6. BÖLÜM AYNI ODA

3450 Words
Kalabalık bir salona girdik ve burada bayanlar vardı önündeki kız bana en başta oturan iki büyük Nine'nin ellerini öpmem gerektiğini söyledi bende gidip öptüm onlarda biri tebessümle karşılık verirken diğeri pek sıcak bakmıyordu. Yanımdaki kız sağdaki Nine'nin Mirza'nın Babannesi olduğunu söyledi, demek bu yüzden bana çok kötü bakıyordu. Nede olsa evladını katleden katillerinin kızı karşısındaydı.. Gönül koyamadım bu tavrı için zaten haklıydı, bende zaten hemen güler yüzler ile bana kucak açmalarını bekleyemezdim. Solda ki kişinin de Mirza'nın Anneannesi olduğunu söyledi. Onun hiç suratından tebessüm eksik olmuyordu. Sıcak bakışları bana iyi gelmişti. Bu gergin havada içimi ısıttı. Yanımdaki kız bana salondaki diğer kişileri söyledi ama kalabalık fazla olduğu için çoğunun ismini ,kim olduğunu unuttum bile. Sadece unutmadığım sima ise şu mehir de bana haspam diyen kadındı. Asla unutmayacaktım. Eltisini kim unuturdu ki zaten? Banu'ya tek kaşımı kaldırıp baktım. Bakışlarındaki enerji hiç hoşuma gelmemişti. Sanki kuma geldim üstüne tövbe tövbe. Asla unutmayacağım bakışlarımı ondan çekerek benim yanımdan ayrılmayan kıza döndüm. "Siz kimsiniz? Kendinizi tanıtmadınız?", dedim ya heyecandan yada yorgunluktan kendi ismini bile söylememişti bana. "Aa doğru dersin ya kız.", diyerek güldü eliyle kafasına vurdu. "Biraz yoruldu bu makine kusura bakma.", dedi sözlerine güldüm. Sonra tatlı bir edayla kendini tanıttı; "Ben Mirza'nın ablası Gülistan. ",dedi gözlerimi açarak ona baktım. Hele şükür sonunda ismini öğrendim. Ama sonra düşününce hatırlamıştım bu tatlı kızı ama yıllar sonra çok değişmişti. Bu o Gülistan abla mıydı? "Memnun oldum Gülistan abla.", dedim beni hatırlamadığı kesindi. Zaten bende ismini söylemese tanıyamamıştım. Utanarak gözlerimi kaçırdım. Bana beklemediğin bir şeyi yaptı. Sarılıp kafamı göğsüne yasladı. "Ah kadersizlerim, Neyse gel bir şeyler ye.", diyerek benden ayrıldı. Gülistan abla beni bir odaya çıkardı. Odaya girince kapıyı örttü, beni yatağın üstüne doğru oturmamı sağladı. "Burası sakin burada dur ben yemek getireyim.", diyerek kendi tekrar ayağa kalktı. "Tamam abla.", dedim başka ne diyebilirdim ki? İlk günden sen dur abla ben getireyim diyecek halim olmadığına göre uslu uslu oturup ona baktım. Gülistan abla bana tebessüm ederek odadan çıkıp gitti. Boş odada bakışlarımı gezdirdim. Misafir odasıydı galiba sade ve az eşya ile düzenlenmişti. ********* Kapının birden hızlıca açılması ile korkup sıçradım. Normal bir kapı açılma şekli değildi. Odaya giren yabancı sarışın kız ile bakışlarımı ona çevirdim. Ama kızın gözlerinde saf kin ve nefret vardı. Sanki katile bakar gibi bakıyordu bana. Kapıyı örttü bana deli gibi bakarak güldü. Gülüş şekli beni korkutmadı desem yalan olurdu. Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalıştım. Bana doğru yaklaştı sonra bir psikopat şeklinde konuşmaya başladı susup onu dinledim. "Ooo siz burada mıydınız? Bende sizi arıyordum ya.", dedi ne demek istediğini anlamadım. Ayağa kalkıp saf bir halde kaşlarımı havaya kaldırıp sordum; "Niçin?", dedim demez olaydım nerden biliyim kızın bu soruma daha çok sinirleneceğini. "Niçin?!Hah! Soracak bir sorum belki de kapanması gereken bir davam vardır.", dedi elini delice havaya kaldırıp şıklatdı. Kıza dikkatlice baktım on sekiz yaşından küçük olduğu belliydi. Kızın ağlamaktan kızarmış gözleri ile sağlıklı düşünmediğini anladım. Acısı ile ne dediğini bilmiyordu. "Şey ben Gülistan ablanın yanına gitsem iyi olur.", diyerek yanından geçip gideceğim sıra kolumdan tutup beni yatağa doğru fırlattı. Deli gücü dedikleri şeyin sıfat bulmuş hali karşımda ki kızdı. "Ne güzel beyaz içinde geldin sen öyle. Bizden de beyazlar içinde giden biri oldu biliyorsun.", dedi sonlara doğru kurduğu kelimeleri ağlayarak telaffuz etti. Ağlamaklı söyledikleri sözler ile yüreğime çöken hüzün canımı yaktı. Anlamıştım bu kızın kim olduğunu.. Bu yüzden susup kızı dinledim. Biraz acısını kusarsa belki rahatlardı. Kendimi geriye doğru çekerek karşımda ki hali kötü olan kıza baktım. Kız elini kaldırıp içindeki acıyı haykırmaya başladı. İsyan ediyordu başına gelenlere, babasını istiyordu yanında her kızın istediği şeyi istiyordu.. "Babamın da kefeni beyazdı. Bembeyaz! Aynı senin şu üstüne giydiğin beyaz çaput gibi! O ölümü hak etmedi! Senin o aptal! Geri zekalı! Miraç kuzenini ayırmak için girmese araya Babam şuan burada yanımızda olurdu!", dedi eliyle üstümde ki kıyafeti gösterip yüzünü buruşturdu. Gözlerinden akan yaşlar benim nefes almamı zorlaştırıyordu. Gözlerimi kaçırdım zar zor kekeleyerek konuştum; "Be.. Ben özür dilerim..", diye bildim. Kuzenim suçluydu ama o da çocuktu.. Böyle olmasını kimse istemezdi. Kız benim özürüme acı dolu içinde güldü. Gözlerini kısarak bana doğru sordu; "Özür? Dilediğin o özür benim hiç umurumda da değil. Bak bura.", dedi eliyle kalbini gösterdi. "O senin özrün buradaki boşluğu doldurmuyor.. Ne yapacaksın?", dedi haklıydı.. Kafamı yavaşça salladım. Gözlerinin içine bakarak konuşmaya başladım. Sözümü kesmeden dinlerse belki konuşarak bu olayda benimde masum olduğumu anlardı. "Acını anlıyorum.. Baban seni böyle görse bu halinden mutlu mu olurdu?. Gözlerinden belli Babana düşkün bir kız olduğun. Onun umarım kabri cennet bahçesinden bir bahçedir. Babanı bu topraklarda görmeyen bile bilir nasıl iyi bir insan olduğunu, nasıl yardımsever bir Ağa olduğunu.. Ben bile imrenirdim Babana böyle eşini, çocuklarını güzel seven bir adam nasıl bu topraklarda var diye. Baban sekiz kız evladı olmasına rağmen annenin üstüne kuma getirmeyen tek Ağa. Bu topraklardaki tek örnek adam. Şimdi bana hesap soracak sor. Senin Babanı ben öldürmedim. Buraya sadece kardeşimi düşünerek geldim, biz Mirza ile kan davasını bitirecek olan iki kişiyiz. Biz seçmedik yada biz böyle olmak hiç istemedik..", dedim sözümü kesmeden dinlemesi onunda dinlemeye duymaya muhtaç olduğunu gösteriyordu. Büyüklerinden ne duyarsa ona inanmış bir kızdı karşımda ki. Kız ağlayarak duvara yaslandı. Kalbin de ki isyan kimeydi bilmiyorum ama Babasını özleyen ölümü Babasına yakıştırmayan bir kız vardı. "Bu.. Adaletsiz.. Bu