4. Bölüm

2057 Words
Büyük gün gelip çatmıştı en nihayetinde. Sahra... Genç kız öyle güzeldi ki hiçbir unsur onun güzelliğini alaşağı edemiyordu. Saflığı ve masum oluşu ise ayrı bir konuydu. Kalbinin güzelliği dışına vurmuş derler ya hani aynen de öyleydi. "Güzel kızım. Bugün gidiyor musun annem? Baba ocağında son günün mü?" diyerek hıçkırıklara boğuldu kadıncağız. Kızını böyle beyazlar içinde görmek daha da duygulandırmıştı onu. Nasıl da yakışmıştı beyaz gelinlik. Hevidar Hanım öyle üzülüyordu ki tarif edilemez bir acıydı bu. Evladı uçuyordu artık yuvadan. Kendi yuvasını kuracaktı. "Annem..yapma böyle ne olur zaten her şey yeterince zor." diyerek narin bedenini annesine sardı. Ellerinden tutmuştu sıkıca. Ellerinde ki kınaları geçen hafta yakmışlardı Sahra'ya. Dicle ile beraber. Öğleden sonra ise bu evdeki son günü olacaktı artık. Şimdi de dışarıda oynanıyor gülünüyordu ama genç kız lavabo ihtiyacı için içeriye girmişti. Annesi de ona yardımcı oluyordu bir nevi. Malum gelinlik vardı üzerinde. Dün gece annesiyle uyumuştu odasında. Bolca ağlayıp sarıldılar birbirlerine. Zordu, hele ki kız evladı daha bir başkaydı. Onca koruyup kolladığını, yedirip içirdiğini, bu yaşına getirdiğini.. Bim bir emekle büyüttüğün yavrunu, bir başkası gelip alıyordu senin güvenli kollarından. İşte en acısı da buydu. Dünya'nın acı kanunuydu bu değiştiremezdi hiç kimse. "Sen bana bakma kızım. Üzülme sen..bugün en mutlu günün sonuçta." Sahra halâ bilemiyordu. Azad'a karşı aşk yoktu içinde bunu biliyordu ama saygı ve merhamet vardı. Daima da olacaktı bu. Bir ay içinde, daha önceden hiç bilmediği birini nasıl hemen sevsindi ki? Seviyorum dese bile saçma olurdu. Ama ailesini üzmemek için bu durumu asla dışarıya yansıtmıyordu genç kız. "Yenge? Nerede kaldın merak ettim seni." dedi yüzünde ki güzel gülümsemesiyle Havin. Dicle yengesini zaten çoktandır biliyordu Havin ve ona da saygı duyuyor, seviyordu. Ama Sahra'yı da çok sevmişti kısa zaman içinde. Sahra zaten girdiği her ortam da hemen belli ediyordu kendini. Ağır ve oturaklı oluşuyla, saygı ve sevgisiyle. "Buradayım canım. Lavabo için girmiştim eve." Annesi Hevidar Hanım, Havin'e tebessüm ederek misafir karşılamak için ayrıldı yanlarından. Epey gelen giden oluyordu çünkü. "Ağabeyim meraktan ölüyor. Fotoğraf atmamı istiyor ama bende atmak istemiyorum çünkü uğursuzluk derler ya hani. Öldürecek beni eve gidince. Beni korursun değil mi yenge?" Sahra ellerini görümcesinin omzuna koyup tebessüm etti. "Elbette ki korurum. Kıyamaz hem ağabeyin sana bu kadar telaşlanma." Birlikte gülerek avluya çıktılar. Oynayanların arasına karıştılar. ————————— "Ağabey! Hay senin şirketine be adam! Bugün düğünüm var benim. Sen kalkmışsın dosyayı imzalamayı unuttum diyorsun. Bu ne boktan bir iş!" söylene söylene çıktı odadan Azad. Arslan da onu takip ederek çıktı ve odasının kapısını kilitleyip anahtarı cebine attı. "Ulan karı kılıklı! Benim de bugün düğünüm var. Ben sana bir şey diyor muyum? Altı senedir bekletiyorsun beni takmışsın çifte düğün yapalım diye. Benim yerimde olsaydın ne yapacaktın!" diyerek çıkıştı kardeşine Arslan. İsteseydi altı sene önce çoktan yapmıştı düğününü ama kıramamıştı Azad'ı. Tutturmuştu çifte düğün olacak diye. Arslan da ses etmemişti. Ama gel gör ki beyefendi şurada iki saat bile dayanamıyordu. "Beni mazur görün ağabey. Sevdiğim kadınla bugün evleniyorum en sonunda! Çok mutluyum lan!" Gözlerinin içi gülüyordu adeta. Arslan giydiği siyahlar için deki takımıyla nefes kesici görünüyordu. Heybetli bir vücuda sahip olduğu için ne giyse üzerinde çok güzel duruyordu. Azad ise takımını beyaz tercih etmişti. Ağabeyi ile iki zıt kutup gibi olmuşlardı. Hoş gerçekte de bu durum böyleydi. İkili asansörden inip çıkışa ilerlediler. Dışarı çıktıklarında ise temiz hava karşıladı onları. Vakit kaybetmeden son model olan range rover'ın kilidini açtı Arslan. Azad vakit kaybetmeden ön koltuğa kuruldu ve ağabeyini beklemeye başladı. Arslan da sürücü koltuğuna yerleştiğin de kardeşine yandan bir bakış atıp gülmeye başladı. "Vay senin haline gardaşım. Sen basbayağı divane olmuşsun." Azad ağabeyine bakıp iç çekti. Ona kibarca 'aklını yitirmişsin' demesi bile şuan umurunda değildi. "Bu işler öyle oluyormuş be ağabey. İçim içime sığmıyor sanki." Arslan bu sefer gülmüyordu, belli belirsiz tebessüm etti kardeşinin bu haline. "Ne sanmıştın. Kolay bir illet değil bu." "Öyle. Biliyor musun elini tutmama bile izin vermedi bugüne dek. Şükürler olsun ki artık evleniyoruz ve karım olmasına yalnızca saatler kaldı." "Kolay lokma değil diyorsun yani. Dicle de öyleydi ilk zamanlarda ama nişanlanınca ortada bir sorun kalmadı. Elimi de tuttu, sarıldı da. Sabret koçum benim. Az kaldı." diyerek teskin etti kardeşini. O sırada Arslan'ın telefonu çaldı. İyi insan lafının üstüne gelir diye boşa dememişler. Arayan, Dicle idi. " Efendim güzelim? " dedi tüm şefkatiyle. "Ne yapıyorsun canımın içi?" "Şirketteydim şimdi eve geçiyorum. Bir problem yok değil mi?" "Hayır yok ama bari bugün gitmeseydin şirkete Arslan." "Güzel gözlüm, küçük bir işim vardı onu hallettim. Malum balayına çıkacağımız için rahatsız edilmek istemiyorum. Şirket çalışanları yüzünden." "Tamam o zaman. Sesini duymak için aramıştım. Seni çok seviyorum birtanem kazasız gelin, sabırsızlıkla bekliyorum seni. " "Tamam güzelim. Kapatıyorum." diyerek telefonu kapattı ve gelişi güzel cebine attı. "Vay anasını be aşka bak! Bir de bana bak. Arayanım bile yok. Bu hallere düşecek adam mıydım ben ha?" diyerek sitem etti ve burun kemerini sıktı Azad. Gücenmişti, Sahra onu bir kere bile aramamıştı bu geçen zaman diliminde. Ama olsun dedi sonradan buna da şükür. —————————— "Benim güzel kızım. Her zaman arkanda bir ailen olduğunu bil. Biz senden razıyız sende bize hakkını helal et." diyerek