Lisenin ilk gününden beri aynı sınıfta, her zaman da yan yana olduğumuz için çoğu kişi Sina ile beni sevgili sanıyordu ama Sina onuncu sınıfa geçtiğimiz sene, benden önce bir sevgili yapınca bu kanıdan vazgeçtiler. Ben arkadaşlarım ile kendi kendimi geliştirip içimdeki sosyali açığa çıkartırken bir gün önümde bir çocuk belirdi.
Ama bundan önce size Buse'nin benden nefret ettiğini söylemek istiyorum. Biz Sina ile çok yakınız. Sırtına atlarım, otururken bacaklarımı bacaklarına uzatıp, kafamı dizlerine koyup uyurum, yemeğinden ısırırım... Sina ise temiz bir kişilik olduğu için annesi ve ben hariç çoğu kişiyi kendine bu kadar fazla yaklaştırmaz. Buse de dâhil. Buse benim Sina'ya bu kadar yakın olduğumu gördükçe bakışları ve davranışlarıyla benden ne kadar nefret ettiğini belli ediyordu. Hatta buna dayanamamış olacak ki bir gün kızlar tuvaletinde beni sıkıştırdı.
Kapıyı kapatıp karşıma dikildiğinde her şeyden habersiz yüzüne bakıyordum.
"Sina'dan hoşlanıyorsun," dedi bana direk. İnsan azcık alıştıra alıştıra söylerdi, lafı uzatıp evirip çevirirdi. Beni tek hamleyle nakavt etmeye çalışıyordu.
"Ne saçmalıyorsun?" Kekeleyip ona malzeme vermemek için kendimle büyük savaş verdim, inanın.
"Ona bu kadar yakınken ondan hoşlanmaman imkânsız Masal."
"O benim arkadaşım," dedim kaşlarımı çatarak. "Tabii ki yakın olacağım."
"Ondan hoşlanmadığını inkâr etmiyorsun."
"Ortada öyle bir şey yok Buse. Kıçından uydurduğun yalanlarla karşıma gelip sinirlerimi bozma."
"Ondan uzak duracaksın. Ben onun sevgilisiyim ve sen ondan uzak duracaksın."
"Yok ya? Sen kimsin acaba? Hayatımıza dün girmiş biri olarak fazla kendinden emin istekler bunlar."
O an saçını başını yolmadıysam bilin ki tek sebebi müdire hanımdı. Kendisi okulu huzur içerisinde yönetmek istediğinden ne öğrencilerin sevgili olmasına ne de sorun çıkarmalarına izin veriyordu. Hâlbuki kimse bu kurallara uymuyordu. Bir örnekte karşımda duruyor mesela.
"Sina senin yüzünden bana adım atamıyor."
"Bu benim yüzünden değil, alışkanlığından dolayı. Onu tanımıyorsun bir de karşıma geçmiş ahkâm kesiyorsun."
Bana nefret ve kırgınlıkla bakıp tuvaleti terk etmişti. Yalnız başıma kaldığım anda tuttuğum nefesimi bıraktım. Kalbim deli gibi atıyordu. Her kelimesinde haklı olmama rağmen bir yanım kızın kırgınlığına üzülüyordu. Ben de olsam aynı tepkiyi verirdim biliyorum ama elimde değil. Yılların alışkanlığını bir çırpıda söküp atamıyorsunuz içinizden.
Bu yüzden Batı karşıma geçip benimle tanıştığında ve flört etmeye başladığımızda onu hemen söküp atmadım hayatımdan. Sanırım bunu Buse'ye borçlu olduğumu hissettiğim için yaptım. Sina'dan hoşlanmadığımı, başka birine şans verebileceğimi gösterebilmek adına Batı'nın teklifini kabul ettim.
Bu okulun bir diğer problemi üst sınıfların alt sınıfları sıçan gözüyle görüp küçümsemeleriydi. Arada alt sınıflardan sevgili yapanlar oluyordu ama istisnalar kaideyi bozmazdı.
Batı karşıma geldiğinde ve elini uzattığında tutmak için tereddüt ettim. Benimle oynayabilir, canımı yakabilirdi. Öncesinde ona bir şans vermek için sadece konuşmakta karar aldım ama zamanla beni kendine bağladı. İyi bir insandı. İlgiliydi. Üst sınıflar arasında havalıydı da. Çoğu kişi benimle sevgili olmak istemesini anlayamazken bazıları bizi yakıştırıyordu. Bu ilişkiden haberi olmayan tek kişi müdire olmalıydı.
Okulda takılma alanlarımız farklı olduğu için fazla yan yana gelemiyorduk ama okul çıkışlarımız birlikte geçiyordu. Onunlayken eğleniyordum ama bir yanım Sina'yı çok özlüyordu. Çünkü ikimizde sevgili yaptığımızdan yan yana takılmak çok zordu.
Bir gün Sina ortaya garip bir fikir attı. Dörtlü buluşma. Bu beni nedensizce gerdi çünkü yanımda Batı, karşımda Sina varken düzgün düşünemeyeceğimi biliyordum. Sina benim alışkanlığımdı. Eğer masada karşıma oturursa sürekli onunla ilgilenip dalga geçecektim. Eğer yanıma oturursa bu sefer o benimle uğraşacaktı çünkü o sevgilisi olmasına rağmen yine aynı Sina'ydı. Yine de itiraz eden taraf olup dikkat çekmemek için kabul ettim ve hafta sonu buluşmak üzere anlaştık.
Küçük bir kafede, cam kenarına oturduk Batı'yla. Önce biz geldiğimiz için yer seçme işi bize kalmıştı ve ben kaçacak yerim olsun diye her zaman cam kenarına otururdum. Sina ile Buse geldiklerinde Sina çaprazıma oturmak zorunda kaldı. Yanıma otursa tuhaf olacaktı biliyorum. Buse ile yapmacıktan sarılıp yerlerimize oturduğumuzda masaya bir sessizlik hâkim oldu. Bana kalsa sorun yoktu ama Sina suskunluğu sevmediğinden anında olaya müdahil oldu.
"Garson!"
Harika bir müdahaleydi, onu bunun için tebrik edecektim.
Garson menüleri getirdiğinde kaçacak yerim olarak yemek seçeneklerini buldum ve kafamı menüye gömüp yalandan okuyormuş gibi yaptım. Hâlbuki sorsanız menüdeki hiçbir yemeği söyleyemezdim size.
Başımı menüden kaldırıp karşımdaki iki çocuğa baktım. Batı bana bakıp dudaklarını araladığı anda Sina ondan önce davrandı ve yapmaması gereken bir şey yaptı. "Seçtin mi Domates?"
Yanımdaki Buse bozulmuştu. Batı ise Sina'ya ters ters bakmakla meşguldü. Bende çaresizce yutkunup duruyordum. Belki o bunu alışkanlıktan yapıyordu ama benim için bir yumak karmaşadan başka bir şey değildi.
"Seçmedim," dedim el mecbur. Başını sallayıp menüye döndü.
"Senin için seçeceğim," dedi Batı bu sefer Sina'dan önce davranarak. Gülümseyip kafamı salladım ve elimdeki menüyü kapatıp bu yükten kurtulmaya çalıştım.
"Tavuklu sandviç?" Batı'nın sorusuyla Sina ile aramızda küçük bir bakışma geçti ve saniyeler içinde kahkaha atmaya başladık. Aklımıza gelen anıydı bizi böyle güldüren. Bizim gülüşümüzü uzaylı görmüş gibi izleyen diğer iki kişi anlamayarak durmamızı bekliyordu.
"Komik bir şey mi var?" Dedi Buse kahkahalarımız kıkırdamaya dönüştüğünde. "Komikse bize de anlatın bizde gülelim." Az daha zorlasan öğretmen oluyorsun sık dişini Buse.
"Tavuklu sandviçin neresinin komik olduğunu çözemedim," dedi bu sefer Batı. Sakinleşmek için derin nefesler alıp verirken suyumdan bir yudum aldım.
"Bu yaz," dedi Sina ve olayı hemen anlatmaya başladı. "Meydanda gezinirken bir sokak satıcısından tavuk sandviç alacaktık. Masal her tavuğu yemez. Adama sordu ki bu gezen tavuk mu?" Bir kahkaha daha atınca göz devirerek güldüm. "Adam da anlamadı ne demek istediğini. Yok kızım bunlar bizim köyün tavuğudur nasıl gezsinler, dedi." Adamın taklidini yapınca o anı ve yaşadığım şaşkınlığı yeniden hatırladım ve güldüm. Bu olay Buse ve Batı'ya komik gelmemiş olacak ki sadece tebessüm ettiler ama biz bizzat yaşadığımız için gülmekten vazgeçemiyorduk.
Garson siparişlerimizi almak için geldiğinde gülmemizi durdurup odaklandık. "Ben hamburger alayım," dedi Sina menüyü garsona verirken. "Masal sende cheeseburger yiyorsun."
"Olur."
"Cheeseburger'in turşusu yanında olacak. Buse sen ne yiyorsun?"
"Tost," dedi Buse düz bir sesle. "Çift mas-" dedi ve durup gülümsedi. "Kaşarlı."
"Siz?" Batı'nın gözleri üzerime kitlenmişti. Garsonun ona seslendiğini ancak ben gözünün önünde ellerimi sallayınca anladı. "Ben hamburger alayım."
İçecekleri söyleyip garsonu yolladık. Yemeklerimizi yerken okul hakkında konuştuk. Sina yüzme takımına girecekti, kendisinin bir sürü madalyası var maşallah. Rüya teyze oğlunu terden uzak ve en temiz bulduğu spora yazdırmıştı. Şansına ki Sina da suyu seviyordu.
Dörtlü buluşmamız bittiğinde yollarımız ayrıldı. Batı beni evime bırakırken Sina Buse'yi bıraktı. Elim Batı'nın elindeyken aklım ikisindeydi ama biliyordum ki zamanla bu kuruntular kalbimi terk edecek Batı'yı sevecektim. Sadece alışkanlıktı Sina benim için. Ona bu kadar yakın olan herkes ondan hoşlanırdı çünkü çocukta şeytan tüyü var. Yaklaşan kurtulamıyor.
"Anlıyorum," dedi Batı evimin sokağına girdiğimizde aniden. "Yıllardır arkadaşsınız, yakın olmanızı anlıyorum."
Başımı kaldırıp ona baktım. İçimden geçenleri duymuş olabilir miydi? Yoksa sadece gördüklerinden mi yola çıkıyor? "Bizim için de zaman gerekiyor. Bana adım atacağın günü bekliyorum."
Ona baktım. Yakışıklıydı. Bana karşı ilgiliydi. O zamanı hak ediyordu. Bende buna gönüllü oldum. Batı beni kurtarabilirdi.
Kurtaramadı.
Buse iki hafta sonra Sina'dan ayrıldı ve ben buna sevindim. Sina'nın böyle küçük ilişkileri hep olsa da hiçbirinin gerçek olamayacağını biliyordum. Sina böyleydi. Eğlenceyi kovalardı ve bana, ona baktığım gözle bakmayacağına emindim. Bu yüzden her zaman yaptığım gibi içime attım kelimelerimi. Ne yaşadıysam içimde yaşadım çünkü arkadaşlığımızı benim çocuksu hislerim yüzünden bitirmek istemedim. Her şeyi mahvedecek olma düşüncesi beni o kadar korkuttu ki Batı ile Sina arasındaki dengeyi korumak için savaşırken ne kadar yorulduğumu fark edemedim.
Tek yorulan ben değildim. Benimle birlikte mücadele eden Batı her zaman Sina ile gizli bir rekabet içerisindeydi. Bana ondan daha çok yaklaşmak, sıramın önüne geçmek istiyordu ama ne yaparsa yapsın savaşı kazanamıyordu. O yaklaşmak istedikçe uzaklaşıyordum. Onu sevdim ama ona âşık değildim. Yüreğimin bir yanı her zaman Sina'nın adını sayıklıyordu. Batı ise üzmek istemediğim, dertleşebildiğim ama tamamen açılamadığım bir arkadaş gibiydi. Sırları her önünüze gelene anlatamazsınız. İçinizden geçen her düşünceyi dile vuracak olsanız, insan olmanın bir anlamı da kalmazdı. Ben susmayı seçerken o hep konuşmamı istedi. Ben konuşmayınca çareyi beni aldatmakta buldu.
İsteseydi ayrılırdım. Bunun için durup ona yalvaracak değildim ama o da bunun farkındaydı ve canımı canını yaktığım gibi yakmak istiyordu. Kızlar tuvaletinde sınıflarından bir kızla yiyişirken onları yakaladığımda istediği olmuştu. Aldatılmak. Ne olursa olsun ona verdiğim zamanımın boşa gitmesi, ikimizin de yıpranmış olarak bir köşeye çekilmesini sağlamaktı. Evren çektiğim fotoğrafı okulun dedikodu sitesine yolladıktan sonra pişman olmuştum. Bunu yapmasının sebebi bendim. Ona istediği sevgiyi vermediğim için bana bunu yapmıştı. Yakalanacağını elbet biliyordu.
Aldatıldığımı kendi ellerimle çektiği fotoğraftan öğrendiğim anda başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Tek düşündüğüm bana bunları yaşatıp hissettiren kişiydi. Hepsi Sina yüzündendi. Eğer onu bu kadar çok sevmeseydim, yakın olmasaydım ona istediği değer verebilirdim. Kalbimin en sıcak köşesini Batı'ya ayırır, Sina'yı sadece arkadaş olarak görürdüm ama bu mümkün değildi. Onu seviyordum. Bana sormadan o sıcak yere yerleşmişti ve çıkmak bilmiyordu. Bazen nefes almamı engelliyor, bazen de nefes almamı sağlıyordu. En güzel anlarımdayken en kötü anlarımda da barınıyordu. Her anımda rolü vardı ve bu anının da gizli kahramanlarındandı. Eğer o olmasaydı, bu kadar küçük düşmeyecektim. Onu gördüm. Ağladığım anda yanıma geldi.
"Masal?"
Yurdun çıkış kapısının önünde karşısındaki Bulut ile konuşan Sina, bizi gördüğü anda konuşmayı bıraktı. Hızla yanımıza gelirken yüzü endişeyle kaplanmıştı. "Ne bu halin? Bir şey mi oldu?" Yaşlı gözlerim, her şeyden habersiz gözlerine ve yüzünde dolanırken cevap verecek takatim kalmamıştı. Madem ağlamamı istemiyordu, neden beni görmüyordu o zaman?
"Şimdi değil Sina," dedi Evren ve yürümeye devam ettik. Yanımda olmasaydı çoktan Sina'nın yakalarına yapışıp içimdeki lavları kusmuştum.
"Ne demek şimdi değil? Masal sana diyorum, neden ağlıyorsun?"
"Sina lütfen," dedi Evren bir kez daha. Yüzünde her zaman rastlamadığım ciddi bir ifade vardı. Evren'i duymazdan gelip kolumu tuttu ve beni sertçe Evren'den ayırdı. Kısa bir an boşlukta salınsam da yeniden ona tutunmam zor olmadı. Bitmek tükenmek bilmeyen yaşlarımla ona bakarken gücüm gittikçe tükeniyordu. İçimi çektim halsizce ve gözlerimi kaçırdım. "Neden ağlıyorsun Domates?" Bu sefer daha sakin bir sesle sormuştu. Açtığı yara kapanacakmış, bunun da affını alabilirmiş gibi nazik ve sakindi.
"Hepsi senin yüzünden," dedim ağlamaktan yorgun düşen nefesimle. "Hepsi senin yüzünden oldu!" Senin yüzünden aldatıldım, senin yüzünden sevemedim onu. Bana ne olduysa senin yüzünden!
"Ne?" dedi her şeyden habersizce. Bilseydi, duysaydı, görseydi şimdi böyle bakmazdı suratıma. Nasıl anlamıyor aklım almıyor gerçekten.
"Aptal! Geri zekâlı! Hepsi, hepsi senin yüzünden!" Yumruklarım göğsünü birkaç kere döverken durdurmadı beni. Ne yapabilirdi? Ben karşısında ağlarken ne yapabilirdi bana?
"Ne diyorsun, benimle ne alakası var?"
Her şey birbirine karışmak üzereydi. Dostluğumuz, yakınlığımız benim dudaklarımdan öfkeyle firar edecek iki üç cümleye bakıyordu.
Seni seviyorum.
Sana aşığım.
Beni neden sevmiyorsun?
Sana ihanet ettim, dostluğumuza ihanet ettim. Yakınlığımızı kullanıp seni sevdim.
Şimdi de bunun acısını çekiyorum. Mutlu musun? Ben değilim. Hiç değilim.
Evren koluma girip beni ondan ayırırken aklım aptal gibi ondaydı. Asla akıllanmadığımı fark etmişsinizdir ama âşık kimselerin düzgün düşünme yetilerini kaybettiğini de bilmenizi isterim. Ben kaybedeli çok oldu.
Her şey herkes tarafından öğrenildikten sonra Batı karşıma geçip benimle yüzleşti.
"Bunu hak ettin Masal," dedi gözleri ardından acı bir his bırakarak yüzümde dolaşırken. "Sen bunu hak ettin ama ben hak etmedim. Hak etmediğin kadar çok sevdim seni. Sen kendine beni sevme izni bile tanımadın. Bir alışkanlık için ikimizi de yaktın. Şu an senden daha çok acı çekiyor olmam çok saçma. Sana bunu yaşattığım için bile acı çekiyorum ama özür dilemeyeceğim. Yine seni düşünerek ne kadar büyük bir aptal olduğumu kanıtladım. Umarım bana bunları yaşattığına değer. Umarım şimdi ağlayan gözlerin bir gün güler. Boşa değildir bu çektiğin acı."
Beddua etmedi. Ne kadar kötü bir insan olduğumu yüzüme son kez vurdu ve arkasını dönüp gitti. Sonrası bende derin bir boşluktan ibaretti.