Eira;
Saraydan kaçmadım.
Kaçmak… annemin yaptığı bir şey değildi.
O kalmıştı.
Sessizce.
Dik durarak.
Ölene kadar.
Ben de kaldım.
Ay Odası’ndan çıktığımda sırtımdaki mühür hâlâ yanıyordu. Ama bu bir acı değildi. Daha çok… unutulmaması gereken bir söz gibiydi. Derimin altına kazınmış bir hatırlatma.
Sen kimsin.
Koridorlar uzundu. Gereğinden fazla.
Her adımda geçmişim önümden geçti.
Büyükannemin elimi tutarak yürüdüğü taşlar…
Babamın her zaman uzaktan baktığı köşeler…
Yaklaşmadığı, dokunmadığı, sahiplenmediği alanlar.
Taht Salonu’na çağrıldığımda bunun bir yargılama olmadığını biliyordum.
Bu bir vedaydı.
Salon doluydu.
Ama ben hayatımda hiç bu kadar yalnız olmamıştım.
Konsey üyeleri yarım ay şeklinde dizilmişti. Rahiplerin gözleri soğuktu; içimdeki mührü değil, ondan kurtulma yollarını düşünüyorlardı.
Generaller bana bakmıyordu bile. Hesap yapıyorlardı.
Kimse beni bir kız olarak görmüyordu.
Bir tehdit olarak görüyorlardı.
Tahtta babam vardı.
Elsond Valenor.
Bir zamanlar anneme baktığında sesi yumuşayan adam.
Şimdi yüzü taştan oyulmuş gibiydi.
Yürüdüm.
Diz çökmedim.
Kalplerin hızlandığını hissettim.
Gri kan, diz çökmezdi. Bunu biliyorlardı.
“Ayın Gri Mührü,” dedi yaşlı bir konsey üyesi,“tam olarak uyandı.”
Başımı kaldırdım.
“Uyanmak suç değildir,” dedim.
“Uyutulmak öldürür.”
Fısıltılar yayıldı. Korkunun sesi hep aynıdır.
Babam elini kaldırdı. Salon sustu.
“Yeter,” dedi. “Bu mesele kişisel değil.”
İçimde bir şey koptu.
“Annem için de böyle demiştin,” dedim. Sesim titremedi. Bu daha da can yakıcıydı.
“Sonra onu toprağa verdin.”
Bu kez fısıltı olmadı.
Sessizlik oldu.
Eomond’un yerinde kıpırdadığını gördüm. Konuşmak istedi. Yapamadı. Ben onun yerine konuştum zaten.
Babam ayağa kalktı.
“Anneni sevdim,” dedi.
“Ama krallık sevgiden önce gelir.”
Gözlerim doldu.
Ama ağlamadım.
“Beni hiç sevdin mi?” diye sordum.
“Bir kez bile… korkmadan?”
Cevap vermedi.
O sessizlik, duyduğum en yüksek cevaptı.
Babam her zaman annemin ölümünden dolayı beni suçlamıştı içten içe bunu biliyordum.
Çünkü gri kurtlar Bir dişi doğurduğunda kendi güçlerini ona aktarırdı. Gri kurdun doğurduğu kızı da gri kurt olurdu.
Gri kurtlar doğumda kendinden önceki soyun gücünü de emerdi.
Annem doğumdan önce zayıf düşmüştü. Bu nedenle benim doğumumu kaldıramamıştı.
Bu nedenle ben doğduktan sonra hastalanmış ve iyileşememişti tüm gücünü kaybetmişti dönüşemeyen bir kurt kısa süre sonra ölürdü.
Babamın acısını anlıyordum eşini kaybetmek hele ki kadar işini çok acı bir şey olmalıydı. Ama beni doğurmak annemin tercihiydi benim suçum değildi.
“Gri olmam annemin suçu muydu?” diye devam ettim.
“Yoksa senin mi?”
Rahiplerden biri araya girmek istedi. Babam izin vermedi.
“Bu mühür,” dedi, “seni tehlike yapıyor.”
Güldüm.
Kırık bir gülüştü.
“Annem de öyleydi,” dedim.
Babamın çenesi kasıldı.
“Bu sefer farklı olacak.”
Ona baktım.
“Çünkü bu sefer beni satacaksın.”
Salon nefesini tuttu.
“Kara Ay harekete geçti,” dedi.
Kalbim bir an durdu.
“Voidhelionlar…” diye fısıldadım.
“Evet,” dedi.
“Bir bağ istiyorlar.”
“Bir dişi kurt,” dedim.
“Bir mühür taşıyıcısı.”
“Bir kurban.”
Sesim titremedi. Ama içimdeki mühür yanıt verdi.
“Bir kraliçe,” dedi babam sertçe.
Eomond ayağa fırladı.
“Baba—”
“Otur,” dedi babam.
“Bu karar verildi.”
Bir adım attım.
“Kiminle?” diye sordum.
Bakışlarını kaçırmadı.
“Kara Ay’ın veliaht prensi,” dedi.
“Aetheon Voidhelion.”
Göğsüm daraldı.
Annemin mezarı gözlerimin önüne geldi.
Ay ışığında gri tüyler…
Sessiz bir çığlık…
“Demek beni veriyorsun,” dedim.
“Annemden sonra.”
Babamın sesi ilk kez çatladı.
“Seni yaşatıyorum.”
Başımı salladım.
“Hayır,” dedim.
“Beni bağlıyorsun.”
Geri çekildim.
“Ama şunu bil,” dedim,
“gri olan şeyler uyum sağlamaz.”
“Onlar değiştirir.”
"Ben senin babanım Eira. Sadece senin iyiliğini istiyorum."
"Hayır. Sen sadece bir kralsın."
Ay, salonun penceresinden içeri düştü.
Ve ilk kez…
Gümüş Ay bana kutsal değil, soğuk göründü.