Sabah ve gece boyunca yapılan uzun planlamanın ardından şato yavaş yavaş sessizliğe gömülmüş, herkes odalarına çekilmişti. Elis uyuyamamış, düşüncelerinin arasında kaybolmuştu; Luci’nin hamleleri, casus ihtimali, kendi gücüne dair korkuları ve Varen’le arasında giderek derinleşen ama hâlâ adı konmamış bağ zihninde dönüp duruyordu. Sabah olduğunda avluda yapılan hafif antrenmanlara katılmak için aşağı indiğinde, beklemediği bir manzarayla karşılaştı. Varen, şatonun eski misafirlerinden biri olan Lyra’yla konuşuyordu. Uzun, gümüş rengi saçları omuzlarından dökülen, zarif ve kendinden emin duran Lyra, Varen’e fazlasıyla yakın duruyor, gülümseyerek koluna dokunuyordu. Elis bunu gördüğü an, göğsünde sebebini tam adlandıramadığı bir sıkışma hissetti. Mantığı bunun anlamsız olduğunu söylüyordu ama kalbi onu dinlemiyordu.
Varen’in Lyra’ya eğilip bir şeyler anlatırken gülmesi, Elis’in içindeki huzuru tamamen dağıttı. Yanlarına yaklaşmak istedi ama adımları yavaşladı. Kendini izlerken buldu. Tam o sırada Lyra’nın sesi net bir şekilde kulağına geldi.
“Varen, hâlâ eskisi gibi güçlü görünüyorsun. Sana her zaman hayran kalmışımdır.”
Varen hafifçe gülümsedi.
“Zor zamanlar insanı değiştiriyor, Lyra.”
Elis daha fazla dayanamadı ve yanlarına gitti. Yüzünde sakin ama içinde fırtınalar kopuyordu.
“Antrenman başlayacak, geç kalıyoruz,” dedi soğuk bir sesle.
Varen şaşkınlıkla ona döndü.
“Birazdan geliyordum, Elis.”
Lyra merakla Elis’e baktı.
“Demek sen Elis’sin… Hakkında çok şey duydum.”
Elis zoraki bir gülümsemeyle karşılık verdi.
“Umarım abartılmamıştır.”
O an Varen, Elis’in sesindeki kırılganlığı fark etti. İçinde tuhaf bir huzursuzluk belirdi. Elis ise uzaklaşırken kalbinin neden bu kadar hızlı attığını anlamaya çalışıyordu. Kıskandığını kabul etmek istemiyordu ama bunu inkâr etmek de artık mümkün değildi.
Antrenmandan sonra şatonun avlusu yavaş yavaş boşalırken Elis, herkesten önce içeri girdi. Normalde Varen’le birlikte yürür, günün yorgunluğunu konuşarak atardı ama bu kez adımlarını hızlandırmıştı. Kalbi hâlâ sabah gördüğü manzarayla sıkışıyor, mantığıyla duyguları arasında kalıyordu. “Abartıyorsun,” diyordu kendine, “sadece konuşuyorlardı.” Ama gözlerinin önünden Lyra’nın Varen’e dokunuşu, gülümsemesi gitmiyordu. O gün boyunca eğitimlerde daha sertti, gücünü kontrol etmekte zorlandı, birkaç kez Arel’in uyarısını duymazdan geldi. Varen bunu fark etmişti. Elis eskisi gibi gülmüyor, gözlerine bakmıyor, konuşmaları kısa kesiyordu.
Akşamüstü büyük salonda herkes toplanmışken Varen, onun yanına yaklaşmaya karar verdi. Elis pencerenin önünde durmuş, dışarıdaki sisli ormana bakıyordu.
“Bugün bana çok uzak gibisin,” dedi Varen sessizce.
“Yorgunum,” diye cevap verdi Elis, gözlerini hâlâ dışarıdan ayırmadan.
“Gerçekten sadece bu mu?”
“Evet.”
Varen bu cevaba inanmadı ama zorlamadı. Tam o sırada Arel yanlarına geldi, yüzü ciddiydi.
“Son saldırının zamanı yine çok tuhaftı,” dedi alçak sesle.
“Eğitim saatini bile biliyorlardı.”
“Birisi içeriden bilgi veriyor olabilir.”
Bu sözler Elis’in içini ürpertti. Bir an, şömine başında gördüğü o güzel isimsiz kız gözünün önüne geldi. Sessizliği, bakışları, sonra bir anda ortadan kayboluşu…
“Ben de bunu hissediyorum,” dedi Elis yavaşça.
“Biri bizi izliyor.”
Varen’in bakışları sertleşti. İçinde hem Elis’i kaybetme korkusu hem de yaklaşan tehlikenin ağırlığı vardı.
“O zaman dikkatli olacağız,” dedi.
“Ve seni kimsenin incitmesine izin vermeyeceğim.”
Elis başını salladı ama kalbi hâlâ karışıktı. Hem Varen’den uzaklaşmak istiyor hem de ona her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğunu hissediyordu.
Gece ilerledikçe şatonun koridorları birer birer sessizliğe gömüldü, meşalelerin titrek ışıkları taş duvarlara uzun gölgeler düşürürken herkes yavaş yavaş odalarına çekildi. Arel son talimatları verip ayrıldı, muhafızlar nöbetlerine geçti, Lyra çoktan misafir kanadına dönmüştü. Elis, kendi odasına yönelirken adımlarının ağırlaştığını fark etti; gün boyunca içinde biriken her şey şimdi daha da belirginleşmişti. Kapıyı kapatıp arkasını döndüğünde derin bir nefes aldı, yatağın kenarına oturdu ama zihni bir türlü sakinleşmiyordu. Tam ayağa kalkıp pencereden dışarı bakmayı düşünürken kapı hafifçe tıklatıldı.
Varen içeri girdiğinde yüzünde endişeyle karışık bir kararlılık vardı. Kapıyı kapattıktan sonra birkaç adım atıp Elis’in karşısında durdu. Oda loştu, yalnızca kandilin ışığı ikisini aydınlatıyordu. Elis başını kaldırıp ona baktığında, kaçmak istediği duyguların artık saklanamayacak kadar büyüdüğünü anladı.
“Bütün gün bana uzak durdun,” dedi Varen.
“Bir şey olduysa bilmek istiyorum.”
Elis bir süre sessiz kaldı. Parmaklarını birbirine kenetlemişti, bakışlarını kaçırıyordu. Sonunda derin bir nefes alıp konuştu.
“Sabah seni Lyra’yla gördüm,” dedi.
“Ve… saçma biliyorum ama içimde bir şeyler koptu.”
Varen şaşkınlıkla ona baktı.
“Lyra sadece eski bir tanıdık,” dedi.
“Aramızda hiçbir şey yok.”
Elis başını iki yana salladı, sesi biraz titriyordu.
“Bunu biliyorum,” dedi.
“Akıllı tarafım biliyor. Ama kalbim… kalbim dinlemedi.”
“Onu sana bu kadar yakın görünce kıskandım.”
“Ve bundan nefret ettim.”
Odanın içinde kısa bir sessizlik oldu. Varen birkaç adım daha yaklaştı.
“Bana bunu söylemen cesaret ister,” dedi yumuşak bir sesle.
“Keşke daha önce söyleseydin.”
Elis gözlerini kaldırdı.
“Korktum,” dedi.
“Saçma görünmekten, seni bunaltmaktan korktum.”
“Zaten her şey yeterince karmaşık.”
Varen elini yavaşça onun ellerinin üzerine koydu.
“Benim için karmaşık değilsin,” dedi.
“Benim için değerlisin.”
“Ve seni kıskandıran biri varsa, bu benim hatamdır.”
Elis’in kalbi hızlandı.
“Yani… kızmıyor musun?”
Varen hafifçe gülümsedi.
“Hayır,” dedi.
“Aksine, bunu hissetmen bana bir şeylerin boşuna olmadığını gösteriyor.”
Elis dudaklarını ısırdı, yüzü hafifçe kızarmıştı.
“Henüz her şeye hazır değilim,” dedi.
“Ama seni kaybetmekten de korkuyorum.”
Varen ona biraz daha yaklaştı.
“Ben buradayım,” dedi.
“Gitmiyorum.”
“Ne zaman hazır olursan, o zaman.”
O an Elis’in içindeki gerginlik yavaş yavaş dağıldı. İlk defa o gün gerçekten nefes alabildiğini hissetti. Kıskançlığı, korkusu ve karmaşası hâlâ vardı ama artık yalnız değildi. Varen’in yanında durduğunu bilmek, bütün karanlığın içinde küçük ama güçlü bir ışık gibiydi.
Odanın içinde sessizlik yeniden çöktüğünde kandilin ışığı ikisinin yüzünü yumuşak bir şekilde aydınlatıyordu. Elis’in kalbi hâlâ hızlı atıyordu, Varen’in ellerinin sıcaklığı avuçlarında duruyordu. Birbirlerine bu kadar yakın olduklarını o an fark ettiler. Nefesleri neredeyse karışıyordu. Günlerdir bastırılan duygular, korkular, özlemler artık saklanacak yer bulamıyordu. Elis geri çekilmek istedi ama ayakları yerinden kıpırdamadı. Varen de aynı şekilde duruyordu; sanki tek bir adım atarsa her şey değişecekti.
“Bana böyle bakma,” dedi Elis fısıltıyla.
“Dayanamıyorum.”
Varen’in gözleri karardı, sesi derinleşti.
“Ben de,” dedi.
“Bütün gün kendimi tuttum.”
Elis’in nefesi titredi.
“Yanlış bir şey yapıyoruz gibi geliyor,” dedi.
“Ama durmak istemiyorum.”
Varen yavaşça elini onun beline koydu. Hareketi aceleci değildi, sanki izin ister gibiydi.
“Seni asla incitmem,” dedi.
“Bunu bil.”
Elis başını salladı.
“Biliyorum,” dedi.
O an Varen biraz daha yaklaştı. Elis geri çekilmedi. Aralarındaki mesafe tamamen kapandı. Varen alnını onun alnına yasladı, nefesi Elis’in dudaklarına değiyordu. Elis’in kalbi göğsünden çıkacak gibiydi. Elleri farkında olmadan Varen’in gömleğine tutundu.
“Varen…” diye fısıldadı.
“Buradayım,” diye cevap verdi.
Varen parmaklarını onun saçlarının arasına geçirdi, Elis istemsizce gözlerini kapattı. Yakınlık artık düşünmeyi imkânsız hâle getirmişti. Varen dudaklarını onun yanağına, sonra çok hafifçe dudaklarına değdirdi. Bu bir fırtına değil, bir söz gibiydi. “Ben buradayım, seni istiyorum ama sana saygı duyuyorum” der gibiydi.
Elis nefesini tuttu, sonra karşılık verdi. Ellerini Varen’in boynuna doladı. Bir an için bütün dünya sustu. Savaşlar, Luci, tehditler, korkular… Hepsi yok olmuş gibiydi. Sadece ikisi vardı.
Bir süre sonra Elis geri çekildi, alnını onun göğsüne yasladı.
“Durmazsak… duramayacağız,” dedi gülerek ama sesi hâlâ titriyordu.
Varen de hafifçe güldü.
“Sanırım haklısın,” dedi.
“Ve bu ilk kez oluyor.”
Elis başını kaldırdı.
“Pişman değilim,” dedi.
“Ben de,” diye cevap verdi Varen.
O gece, aynı odada, aynı yatakta ama birbirlerine dokunmadan uyudular. Yine de aralarındaki bağ, o küçük yakınlaşmayla artık geri dönülmez şekilde değişmişti.