Delilikde Bizim İşimiz

1510 Words
Ve dediğimi yaptım. Beş dakika sonra Vakkas yalvarırken onun eceli oldum. Tutukladım ve onu hapishaneye yolladım. Ve ikinci dediğimi de yaptım. Çenesini yerinden çıkarırken az önce öldürdüğü mazlumun ahını yerde bırakmadım. Biliyorum, yaşadıklarını bir çıkık çene affettirmezdi. Ama gittiği yerde huzurlu uyuyacağını düşünmemi sağlıyordu. Ardından ise esir tuttukları Bakan Esra Dinçer'i ise hemen sağlık ekiplerine yolladım. Esra Hanım bitkin bir şekilde gözlerimin içine bakarken gözlerinde ki minneti ve vatan aşkını da gördüm. Konuşmamıştı. Hiçbir şey anlatmamış, vatana hıyanet etmemişti. Bunun rahatlığı ve görevi başarmanın mutluluğu ile bizi alacak olan helikoptere bindim. Bindiğim an ise goygoyun çoktan başladığını gördüm. Her dönüşte böyleydiler. Bana takılıyor, goygoy yapıyor ve kafayı yemiyordular. Gerçi göğsümüzün orta yerinde ki o vatan sevdası ve şehadet aşkı olmasa kafayı çoktan sıyırmıştık. Belki sıyırıktık. Onu da bilmiyordum ama bildiğim bir şey vardı o da iyi bir tatili hak ettiğim ve kafamı boşaltmam gerektiğiydi. "Komutanım?" Konuşanın kim olduğunu bilsem de belki yanılmışımdır diyerek sesin geldiği yöne çevirdim bakışlarımı. Ama yanılmamıştım. Konuşan Sertaç'tı. Ve acaba yine ne saçmalayacak diye düşünürken konuştu. "Ben aşık oldum." dediği an sırıttım. Kime ve kaç saniyede aşık olmuştu? Üstüne asıl önemli soru; kaç saniye sürmüştü? "Kaç saniye?" Ben yerime soruyu soran Hakan'a içten bir teşekkür iletirken Sertaç, "Aşk olsun Hakoş? Ben şıpsevdi miyim?" diye sorduğu zaman bütün tim okkalı bir kahkaha attı Sertaç'ın bu söylediğine. Sertaç somurturken cevap Altuğ'dan geldi. "Yok haşa, şıpsevdi ne kardeşim?" dedi Sertaç, "Yürü Altuş'um." derken Altuğ sırıtarak devam etti. "Şıpsevdi senin yanında hiç kalıyor." dediği an Sertaç gözlerini kıstı. "Ulan ben size saçlarımı süpürge ettim be, süpürge!" dedi kısa saçlarını gösterirken, "Sizin yaptığınıza bakın!" diye devam ettiğinde ise herkes gülmekten kendini alamadı. "Acar?" dedi Sertaç bu tarz muhabbetlere hiç katılmaya Acar'a topu atarak. Acar ağır bir şekilde Sertaç'a döndü. Aslında bu yetmişti ona ama yine de benden korktuğu kadar korkmadığı için ve bu anların goy goy anı olduğunu bildiği için rahat bir tavırla devam etti. "Şunlara bir şey der misin sevgilim? Benim seni aldattığımı düşünüyorlar." dediği an Acar kaşlarını çattı. "Seni alt üst sikerim Sertaç, bana bulaşma!" dediği an tim Sertaç'ın bozulmuş suratına bir kere daha güldü. Buna ben de dahildim. "Sende mi Brutus?" dediği an köşede anını kollayıp soluklanan Fırat konuştu. "Sen üzülme yavrum, ben sana inanıyorum." dedi, tüm timi hayrete uğratarak. "Kime aşık oldun söyle hadi?" diye devam etti olağanca iyi niyeti ile. Bu sırada kendisine birinin inanması ile mutlu olan Sertaç tek nefeste söyledi. Sanki Fırat'ın ona inanması onu umutlandırmış gibiydi. Aklıma bir kurt düştü ve o kurt anında doğru olduğunu belirtir bir şekilde yanıtlandı. "Didem'e." derken Fırat'a bakıyordu. Çünkü Didem eğer bizim Didem'se Fırat'ın kardeşiydi! "Sikerim lan seni!" Fırat öfke ile solduğunda Sertaç, "Ama..." dedi "Hani bana inanıyordun?" diye devam etti. Sertaç'ın omuzları düşmüş, neşesi kaçmıştı. Bizim şıpsevdi Sertaç gerçekten de aşık olmuştu sanırım! Fırat, "Sertaç!" dedi öfke ile. "Kapatmıştın bu mevzuyu!" dediği zaman bütün tim Sertaç'a döndü. Şimdi Sertaç ciddi bir şekilde Didem'e mi aşık olmuştu? Bizim geveze daha on sekizinde olan Didem'e? "Ben kapatmadım, sen kapattın." dedi Sertaç. Bu anı kolladığını anladım. Fırat'ı, kardeşi için ikna etmeye çalışıyordu ve o da burayı tercih etmişti ben olduğum için. "Sertaç!" dedi Fırat öfke ile, "Seni üst üste katlar, yedi kat eder ecdadına kadar sikerim lan, beni deli etme! Çocuk lan daha Didem!" dediğinde arada ki gerginlik büyüyordu. "Çocuk dediğin kucağına yeğen verir salak." dedi oradan Kaan. Büyük ihtimalle olaya hakimdi çünkü Sertaç ile aynı evde kalıyorlardı. "Kaan!" dedi Fırat öfke ile konuşarak. Kaan omuzlarını silkti. "Gerçekler." dediği zaman Fırat'ın nasıl bu kadar sakin kaldığını merak ediyordum. Sertaç'a sorma sebebi de büyük ihtimalle başka birine aşık olduğunu düşünmesiydi. Ama yine de bana garip gelmişti. Çünkü Fırat kardeşini kısıtlayan bir abi değildi. Onun haberi olduğu takdirde Didem istediğini yapıyor, istediğini giyiyordu. "Sıçarım gerçeğine!" dedi Fırat, "Didem daha küçük." dedi öfke ile ama başka bir şeyler olduğu belliydi. "Fırat?" dedim benim varlığımı unutmuş olan tim kendisini toparlarken Fırat, "Emredin komutanım!" diye karşılık verdi anında. "Tek sorun küçük olması mı Didem'in?" diye sorduğum zaman Fırat, "Hayır komutanım." dedi. Bana yalan söylemezdi, söyleyemezdi bunu en iyi o bildiğinden direkt doğruyu söylemişti. "Ne o zaman?" diye sordum. "Sertaç'ın şıpsevdi olması." dedi ikinci sebebini söyleyerek ama asıl mesele bu da değildi. "Asıl sebep?" dediğim zaman derin bir nefes aldı. "Ben onay vermesem de bir sevgilisinin olması!" Sertaç'ın yuktunması Skorskyi kaplarken, "Ne?" dedi. Fırat derin bir nefes aldı ve kafasını salladı. Fırat'ın kıskanç bir abi olmadığını, kardeşini sıkmadığını ve altında bir sebep olduğunu biliyordum. Hele Sertaç'ı tanırken bu kadar onay vermemesinin sebebinin bu olduğunu da az çok tahmin etmiştim ama Sertaç'ın yutkunması benim de canımı sıkmıştı. "Sev..." dedi sesi gitmişti. Onun bu kadar üzüleceğini hiçbirimiz tahmin etmemiştik ama Fırat tahmin etmişti bu yüzden söylemek istemiyordu. Ama bir yarayı kapatmak istiyorsan o yarayı kaşımadan kanamasına izin verip zehrini akıttıktan sonra kapatmalıydın. Derin bir nefes aldım. "Sertaç..." dedim. Ama Sertaç'ın o an beni duyduğunun bile bilincinde değildim. Ne ara bu kadar kaptırmıştı Didem'e kendini anlamamıştım! "Ben..." dedi Sertaç herkes ona bakarken, "Onu kendimden çok sevdiğimi bir sene önce fark ettim." yutkunuşu bir kere daha kulaklarımıza doldu. "O kadar delidolu o kadar güzeldi ki... Ama saçmalama dedim!" öfke ile nefes aldı. "Saçmalama Sertaç o daha küçük dedim." Kendisine kızdığını gözlerinde gördüm. "Yine de o, o kadar güzel gülümserken elimde değildi." gözünden bir damla yaş akarken, "Ama asıl aşık olduğuma doğum gününde emin oldum. Mumlarını üflemek için gözlerini kapatıp, açtığında göz göze geldiğimizde emin oldum." kafasını salladı. Fırat sarılmak istediğinde ise geri çekildi. "Sorun değil!" dedi "Ben neleri aşmadım ki bunda takılı kalayım? Yani teselliye ihtiyacım yok. O yüzden sorun değil." Ama sorundu. Bunu en iyi biz görüyorduk gözlerinin içinde. Lakin bizim de görmemizi istemiyordu şu anda. Buna rağmen o kadar yıkılmıştı ki saklayamıyordu içinde ki duyguları. Fırat kardeşim dediği adamların yüzünde tek tek bakışlarını gezdirdi ve orada gördüğü tek bir duygu vardı. Çaresizlik! Aşkın karşısında kıla dönmüş boyunlarımızla çaresiz bir şekilde Sertaç'a bakıyorduk. Sertaç gözlerinden akan bir damla yaşı sildi ve kafasını kaldırdı ama bizden tarafa bakmadı. Bakamadı daha doğrusu. Utandığı için değil, acı çektiğini görmememiz için bakamadı! İçime bir sıkıntı otururken gözlerinden akan yaşları hissediyordum. Ama elimden bir şey gelmiyordu. Ekibin en küçüğü olsa da yirmi beş yaşında kocaman bir adamdı ve ben onun ne olursa olsun ilk defa ağladığına şahitlik ediyordum. Ne yapacağımı bir kere daha düşünürken derin bir nefes aldım ve söyledim gitti. "Eğer bir kadın için gözyaşı dökecek kadar seviyorsan onu; savaş, pes etme!" Söylediklerimin şaşkınlığı ile bana baktı herkes. Ne var dercesine omuzlarımı silkerken derin bir nefes aldı Sertaç. "Savaşsam ne fark eder?" acı bir tebessüm belirdi dudaklarında. "Onu kazanacak mıyım?" sesi pusluydu. Canı yanıyordu ve ağlamasına rağmen, ağladığını belli etmemek için kendisini kasıyordu. "En azından savaşmadım, onun için bir şey yapmadım demezsin." Fırat'ın içimden geçen cümleleri söylemesi ile onun onayını da alan Sertaç şaşkınlıkla Fırat'a ve bana hak veren time baktı. Birkaç dakika şaşkınlıkla bakmaya devam ettikten sonra ne kaybederim diye düşünmüş olmalı ki kafasını salladı. "Savaşacağım!" dedi yüzünde ki gülümseme ile, "Aşkım için sonuna kadar mücadele edeceğim." yüzünde ki gülümseme katlanırken bizde gülümsedik. Ama hepimizin gülümsemesinde bir şaşkınlık da vardı. Şıpsevdi bir adamdı Sertaç ama nasıl bu şekilde aşık olmuştu bilmiyorum. Yine de onun adına mutlu oldum. Derin bir nefes aldım ve göreve giderken kapattığım telefonum aklıma geldi. Kamuflajımın alt cebine koyduğum telefonumu açmak için elimi düğmesine attım. Düğmeyi hızlı bir şekilde açarak telefonu çıkardım ve güç düğmesine uzunca basarak açılmasını sağladım. Telefonunun melodisi helikopterde yayılırken Acar, "Halide Nenem nasıl komutanım?" diye sordu gerçek bir merakla. "İyi," dedim "Yani ben giderken iyiydi." diye devam ettim düşünceli bir şekilde. Acar kafasını salladı ağır ağır. "Mualla Teyze hala seni o kızla evlendirmekte kararlı mı?" sorduğu soru ile gözlerim istemsizce devrildi. Halamın bana bulduğu kızla konuşmuşluğum yoktu. Yolda karşılaştığımız zaman merhaba demiştim ve buna istinaden sevgili olduğumuz yalanını çıkarmıştı. Kızlık gururu incinmesin diye bir şey dememiştim. Ama düşünmekten de kendimi alamıyordum. Eğer nasılsın deseydim hamileyim ya da evleniyoruz der mi diye? Sinirli bir gülüş suratımı kaplarken kafamı sağa sola salladım. "Sorma." dediğim sırada Acar, "Nasıl çözeceksiniz komutanım?" diye sordu meraklı bir şekilde. Normalde merak etmezdi ama o da halime acımış olmalıydı. Hem bu hayatta ki sayılı akrabalarımdan biri olan halamı kırmamak için hem de kızın gururunu incitmemek için bir yol düşünmeliydim. Yine de ne yapacağımı bulamamıştım. "Bilmiyorum koçum." bıkkın bir nefes verirken Acar kafasını sallamıştı. İçinden Allah sabır versin komutanım dediğini duyar gibi olmuştum ama takılmadım. Telefonumu açtığım an ardı arkası kesilmeyen mesajlarda gözlerimi gezdirmeye başladım. Melike: Akın? Neredesin? Neden telefonun kapalı senin ya? Hiç mi düşünmüyorsun beni? Offf! Akın, şey... Özür dilerim Mualla Abla söyledi göreve çıkmışın. Umarım iyisindir. Akın... Bugün 2. hafta oldu. Hala dönmedin mi? Yoksa benden mi kaçıyorsun? Son baktığım mesajdan sonrasına bakmadım. Çünkü totalde bin beş mesaj vardı. Bin tanesi Melike'dendi. Bu kızdan nasıl kurtulacağımı düşünmek istiyordum ama şu anda bunu düşünemeyecek kadar yorgun ve umursamazdım. O yüzden derin bir nefes aldım ve Eric'in yazdığı mesaja baktım. Eric: Akın kardeşim, bu haftasonu yıllardır hayalini kurduğum Santorini adasında ki beach oteli kurdum. Hatta Pazar günü plaj partisi veriyorum. Seni de bekliyorum... Umarım gelebilirsin. Yolladığı tarihe baktım. İki gün önce yollamıştı ve parti bu pazardı. Derin bir nefes aldım ve geri mesaj yazdım. İki gün vardı. Mesaj: Pazar günü oradayım Eric.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD