* * * Gördüklerime inanamıyordum. Gözlerimi defalarca kırpıştırdım, belki gördüğüm şeyin bir yanılsama, gözümün bana oynadığı bir oyun olduğunu umut ederek… Ama her kırpışımda manzara daha da belirginleşiyor, gerçekliği kemiklerime kadar hissettiriyordu. Karşımda duran adamın yüzü… Yüzünün yarısı… Artık yoktu. Elbette bazı tahminlerim vardı. Onun yüzünde bir yara olabileceğini, belki bir çizik, belki de bir yanık izi taşıdığını düşünmüştüm. Ama böylesini hayal bile edemezdim. Derisi, etleri, varlığına ait olan o insanî bütünlük yok olmuştu. Yüzünün yarısı boşluktu, derin bir uçurum gibi… Ve o uçurumun içinde, kaybolmuş bir adam vardı. Tüylerim diken diken olmuştu. Midemde bir ağırlık belirdi, boğazım düğümlendi. Gözlerim kendi irademin dışında, boşluğa düşmüş gibi dalgalandı. İçimde bir

