Arena hâlâ sessizdi.
Kazandığım söylenmişti ama kabul edilmemişti. Gümüş sürüler zaferi böyle sindirirdi: adını anmadan, seni yok sayarak.
Sessizliği bozan adımlar tanıdıktı.
Kalabalık iki yana çekildi.
Eomond arenaya indi.
Ağabeyim.
Zırhı gümüştü ama parlamıyordu. Üzerindeki Valenor arması çizikler içindeydi; savaşta değil, yıllar içinde törpülenmişti. O hiçbir zaman gözde olmamıştı. Ama ayakta kalmayı öğrenmişti.
Bakışları önce yerde yatan savaşçıya, sonra bana kaydı.
Bir anlığına sadece abi oldu.
Sonra omuzları sertleşti.
Sesi değişti.
Ve Valenor Hanedanı’nın varisi konuştu.
“Bu dövüş,” dedi yüksek sesle, “kurallara uygundur.”
Konsey tarafında huzursuzluk başladı.
Eomond yanıma geldiğinde sesi alçaldı.
“Canın yanıyor mu?”
“Hayır,” dedim.
“Ama bunu unutmam.”
Gözleri bir an kapandı.
“Biliyorum.”
Sonra arkasını döndü.
Taht locasında Gümüş Kral Elsond ayağa kalkmıştı.
Ay ışığı tam üzerine düşüyordu. Uzun, beyaz saçları omuzlarına yayılmıştı. Yüzü sakindi ama gözleri… gözleri hüküm veriyordu.
Elsond konuştuğunda, itiraz edilmezdi. Çünkü itiraz edenler ya sürgün edilir ya da unutulurdu.
“Valenor’un oğlu,” dedi Elsond, “kız kardeşin sınırları zorladı.”
Eomond başını eğmedi.
“Hayır, Majesteleri.”
“Sınırları aşmadı.”
“Onları kullandı.”
Kalabalık nefesini tuttu.
Elsond’un bakışları bana döndü.
“Gri kurt,” dedi.
“Eira Valenor.”
Adımı söyleyişinde bir kabul yoktu.
Sadece tespit vardı.
“Kazandın,” dedi.
“Ama bu seni savaşçı yapmaz.”
Eomond bir adım öne çıktı.
“Seçmeleri kazanan herkes—”
Elsond elini kaldırdı.
“Herkes değil,” dedi.
“Gümüş Ay’ın altında herkes eşit değildir.”
Ayın Gri Mührü sırtımda sızladı.
“Gri kurtlar,” diye devam etti Elsond,
“dengeyi bozar.”
“Ben dengeyi bozmadım,” dedim.
“Sadece kazandım.”
Kalabalıkta rahatsız bir kıpırdanma oldu.
Elsond’un gözleri kısıldı.
“İşte tam da bu yüzden tehlikelisin.”
Sessizlik çöktü.
“Savaşçı olmayacaksın,” dedi Elsond.
“Ama öldürülmeyeceksin de.”
Eomond’un yüzü gerildi.
“Ne demek istiyorsunuz?”
Elsond’un sesi buz gibiydi.
“Kara Ay ile olan kadim anlaşma,” dedi,
“yenilenecek.”
Kalbim hızlandı.
“Gümüş Ay,” diye devam etti,
“kendi kanından bir prenses vermez.”
Bakışlarını bana çevirdi.
“Ama gri bir kurt…”
“Ne tam gümüş, ne tam miras.”
Eomond sertçe konuştu:
“O benim kız kardeşim.”
Elsond’un cevabı netti.
“O artık Gümüş Ay’ın malı.”
O kelime…
Mal.
Göğsümde bir şey koptu.
“Hayır,” dedi Eomond.
“Onu veremezsiniz.”
Elsond hiç yükseltmedi sesini.
“Verildi bile.”
Ay ışığı soğudu.
Eomond bana döndü.
Bakışlarında özür vardı.
Öfke vardı.
Ama en çok… çaresizlik.
“Eira…”
“Biliyorum,” dedim.
“Bu senin savaşın değil.”
Başımı kaldırdım.
“Ama benimki yeni başlıyor.”
Ayın Gri Mührü sırtımda sessizce yandı.
Ve ben o an anladım.
Bu topraklarda beni isteyen olmadı.
Ama beni kullananlar çoktu.
Geçmişte Gri kurtların dengeyi sağladığı söylenirdi. Şimdi ise gözden çıkarılan bir maldım sadece.