haksızlık.. Benim Babam ölmemeliydi.. Sen burada olmamalıydın.. O pislik bu yaptıklarının hesabını verecek.", dedi anlıyordu bekli o da biliyordu ama bunu ilk kez bugün dilinden çıkarmıştı. Miraç o küçük yaşında istemeyerek katil olmuştu amcamın kurnazlığı ile yurt dışına en büyük oğlu Parsın yanına salmıştı. Kan davası da bizim başımıza kalmıştı. Hayat işte herkes için bir plan yapıyordu ve bizim buna hayır demek gibi bir şansımız yoktu. Yataktan kalkıp kızın yanına gittim. Yanına oturup ona baktım. "Sabır et, acın büyük, ağlama demeyeceğim ağla. Ağla ki yüreğindeki acı seni taş etmesin.", dedim yüzüne bakmayı keserek karşımda ki beyaz dolaba baktım kız benim sözlerim ile ağlamaya devam etti. Elim ile onun sırtını ovdum bir kaç dakika böyle devam etti. Yüreğim de ki sızı ile bir kez daha Miraç'a kızdım. Kapının açılması ile içeri giren iki yabancı kız bana kötü bakışlar ile bakarak biri beni geri itti. "Çek pis ellerini kardeşimin üstünden!" ,dedi bu tavrı beklemediğim için şaşırdım. Acıyan bileğimi bir kenara bırakıp beni iten esmer kıza baktım. "Lara yapma, yanıma gel Güneşi götürelim." Diğer kız ağlamakta olan kızı başında bana baktı. Kıvırcık saçları ile gözlerine hemen kaçırıp beni iten kızı çağırdı. "Lara beni duyuyor musun?!",dedi ama o bana kötü bir edayla bakıyordu. Ayakta dikilmiş adının Lara olduğunu anladığım kız bana tiksinerek baktı. "Allah senin de belanı verdi. Mirza ile bir ömür sürmek senin o ailene ömür boyu bir acı verecek aynı bizim acımız gibi sizde acı çekeceksiniz.", dedi bu düşüncesi çok yanlıştı. Yüzümü buruşturup ona bakmaya devam ettim. "Laraaa! Mirza abimin hakkında düzgün konuş.", dedi kıvırcık saçlı kız. "Konuşmazsam ne olur! Kimse umurumda değil. Allah Pehlivanlı aşiretinin de belasını versin! Babamın kanını alacakları yerde ne yaptılar abla? Yerde koydular bu kızda Mirza'nın koynuna koydular. Öyle olunca kan davası bitecekmiş. Bende Lara'ysam o kanda onları boğacağım.", dedi resmen bir intikam yemini ediyordu. "Laraa! Çık dışarı, git yüzüne bir su çarp kendine gel.", dedi ama o ablasını duymuyordu bile. Lara ayağımın ucuna tükürüp tekrar bana doğru yaklaştı. Ben irice açtığım gözlerimle kıza baktım. "Hoş geldin Lavina daha yeni başlıyoruz." Bana doğru biraz eğilip gözlerimin içine bakarak söylediği sözlere kaşlarımı daha çok çattım. "Babamın bir erkek evladı yok amma bende Laraysam bu kan davasını böyle bitirmeyeceğim.", dedi gözlerinde ki intikam ateşiyle yanıp tutuşan kız. "Laraa!" Gülistan ablanın sonun da gelmesi ve Lara denen kızı uyarması ile kız odadan çıkıp gitti. Kapının ağzında bana bakan bakışlara bakmadım yerden kalkmak için hareket ederken Gülistan abla elimdeki tepsiyi Banu'ya uzatarak bana gelip elini uzattı. "Sen ona bakma acısı ile ne dediğini bilmiyor.", dedi onun yerine utanmış bana bir açıklama yapıyordu. "Önemli değil.", dedim çocuktu daha sonuçta. On sekizinde olan bir kızdı duygularını tavanda yaşaması normaldi. Yerden kalkıp ayakta doğruluğun sıra bileğindeki acıyı görmezden geldim. Yere ittiği sıra incilmiş olmalıydım. "Lara'yı uyar Banu. Dayı kızı olarak seni dinler. Ben konuşursan hiç hoş olmaz, sonra da söyle gelip Lavinadan özür dileyecek. Mirza için kullandığı kelimelere gelince. O kelimelerin bir özrü olamaz. Bu saatten sonra benim gibi ne amca kızı var nede bir ablası.", dedi Gülistan abla Lara'nın tavrına ve sözlerine kırıldığını sert bir şekilde gösteriyordu. Banu ortayı bulmaya çalışarak konuştu; "Gülistan ne dediğini bilmiyor sen ona bakma.", dedi bunu derken oda sözlerine inanmıyor sadece akraba olarak araya küslük girsin istemiyordu. "Bakmayacağım zaten sen merak etme Banu. Bu saatten sonra gözüme gözükmesin. Gülistan diye ne bir amca kızı var nede Mirza diye bir abisi.", dedi Gülistan abla kararlıydı. "Abla yapma siz amca çocuklarısınız bu sebepten dolayı hemen birbirimize sırt mı döneriz.", dedi mantıklı konuşmasına içimden hak verdim. Bu kız mı şimdi bana Nikahta haspam demişti? İnanması ne kadar zordu. "Mirza benim kırmızı çizgim. Annemin son emanetine, herkes saygı gösterecek. Saygı göstermeyene bende göstermem.", dedi Gülistan abla netti kararında . Banu kafasını sallayarak elindeki tepsiyi odanın içinde duran sehpanın üstüne bırakıp gitti. Gülistan abla bana baktı. "Bileğin nasıl?", diyerek sordu kafamı iki yana salladım; "Bir şey yok abla.", dedim Gülistan abla bana kafasını salladı. Bakışlarım kapının yanında duran iki kıza kaydı. "Abla ben-",dedi kıvırcık saçlı Mirza'yı abim diye savunan kız. Gülistan abla kızın konuşmasına izin vermeden yüzünde ki tebessüm ile konuştu "Toprak hadi sen Güneş'i de al yengemin yanına gidin.", dedi kafasıyla kapıyı gösterdi. Kıvırcık saçlı kız kafasını sallayarak kardeşini yerden kaldırıp koluna girdi. Gülistan ablaya bakarak konuştu; "Tamam abla." Odadan çıkan kızlar ile Gülistan abla hazırladığı siniyi benim önüme koydu. "Hadi buyurmaz mısınız gelim hanım?", dedi yüzünde ki sıcak gülümseme ile benimde dudaklarım kıvrıldı. ********* "Lavina sana bir şey sormak isterim, eğer cevap vermek istersen anlarım.", dedi Gülistan ablanın ne demek isteyeceğini anlamadım ama gene de kafamı aşağı yukarı sallayarak konuştum; "Buyur abla?", dedim gözlerine bakarak. Gülistan abla soracağı şeyden dolayı biraz çekiniyordu gözlerini kaçırıp sordu; "Sevdiğin biri var mıydı?", dedi çekinceli hali ben güldürdü ama Gülistan ablanın bu soruyu sorma amacını anlayamamıştım. Sustum cevap vermedim. Ne deyecektim ki? "Eğer varsa Mirzaya deme.", dedi yerde ki bakışlarımı onun sözleriyle yerden çekip gözlerine çevirdim. "Neden?", diye sordum böyle bir şey demesin de ki amaç neydi? "Üzülür.. Üzülmesin diye.", dedi bir anne edasında gözlerimi kaçırdım. Sessizce konuştum. Oda da ikimizden başka kimse yoktu. "Hayır abla onu sormuyorum, Neden öyle dedin sevme desene bana artık evli bir kadınsın demek varken. Niye öyle dedin.", dedim anlamaya çalışıyordum Gülistan ablanın nasıl bir fikir yapısı vardı bilmek istedim ama Gülistan abla soruma cevap vermek yerine kaçmayı tercih etti. Ayağa kalkıp kenarda ki sehpanın üstündeki siniyi aldı bana bakıp tebessüm etti; "Ben bir aşağı bakıp geleyim. Sende yemeğini ye.", dedi kafamı salladım ama gitmeden konuştum; "Tamam abla .Ama yok.", dedim sorusunu kast ederek. Gülistan abla bana baktı. "Bil işte..", dedim soru sormuştu sonuçta merak edip sormuştu ve cevabını vermek istedim. Kafasını salladı. Gözlerimi kaçırarak odadan çıktı. ********* Geçirdiğim yoğun ve yorgun günün ardından kadınların hayırlı olsunlarını da dinleyerek günün sonuna sonunda gelmiştik. Ne uzun bir gündü bir an bitmeyecek sanmıştım. Biran hiç bitmeyecek diye düşündüm. Sonra Gülistan abla beni dinlenmem için odaya götürdü. İlk karşılaşma olacaktı. Bire bir Mirzayla tanışacaktık. Kalp ritimlerimin hızlanması ile ellerimi bir birlerine doladım. ********* Gülistan ablanın bana yol göstermesi ile konağın giriş katından en tipte ki odanın kapısına vardık. Ben ona, o bana baktı. Bu halimiz komikti Gülistan abla çekinerek tebessüm etti. İkimiz de bir nevi birbirimize güç veriyorduk. Güç alıyorduk. Gülistan abla benden çok büyük duruyordu biran onu tanıyamadığım gibi birde kaynanam sanmadım dersem yalan söylerdim ama içerde kaynanamla da tanışmıştım ve bana bakışlarında ki dolaşan duygu içimden yandın kızım sen Lavina deditrti. Gülistan abla kapıya vurdu içerden Mirza'nın sesi geldi; " Gel " Gülistan abla kapıyı açıp içeri girdi beni de bileğimden tutup çekti benim başım yerde çekinerek önüme baktım. Gülistan abla konuştu. Ben durdum öylece yanında. "Aşkım niye hemen ortadan kayboldun? " Gülistan ablanın sözlerine Mirza biraz durup sonra konuştu. "Ne diyeceksen sadede gel abla! ",dedi sesinde ki tını bir tık fazlaydı "Ne diyeceğim be deli..Lavina'yı odasına getirdim. ", dedi Gülistan ablanın normal bir şey konuşuyormuş halleri beni daha çok geriyordu. Sanki her gün beni Mirza'nın odasına getiriyordu da ondan bahsediyordu. Mirza da durur mu kendisini tutmayarak cevap verdi. Mirza'nın tepkisi ile bakışlarımı yavaşça kaldırıp ona baktım. "Ne dedin!! Bir dakika! Bir dakika sen ne dediğini kulağın duymuyor galiba abla? Ona başka bir oda verin! Odam da kimseyi istemiyorum.. " Ben bu duyduklarıma hem şaşırdım, hem de üzüldüm.. Ondan böyle bir tepki beklemiyordum ben artık onun eşiydim. Artık bu yolda beraberdik. Beni dışlaması doğru değildi, çocuk değildik .Beni odada istememesinin sebebi acaba yatalak olduğu için kötü hallerine şahit olmamı istemesi miydi?.. Kendini yük olarak görüyordu ve bana yük olmak istemiyordu.. Ama bu saatten sonra bunun bir önemi yoktu. En azından benim için yoktu. On sekiz yaşında ergen falan değildim.. Mirza'ya baktım karşımda yalnızlığa alışmış veya da yalnızlığa terk edilmiş biri vardı. Bu yüzden dediklerine alınmak istemedim. Karşımda duran çok çok eski bir zamanlar çocukluk arkadaşım olan bir kaç saat önce ise hayat yoldaşım olan bu kişiyi bende artık onu tek başına yalnızlığa terk etmeyecektim. Gülistan abla bana doğru dönüp konuştu; "Buna Lavina karar versin bence. Ne diyorsun Lavina? Sana karşı odayı hazırlatayım mı? " Gülistan abladan bu soruyu beklemediğim için ondan gözlerimi çekerek Mirzaya baktım. Oda bana bakıyordu ne tepki vereceğimi merak etmişti. Bakışları onu ele veriyordu. Gözlerini tedirgince çekti gözlerimden. Bu hali komik geldi bana. Ben biraz düşündüm. Onun yerinde ben olsaydım ne yapılmasını isterdim. Gülistan abla sessiz kalmamı yanlış yoracak ki ettiği sözlere şaşırdım. "Tamam balım gel karşı odaya gidelim, Bir saate orayı sana hazırlatırım. " diyerek kapıya doğru döndü. Ben hızlı bir şekilde konuştum; " Yo.. yok abla ben burada kalmak istiyorum." Gülistan abla bana doğru döndü. Yüzündeki şaşkınlık izleri silinip yerine mutluluk bıraktı. Ellerimi tuttu. Beni son kez teyit etmek için konuştu. " Balım emin misin? ", dedi gözlerimin içine bakarak. Bu sorusu bence yanlıştı. Kafamı evet anlamında sallayark konuştum; " E. evet abla eminim. " Gözlerinin içi öyle bir bakıyordu ki minnet duygusu vardı sanki. Bende kaçak bakışlarımı Mirzaya doğru çevirdim. Bana bakıyordu. Karşımda bana bakan bu adam bir zamanlar çocukluk arkadaşım olan Mirza mıydı? Yoksa zamanın ona verdiği karakteri kabul etmişti? " Tamam ben sizi yalnız bırakayım..", diyen Gülistan abla ile bakışlarımı Mirzadan çekerek ona baktım. Yanımdan geçerken kısık bir sesle kulağıma fısıldadığı kelimelere istemsiz tebessüm ettim. " Çok teşekkür ederim güzel insan. " Gülistan abla odada daha fazla duramadı dolan gözlerini Mirza'nın görmemesi için gözlerini kaçırarak yanımdan gitti saniyeler sonrada odanın kapısı açılıp kapandı. Mirza ile bir birimize baktık. Odada şuan baş başaydık. İçimde ki heyecan ile kafamı yavaşça yerden kaldırıp Mirzaya baktım gözlerim , gözlerine değdiği an hemen kaçırdık gözlerimizi. İkimizde çekinceliydik, hayatın bize bu verdiği rollerde nasıl oynamamız gerektiğini bilmiyorduk. Elimizde bir piyeste yoktu ki okuyalım. Ben öyle ayakta dikilmeye devam ederken Mirza kibarca konuştu ;Ne diyeceği hakkında iki düşüncem vardı. Birinci önerim şu şekildeydi; " Öyle direk gibi ayakta mı duracaksın! Odada kalmayı sen seçtin. O zaman kulağını aç benim kurallarımı iyi dinle bir daha demem , sakın bu yatakta yatmayı düşünme!.. Odanın içinde fazla sesten hoşlanmam ses yapma ,benimle konuşma.. Ben yokmuşum gibi sessizce yaşa bu odada ,çünkü ben sen yokmuşum gibi yapacağım...Yok ben bu kurallara uyamam dersen karşı odaya gidebilirsin!" İkinci düşüncemde şu yöndeydi; Tama ben düşünceyi beynimden geçirirken Mirza'nın sözleri ile durdu beynim. "İyi misin? ", dedi Mirzanın bana seslemesi ile kafamdaki düşüncelerin içinden çıkıp ona baktım. Mirza sorusunu tekrarladı. "İyi misin? ", dedi gene ben Mirza'dan böyle bir soru beklemiyordum ben bu duyduklarıma sadece kafamı sallayarak cevapladım. "Hı hı.."diyebildim. Mirza tatmin olmamış gibi tekrar sordu. "Emin misin, yüzünün rengi arttı. İstersen kominin üstünde su var iç. ",dedi eliyle suyu gösterdi Ben Mirzanın sözlerine şaşırırken gözümle beyaz komodinin üstündeki sürahiyi gördüm Mirzanın sözlerine kafamı hafifçe salladım, hızlı adımlar ile Mirzanın yanındaki beyaz komodin yanına vardım. Elime aldığım kristal su bardağını su doldurdum. "Sende ister misin? ", dedim çekinceli bir hal ile Mirza bakışlarını bana çevirdi. Yüzündeki