sildi elinin tersiyle yaşlarla dolu gözlerini Dewran Ağa. Kızı, Sahra'nın kuşağını bağlıyordu. Erkek kardeşi olmadığından bu görev, Dewran Ağa'ya düşmüştü. Gurur duyuyordu kızıyla. Kırmızı duvağı, güzel yüzüne indirdi ve sakin olmaya çalıştı. Kalbine sancı girmişti zavallı adamın. Gidiyordu artık. "Ağlama babacığım. O nasıl laftır? Hakkım tabi ki de size helaldir. Beni siz yetiştirdiniz. Benimle iftihar duyuyorsanız bu sizin sayenizde inanın. Kaldır başını ve ne olur akıtma gözyaşlarını." Odada ki herkes duygulanmış ağlıyordu. Annesi Hevidar Hanım ise bir fenalık geçirmekten korkuyordu. Bu nasıl bir acıydı aman Allah'ım. Dışarıdan silah sesleri geliyordu. Davul zurna eşliğinde düğün alayı gelmiş, gelin kızlarının içeriden çıkmasını ailesine veda etmesini bekliyorlardı. Herkes sırasıyla sarıldı sımsıkı Sahra'ya. O sırada Rojda kapıda dikiliyor. Sahra'yı izliyordu, bakalım elini öpmeye gelecek miydi yoksa burnunu dikip çıkıp gidecek miydi bu kapıdan bilemiyordu. Halbuki genç kız öyle biri değildi. Her zaman merhametli, ve saygılı olmuştu. Sahra ise binbir düşünceyle herkesle sarılıyor, elini öpüyordu. İnanılmaz derecede içi daralıyordu. 'Hayır ağlamak yok' diye kendini teskin ediyor direniyordu. Eğer bırakırsa kendini asla toparlanamazdı bunu iyi biliyordu. Sıra yengesine geldi ve kaldırdı başını baktı o iri gözlere. İçinde hiçbir duygu barındırmıyordu. Ama olsundu o, Sahra'nın yengesiydi. El değildi, bir ev içinde yıllarca durmuş, kötü anlara sahiplik yapsa da o amcasının karısıydı, emanetiydi. Ve gerekeni yapacaktı Sahra. Hiç düşünmeden eğildi ve elini aldı soğuk avucuna. Elleri hep soğuk dururdu genç kızın. Kansızlıktandı muhtemelen. Öptü ve başına koydu kırışmaya yön tutmuş eli. Tekrar doğrulup yengesine baktı. "Allahaısmarladık yenge." Sahra hep böyleydi. Asla hainlik fesatlık bilmez, iyi niyetiyle insanları hep şaşırtırdı. Rojda bir şey demedi. Başını sallamakla yetindi sadece. Sonra babasıyla kol kola çıktılar avluya. Herkes silah atıp oynuyor, halay çekiyordu. Silahlar çok fazla atılıyordu ve genç kızı bu çok rahatsız etmişti. Kulaklarını kapama isteği ile yanıp tutuşsa da ses etmedi. O sıralarda içine bir sıkıntı oturdu. Ve oradan kalkmaya hiç niyetli gibi de durmuyordu. Babası Dewran Ağa, kızını müstakbel damadının koluna teslim edip geriye çekildi. Ayrılık zaten çok evvelden gelip çatmıştı. Şimdi ise herkes görevini yapıyordu sadece. Arabaya bindiler birlikte ve Karahanlı konağına doğru yola çıktılar. "Nasılsın bakalım hanımefendi?" dedi Azad, keyif dolu bir sesle. Sahra ses etmedi. Boğazında ki yumruyu halletmeliydi ilk önce. Yanında ki adam ile nikahlanacaktı birazdan. Nikahı düğünde kıymayı uygun görmüşlerdi ve nikah memuru onları bekliyordu konakta. Allahı'ın huzurunda ki nikahı da resmi nikahtan sonra kıyacaklardı. "Benimki de soru. Kusura bakma Sahra. Eminim ki üzülüyorsun dur ama korkma ben seni inan bana çok mutlu edeceğim." dedi sesine düşen heyecanla. Sahra başını salladı sadece ve yolu izlemeye koyuldu. Uzak ta değildi zaten konakla kendi evinin arası. Arabayla yirmi dakikalık falan sürüyordu. Yürüme mesafesi ise yarım saat, kırk dakika kadardı. Konağın önünde ki arabalar bir biri ardına sıralanmış, bini aşkın araba vardı. İğne atsan yere düşmeyecek halk karşıladı onları. Araba durdu ve genç kız Azad'ın yardımıyla arabadan inip tekrardan onun koluna girdi. Gelinliği, Allah'tan çok kabarık ve abartı değildi de fazla sorun yaşamıyordu. Burada ki zılgıt sesi, oyun havası ve çektikleri halay daha bir coşkuluydu. Ee ne de olsa koskoca Karahanlı konağında düğün vardı. Üstelik çifte bir düğündü! Ard arda silahlar patlarken gözlerini yumdu genç kız. Ne vardı bu kadar da teksas gibi silah yağmuruna tutuyorlardı ortalığı anlayamıyordu genç kız. Avluya geçtiler hep beraber bu biraz zor olsa da kalabalıktan dolayı, yapacak bir şey yoktu. Her iki çift içinde ayrı masalar kurulmuştu. Üzerinde ise meyve suyundan tut atıştırmalık şeylere kadar her şey vardı. Ortalarında da kocaman canlı bir çiçek vardı. Sahra kendine ayrılan süslenmiş olan sandalyeye oturdu zar zor. Dicle ise hemen kapıdan içeri giriyordu o sırada. Arslan Ağa'nın kolunda kuğu gibi görünüyordu adete. Sahra imrenerek baktı ona. Çok güzel olmuştu. Üstelik sevdiği adam ile evleniyordu bir yabancılık çekmeyecekti bu konakta. Ama kendisi için aynı şeyleri söylemek mümkün değildi. Birazdan kocası olacak adamla sadece bir aydır tanışıyordu. Onun ailesiyle de öyle. Ama Dicle'yi çoktandır biliyorlardı ve sıkıntı çekmezdi büyük bir ihtimalle. Sahra çekiniyordu açıkçası. Bugüne kadar evinden dışarıya adımını atmamış, kimse de konaklamamıştı. Bu ilk olacaktı. İlk ve son. Burayı da evi bellemeliydi artık. Ama ilk önce alışması lazımdı. 'Olsun' dedi içinden zamanla her şey hallolur diye teskin etti kendini. Tek bildiği ve çok sevdiği arkadaşı, Dicle vardı ve elti olmuşlardı artık. Hem en iyi arkadaş hem elti..ikisi de kulağa hoş geliyordu. O yüzden şükür etti haline. Dicle ile beraber her sorunu atlattırdı evelallah. Çok iyi anlaşıyorlardı çünkü. Birer kardeş gibiydiler. Hatta belki ötesi.. Dicle'de yan tarafta ki masada yerini aldığında tebessüm etti genç kız. Dicle de karşılık verdi ona. "Çok güzel olmuşsun Sahra'm. Aynı bir melek gibi." Utandı Sahra, başını yere eğdi ve sonra kalabalığa çevirdi bakışlarını. "Sen de öyle. En güzel gelin sen olmuşsun canım. Baksana Arslan Ağam senden alamıyor gözlerini." "Utandırma beni sen de mükemmel görünüyorsun. Azad zaten bugün kalp krizi geçirmezse tamam bir daha kolay kolay ölmez adamcağız." İkili sessizce kıkırdarken kadınlardan birkaçı, onları oynamaya kaldırdı. Ne de olsa gelin oluyorlardı ve oynanıp gülünmesi lazımdı öyle değil mi? Sahra ve Dicle karşı karşıya oynarken, duvaklarının izin verdiği kadarıyla göz teması kurup birbirlerine bakıp tebessüm ediyorlardı. O sırada bir şey oldu. Silahlar ateşlenirken, bağırtılar çoğaldı, çoğaldı ve acı bir vaveyla firar etti avlu içinde. "Oğlum! Azad'ım.." Bir annenin yakarışı sağır etti bütün kulakları. Can evinden vurulmuştu kadın. Evladı kanlar içinde yere yığılmış son nefesini vermekle yükümlüydü. "Gardaşım! Hangi pezeveng sıktı lan o kurşunu! Onu bu dünyadan sileceğim lan! Duydunuz mu sileceğim! Or*spu çocukları!" Müzik durmuş herkes suspus olmuştu. Sahra kalbine saplanan ağrı ile olduğu yerden kımıldamaya çalıştı ama yapamadı. Neler oluyordu? Düşündüğü şey olmamıştı değil mi? Gözyaşları anında çenesine kayarken istemeden de olsa, yönünü o tarafa çevirdi. Azad.. Yerde boylu boyunca yatıyor, uğursuz renk beyaz gömleğini kirletiyordu. "Sa..hra." dedi son bir gayret. Sahra bu anı bekliyormuş gibi koştu ve çöktü yere. Arslan'ın kucağındaydı Azad. "Eli..mi tut..sana." dedi ve gözlerinde ki son sevgi kırıntıları baş gösterdi. Bir daha ona asla öyle bakamıyacaktı. Gidiyordu artık. Bu yalan dünyada ki zaman dilimini doldurmuş ve ruhunu teslim etme vakti gelmişti. Ona ayrılan sürenin sonuna gelmişti. Esas dünya orada başlıyordu ve Allah sevdiği kullarını yanına erken alırdı değil mi? Hiç düşünmeden soğuk avucunu hala sıcak olan Azad'ın avucuna bıraktı ve sımsıkı tuttu elini. "Azad bırakma beni." dedi tüm samimiyetiyle. Onu sevebilirdi! gerçekten sevebilirdi, gitmesindi onu bırakmasındı! O çok iyi bir adamdı. Bu kadar genç iken üstelik düğün günün de ölmek.. Genç kız kafayı yiyecek gibi oldu. "Sah..ra'm si..ze eman..et." dedi son bir gayret ve kapadı gözlerini sonsuzluğa. Bir daha hiç açılmamamak üzere yumdu gözlerini. "Hayır! Hayır Azad! Gitme yalvarırım bırakma beni!" Hıçkırıklara boğuldu genç kız. Sarsıla Sarsıla ağlıyordu. Azad'ın göğsüne başını koydu ve tüm bunların kötü bir rüyadan ibaret olmasını diledi. Canı yanıyordu. Gelinliğine bulaşan kan ile birlikte daha çok ağladı. İçin için yiyordu kendini. Nasıl olurdu?! Bu felaket nasıl olurdu? Aklı almıyordu. Yüzü karıncalanıyordu. Kalbi kulaklarında atıyor, nefes alamıyordu. Gözleri istemsizce kapanırken bayılacağını anladı ve daha sıkı tuttu Azad'ın elini. O akşam, o düğün zehir zemberek olmuştu herkese. Gözyaşları sel olmuş, bu acıya yürekler dayanmamıştı. O gün orada, birbirlerine hırsla sıkılan tabancalardan biri, Azad'ın gençliğini soldurmuş, bir felakete yol açmıştı. Bir kazaya kurşun gitmişti zavallı Azad. Oysa sevdiğine bile kavuşamamış hevesi kursağında kalmıştı. Gözleri açık gitmişti öteki dünyaya. Düğün günü kör bir kurşun almıştı canını hiç acımadan. Kader öyle bir şeydi ki anlatılmaz yaşanır dedikleri bu olsa gerekti. Acıyı yaşayan bilirdi ve ateş düştüğü yeri yakardı. Ve elbette yakacaktı da. Öyle bir yakacaktı ki diri diri yanacaktı, Sahra ile birlikte diğerleri de..
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD