2. BÖLÜM

1425 Words
Elimde kumandayla öylece kalakalmıştım. Adalet yerini bulmuştu. Peki içim neden hala rahat değildi? Onca acıdan sonra cezasını çekeceğini öğrenmek bir nebze olsun içime ferahlık vermeliydi. Ancak yüreğim sıkışmış, içimdeki intikam hissi yeniden alevlenmişti sanki. Ablamın döktüğü gözyaşları beynime cıva gibi damlıyordu. Bir gün yakalanacağını biliyorduk. Nereye kadar kaçabilirdi ki? Telefonun ucundaki Eymen'in daha fazla bekletmek istemediğim için cevap verdim: -Eymen? Gecikmedi cevabı. -Efendim? -Ne yapacağız? Bir kaç saniyelik sessizlikten sonra cevap verdi: -Ne demek ne yapacağız? Yakalanmış işte. Çoktan anlamıştı neyi kast ettiğimi. O da benim gibi biliyordu. Aklımdaki tilkilerle odada ileri geri yürümeye başladım. Güçlü bir nefes çekerek seslendim: -Eymen... -Hayır Zeyno. Kusura bakma, seni çok seviyorum ama hayır. -Eymen lütfen. Görmek istiyorum. İçimde ona karşı biriktirdiğim o kadar çok şey var ki. Ne olursun. Söz veriyorum sadece soracağım. Sadece ne olduğunu, neden ablamı böyle terk ettiğini, deli gibi severken nasıl sırt dönebildiğini konuşacağım. Sen de merak etmiyor musun, ha? -Beni bu işe karıştırma. Eymen'in bu tavrı Kerim abiden çekindiği içindi. Ondan izin çıkmadıkça içi rahat olmayacaktı. Yaşlı kurt, elbette müsaade etmezdi bana. Ablamın böyle eriyip bitmesine en çok canı yanan o olmuştu. İkisi... Kerim abi ve Melih. Ablama zaafı olan iki kalpti onlar. Kerim abi, ablamın vefatında derin bir hüzün yaşamış, çok sıkı dostu olsa da Melih'i asla affetmeyeceğini fısıldamıştı. Eymen'i de daha fazla darlamamak adına cevap verdim: -Anladım peki. Kendine iyi bak öyleyse... Derse geç kaldım gitmem gerek. -Zeyno? Şu sesi... Gönül almak için mutlaka böyle mırıldanırdı. -Efendim? -Karşı karşıya gelmek dahi istemiyorum. Melih'le... Biliyorum adını anmamdan hoşlanmıyorsun ama aramızdaki bağ kuvvetliydi. O gittikten sonra uzun süre evden çıkmadım. Karşısına geçmeye hazır değilim, özür dilerim. Küsme bana. Kendini böyle kırıp bükünce ona da üzülüyordum. İstemsizce tebessüm ettim. -Ne küsmesi, çocuk muyuz? İkna edecek kadar keyifli çıkarmıştım sesimi. İçimin kan ağladığını bilmesine gerek yoktu Eymen'in. Arkadan gelen sesleniş cevap verdi önce. Ardından bana döndü. -Gitmem gerek Allah'a ısmarladık. Görüşürüz. -Görüşürüz Baytar. Telefonu kapatır kapatmaz başımı öne eğerek nefeslendim. Saçlarım yüzümü kapatmış, kalbim hızlı hızlı çarpıyordu. Melih yakalanmıştı. Öylece salacak mıydık yakasını? Kesinlikle çıkmalıydım karşısına. Kesinlikle! Aksi gibi de bugün için bir özel ders ayarlamıştım. Normalde böyle şeylerle uğraşmak istemiyordum aslında ama annem çok ısrarcı olmuştu bu ailenin çocuğuna ders vermem için. Ayağa kalkıp telefona baktım yeniden. Gelen diğer arama Bilge'dendi. O da muhtemelen bu haberi vermek için aramıştı. "Dersten sonra arayacağım." Şeklinde ufak bir mesaj yolladım. Çok geçmeden Bilge'den cevap geldi: "Melih yakalanmış." Aldığım haberi tekrar almak bile tüylerimi ürpertiyordu. Ablamı terk edip giderken ardına bile bakmayan kişinin hayatının çöküşüne şahitlik etmek, etik olmayan bir haz veriyordu bana. Telefonun tuşlarına hızlı hızlı basarak: "Biliyorum. Dersten sonra sana gelsem, müsait misin?" Yazdım ve dolabı açıp kıyafetler arasında elimi gezdirdim. Anında gelen cevapla mesaja bakıp telefonu bir kenara koydum. Dersten sonra Bilge'deydim. Aklımı Melih'le görüşme fikri istila ederken, yeni başlayacağım özel dersler için hangi kıyafeti seçmemin daha uygun olacağının muhasebesini yapıyordum aynı zamanda. Tek bir askıda asılı