mimikler soruma şaşırdığını gösteriyor. "Hayır teşekkür ederim. " Elimdeki bardağı dudaklarıma götürdüm. Yavaş yudumlar ile suyumu bitirdim. Ninemin sözleri kulaklarımda dolandı bir fısıltı gibi. Su akar gider denize kavuşur. Ay güneşi kovalar gece olur. Ve masallar diyarında bir masal başlar.. Bizim de masalımız başlamıştı. " Biraz daha iyi misin? ", dedi Mirza kafamı iyiyim anlamında salladım. Bulunduğumuz bu durumda ne denirdi ne söylenirdi bilmiyorum ama Mirza benimle konuşma konusunda rahattı. " Eğer istersen karşı odaya geç, bu tercihinden dolayı bir tepki alacağını düşünüyorsan, düşünme kimse bir şey diyemez sana. " Mirzanın benimle böylesine sıcak konuşmasında derin bir nefes aldım. "Ben bu odaya bir misafir olarak gelmedim tersine seninle beraber ev sahibi olmak amacım. Artık odan değil odamız.", diyerek bende onunla rahat ve açık konuştum. Çocuk yaşta değildik çocuk gibi davranmak saçma olurdu. " Ne yani beni kocan olarak mı görüyorsun? ", dedi gözlerimi gözlerinden kaçırdım. Bu soru birden pat diye mi sorulurdu. Gözlerimi kaçırdım utanarak sonra bende onun gibi pat diye konuştum. " Hayır görmüyorum. ", dedim yüz hali biraz değişti bu haline gülmemek için içten dudaklarımı ısırdım. Mirza'nın haline fazla dayanamayarak kelimelerime devam ettim. " Kocamsın onu biliyorum. " ,dedim öyleydi dini nikah niye yıkılmıştı, boşa yapılan bir eylem değildi sonuçta. Yüz hali garip oldu. Bu sefer oluşan söylediklerim hoşuna gitmişti. Ben üstümdeki beyaz elbiseye baktım, elimdeki boş kristal bardağı komodinin üstüne bırakıp Mizaya tebessüm ettim. Mirza'da bana karşılıklı tebessüm etti. Odasın da bakışlarımı gezdirdim, refah güzel beyazla rekor edilmiş bir odası vardı. " Valizlerim geldi mi? ", dedim Mirza'ya sorarak. Mirza omuzlarını kaldırıp indirdi; " Bilmiyorum, odama bir şey getiren olmadı.", dedi gülerek sordum; " Odan ? ",dedim Mirza'da gülerek eliyle saçlarını kaşıdı; " Tamam biraz alışmam gerek bu duruma. ", dedi kafamı salladım; " Tamam alış canım ben buradayım bir yere gittiğim yok beklerim." Mirza yüzündeki gülümsemeyi silerek bakışlarını kaçırdı. " Herkes gider.. Herkes bir gün gider. " Fısıltı halinde söylediği sözlere bir anlam veremedim. Bilmeden bir pot mu kırmıştım. Üstümdeki gelini çıkarmak için etrafa baktım ve o sırada kapı tıklanarak açıldı. Gülistan abla kapıdan kafasını çıkartıp bize baktı; " Balım giysilerini diğer odaya koymuştuk, kızlar birazdan getirecek ve size yemek hazırlatıyorum birazdan getiririm. Gelirken başka istediğiniz bir şey var mı? Getire bilirim. " " Lavina? " Mirza'nın sesi ile elimde ki bavulu bırakıp ona döndüm. Bana bakıyordu " Efendim Mirza? ", dedim bir şey mi diyecekti? Gözlerinin en içine baktım " Sen iyi misin kaç kez seslendim sana da. ", dedi iyi olup olmadığımı merak eder gibi baktı. Bu düşünceli hali içimde hoş bir kelebek açtırdı. " Şey aklıma Ninemin anlattığı önemli bir şey geldi de. Yani aklım oraya gitti. İyiyim teşekkür ederi beni düşündüğün için sağ ol. ", dedim tebessüm ederek kocama baktım. Korkular ve kaygılar geçmiş ve gelecek demektir. Korku geçmişi yeniden yaşamak, kaygı gelecekte yaşayacaklarından korkmaktır. Ya bu gün.. Gerçek olan tek şey.. Eylemin başladığı an " bugün" dür. Ümit bugünlerini değerlendirebildiğin zaman gerçektir. Kendi yaptıklarındır gelecek. Yapmak istediklerin değil. "Bugün" elindeki en büyük hazinedir. Acıktığında biri gelip seni doyursun diye beklemediğin gibi, mutlu olmak için de geleceği bekleme. Sabrın beklemek değil, her şeye rağmen yapmak olduğunu anla. Zamanın aslında bugünlerden oluştuğunu unutma. Mucizenin aslında kendin olduğunu gör. İşte o zaman geride bıraktıkların umutların, geleceğin de mutluluğun olur. Kendi tarihini hep değerli bugünlerle doldurduğunda, ömrünün neden bir gün den ibaret olduğunu anlayacaksın. Eyleme geçmediğimiz, beklediğimiz her gün, bir "ömür" kaybediyoruz. Katlettiğimiz ömürlerimizi düşünüp yeni şanslar yeni ömürler istiyoruz. Her sabah bize yepyeni bir şans veriliyor. Ama biz hala mezarlığımızı büyütüp, doğacak olanlara göz dikiyoruz. Kendi hayatımızı katlediyor, geçmişle ve gelecekle sınırlıyoruz. Korku ve kaygılarımızla, ümit ve beklentilerimizle bugünümüzü öldürüyoruz. Bugünlerinizi topladığınızda elinizde olandır mutluluğunuz. Bir çok evlilik boşanma aşamasından sonra masaya yatırılır. Ya da bir şirket battıktan sonra değerlendirilir. Yapılmamış olanlar, hatalar, eksikler sıralanır. Kolaydır, çünkü geçmiştedirler. Sonra yeni bir evlilik veya ilişkiye başlanır. Yeni bir iş daha kurulur. Geçmiştekiler kötülenip, birileri suçlanıp, gelecekten çok şey bekleyerek, yenileri de katledilmeye başlanır. Oysa, sadece bugün doğru ve güzel olanı yapmayı seçebiliriz. Korkmadan, kaygılanmadan, beklemeden... En önemlisi mutlu son beklemeden. Hayat bir devamlılıktır son değil. Hayat sonların ya da başlangıçların toplamıdır. Mutluluk ise bu bütünü nasıl parçalardan oluşturduğumuzdur. Hayatımızı hangi bugünlerden inşa ettiğimizdir. Sonuçlara değil sebeplere bağlanıp eyleme geçmektir mutluluk. Bir işe girmek değil orda kalıp başarılı olmaktır. Evlenmek değil evliliği yürütmektir. Şu kızı elde etmek değil elde tutmaktır. Yirmi beş kilo vermek değil formda kalmaktır. Yani mutlu sonlar değil, sürekliliktir mutluluk. Anlık hazlar değil sürekli hazlardır. Yani bugünlerin toplamıdır. Biriktirdiğimiz her gün hayatımızı ne kadar iyi ya da kötü yaşadığımızı gösterir. Ve her günümüzü mutlu kılmak, sadece o günü yaşamak toplamda mutluluğa ulaşacağımızı bilmektir. Geçmişte sıkışmadan, gelecekte boğulmadan. Sadece bugünümü iyi seçimlerle ve doğru eylemlerle oluşturduğum an bütün hayatımı oluşturduğumu bilmektir mutluluk. O zaman, yapmanın sadece benim gücüm olduğunu bilir, benim dışımdakilerden bekleyip günümü öldüreceğime, sadece en iyisini yapmaya çalışırım. Yaşadığım her mutlu günü kumbarama atarım. Düşünmek yerine yapmayı seçtiğim, eylemlerimle gerçeğe dönüştürdüğüm isteklerimi, ulaştığım hedeflerimi biriktirdiğim bir bugünler hazinesi.. işte budur benim hayatım.. mutlu son değil mutlu günleri yarattığım bugünlerimin toplamı...
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD