Bölüm 3: Yavaş Veda

1346 Words
Daniel’ın itirafından sonraki haftalar, ağır çekimde izlenen bir felaket gibi geçmişti. Hemen ortadan kaybolmamıştı, ama Kassie onun yavaş yavaş uzaklaştığını hissetti, sanki hala teknik olarak yanındayken bile aralarına ne kadar mesafe koyabileceğini test etti. İlk kayıp, cuma akşamları olmuştu. “Biraz dalgınsın.” demişti Kassie, Daniel’ın televizyona bakıp aslında hiçbir şeyi görmediğini fark ederek. “Yarınki yolculuğu düşünüyorum sadece.” demişti Daniel; sesi donuk, mekanikti. Üç yıldır bu ayrılıklara alışmıştı Kassie, ancak artık farklı hissediliyordu. Eskiden Daniel yoldayken onu arar, ona onu hatırlatan şeylerin fotoğraflarını gönderir, onu tekrar göreceği günü dört gözle beklerdi. Şimdi ise Lindy ile geçireceği haftaya hazırlanırken gitmek için neredeyse rahatlamış göründü. O cuma, Lindy’yi geri bırakıp döndüğünde, Daniel’ın kızına bebekten bahsetmediğini hemen anlamıştı. Yüzü sırlarla ağırlaşmıştı ve Kassie Lindy’nin nasıl olduğunu sorduğunda cevapları uzak ve boştu. “Benim için bir resim yaptı.” demişti çantasından çıkardığı kağıdı göstererek. Pastel boyayla yapılmış bir çizimde, iki örgülü küçük bir kız ve yanında “Babacığım” yazan uzun bir adam vardı; kalpler ve çiçeklerle çevriliydi. “Bahar gelince birlikte bahçe yapmak istiyor.” “Bebek hakkında konuştun mu?” “Zamanı değildi.” demişti, gözlerini kaçırarak. “Ben oradayken çok mutluydu. Durumu karmaşıklaştırmak istemedim.” Karmaşıklaştırmak. Sanki çocukları bir zorluk, bir yükmüş gibi. “Daniel, hazırlanması gerekiyor. Bebek birkaç aya burada olacak.” “Biliyorum.” Sesinde hafif bir kızgınlık vardı, sanki önemsiz bir konuda baskı yapıyormuş gibi. “Zamanı gelince konuşurum.” Ama Kassie artık Daniel’ın zihninde o doğru zamanın hiç gelmeyeceğinden şüpheleniyordu. Sonraki haftalarda Daniel, ilişkilerinden sistematik bir şekilde uzaklaşmaya başladı. Ziyaretleri giderek azaldı, sık sık işten sonra yorgun olduğunu veya Lindy'nin bir sonraki ziyaretine hazırlanması gerektiğini söyleyerek bahaneler uydurdu. Geldiğinde ise, sanki meşgul kalmak gelecekle ilgili konuşmalardan kaçınmasına yardımcı olacakmış gibi, evindeki küçük projelerle yoğun bir şekilde ilgilendi. Lindy bebekle ilgili herhangi bir şey hakkında konuşmaya çalıştığında, Daniel'in çoktan anahtarlarına uzandığını, erken kalkması gerektiğini veya geç saatte toplantıları olduğunu söyledi. Bu sırada Kassie kendi çocuklarına hamileliğini ne zaman ve nasıl açıklayacağını düşünmekteydi. On iki yaşındaki Lee, onun değişen vücudunu ve artan doktor randevularını fark etmişti. Aaron sürekli daha çok kraker yediğiyle ilgili şakalar yapıyordu, Marie ise yorulduğunu söyleyip duruyordu. Sonunda, temmuz ortasında sakin bir pazar sabahı pancake’lerin etrafında oturmuşken söylemişti. “Size önemli bir şey söylemem gerekiyor.” diye başlamıştı. Lee telefonu hemen kenara bırakmıştı, her zaman ciddi bir şey olduğunu hissederdi. Aaron lokmasını havada unutmuştu, Marie ise yerinde hafifçe zıpladı. “Başım belada mı?” diye sormuştu Aaron, Kassie’yi gülümseten çocukça bir dürüstlükle. “Hayır tatlım, kimsenin başı belada değil. Ama ailemiz büyüyor. Bir bebeğim olacak.” Sessizlik ağır bir battaniye gibi üzerlerine çökmüştü. Lee’nin yüzünde şaşkınlık, kafa karışıklığı ve belki biraz kaygı belirmişti. Aaron’ın ağzı açık kalmıştı. Marie’nin gözleri heyecanla kocaman açılmıştı. “Bebek mi?!” diye bağırmış, sonra konunun ciddiyetini hatırlayıp sesini kısmıştı. “Gerçek bir bebek mi? Burada bizimle yaşayacak olan?” “Evet canım. Bebek önümüzdeki yılın başında gelecek.” “Ama sen bebek sahibi olamıyordun.” demişti Lee, boşanma döneminde duyduğu şeylerin ağırlığıyla. Kassie'nin göğsü sıkıştı. "Ben de öyle düşünmüştüm. Ama bazen tıbbi işlemler doktorların beklediği gibi sonuç vermiyor. Bu bebek... beklenmedik ama istenen bir bebek." "Daniel'in mi?" Bu soru, ancak on yaşında bir çocuğun sorabileceği kadar açık ve doğrudan bir şekilde Aaron'dan geldi. “Evet.” “O heyecanlı mı?” diye sormuştu Marie, belli ki kafasında kutlama planları yapmaya başlamıştı. “Daniel… ne hissettiğini anlamaya çalışıyor.” demişti Kassie dikkatle. “Bu herkes için büyük bir değişim.” Lee’nin yüzü kararmıştı. Satır aralarını okuyacak yaştaydı ve “duygularını anlamaya çalışıyor” cümlesinin, Daniel’ın mutlu olmadığı anlamına geldiğini biliyordu. “O nerede?” diye sormuştu Lee. “Bir süredir kendi evinde kalıyor. İkimiz de bu durumun neleri değiştirdiğini düşünmek için biraz zamana ihtiyaç duyduk.” “Ama geri gelecek, değil mi?” Marie’nin sesi küçücük kalmıştı. Üç yıldır Daniel’a bağlanmıştı; onunla ödev yapmayı, gösterilerini izletmeyi seviyordu. “Bilmiyorum tatlım.” demişti Kassie dürüstçe. “Umarım gelir.” Sonraki konuşmalar düşündüğünden daha zordu. Aaron taşınmak zorunda kalıp kalmayacaklarını, bebeğin odasını paylaşıp paylaşmayacağını, Daniel artık gelmezse onunla görüşüp görüşemeyeceklerini sordu. Marie bebeğin ne zaman geleceğini ve kıyafet seçimine yardım edip edemeyeceğini merak etti. Lee ise sessizdi ama Kassie onun düşüncelerinin kasırga gibi döndüğünü görebildi. Bu sırada bebek odası Kassie’nin yalnızlığıyla baş başa kaldığı bir proje haline gelmişti. Marie yardım etmeye bayılıyordu ama asıl yük Kassie’nin omuzlarındaydı; duvarları boyarken kusmamak için sık sık ara verir, kafasını dizlerinin arasına koyarken Marie ona kraker ve su getirirdi. Beşiği elleri titrediği için üçüncü kez talimatlara bakarak kurarken sessizce ağlamıştı. Pencereden süzülen ışıkta dönen pastel tonlu mobilini asarken Daniel ortalıkta yoktu; muhtemelen kendi evinde, beşik ve araba koltuğu konuşmalarından kaçındı. Ağustos ayında bir akşam, Daniel gevşek dolap kapağını düzeltmeye gelmişken onu bebek odasının kapısında durmuş bulmuştu. Daniel’ın yüz ifadesi Kassie’nin midesini sıkıştırmıştı. Odaya umutla bakan bir adamın bakışı değildi bu, sanki o oda, kaybetmekten korktuğu her şeyin somut haliymiş gibi baktı. “Güzel oluyor.” demişti Kassie, aradaki mesafeyi kapatmaya çalışarak. Daniel’ın gözleri sarı duvarları, özenle dizilmiş mobilyaları, pencereden gelen ışıkta dönen yumuşak tonlu peluş hayvanlı mobili taramıştı. Odada her şey sevgiyle hazırlanmış bir geleceği temsil ediyordu; birlikte kurmaları gereken bir geleceği. “Lindy hala bilmiyor.” demişti sessizce. Kassie’nin içi sıkışmıştı. “Daniel, hazırlanması gerekiyor...” “Beş yaşında Kassie.” Sesi boştu, uzak. “Başka bir çocuk sahibi olmamın onu daha az sevdiğim anlamına gelmediğini anlamıyor. Onun göreceği tek şey, bu bebeği onun yerine koyduğum olacak.” “Bu olacak olan şey değil.” “Nasıl öyle değil?” Odaya bakmamak için arkasını dönmüştü. “Babam da aynı şeyi yapmıştı. Yeni aile, yeni öncelikler. Ben Lindy’ye bunu yapmamaya yemin ettim.” Kassie’ye sanki biri fiziksel bir darbe vurmuştu. “Lindy’yi terk etmiyorsun. Sadece bir çocuğun daha oluyor.” Ama Daniel çoktan kapıya yürüyordu. “Evde işlerim var. Yarın erken kalkacağım.” Kırılma noktası iki hafta sonra gelmişti. Daniel her zamankinden daha uzaklaşmış, ziyaretleri daha da seyrekleşmişti. Geldiğinde bile, konuşmaları görmezden gelircesine kendine meşguliyet buluyordu. Kassie buğulu bir umutla buzdolabına astığı ultrason fotoğrafları sessizce orada duruyor, çocuk isimleri kitabı kahve masasının üzerinde tozlanıyordu. O gece Kassie, Daniel’ın en sevdiği yemeği yapmıştı, ilk yıllarında birlikte hazırladıkları, tüm akşamları mutfakta sohbet ederek ve geleceği planlayarak geçirdikleri o günlerde onun tarif ettiği makarnaydı. Belki bu yemek bir başlangıç olur diye düşünmüştü. “Güzel olmuş.” demişti Daniel, ama sesi tamamen boştu. “Konuşabiliriz diye düşündüm.” demişti Kassie. “Bebekle ilgili. Bizimle ilgili.” Daniel’ın çatalı havada donmuştu. “Bizimle ilgili ne?” “Birkaç aya bir bebeğimiz olacak Daniel. Hiçbir şeyi konuşmadık. Bebek gelince ne olacak, ziyaretlerini nasıl ayarlayacağız, nasıl bir düzen kuracağız… hiçbir şeyi.” “Yapamam.” Sesi keskin, kesin, kapı gibi kapanmıştı. “Bütün bunları şu anda düşünemem.” “Ne zaman?” Kassie sesinin titremesini engelleyememişti. “Ne zaman çocuğumuzun geleceğini düşünmeye hazır olacaksın?” Daniel sandalyesini sertçe itmişti. “Eve gitmem gerekiyor.” Kassie’yi soğuyan yemeklerle ve çöken umutlarla yalnız bırakıp gitmişti. Ve o anda Kassie, ilişkilerinin parçalandığını acı bir kesinlikle anlamıştı. Ertesi akşam Daniel gelip son darbeyi vurmuştu. “Biraz geri adım atmamız gerektiğini düşünüyorum.” demişti, misafir gibi ayakta durarak. Kassie, katladığı minicik bebek kıyafetlerini kucağına bırakarak ona bakmıştı. “Ne demek bu?” “İki yerde birden olamam Kassie. Lindy’nin babası da olamam, bu bebeğin hak ettiği baba da olamam. Ne kadar düşünsem de herkesi hayal kırıklığına uğratmaktan başka bir şey göremiyorum.” “Yani şimdi beni hayal kırıklığına uğratmayı mı seçiyorsun?” “Panik içindeyken karar vermeyi bırakmayı seçiyorum.” demişti Daniel. “Biraz zaman ve mesafe olursa doğru olanı bulabilirim belki.” Kassie boğazındaki düğümü yutmuştu. “Ne kadar mesafe?” “Bilmiyorum.” Bu dürüstlük yalanlardan daha çok acıtmıştı. “Tek bildiğim, böyle davranarak ikimize de haksızlık ettiğim. Bu çocuk… bu durum… hiç istemediğim bir şeydi, bunu biliyorsun.” “Peki ya ben? Peki ya bebeğimiz?” Daniel’ın yüzü kırılmış gibi görünmüştü. “Şu anda senin ihtiyacın olan adam olamıyorum. Bu Lindy’ye haksızlık.” Üç gün sonra Daniel’ın ziyaretleri tamamen bitmişti. Üç yıllık ilişki, sadece zorunlu konular hakkında atılan kısa mesajlara indirgenmişti. Kassie mesaj atmadığı sürece Daniel yazmıyor, eve gelmiyor ne ona ne de bebeğe karşı en ufak bir ilgi bile göstermiyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD