İstenmeyen Durumlar

1453 Words
Gözlerimi kapatarak kafamı helikopterin metaline yasladım. Aklıma babaannem düşerken gözlerimi yeniden açtım ama yaslandığım yerden kalkmadım. Bugünle birlikte tam üç gündür uyumuyordum. Gözlerimin altı morarmıştı. Uyku diye ölüyordum ama buna rağmen uyuyamıyordum. Omuzlarımı esnettikten sonra benimle aynı durumda olan Tim'e baktım. Hepsi bri köşeye savrulmuştu. Hepsi uyumaya çalışıyor ama hiçbiri uyuyamıyordu. Ve şundan o kadar emindim ki hepsinin uyuyamama sebebi benimle aynıydı. Esra Hanım acaba iyi olacak mıydı? O açlıktan beyazlamış teni, susuzluktan çatlamış dudakları ve uykusuzluktan morarmış gözaltları ile berbat haldeydi. Kim bilir iki buçuk haftadır ne gibi işkencelere maruz kalmıştı ağzından bilgi alınmak için. Aklıma vücudunun görünen yerlerinde ki morluklar ve kesik izleri geldiğinde toparlanmasının kolay olmayacağının bilincindeydim. Ama o vatan sevdalısı bir kadındı. Bir Asena'ydı... Çünkü o haline rağmen o kadar dik duruyordu ki vatanını satmadığı ağzından tek kelime alamadıkları her halinden belli oluyordu. İçimde oluşan gurur ve hüzünle gözlerimi bir kere daha kapadım ve helikopterin alana ulaşmasını beklemeye başladım. Zaten yapacak başka bir şeyim de yoktu. ... Deniz kıyısına nazır, insanları sıcak, evleri sıcak mahallemin topraklarına ayak bastığımda üzerime çöken uykuya engel olamamıştım. Babaannemin sabun kokan temiz çarşafları arasında uykunun en tatlı anını yaşayacağımı biliyordum. O yüzden bir an önce o ana ulaşmak için can atıyorum. Üzerimde ki kirlenmiş kamuflaj ve çamurlanmış botlarımla mahallede ilerlerken beni ileriden gören küçük İlker sağ salim geldiğimi bütün mahalleye yaymak ve beni biraz daha zorlamak amacı ile bağırarak yanıma koşmaya başladı. "Akın abi dönmüş!" bağırması tüm mahallede yankılanmamış gibi çocuklarda onlara katılmıştı. "Akın abi!" hep bir ağızdan bağırırlarken İlker en önde diğerleri arkada onu takip ediyorlardı. Birkaç saniye sonra etrafım çocuklarla çevrelendi. İlker, "Sen yokken mahalleye sahip çıktık Akın abi." dedi gururla kafasını kaldırarak. Onun çocuk aklı ile ne düşündüğünü biliyordum. Takdir görmek istiyordu. Hele de babası olmadığı için benden ve mahallenin diğer büyük erkeklerinden bol bol takdir görmek istiyordu. Bu duyguyu en iyi ben bilirdim. "Aferin koçuma benim!" saçlarının arasını okşayarak konuşurken İlker kocaman, ışık saçan gülümseme ile bana bakarken bütün yorgunluğum uçtu adeta. O an tek umursadığım o ufak çocuğun gözlerinde parlayan ışığı söndürmemekti. "Ne yaptınız ben yokken? Oldu mu bir yaramazlık?" sorduğum soruya ilk İlker'den yanıt geldi. "Hayır Akın abi olmadı hiç yaramazlık." sonra durdu. "Sadece bayan Agape'ye bakması için torunu gelecekmiş buraya." dediğinde usulca kafamı salladım. Öğrendiği her detayı benimle paylaşmak istediği içinde bilmeme gerek olmasa da sanki en önemli şeyi dinlermişcesine dinledim İlker'i. "Tamam koçum. Bakkala gidin kendinize bir şeyler alın, parasını sorarsa da Akın abim gelecekmiş deyin." Sözlerim hepsinin birden gözlerinin ışıldamasını sağlarken kafalarını sallayarak uzaklaşamaya başladılar İlker hariç. Bana bir şey sormak istiyor ama çekiniyor gibiydi ki; bu hiç İlker'e göre bir şey değildi. "Söyle bakalım aslan parçası?" Bakışları şaşkınlıkla bana döndü. Nasıl anladığımı merak ediyor olmalıydı. "Nasıl anladın bir şey söyleyeceğimi?" Gülümsedim ve onun hayallerini yıkmadım ama ona yalanda söylemedim hayalleri yıkılmasın diye. Kulağına eğildim, "Ben anlarım." dedim sadece. Ona başka bir şey söylemedim. Ne süper kahramanım dedim en de gizli güçlerim var diye kandırdım. Sadece onun hayal dünyasına izin verdim. Ama ileride hayallerinin yıkılacağı hiçbir şey söylemedim. "Şey..." dedi İlker kıvranarak. Ben onun üzerinden bakışlarımı çekmezken mavi gözlerini mahallede gezdirdi. Devremin gözleriyle aynı renk gözlere sahipti oğlu... Aslında İlker'e bakmak bir yandan da silah arkadaşımı görmek gibiydi. Hem acı hem de mutluluk veriyordu. "Sen Melike abla ile evlenecek misin Akın abi?" Sonunda ağzında ki baklayı çıkardığı zaman gülümsedim. Gitmeden öncede bunu sormak istediğini ama çekindiğini anlamıştım. Bu kadar erken sormasını beklemiyordum ama dayanamamıştı haylaz. "İstemiyor musun onunla evlenmemi?" diye sorduğum zaman olumlu anlamda kafasını salladı. "İstemiyorum." dedi "O çocukları sevmiyor, hem geçen gün topumuzu patlattı." söylediği cümle ile kaşlarım çatıldı. İlker asla yalan söylemezdi bu yüzden daha da öfkelendim. "Anladım abim," dedim "Sen git ben Serdar abine söyleyeyim size yarın top alsın." diye devam ettim. İlker kafasını sallarken, "Ama Serdar abim iki haftadır mahalleye uğramıyor Akın abi." dedi ve benim kaşlarımın daha da çatılmasına sebep oldu. Neredeydi o zaman bu çocuk iki haftadır. Babaanneme bir şey söylemiş miydi acaba? Kadın iki haftadır eli yüreğinde hem beni hem de Serdar'ı mı bekliyordu? "Tamam koçum, hadi koş arkadaşlarına yetiş." Ağzımdan çıkan sözleri duyduğu an birer emir misali kaptı onları ve koşarak arkadaşlarının yanına ilerlemeye başladı. Bende bu sırada söylenerek telefonumu cebinden çıkardım ve Serdar'ı aramak için ekran kilidini açtım. Serdar'ın numarasını bulup arama tuşuna bastım ve beklemeye başladım. Telefon ilk çalışta açıldı. "Neredesin lan sen?" dedim öfke ile, "Babaannem hem beni hem de seni mi bekliyor iki haftadır eli yüreğinde!" sesimi kontrol edememiş bir nebze bağırmıştım. Ama Serdar haklı olduğumu bildiği için ses çıkarmamıştı. "Abi..." dedi heyecanlı bir şekilde az önce ona bağırmamışım gibi. "Ne oldu?" Sert sesimle konuşurken Serdar'ın müjdesi ile gülümsedim. Bütün kızgınlığım o an uçup gitti. "Artık PÖH oldum." (Polis Özel Harekat) Gülümsemem genişlerken, "Vay koçum benim!" dedim sanki az önce hiç kızmamışım gibi. "Ben eve döndüm, işin yoksa gel de hemen kutlayalım bunu akşamına." diye devam ettiğim zaman gülümseyerek, "Tamam abi," dedi "İşim bitti zaten." dediğinde bir süre konuştuk. Telefonu kapatırken yüzünde ki gülümsemeyi görüyor gibiydim. PÖH olmayı ne kadar istediğini bir ben biliyordum. Elimde ki telefonu cebime attım. Adımlarımı yeniden eve doğru harekete geçirdiğim sırada, "Akın!" diyen Melike'nin sesini duydum. Senin geldiği yöne baktığım zaman heyecanla bana doğru geliyordu. Bıkkın bir nefes vererek önüme dönüp ilerleme isteğimi bastırdım ve olduğum yerde kasıldım. "Nasılsın?" dedi Melike yanıma gelip boynuma sarılarak. Hafif bir şekilde ittim ve bir adım geri çekildim. "İyi." dedim sadece konuşmak istemediğimi belli eder bir şekilde ama Melike bunu anlamamıştı ya da anlamış ama anlamamıştan geliyordu ki bence ikinci ihtimal daha kuvvetliydi. "Benden de iyi." derken gülümsedi ardından da devam etti. "Görev nasıldı?" Saçma sorusuna kaşlarımı kaldırarak baktım ve bıkkın bir nefes verdim. Burada oturup ona görev detayları ile nasıl geçtiğini anlatmayacaktım herhalde. Sorusunun saçma olduğunun farkında bile olmadan cevap beklerken bir nefes çektim ciğerlerime ve konuşmayı sonlandırdım. "Çok yorgunum Melike, iyi günler sana." Başka bir şey demesine izin vermeden arkamı döndüm. Eve doğru ilerlerken bakışlarını üzerimde hissetsem de umurumda değildi. Bu yüzden hızlı bir şekilde eve girdim ve babaanneme seslendim. "Halide Sultan!" Bağırışım evde yankılanırken babaannemin dayağını yere vurarak geldiğini duyuyordum. Mutfaktan çıkıyordu. "Uy, nenesunun paşasi gelmuş!" Babaannem kollarını kocaman açıp, Trabzon şivesi ile konuşarak bana doğru gelirken kocaman gülümsedim. Bu gülümseme içten bir gülümsemeydi. Koskoca bedenim küçücük kollarının arasına girdiği an huzuru hissettim. Babaannem bana çocukluktan beri huzur kokardı, babam kokardı. O da bunu bildiğinden daima beni kollarının arasına alır uzun uzun severdi. Annem ve babam öldüğünde daha çocuk yaştaydım. Serdar ise bebekti... Ama yemin ederim kokuları hala burnumdaydı. "Geldim sultanım, geldim." Kollarının arasında beni sımsıkı sararken gülümsemem genişledi. Babaannemi ne kadar özlediğimi fark ettim o an. "Aç misun uşağum?" Kollarının arasında sımsıkı sarılırken babaannemin tekrar konuşması ile derin bir nefes aldım. O an fark ettim ne kadar aç olduğumu. İki gün önce yediğimiz konserve dışında bir şey yemeye vaktimiz olmamıştı. "Ne yemek yaptın sultanım?" dedim "Kurt gibi açım valla!" diye devam ettiğim an suratında ki gülümseme daha da büyüdü. "Şansliymişsun paşam, karalahana sarması ettum." Gülümsemesinin neden büyüdüğünü anlamıştım. En sevdiğim yemeklerden biriydi karalahana sarması. Benimde gülümsemem genişledi ve babaannemin kollarının arasından sıyrılarak karalahana sarmalarının olduğu mutfağa ilerledim. Mutfağa girdiğim an etrafımı saran karalahana sarmasının mükemmel kokusu gülümsememin hat safhaya ulaşmasını sağladı. Özümsediğim koku ile midemden yükselmeye başlayan sesleri duydum. Hemen kendime bir tabak koyarken babaannem geldi. "Ben koyardum paşam." Elimde ki tabağı almak için hamlede bulunduğu zaman seri bir şekilde tabağı uzaklaştırdım. "Sen o kadar uğraşıp sarmışsın zaten sultanım, bende kendime bir tabak koyabilirim diye düşünüyorum." dedim ve tabağıma sarmalarımı koymaya devam ettim. Babaannemin ise gülümseyerek beni izlediğinin farkındaydım. Saniyeler sonra sarmalarımı tabağa koymuştum. Yanına bir bardak su ve bir tabak yoğurt aldıktan sonra bütün tabağı mideye indirmemek için bir sebebim kalmamıştı ki saniyeler içinde koca bir tabak dolusu sarma midemdeydi. Derin bir nefes alıp arkama yaslandım ve beni izleyen babaanneme döndüm. "Ellerine sağlık sultanım." dedim "Ben bir duş alıp uyuyayım." diye devam ederken babaannem kafasını sallamış, "Uyu paşam, ben çarşaflarunu yeni yıkadum." demişti. Bunun verdiği gülümseme ile birlikte duş almak için ayağa kalktım. Banyoya girdiğim zaman üzerimde ki kıyafetleri kirli sepetine attım. Çırılçıplak kaldığım zaman suyu açarak banyoya girdim. Günlerin yorgunluğu su ile bedenimden akıp giderken aklıma o kadının yardım çığlığı doldu. Sinirli bir nefes aldım elime şampuanı döktüm. Saçlarımı yerinden koparmak ister gibi köpürtürken enselerim geriliyordu. Beynimin içinde sürekli o zavallı kadının çığlığı dolanıyordu. Siper almamızın üzerinden bir saniye bile geçememişti. O bir saniye bir insanın hayatına mâl olmuştu ve ben bu yüzden kafayı yiyecek gibi oluyordum. Üzerimde ki kirler suya karışıp akıp giderken duştan çıktım. Kapının arkasında duran havluyu aldım ve belime sardım. Ardından da odaya ilerlemeye başladım. İçeriden Melike'nin ve halamın sesini duyuyordum ama umursamadım. Seri bir şekilde odama geçtim, üzerime siyah boxter, siyah bir eşofman ve siyah bir kısa kollu tişört geçirerek yatağa uzandım. Burnuma dolan sabun kokusu ciğerlerimi huzura ulaştırmaya başladı ve ben o huzurla birlikte gözlerimi derin bir uykuya kapadım.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD