3. BÖLÜM

1571 Words
•"Acıtmadan sevmeyi öğrenmek gerekiyordu." • Cadde boyunca süren arnavut kaldırımında, havanın kararmasına aldırış etmeden yürüyorduk. Elimdeki alışveriş paketlerini bir o yana bir bu yana sallarken ablam ve Bilge'nin sohbetine kulak veriyordum. Kız kıza alışverişe çıkalım demiştik ama konumuz yine erkeklerdi. Daha doğrusu Bilge'nin istenmeyen olgun sevgilisi... Ablam elindeki poşetlerle birlikte eteğini düzelterek konuştu: -Hayır, anlamıyorum. Maddi durumun kötü olsa da adamın imkanından yararlansan, tamam. Ama başkasının parasına ihtiyacın mı var senin? -Bıkkınlık hissediyorum artık. Herkesin her şeye yorumu var. Kimse sormuyor ki ben nasıl hissediyorum. Dedi Bilge. Yüzüne doğru uçuşan saçları kendisini rahatsız ediyordu ki elinin tersiyle geriye doğru attı. Ardından devam etti: -Sadece seviyorum... Başka bir şeye gerek var mı, seviyorum. -Biliyorum. Merak etme. Bir şekilde kabul edeceklerdir. Derken göz ucuyla ablamın bana baktığını fark ettim. Biraz hızlı yürümemi ister gibiydi. Bilge'nin kendisinden on yaş büyük erkek arkadaşı gündemdeydi. Yaklaşık on bir aydır birlikteydiler. Seviyeli de bir ilişkileri vardı aslında. Bir kaç defa isteme teşebbüsünde bulunmuştu adam. Ancak ailesi kesinlikle kabul etmiyordu. Elalem ne der, itibar sarsılması, gibi korkulardan dolayı kapıyı dahi açmıyorlardı artık. Adımlarımı sıklaştırırken Bilge konuştu: -Seninki ne diyor? Yüzünü görmesem de kaşlarını çatıp gözlerini belerttiğine emindim ablamın. Zira "Seninki" hitabını asla kabul etmiyordu. -Kim... Kimmiş benimki? Sanki hiçbirimiz bilmiyormuşuz gibi... Kim olabilirdi? -Kim olacak canım? Serseri Melih. Ablam saçlarını kulağının arkasına sıkıştırırken bana döndü. Bakışlarımla etrafı süzerek onları dinlemiyormuş gibi davrandım. Kulaklarım bir tilki kadar duyarlıydı. Her şeyi kelimesi kelimesine dinliyordum ki sonrasında Eymen'le gıybetini yapabileyim. -Seninki deme şuna. Elindeki paketleri sarstı hiddetle. Melih abiyi sevmekten bu denli utanç duyması güldürüyordu beni. Seve seve onun gibi bir serseriyi sevmesine ben de şaşırıyordum. Fakat yine de kabul etmek gerekiyordu ki Melih abi en yakışıklı sarışındı. Bilge'nin konuşmasına izin vermeden devam etti ablam. -Geçen gün bana Nergis'i anlatıyordu. Nergis ya... Nergis! Melih'in ne işi olur Nergis'le? Nasıl güzelmiş, nasıl güzelmiş... Yok badem gözleri bir başka bakıyormuş, yok uzun bacaklarıyla mankenlere taş çıkartırmış. Öyle olsa bile... Bundan... Bundan bana ne canım! Bilge, ablamın tek nefeste söylediği sözlere, sokakta yankı bırakacak bir kahkahayla gülerken, elimle ağzımı örtmüş, onları dinlememiş gibi sessiz sessiz sırıtıyordum. Alenen kıskanıyordu Melih abiyi. -Bula bula Nergis'i mi bulmuş? Eymen'e lisede platonik aşık olan, depresif Nergis değil mi bu? Ansızın hiç ilgisi yokmuş gibi omuz silkti ablam. -Aman bana ne Bilge. Kimi bulursa bulsun. Hiç umurumda değil. -Belli hiç umurunda olmadığı. Bilge gülerek omzuyla dürttü ablamın omzunu. O da benim gibi inanmıyordu elbette umurunda olmadığına. En çok Melih umurundaydı ablamın. En çok onu alırdı göz hapsine. -Değil tabi. -Tamam Feride! Söz konusu Melih'ken bir anda nasıl da agresifleşiyorsun böyle! Sakinleş. Bilge kıkırdamaya devam ederken bir kaç saniye sessizlik oluştu. Böyle anlarda alışıldığı üzere, ablam dakikalarca sessiz kaldıktan sonra aniden girerdi cümlesine. -Hem bir kere Nergis, Melih'in tarzı değil. Bilmiyor muyum ben kaç yıllık arkadaşımı? Bir yandan yürürken diğer yandan omzuma dokundu Bilge. -Vallahi ben bilmiyorum. Sen biliyor musun Zeyno? Nasılmış tarzı? Ablam tekrar arkasını döndüğünde göz göze geldik. Bakışlarımı yavaş yavaş gökyüzüne çevirirken içimden konuları tekrar ediyordum. Melih, Nergis, Eymen, lise, depresif aşk, uzun bacak, badem göz, tarz... Hiçbir şey bilmiyorum. Ablamın Melih'e ilgi gösterdiğini, Melih'in Nergis diye bir kızı -ki bu anlattığı ilk kız da değil- ablama anlattığını ve Nergis'in Eymen'le daha önceden duygusal bir bağı olduğunu bilmiyorum. Aklımdaki düşünce seli ablamın sesiyle dindi. Yarım yamalak bir gülüş vardı dudaklarında. Yine de çatık kaşları alenen alındığını gösteriyordu. -Size de aşk olsun! Arkasını dönüp seslendi bana. -Haydi Zeyno biraz hızlı. Birkaç adımda yanlarına ulaştım ve ablamın koluna girdim. Ondan altı yaş küçük olmama rağmen daha uzundum. Yan yana geldiğimizde benim ondan küçük olduğuma inanmazlardı. Lisenin başlarından bu yana çok hızlı büyüyüp serpilmiştim. Beni yıllar önce görenler şuanki halime inanamıyordu. Bilge'nin evinin yokuşuna adım attığımız sırada caddenin solundan bir motor kayarak önümüzde durdu. Zeminde çıkardığı ses kulaklarımızı tırmalarken geriye doğru sendeledik. Kahkaha sesleri sokakta yankıladığında elim kalbimin üzerindeydi. Motordaki iki genç kasklarını çıkardı. Elbette dostum Eymen ve akabinden konuştuğumuz Melih abi. -Bıkmadınız mı serserilikten? Diye bağırınca ablam, Melih abi gülmekten yaşaran gözlerini elinin tersiyle silerek yanağından makas aldı Feride ablamın. -Mavişim sen niye bu kadar gerginsin? Kızıla bürünmüştü suratı. Nasıl da utanmıştı Melih abi ona dokunduğunda. -Yapma şunu, biri görüp yanlış anlayacak. Ona aldırmayan Melih abi keyifle yaptığı hareketi tekrarladı. Eliyle savuştursa da ablam, mani olamadı. -Aman Feride, onu yapma bunu yapma, çok sıkıcısınız hepiniz. Her lafa girmeye hevesli Eymen, cevabını Bilge tarafından omzuna yediği yumrukla aldı. O sırada Melih abi motorun gaz koluna dirseğini dayamış, kahverengi güneş gözlüklerinin üzerinden ablama bakıyordu. İyi bir izleyici olarak gördüğüm her karenin resmini kafamda kaydediyordum. Kendimi bildim bileli insanların birbirine nasıl baktığını inceler, hareketlerini takip eder ve bunları kaydederek isimlendirirdim. Ancak bu bakışın adını henüz koyamamıştım. Hayranlık, beğeni, arsızlık bilemiyorum belki de hoşlantı. Bir sevgi beslediği kesindi ama bu sevginin çeşidini çözemiyordum. Melih abinin ne kadar zor bir adam olduğunu çok iyi biliyordum. Duygularını gizlemekte üstün yeteneğe sahipti. -Daldın yine Zeyno? İç muhasebem Eymen'in fısıltılı sorusuyla kesilince cevap vermek zorunda kaldım. İsim verme işini gece düşünecektim. -Yok, aklıma bir şey geldi de. -Dikkatini çeken şeyler var galiba? Derken muzip bir şekilde göz kırpmıştı. İstemsizce kıkırdadım ardından ben de ona göz kırptım. Bu da demek oluyordu ki: Birlikte konuşup bu durumların değerlendirmesini yapacağız. Sadece ben fark etmiyordum ki bakışlarını. Zaten görmemek imkansızdı. Anlamıyordum. İki insan birbirini seviyor. Buna dışarıdan bakanlar da şahit oluyor. Ama aşklarını birbirlerine itiraf etmekten alıkoyan şey ne, bir türlü anlamıyordum. Çocukluktan beri gördüğüm ve aklımda yer eden bir durumdu bu. Hatta kendimce bu hayat felsefesini tek cümleye indirgemiştim. "Birine birazcık ilgisi olan içinde tutmalı." Pekala. İçlerinde tutmalarını daha ne kadar izleyecektik acaba? Yokuşun tepesinden gelen sesle hepimiz sesin geldiği yöne döndük. -Melih! Melih abi dudaklarının arasındaki sigarayı eline aldı. Motordan inip gelen kıza doğru yürürken Eymen motoru tutmaya başladı. Gözlerini şokla açmış gelen kıza bakıyordu. -N'aber Nergis? Diye sordu Melih abi. Şimdi anlaşılmıştı. Malum kişi değil miydi? -İyiyim şekerim. Nerelerdesin? Melih abinin boynuna sarıldı Nergis. Az önce ablama hayranlık ve sevgi dolu gözlerle bakan adam gitmiş önümüzdeki uzun bacaklı fettana sarılan ve yarım ağız gülen yeni bir adam gelmişti sanki. Panikle ablamı aradı gözlerim. Kollarıyla bağdaş kurmuş tek kaşını kaldırmış yan yana duran ikiliye bakıyordu. Derin bir hüzün duymadığını biliyordum. Onları ciddiye almıyordu. Nergis'i kendine rakip görmüyordu hiç şüphesiz. -Tanıştırayım. Diyerek kolundan çıkıp elini tuttu Nergis denen kızın. Diğer eliyle de bizi işaret ederek: -Dostlarım işte kız arkadaşım Nergis. Şok içerisinde gözlerim ve ağzım senkronize bir şekilde açıldı. Aynı anda elim ağzımı kapatıyordu. Gözlerim ilk önce Eymen'e kaydı. Herhangi bir ifade barındırmıyordu yüzünde. Demek ki lisedeki herhangi kızdan biriydi Nergis onun için. Çok fazla okul değiştirdiği için hayatındaki insanlar da sıradan hale geliyordu. Şimdi ise aynı okuldaydık. Bakışlarımı ablama yönelttiğimde çenesi kasılmış ellerini yumruk yapmıştı. Tek kaşı hala yukarıdaydı. Yüzüne alaycı bir bakış oturtarak. -Biz tanışıyoruz zaten. Tokalaşmak için elini uzatan Nergis'in de kolu havada kalmış oldu. Bilge gülmemek için dudağını ısırıyordu. -Keman kursundan değil mi? Ah Feyza'cığım, Melih senden çok bahsetti. Ama ben keman kursuna dair pek bir şey hatırlamıyorum. Ablamın adını üstüne bastırarak yanlış söylemişti. Soğuk savaşa hazırdı artık. İsminin yanlış söylenmesinden nefret ederdi. -Feride canım, Feride. Dedi Melih abi eğlenerek. Yüzünde hala o sinir bozucu gülümseme vardı. Hece hece söylemişti ablamın adını. Saçlarını geriye doğru atarak cevap verdi ablam: -Allah herkese, her özelliği aynı anda vermiyor tabi. Kimilerimiz bazı vasıflardan uzak kalıyoruz. Eymen ve Bilge sokağı inleten kahkahalarını attıklarında Melih abi de kayıtsız kalmamıştı. O da bu durumla eğlendiğinde, zavallı Nergis, elini tekrar uzatıp ortamı yumuşatmaya çalıştı. -Ne tatlı, esprili bir kızsın Feride. Seninle daha yakından tanışmak isterim. Ablam önce uzattığı eline baktı, sonra aheste aheste dikti çenesini ve Nergis'in yüzüne çevirdi. Ona tiksinir gibi bakıyordu. Tıpkı Melih abiye baktığı gibi. Tek fark, Melih abiye aynı anda kırgınlık beslemesiydi ifadesinin. -Bakın işinize. Yere koyduğu alışveriş paketlerini aldı. Saçlarını savurup Melih abinin omzuna çarparak yokuşu çıkmaya başladı. Melih abi sesli bir şekilde gülerken Nergis yaşadığı şoku atlatmaya çalışıyordu. Ablamın arkasında Bilge'nin evine doğru ilerlemeye başladık. Arkamızdan gülüşme sesleri gelirken hiçbirimiz dönüp bakmamıştık. Bilge'yi evine uğurlayıp kendi evimizin yoluna döndük. Yokuşun en tepesinde, sağ taraftaki ev Bilge'nin; hemen bir sokak ötede de bizim evimiz vardı. Az önce sanki hiçbir şey yaşamamış gibi yürüyen ablamın koluna girdim. Bana dönüp tebessüm etti. Sakin görünüyordu. Sanki hiç sinirlenmemiş, kızı yerin dibine sokup Melih abinin omzuna çarpmamış gibi sakin ve emindi. Başımı omzuna doğru eğdim. Benim daha çok kalbim kırılmıştı ondan. Evimizin önüne geldiğimizde bahçenin girişinde dikilen biri vardı. Arkası dönük olsa da kim olduğunu bilmek zor olmamıştı. Titizliğine rağmen dağınık saçları, mütemadiyen giydiği kumaş ceketi, parlak ayakkabılarıyla bu kişi Kerim abiydi. Topuk seslerimizi duymuş olacaktı ki tebessümle arkasını döndü. Elinde kır çiçeklerinden oluşan bir taç vardı. Parmaklarıyla fazlaca kavramadan tutuyordu tacı. Yanına ulaştığımızda numaralı gözlüğü altında parlayan kahve tanesi gözleri tüm samimiyetiyle kısılmış gülümsüyordu. Elindeki tacı, tebessümle ablamın dalgalı saçlarının üzerine bıraktı. Birine azıcık ilgi duyuyorsan göstermeyeceksin, kalıbını bozuyordu Kerim abi. Bakışları seviyorum diye bağırırken dili dostane yaklaşıyordu. Gözlerim ablamı bulduğunda hafiften çatık kaşları az önceki gerginlikle yoğurulmuş gülümsemesi, Kerim abinin ilgisine kapı kapatır gibiydi. Ablam boğazındaki yumruyu yutkunarak götürmeye çalıştı. -Çok güzel. Sen mi yaptın? Kerim abi, ablamın mutsuzluğunu fark edince yüzündeki tebessümü perdeledi. Derin ve güçlüce iç çekerken gözleri kapanmıştı. -Yine Melih, değil mi? Ablamın gözleri dolmuş dudaklarını içine doğru katlamıştı. Konuşmadan sadece onaylar gibi başını salladı. Bahçenin kapısını açtığımda çıkan gürültüden bana döndüler. -Ben gideyim. İşlerim var. Deyip onları başbaşa bıraktım. Birine birazcık ilgisi olan içinde tutuyor, içinde tutmayan da karşılık görmüyordu. Demek ki böyleydi. Kalbini tuz buz etseler de onaran biri oluyordu. Acıtmadan sevmek çok kolaydı ama insanlar severken acıtmayı daha çok tercih ediyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD