3. Bölüm

2427 Words
Eskimeye yön tutmuş dolabının aynasından kendisine bakıyordu genç kız. Bir süre süzdü kendini bomboş gözlerle. Gözlerinin renginde bir elbise giydirmişlerdi bugün ona. Zümrüt yeşiliydi. İçinde volkanlar kopuyordu ama belli etmiyordu dışarıya. Babası bir hafta önce odasına konuşmaya gelmişti. Bu durumun böyle olmayacağını madem seviyorsa gelip söylemesini istemişti. Şimdi de bu akıttığı gözyaşlarına anlam veremiyordu adamcağız. Sahra bu yüzden fazla üstelemedi babasına karşı. Hem babası, Dewran Ağa ne dediyse oydu bir kere karşı tarafa haber salınmıştı. Sahra ne kadar dirense de boştu ne yazık ki. Hep kendini suçluyordu zaten. O adamla o gün orada konuşmamalıydı biliyordu buranın insanlarını. Ama bilemedi onu böyle yakacaklarını, sonunun böyle olacağını bilemedi Sahra. Akşam vakti gelip çatmıştı. Bugün sözü vardı genç kızın. Takacaklardı o pranga gibi yüzüğü parmağına. Kimse ona 'sende istiyor musun bu izdivacı' diye sormamıştı bile. Azad Karahanlı güçlü ve kudretli bir ailenin kanını taşıyordu. Genç kızla evlenmek istemişti ve istediğini alacaktı tabi kader izin verirse. Ama gelipte Sahra'ya 'seninde gönlün var mı bu işte' dememişlerdi bile. Dese bile onu duyan kimdi ki? Herkes sağır olmuştu ona. Kendi bildiğini okuyordu hayat. Gözünden yanağına inci misali dökülen yaşlarına engel olamadı. En çok da Azad denilene kızgındı. Zorla güzellik olmazdı, yüz vermemişti işte genç kız. Hemen haklarında dedikodu çıktı diye fırsat bu fırsat diyip ailesine haberi vermiş onları ikna edip görücü yollamıştı. Her iki ailede bu işe olumlu yanaşmış, uzatmaya hacet olmadığından yüzükleri bu akşam takmaya karar vermişlerdi. "Kızım güzel yavrum. Ağlıyor musun sen?" Annesinin sesiyle daldığı dipsiz kuyulardan çıktı Sahra. Ne ara gelmişti ki annesi? Fark etmemişti bile. Elleriyle yanaklarını kurulayıp ardını döndü annesine. Başını olumsuz yönde salladı. "Beni bu ateşe siz attınız neden ağlayayım ki anne. Siz mutluysanız ne âlâ." Kırgındı ailesine. Demek ki hiç değeri yoktu yanlarında. Halâ inanamıyordu. Annesi o sırada genç kızın ellerini tuttu ve dudağına götürerek öptü narin ellerini. "Yapma güzel kuzum. Babanı bilirsin, onu üzme madem adınız çıktı yapacak ne kaldı geriye söyler misin zümrüt gözlüm? Hem zamanla olacak bu işler. Sevmiyorsan bile zamanla herşey hallolur kızım. Eskiden günümüze hep görücü usulü evlilik vardı. Bende babanla öyle evlendim. Zamanla tanıdık birbirimizi, sonra sevdik haliyle." Sahra ne diyeceğini bilemiyordu. Ailesini de kırmak, sinirlendirmek istemiyordu. Zaten bu yüzdendi ya suskunluğu. Fazla tepki bile verememişti hakkında verilen bu karara. 'Kader' dedi içinden. Denileni yapacaktı ağlamayacaktı daha fazla. Çocuk değildi artık yirmi iki yaşındaydı her şeyi gayet iyi anlıyordu. Annesine hak verdi o sıralarda ne demişti 'zamanla herşey hallolur.' "Hadi çıkalım kızım. Misafirlerimiz gelmek üzeredir." Başını sallamakla yetindi genç kız. Allah'tan ona sabır vermesini istedi. Salona geldiklerinde yengesi, Rojda suratında ki memnuniyetsizlikle oturmuş gelecek olan misafirleri bekliyorlardı. Dewran Ağa ise sedire kurulmuş iri taneli kehribar renginde ki tesbihini çekmekle meşguldü. İçeriye giren kızını ve karısını görmesiyle ayağa kalktı o sırada. Beğeni ile süzdü küçük ceylanını. Nasıl da güzel olmuştu öyle. Dewran Ağa halâ güveniyordu biricik kızına. Biliyordu milletin pis ağzını, o yüzden artık kapamak istiyordu herkesin çenesini. Hem vakti gelmemiş miydi artık evlenmesinin? Buralarda kız kısmısının evlenmesi çok erken yaşlarda olurdu ama gel gelelim ki, Dewran Ağa kıyamamıştı kızına. O yaşıtlarında kızı Sahra, daha sokakta seksek oynardı ne bilirdi ki evliliği? O yüzdendir kızının büyümesini beklemişti hatta onu kıramayıp nakış kursuna bile yollamıştı ama artık yetiversindi. Milletin ağzı boş durmayacaktı anlaşılan o yüzden yaptı gereğini hiç düşünmeden Dewran Ağa. Azad Karahanlı dan iyi bir damat adayı mı olacaktı? Efendi ve yiğit bir delikanlıydı. Kızının değerini bilirdi elbet bunu o gün istemeye geldikleri gün bakışlarından anlamıştı. "Ne oldu Ağam sulandırdın gözlerini?" Hevidar Hanımın takılmasıyla daldığı düşüncelerden çıkıverdi Dewran Ağa. Eliyle gözlerini sildi başını olumsuz anlamda sallayıp, geri yerine oturacağı vakit kapı çalındı. İster istemez heyecanlanmıştı Sahra. Ne yapacaktı şimdi? Annesinin dürtmesiyle kapıyı açmaya gitti salondan çıkıp. Hevidar Hanım ve Dewran Ağa da arkasından çıkmışlardı misafirlerini karşılamak için. Kapının kulpunı tutup indirdi Sahra. İçindeki heyecanla sonuçta bugün sözü vardı değil mi? Her kız heyecanlanabilir diye geçirdi içinden. Kapının girişinde ilk beliren Azad'ın babaannesi, Nujin Hanımağaydı. Evin büyüğü olarak. Arkasında oğlu, Behram Ağa ve onun yanında ise arslan gibi gurur duyduğu iki oğlu vardı. Azad ve Arslan. Arkadan da son olarak Azad'ın anası Rojbin, onun kızı Havin ve eltisi Zelal Hanım girmişti. El öpme ve tokalaşma faslı bitmiş herkes yerini salonda ki sedir de almıştı. Sohbet koyu bir hal alırken, Sahra ise kahveleri yapmaya mutfağa gitmişti. Azad ise sevdiği kızı görünce bir hoş olmuş içinde ki heyecana mani olamamıştı. Allah'tan ne dileği olabilirdi ki başka? Şükür ediyordu her gün. Sevdiği kızla yüzük takacaktı bugün. Ondan mesudu yoktu artık. Sahra ise içinde ki boşlukta sallanıp duruyordu ne yapmalı nasıl davranmalı kestiremiyordu. Azad Ağa'ya bu konuyu hiç açmayacaktı. Yoksa daha evlilikleri başlamadan tartışabilirlerdi. Kabullenecekti bu durumu yoksa işin içinden çıkamayacaktı. Kahveleri yapmış ikram etmeye başlamıştı. Herkese kahvesini verip yerine, sandalyeye oturdu. Oradan buradan konu açılırken en sonunda artık yüzüğü takmalarının zamanı gelip çatmıştı. Herkes ayağa kalkmıştı. Sahra ve Azad yan yana geldiler o sırada. Yüzüğü Behram Ağa takmıştı duayla beraber herkes amin demişti. Yüzük tepsisini ise Sahra'nın kardeşi olmadığından, Azad'ın kız kardeşi Havin tutmuştu. Tekrardan büyüklerin elleri öpülürken, Sahra ağlamak üzereydi gözleri kızarmıştı haliyle. Duygulanmıştı. Artık sözlüydü genç kız. Bunu nasıl anlamdırması gerektiğini bilemiyordu. "Hayırlı olsun Allah başa kadar etsin." "Hayırlı uğurlu olsun bir yastıkta kocatsın Allah." "Hayırlı olsun Allah sonunuzu güzel eylesin." Gibi sözcükler sarfedildi duruldu o akşam. Düğün tarihi konuşuluyordu. Ağabeyi, Arslan ile çifte düğün yapacaklardı ve bunu erkene almaya çalışıyorlardı her iki genç adam. Sevdiklerine bir an önce kavuşmak için. Konuşuldu ve anlaşıldı Azad ve Arslan'ın dediği gibi önümüzdeki aya idi düğün. Anneler başta çok itiraz etmişti nasıl yetiştiririz onca çeyizi, hazırlığı diye ama onları dinleyen kimdi? Nujin Hanımağa da kırmak istememişti arslan torunlarını tamam demişti bu işe. Zaten onun tamam dediği işe diğerleri hayır diyemezdi. Saat geç vakte gelirken misafirler kalkmayı uygun görmüşler ve sırayla vedalaştıktan sonra evlerine yol almışlardı. Azad son kez baktı Sahra'ya beğeni ile. "İyi geceler gönül çelen." İlgiyle baktı gözlerine uzun uzun ama genç kız utanmaktan dolayı başını sallamakla yetindi sadece. Sahra kendini inanılmaz tuhaf hissediyordu. İçinde bir şeyler oluyordu ama anlayamıyordu. Hayır aşk falan değildi bu ama bilemiyordu işte. Kabullenecekti bu durumu. Korkuyordu, resmen bir ay sonra ailesinden kopacaktı. Ayrılık elbet zor olacaktı ama içine şimdiden o hüzün çökmüştü. İçinde ki tarif edilemez huzursuzluk bu yüzdendi sanırım. "Sahra kızım? Biraz konuşmak ister misin yavrum?" dedi ılımlı sesiyle, Hevidar Hanım. Sahra'nın buna ihtiyacı vardı belli ki. Annesiyle dertleşip sıkıntılarından bir nevi kurtulmak istiyordu. "Olur anneciğim." dedi ve Sahra'nın odasına çekildiler. Doya doya anne kız sohbet edip dertleştiler. Hevidar Hanım kızına güzel bir dille her şeyi izah ediyordu. O sırada ise Dewran Ağa ve Rojda odalarına çekilmişlerdi. Rojda elbette ki fesatlıktan çatlıyordu. Yine mutluydular ve her şey yolunda gidiyordu. Sinirlerine hakim olamadı ve eliyle yatağının çarşafını tutarak yere indirdi. 'Olan benim kocama oldu' diyerek kendi kendine konuşuyor sinirini atamıyordu bir türlü. Sabah olmuş telaş her iki aileyi de sarmıştı. Herkes, düğüne daha bir ay olmasına rağmen oradan oraya koşturuyor hazırlıkları daha şimdiden tamamlamaya çalışıyorlardı. Ee ne de olsa koskoca Karahanlı konağında iki ayrı çifte düğün olacaktı! Bundan daha büyük gurur olur muydu hiç? "Havin! Nereye kayboldun yine? Çabuk buraya gel." Rojbin Hanımın sesiyle elinde ki kitabı 'oflayarak' yerine koyan Havin gözlerini devirmeden edemedi. "Yine ne var anne canımı okudun vallahi. Her dediğini yaptım. Ne olur biraz oturayım." dedi halsiz çıkan sesiyle genç kız. On dokuz yaşında idi ve üniversite sınavına hazırlanıyordu canla başla. Evet doğru duydunuz. Allah'ın izniyle üniversite okuyacaktı Havin. Ağabeyi, Arslan sayesinde tabii ki. Diğer aile üyeleri buna başta çok karşı çıksalar da biricik kızlarına kıyamamışlardı. Ailenin tek kızıydı o. "Oturmanın sırası değil kızım. Kalk ve sana verdiğim o yastık kılıflarını, dantellerini ütüle kızım." dedi tüm ciddiyetiyle Rojbin Hanım. "Anne, Şilan ablayla Naze teyze de yapabilir onları benim dersime odaklanmam lazım lütfen beni oyalama." diye serzenişte bulundu genç kız ama görünen o ki, annesi onu dinlemeye hiç niyetli değildi. "Kızım onların işi var işi! Bende biliyorum her şeyi ama öyle lafla olmuyor. Kalk bakayım sen azıcık iş görmeyle dersinden kalacak değilsin." elini kızının koluna atarak sandalyeden kaldıracağı sırada salona tüm ihtişamıyla, Arslan Ağa girdi. Olanları duymuştu ve biricik gözünün nuru kız kardeşine laf gelsin, buna asla tahammül edemezdi. "Ana! Havin haklıdır evin çalışanları dururken, benim kardeşime düşmez o işler. O okuyacak ona sakın elleşmeyin. Dersine çalışsın bırak da." Havin zafer kazanmışcasına annesine baktı. Ağabeyine minnetle bakış atıp yanağına öpücük kondurup odasına doğru yol aldı. Ortalık karışmadan kaçmalıydı oradan. "Oğlum buna hep sen yüz veriyorsun. Sonra tepemize çıkacak diye korkuyorum." diye hayıflandı Rojbin Hanım. Arslan Ağa annesine tebessüm edip onu geniş göğsüne çekerek sarıldı. Tülbentine öpücük kondurup, kokusunu içine çekti. "Benim güzel anam. Korkma sen, ben küçüğüme güveniyorum. O beni asla yanıltmaz. Hem sabret be kadın bir ay sonra iki tane birden gelinin olacak. Sırtın yere gelmez gayrı!" diyerek takıldı annesine bir yandan da gülüyordu. Annesi de tebessüm ederek ayrıldı canından çok sevdiği oğlundan. Azad' da evladıydı onu da çok severdi ama Arslan'ın yeri ayrıydı onun için. Her zaman anlayışlı olmuş, annesine destek çıkarak küçük yaşta olgunluğa ulaşmıştı genç adam. Yaşıtları sokakta top oynarken o babasıyla onun arkasından her ne iş olursa olsun giderdi. Babası, Behram Ağa da merhametli, saygın ve azimli bir adamdı evvelallah. Ağa olsa bile oğullarına varlığı da göstermişti yokluğu da. Tarla işini de şirkette ki işleri de her şeyi evvelden öğretmişti. Ama Azad öyle değildi istediği ne varsa onu almadan asla rahata eremezdi. Tamam o da yiğit bir delikanlıydı ama mızmızdı sanki biraz. "Peki öyle olsun bakalım Arslan Ağa." diyerek oğluna takıldı Rojbin Hanım. İkili beraber avluya çıkarak ortalıkta ki telaşeyi gördüler. Rojbin Hanım aklına gelen düşünceyle elini ağzına götürdü. "Nevresimleri geçirip ütü yapacaktım tüh unuttum! Ah! Beni oyalıyorsunuz birde Arslan. Çekil oğul çekil!" söylene söylene merdivenleri tırmandı Rojbin Hanım. Arslan ise yandan bir gülüş sergileyerek annesini izlediği sırada bir yandan da ceketini giyiyordu. Değer veriyordu annesine hem de her şeyden çok. 3 Hafta Sonra Düğüne on gün gibi az bir süre kalmış, bütün hazırlıklar son hızıyla devam ediyordu. Her iki çift nişan alışverişine anneleri ve eşleriyle çıkmışlardı. Birde fazladan olarak arkalarına, Havin takılmıştı. Ellerinde ki poşetleri taşımaktan bitap düşen Azad yorgunluktan bayılmak üzereydi. Sahra'ya kendini göstermek için onca poşeti ellerine almış gövde gösterisi yapıyordu aklınca. Ama komik göründüğünden bihaberdi ne yazık ki. Ağabeyi, Arslan ise onunla uğraşmaktan asla geri durmuyor Azad'ı sinir edip duruyordu. Sahra ve Dicle ise bu duruma gülüşüyorlardı sessizce. Araları düzelmiş, eskisinden daha iyi bir hale gelmişti. Ee sonuçta artık birer elti sayılırlardı. Aslında orta da büyütülecek bir şeyde yoktu. Sadece, Sahra naif kırılgan bir yapıya sahip olduğu için kırılmıştı Dicle'ye, bu duruma bir takım sebebiyet verdiği için. Ama olsundu her şey geride kalmıştı. Unutmaya hazırdı hatır kırmaya gerek yoktu. Hem alışıyordu artık Azad Ağa'ya. Yeterince komik bir yapıya sahipti ve onu her koşulda güldürmeyi başarıyordu. Annelerini başlarından savıp, çift takılmak istemişlerdi 'tabi Sahra hariç.' Oldukça lüks olan bir cafeye girip oturmuşlardı. Sahra ve Dicle karşı karşıya oturmuş, Azad ile Arslan da yanlarına oturmuşlardı. "Ee ne içiyoruz bayanlar ve kaydıraktan kayanlar?" diyerek sessizliği bozdu Azad. Arslan ise kardeşine 'sen ciddi misin' dercesine bakışlar atıyordu. 'Bu kadarı da olmaz 'diye geçirdi içinden. Tamam anlıyordu seviyordu, kara sevdaya düşmüştü ama bu kadarı da fazlaydı. Adamlığından taviz vermek zorunda değildi. Neydi o saçma sapan laflar? Dicle kıkırdayarak sevdiği adamı koluyla dürttü. Zira kardeşine öldürücü bakışlar atıyordu. Kayınbiraderini asla ezdirmezdi. "Ben bir kahve alayım." dedi Dicle. Arkasından utana sıkıla Sahra cevap verdi. "Bana fark etmez ne olursa." "Olmaz öyle şey Sahra. Ne istiyorsan söyle. Portakal suyu sever misin? Ya da kahve, çay? Ne istersen söyleyebilirsin." dedi Azad. "Portakal suyu olsun madem." dedi ve kendi kabuğuna çekildi Sahra. "Sen ne buyur edersin ağabeyim?" Sesi son derece keyifli çıkıyordu Azad'ın mutluydu artık sevdiği kız yanındaydı yakında düğünleri vardı. Arslan keskin bakışlarıyla kardeşine baktı. "Ben bir miktar sabır istiyorum kardeşim. Bu mümkün müdür acaba?" Arslan'ın kelamıyla Azad bozguna uğramıştı ama bunu belli etmedi kesinlikle. Susmayı tercih ederken, Dicle ortamı yumuşatmak adına nişanlısının elini tuttu sıkıca. Biliyordu, bu koca adamı nasıl sakinleştirip dize getireceğini. "Sakin ol birtanem. Azad'ın belli ki içi içine sığmıyor. Keyfini bozma lütfen." dedi anlayışlı bir sesle. "Ağabeyim çok arıza biridir siz onu boş verin bayanlar. Evet siparişlerimizi de verdiğimize göre rahatça konuşabiliriz." —————————— Akşam olmuş, herkesin daha fazla takati kalmamıştı. Alışveriş elbette ki yorucu geçmişti ve Sahra bu durumdan nefret ediyordu. Sevmiyordu alışverişe çıkmayı. Üstelik birde düğün alışverişiydi! Bir sürü şeyler almışlardı. Çok masrafa gerek yok denilse de, Rojbin Hanım 'oğullarım hayatlarında bir kere evleniyor. Bu yüzden gelinlerime her şey feda olsun." diyerek. Her şeyin fazlasını ve yedeğini aldırmıştı. "O zaman yine görüşürüz dünürüm hadi iyi akşamlarınız olsun." dedi Rojbin Hanım. Hevidar Hanım ise ne kadar ısrar etse de 'gelin buyurun bir şeyler içelim' diye kabul etmemişlerdi. Akşam olduğunu artık eve dönmelerinin vakti geldiğini yoksa kayınvalidesi ve kocası, Behram Ağa'nın bu durumdan rahatsız olacağını belirtip arabanın içine tekrar bindi ve Azad'ı beklemeye koyuldu. Arslan ise onlardan ayrıydı zaten. Nişanlısını ve kayınvalidesini evine bırakmaya gitmişti. "Hayırlı geceler anacığım." diyerek kayınvalidesinin elini öptü ve Sahra'ya son kez bakıp 'iyi geceler güzel papatya." dedi sessizce. Sahra ise tebessüm ederek baş selamı verdi. Saçları sarı kumraldı ve Azad onu' papatya'm' diye seviyordu. Avluya adım attıkların da hiç beklemedikleri bir şey oldu. Rojda yengesi, sedir de bacak bacağa oturmuş elma kemiriyordu. " Nerede kaldınız süs güzelleri? Siz alışveriş yapmayı bilir miydiniz be eltim?!" Duyduklarına bir anlam veremiyorlardı. Hevidar Hanım ileri atılacağı sırada Sahra onu eliyle durdurdu. "Boş ver anne. Kalbi katran tutmuş birisine laf anlatmak zordur." dedi ve ellerinde ki poşetlerle odasına ilerledi genç kız annesiyle beraber. "İnşallah benim düştüğüm duruma sen de düşersin de o zaman görürsün katranı zifti, Sahra Hanım!" Hevidar Hanım ise dayanamamıştı bu bedduaya. Elinde ki poşetleri yere bırakıp eltisinin karşısına dikilmişti. "Ağzından çıkanı kulağın duysun be kadın! Allah'tan kork! Bu kız bir gün dediğini iki etti mi ha? Bir gün sana saygısızlık etti mi? Nasıl beddua edersin sen?!" "Benim canım yanar Hevidar Hanım! Sizse burada gayet mutlusunuz olan benim kocama oldu! Sen bu acıyı bilmezsin ama Allah büyük göreceksiniz!" "Yazıklar olsun sana. Hiçbir zaman ettiğimiz iyiliği görmedin. Sen nankörsün. Allah affetsin seni!" "Göreceğiz Hevidar göreceğiz." Sinirle eltisinin omzuna çarpıp odasına doğru yol aldı kalbi karalar bağlamış kadın. Hevidar ise boğazına oturan yumruya engel olamamıştı ve gözyaşlarını akıttı inci misali. Allah korusundu o laflar neydi öyle? Hiçbir evlada beddua edilmezdi. Bu kadının dili nasıl varıyordu böyle şeylere? Sahra annesinin omzuna elini koyup kendine çevirdi onu. "Üzülme annem. Onun kirli düşünceleri bizi ilgilendirmez. Allah'a havale ediyorum ben onu. Sen hiç üzülme tamam mı?" Anne kız, sıkıca sarılıp teselli verdiler birbirlerine. Allah'tan Dewran Ağa yorulduğu için erken uyumuştu bugün. Olanları duymamıştı yoksa kıyamet kopardı kesin. Vakit geliyordu ve kader ağlarını örmeye devam ediyordu hiç durmaksızın. Kaçınılmaz son, büyük bir zelzeleyle yıkacaktı, hiç şüphesiz iki aileyi. Son sözü kader söyleyecekti hiç kuşkusuz. Ve kimsenin feryadı bunu durdurmaya yetmeyecekti.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD