ölmek gerekiyormuş bazı anları yavaşlatmak için."
Selin kahkahayı bastı. "Ölümün bu kadar romantik olacağını söyleselerdi, seni çoktan ben öldürürdüm Murat!"
Yan masadaki çift, Selin’in kendi kendine bu kadar içten gülmesine ve boş sandalyeye bakarak konuşmasına hayretle bakıyordu. Kendi aralarında fısıldaştıklarını duyabiliyordu Selin: "Yazık, ne kadar da güzel bir kadın, ama galiba aklını yitirmiş..."
Selin onlara dönüp kadehini kaldırdı. "Merak etmeyin," dedi yüksek sesle. "Ben hiç bu kadar akıllı olmamıştım!"
Gecenin ilerleyen saatlerinde Selin, Murat’la en sevdikleri konulardan konuşmaya başladı. Murat ona komik anılarını anlatıyor, Selin ise masanın altında Murat’ın (hayali de olsa) bacağına dokunarak ona eşlik ediyordu. Dışarıdan bakıldığında tek başına bir kadın, lüks bir restoranda en pahalı şarabı içiyor, sürekli gülüyor, bazen hüzünleniyor ama genel olarak etrafına muazzam bir mutluluk enerjisi yayıyordu.
"Bak şuna," dedi yan masadaki adam karısına. "Kadın tek başına ne kadar mutlu görünüyor. Biz iki kişiyiz ama yarım saattir birbirimizin yüzüne bakmıyoruz. Gıpta ettim doğrusu."
Selin bu cümleyi duyunca Murat’a göz kırptı. "Gördün mü? Kimse burada senin olduğunu bilmiyor ama herkes bizim mutluluğumuzu kıskanıyor."
Murat ayağa kalktı ve Selin’e elini uzattı. Restoranın terasında, denize karşı çalmayan bir müziğin ritmiyle dans etmeye başladılar. Selin kollarını Murat’ın boynuna dolamış, havada süzülür gibi hareket ediyordu. Diğer müşteriler için Selin, denizin esintisiyle kendi etrafında dönen, gözleri kapalı, yüzünde cennetten bir parça huzur taşıyan gizemli bir kadındı. Kimse o kadının kollarında bir hayaletin sıcaklığını taşıdığını, o "boş" ellerin aslında Selin’in belini sıkıca kavradığını bilmiyordu.
Gece biterken Selin hesabı ödedi ve restoran çıkışında denize karşı durdu. Murat yanına geldi. "Bugün için teşekkür ederim Selin," dedi. "İhanetimden sonra beni sadece affetmedin, beni yeniden yaşattın."
Selin, Murat’ın yüzüne dokundu. Artık buzlar yoktu, o soğuk hayalet hissi gitmiş, yerine birbirine kenetlenmiş iki ruhun sıcaklığı gelmişti. "Biz birbirimize mahkumuz Murat," dedi Selin. "Ve ben bu mahkumiyeti dünyadaki tüm özgürlüklere tercih ederim."
Eve dönerken, Selin’in içindeki o 'yaslı kadın' tamamen ölmüştü. Artık Kerem’in ne düşündüğü, babasının ne diyeceği ya da elalem ne der kaygısı kalmamıştı. Selin, hayaletiyle baş başa, herkesin gıpta ettiği o "yalnız ve mutlu" kadının en büyük sırrını saklıyordu.