olan dizlerimin hemen altında biten düğmeli eteklere gitti elim. Biri krem rengi diğeri siyahtı. Krem rengi eteği alıp yatağın üzerine koydum. Üstüne de haki gömleğimi ve aynı tonlardaki hırkamı aldım. Bir çırpıda giyinip saçlarımı taradım. Olduğu gibi bıraktım uzun saçlarımı. Ablamın ne alışkanlığı varsa uyguluyordum istemsizce. Dünden hazırladığım çantamı koluma takıp evden çıktım. Annem bahçede Seyhan teyzeyle çay içerken rahatsız etmemek adına uzaktan el salladım. İkisi de yarı istekli karşılık verdiler. Belli ki önemli konular dönüyordu. Muhtemelen bana buldukları eş adayını reddettiğim için gönül koymuşlardı. Ancak bunu düşünemeyecek kadar doluydu kafam. Annem Melih'in haberini alınca ne tepki verecekti merak ediyordum. Hayatımızdan tamamen çıkarıp silmiştik onu. Ya da biz öyle sanıyorduk. Çekip gittiğinde izlerinin kalıcı olacağını bilmiyor muyduk sanki? Yıllar sonra plansız programsız, belki bir bilet sırasında belki de sahilde otururken denk gelmeyecek miydik? İlk günkü öfke ve nefretle konuşmayacak mıydık karşısına geçip? Kafamda kurduğum senaryoların haddi hesabı yoktu. Her gece onunla yüzleşeceğim anı hayal ederken, kendi hayatımı bir kenara atmıştım. Ama değerdi. Ablamın hatırasına değerdi. Her ihanetin bir bedeli var, diye kendimi avutuyordum. Taş sokakta adımlarım hızlanırken, ders vereceğim çocuğun evinin yakın olmasına da güvenerek tatlıcıya girdim. Hoş bir gün geçirmesem de ilk dersimiz tatlı başlasın istedim. Nasıl bir çocukla karşılaşacağımı bilmiyordum ama her çocuğun ortak sevdiği tatlı olduğunu düşündüğüm "ekler"i tercih edecektim. Cam vitrine yaklaşıp elimle işaret ederek: -Burhan amca bir düzine ekler paketler misin? Diye rica ettim tatlıcı Burhan amcaya. Benim sesimi duyunca sevinçle karşıladı. -Ooo Zeynep kızım hoşgeldin. -Hoşbulduk Burhan amca, nasılsın? Bir yandan pakete ekler koyarken diğer yandan cevap verdi: -İyiyim kızım elhamdülillah. Çalışıyoruz işte. Sen nasılsın? -Ben de iyiyim. Yeni biri taşınmış alt sokağa. Çocuklarına matematik dersi vereceğim. Paketin kapağına ufak bir bant yapıştırdı ve: -Haa! Doktor Bey'den bahsediyorsun herhalde. Kaşlarım şaşkınca havaya kalktı. Annem yine eksik bilgi vermişti bana anlaşılan. -Çocuğun babası gemici demişlerdi. Paketi poşete yerleştirdikten sonra cevap verdi: -Vallahi buraya genç bir doktor geldi. Bahsettiğin çocuğun abisi olsa gerek. Çok efendiydi delikanlı. Evi baştan aşağı yaptırmış, çalışanlara da bir tepsi fıstıklı baklava aldı. Yüzümde şaşkın ifade devam ederken dudaklarıma ufak bir tebessüm yayıldı. Kesinlikle annem, ablamın vefatından sonra üzerine yerleşen yanlış anlama huyundan pay vermişti buna da. Doktor adamı gemici diye tanıtmıştı bana besbelli. -Fıstıklı ha? Ucuza kaçmamış. İyi günler Burhan amca, kolay gelsin. -Sağol kızım. Dedi ve oturduğu yere geri döndü. Tatlıcıdan çıkıp yokuş aşağı inmeye başladım. Hemen yokuşun bitişinde denize seyir halindeki beyaz villaya ulaştım. Bahçenin demir kapısını sürüp açtım. Bir çok çalışan vardı. Evin dış cephesiyle ilgileniyorlardı. Bir kaç adam da bahçenin girişindeki taşları söküyordu. Toz toprak arasından kapıya ulaştım. Gözlerim zili aradı ancak duvarın içinden çıkan kablolarla zilin de henüz yapım aşamasında olduğunu fark ettim. Dışarıdaki sesten duyulacağını ummadığım kapıya vurdum. Bir kaç saniye beklerken rüzgarın esmesiyle eteğim savrulmadan ellerimle tuttum. Kapı ağır ağır açıldı ve orta yaşlarda hoş bir kadın karşıladı beni. -Buyurun. -Ben Öğretmen Zeynep. Annem konuşmuş sanırım sizinle. Büyük bir neşeyle el çırptı. -Hoş geldin kızım! Buyur, buyur. Ne çok sevindim gelmene... Tebessüm ederek, haince esen rüzgardan kaçmak istercesine içeri adım attım. Kadın önüme bir çift pofuduk terlik koydu ve başındaki eşarbı portmantoya bıraktı. Parkelere bakarken: -Halılarımızı seremedik daha. Diyerek heyecanla güldü. Ben de gülmesine karşılık verip: -Hoş geldiniz mahallemize. Dedim. Kadının samimi gülümsemesi bulaşıcı gibiydi. Dayanamayıp ben de eşlik ediyordum ona. Sırtımı sıvazlayıp geniş salona doğru yönlendirdi beni. Koridoru inceleme fırsatı bulamadan kendimi avangart üçlü koltukta bulmuştum. Kadın da hemen yanımdaki koltuğa oturduğunda ikimizin de dizleri önümüzdeki orta boy sehpaya değiyordu. Sehpanın üzerinde çayla beraber üzerinde börekler, kekler ve sarmalar bulunan bir tabak vardı. -Zahmet etmişsiniz. Kafamı tabaktan kaldırdığımda yüzüme heyecanla bakan kadınla göz göze geldik. Çok sevimli, al yanaklı ve tombulca biriydi. Kıkırdayarak ağzını örttü eliyle. -Afiyet olsun kızım, ne zahmeti. İsmin Zeynep'ti değil mi? -Zeynep, evet. Siz? -Memnun oldum Zeynep kızım. Ben de Gülriz. -Ben de memnun oldum Gülriz hanım. Beyefendi neredeler? Dediğimde Gülriz hanımın bakışları muzipçe kendi ellerine kaydı. Daima böyle utangaç ve tatlı mıydı bu kadın? Yoksa ufaklık fazlasıyla yaramazdı da çağırmaya mı çekiniyordu? -Gelmedi daha, çok ısrar ettim ama çok yabanidir. Yaramaz ve laf dinlemez bir çocuk muydu, yoksa sadece utangaç mı? Ne olursa olsun çocuklar beni severdi...Karşıma kim çıkarsa çıksın idare edebilirdim. -Utangaç olsa gerek. Beyefendiye tatlı almıştım ilk günümüz tatlı geçsin diye. Emin olun ki çok güzel anlaşacağız. Gülriz Hanım'ın yüzü kızarırken tebessümü eksik olmuyordu. Elini elimin üzerine koyup: -Aman kızım annen utangaçtır demişti senin adına ama... Pek sevindim böyle samimi olmana. Maşallah çok da güzelsin. Geldin geleli alamadım gözlerimi senden. Maşallah, maşallah! Ah anne! İnsanlara beni utangaç olarak tanıtmanın hesabını ödeteceğim sana. Koskoca kız oldum. Özel dersler veriyorum ama annemin beni sıfatlandırmasından kurtulamadım. Millete çekingen olduğumu, ketum olduğumu söyleyip çok yanlış tanıtıyordu beni. Oysa sadece bana sıcak gelene karşı sıcaklıkla yaklaşan biriydim. İnsanlar da son zamanlarda pek sıcak değillerdi, ne yapabilirim? İltifatına karşılık tebessüm etmekle yetindim. Çayımdan bir yudum alırken Gülriz Hanım'ın diken üstünde oturduğunu fark ettim. Sessizliği bozan yine o oldu. Diken üstünde oturmasının sebebini kanıtladı söze girmesiyle. -Zeynep kızım yıllardır arayış içerisindeyim ama içim hiç bu kadar rahat olmamıştı. İnşallah çok iyi anlaşırsınız. Çocuğun utangaçtan çok yaramaz hatta çekilmez olduğunu düşünmeye başlamıştım. Demek ki hayli zorluyordu ailesini. Kim bilir kaç öğretmen yollamıştı evden. Zavallı kadın, öyle despot birine de benzemiyordu. Otorite kuramamışlardı anlaşılan. -Güzel anlaşacağımızı umuyorum. Çocuklar genelde bana saygı duyarlar. İletişimim iyidir. Seslice bir kahkaha attı Gülriz Hanım. Bir eliyle gülüşünü siper ederken diğer eliyle dizime hafifçe vurdu. -Alem kızsın vallahi! Doğru dedin, erkek değil mi kaç yaşına gelirse gelsin çocuktur. Anlamadığımı ifade edercesine yüzüne baktım. Tam konuşacakken dış kapı anahtarla açıldı. İçeriye beyaz gömlek üstünde siyah ceket giyen, güneş gözlüklü, uzunca boylu bir adam girdi. Doktor bey dedikleri kişi olmalıydı. Gülriz Hanım ayağa kalkıp adamın yanına gitti ve elini omzuna koydu: -İşte Zeynepciğim! İşte oğlum Yusuf! İnşallah çok iyi anlaşırsınız.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD