Köşkün üst katındaki odasında Selin, aynanın karşısında yorgun gözlerle kendine bakıyordu. Gönül Hanım içeri girdiğinde yüzünde o "annemsi" heyecanlı ifade vardı. "Kızım, hadi aşağıya gel. Kerem geldi, birkaç arkadaşın daha uğradı. Aşağıda kış bahçesinde ufak bir çay saati hazırladık."
Selin önce itiraz etmek istedi ama Gönül Hanım’ın umut dolu gözlerine bakınca kıyamadı. Aşağıya indiğinde, kış bahçesinin o camdan duvarları ardındaki gri gökyüzüne inat, içerisi rengarenk çiçeklerle, taze kahve kokusuyla ve en önemlisi eski dostların kahkahalarıyla doluydu.
Liseden, üniversiteden en yakın birkaç arkadaşı oradaydı. Kerem, her zamanki gibi grubun neşesi olmuş, Selin’in hastanede geçen zor günlerini unutturmak için bin dereden su getiriyordu.
"Selin! Sonunda yüzünü gören cennetlik," dedi eski dostu Pelin, ona sıkıca sarılarak. "Seni o kadar özledik ki!"
Selin, bu sıcak ilginin karşısında önce biraz yabancılık çekse de, arkadaşlarıyla yapılan o eski, zararsız dedikodular, paylaşılan hatıralar yavaş yavaş içindeki o buzu eritmeye başladı. Bir ara Kerem’in yine elindeki tabağı düşürecek gibi olup son anda toparlamasına (bu sefer Murat yapmamıştı, Kerem kendi başarmıştı) herkes yüksek sesle güldüğünde, Selin de o içten, derin kahkahalarından birini patlattı.
O sırada Murat, kış bahçesinin hemen dışındaki bahçede, çıplak bir meşe ağacının dalına yaslanmış, içeriği izliyordu. Camların ardındaki bu neşeli tabloya yaklaşmadı. İçerisi çok sıcaktı; sadece kaloriferlerin sıcaklığı değil, hayatın, dostluğun ve gençliğin sıcaklığı... Murat biliyordu ki içeri girse, Selin’in ensesindeki o ürpertiyi geri getirecek, odayı istemsizce soğutacaktı.
Selin bir an kafasını cam tarafa çevirdi. Murat’ı dışarıda, karların üzerinde öylece dururken gördü. Murat ona bakıp hafifçe gülümsedi ve başıyla "Devam et, çok güzel gülüyorsun" der gibi bir işaret yaptı.
Murat’ın o anki duruşunda hiçbir kıskançlık kırıntısı yoktu. Aksine, Selin’in yanağına gelen o hafif kırmızılık, gözlerindeki o sönmeye yüz tutmuş ferin yeniden parlaması Murat için dünyadaki her şeyden daha kıymetliydi. O an, bir hayalet için en büyük sevginin "uzaktan sevmek" olduğunu anladı.
Kerem, Selin’in bir anlık dalıp cama baktığını fark etti. Selin’in neyi gördüğünü biliyordu. Eğilip Selin’in kulağına fısıldadı: "Gördüm onu. Dışarıda bekliyor. Bu sefer hiçbir sakarlık yapmadı, sanırım bizi barışçıl bir şekilde izliyor."
Selin, Kerem’e minnetle baktı. "Mutlu olmamı istiyor Kerem. O yüzden yaklaşmıyor."
Kerem başını salladı. "O zaman onun hatırına şu pastadan bir dilim daha ye. Bak, o dışarıda senin için üşüyor, sen burada onun için güçlen."
Gecenin Sonundaki Huzur
Arkadaşlar birer birer dağılıp köşk sessizliğe büründüğünde, Gönül Hanım kızının yüzündeki o huzurlu ifadeyi görüp rahatlamış bir şekilde odasına çekildi. Selin, odasına girdiğinde Murat’ın pencerenin önünde onu beklediğini gördü.
"Çok güzeldi," dedi Selin, yatağının kenarına oturarak. "Teşekkür ederim."
"Ben bir şey yapmadım ki," dedi Murat, sesi her zamankinden daha yumuşak, daha huzurluydu.
"Yaptın," dedi Selin. "Yaklaşmadın. Soğutmadın orayı. Benim o eski Selin’i biraz olsun hatırlamam için benden uzak durdun. Bu senin için ne kadar zordu biliyorum."
Murat süzülerek yanına geldi. Bu sefer dokunmadı, sadece Selin’in yüzündeki o taze gülümsemenin izlerini seyretti. "Senin o kahkahanı dışarıdan duymak, bana o dağ evindeki fırtınalardan daha çok can verdi Selin. Eğer seni böyle güldürecekse, ben bin yıl o bahçede beklemeye razıyım."
Selin elini kalbine koydu. Orada iki aşk vardı artık; biri canını acıtan, diğeri ise onu hayata bağlayan. Ve o gece, Selin rüyasında ilk kez karanlık ormanları değil, bahar gelmiş, çiçeklerin açtığı ve Murat’ın kanlı canlı olduğu o eski bahçeyi gördü.