“Norman."
Çok şükür Tanrım teşekkür ederim. Hatırlıyor. Sarıldım hemen ittirdi beni.
"İyi misin?"
"Evet. Benden uzak olduğunda daha da iyi olacağım.”
Yataktan doğruldu. Mutsuzluğu yüzüne yansıyordu. Omuzlarını tuttu yüzünü buruşturdu.
"Her yerim ağrıyor."
"Demin bilinç kaybı yaşadın."
Şaşırdı ne dediğimi anlamadığı ya da hatırlamadığı aşikardı.
"Ne?"
"Kendi sarayınızda sandın kendini"
Cecilia'nın gözleri doldu. Zoraki yutkundu yatağın başında duran bardağı eline alıp birkaç yudum şu içti.
"Bu arada ben gidiyorum bir iki güne. Görmek istemiyorsun ya hani."
"Nereye?"
"Venedik'e ziyarete gideceğiz Henry ve babamla"
"İyi nereye gidersen git. Cehennemin dibine bile gitsen ilgilenmiyorum. Umarım gittiğin yerde ölürsün."
"Uzun bir süre olamayacağım. Birkaç ay."
Gülümsedi.
"Keşke sonsuza kadar olmasan Norman Stanley. İnan hayat daha yaşanılır olur.”
Bir şey söylemedim. Bana nefret kusacaktı öfkesi geçene kadar hep böyle olacaktı ama belki birgün severdi. Günün birinde oda bana ilgi duyardı kim bilir.
CECILIA
Norman odadan çıktıktan sonra doktorun yanına gitmek için bende çıktım muhafızlar benimle birlikte gelip kapıda nöbet tutuyordu. Bana vereceği karışımı alıp control ettikten sonar biraz soluklanmak için oturmaya devam ettim. O sıra ilaçlarının olduğu tezgahta bir sürü şey vardı küçük şişeler içindeki karışımlar.
"Bu ne?"
"Ateş için bir şifa o."
Diğer renkli şişeyi aldım.
"Bu."
"Aman ha bırak onu zehirli bir şey o dokunma."
"Neden buradaki birini mi zehirleyeceksin?"
"Hayır bitkileri karıştırırken her zaman şifa elde etmezsin küçük kız bazıları böyle zehir olur."
"Zehir olduğunu nasıl anlıyorsun?"
"Kuşların yemine katıyoruz."
Gözlerim büyüdü. Boğazım düğümlendi. Kuşlar mı? Onlar yemek yediğini sanarken zehir mi yiyordu? Günahsız bir hayvana nasıl kıyabilir normal olan birisi? İnsan öldürmek ve hayvan öldürmek arasında hiçbir fark göremiyordum. Avcılık yapardık zaman zaman bende giderdim ama bu aynı şey değildi.
"Sırf bunun için kuşları mı öldürüyorsunuz?"
Gülümsedi yanıma gelip saçıma dokundu.
"Bak küçük kız fazla merhamet kişinin sonunu getirir. Hayat kuşlara bile merhamet edeceğin kadar kolay değil en sert olan oyunu kazanır her zaman."
Kafa salladım.
"Yani merhameti bir kenara bırakarak düşün diyorsun."
"Evet. Bir yılanın doğasında sokmak vardır ondan merhamet bekleyemezsin bir avcının doğasında öldürmek vardır ondan da yaşatmasını bekleyemezsin."
Merhamet yoktu merhamet hep bana zarar vermişti. Doğru merhamet bana zarar verip beni üzmekten başka neye yaradı. Can aldı. Kayıplar yaşattı bana. Mahvetti beni. Sevdiklerim yok oldu.
"Bana su verir misiniz?"
"Tabiki."
Arkasını döndüğü an zehiri koynuma soktum uzattığı bardağı aldım.
"Teşekkür ederim."
Elimi tutu.
"Kendini kötü hissettiğin an yeniden gel farklı bitki karışımları deneyelim."
Kafa salladım daha fazla dikkat çekmeden uzaklaştım. Odanın önüne geldiğimde hizmetkarlardan birine
"Prensininizin yemeğini hazırlayıp getirin." Diye emir verdim.
Norman birazdan burada olurdu o olmadan yemeği gelecekti ve bu zehiri onun yemeğine atacaktım. Merhamet aptallıktı merhamet bana sadece acı veriyordu o anne ve babamı öldürdü hiç acımadan William'a kıydı ona en büyük acıyı tattıracağım. Sevdiğim adam gözlerimin önünde acıyla öldü Norman’da aynısı olacak. Merhamet yoktu. Ben ona söyledim seni öldürürüm dedim beni ciddiye almadı. Yemek geldi.
"Şöyle masaya bırakın."
Masaya bırakıp çıktılar nasıl olsa yemeği tadanlar gelene kadar tatmıştır içinde zehir olmadığına emin olduklarında odaya sokmuşlardır. Şişeyi çıkardım dökecektim ellerim titredi. Katil olacaktım birinin ölümüne sebep vermiş kişi. Bu yükü kaldırabilir miydim? Ömür boyu katil bir kadın olarak yaşamak mümkün müdür? Kanlı bir zafer mi olurdu? Kaldırmak zorundaydım merhamet etmeyeceksin Cecilia merhamet senin sonunu getirir. Kimse sana merhamet etmedi. Kimse bize birkez bile üzülmedi. Düzensiz nefes alışverişlerimi düzene soktu gözlerimi kapadım ve hepsini döktüm yemeğin içine afiyet zıkkım olsun Norman Stanley. Norman odaya girdiğinde salatanın üzerinden birkaç tırtık alıp yedim şüphe çekmemek için zehir bunda değildi nasılsa.
"Odadan kaçmaya çalışmamışsın."
Gözlerimi devirdim.
"Neye fayda canımı yakmaktan başka."
Kafa salladı.
"Sana getirdiler yemeği."
"Açsan sen yiyebilirsin ya da özellikle istediğin bir şey varsa."
Gülümsedim.
"Evet var özellikle istediğim bir şey."
"Söyle yaptıralım hemen."
"Cehenneme git."
Kafasını çevirdi yemeğin başına geçti.
"Yemeyecek misin Cecilia?"
"İstemiyorum yedim ben kendin zıkkımlan. Son yiyişin olur umarım.”
Yemekten bir kaşık aldığı an vücuduma titreme girdi sakin ol sakin ol gülümseyerek bana döndü. Öleceksin keyifle izleyeceğim.
"Elinde olsa zehirlersin beni değil mi? Kafamı kesip atarsın ya da boğarsın. Ölmemi dört gözle bekliyorsun."
Kafa salladım. Elimdeydi ve zehirledim zaten hiç üzülmüyorum işte. Ölümün elimden olacak. Bir kaşık daha aldı yemeğinden. Öl Norman.
"Sen böyle birisi değilsin ama."
"Nasıl birisi?"
"Ne olursa olsun birini öldüremezsin."
Yapardım Tanrı aşkına ben artık burada kendimi tanıyamaz olmuştum. Öyle değildim ama artık böyleyim. Gülümsedim benden nasıl bir şey yarattınız.
"Kim bilir burası beni değiştirmiştir. Artık siz gibi merhametsiz olmuşumdur.”
Öksürmeye başladı o an bardağındaki sudan içti ama öksürmesi devam etti. Gözlerim doldu sakın merhamet etme William acı içinde öldü onu öldürdü Cecilia sen doğru olanı yaptın onun hakkettiği de bu. Eğildim koluna dokundum.
"Bana ne yaptığına bak."
Konuşamıyordu gözyaşlarım akmaya başladı.
"Beni bunu yapmaya sen zorladın."
Bileğimden yakaladı ve zar zor konuşarak.
"Ne yaptın?"
"Elinde olsa zehirlerdin dedin ya onu yaptım işte elimdeki imkânı kullandım."
Yere düştü öksürmeye ve titremeye devam etti kustu öğürdü sadece ağlayarak bakıyordum. O William can çekişirken yardım etmedi. Yere düştüğü an gözünden birkaç damla yaş aktı ve bana elini uzatıp
"Cecilia." Dedi.
"William'a acımadın Norman. Onu kollarımda ölmesine seyirci oldun. Annem, babam sevdiğim her şeyi aldın. Sırada bende."
"Ceciliaaaa."
Ölüyordu evet daha güçsüz olmuştu acı içindeydi. Kıvran dur.
“Yardım et. Ceciliaaaa.”
“Umurumda değilsin. Ölmeni istiyorum.”
“Ceciliaaaaa.”
Onu böyle görmeye mutlu olmam gerekirken olamadım. Merhametim ele geçirdi işte. Ben kayıtsız kalabilen birisi değilim.
"Yardım ediiiinnnnnnnnnnn."
Kapıya koştum muhafızlara seslendim.
"Prens o bir şey oldu ona..."
Muhafızlar içeri koştu Norman'ı kucaklayıp götürdüler ben odada öylece ağlıyordum yapabileceğim hiçbir şey yoktu onu öldürmüştüm ondan bir farkım olmamıştı...
Birilerine gözükme fikri ödümü koparıyordu tek başıma odada sadece ağlıyordum bir saate yakın... Odanın kapısı açıldı arkamı döndüm muhafızlar geldi... Öfkeli gibiydiler. Yanıma gelip kolumdan tutup beni odadan çıkardılar.
"Bırakın ben bir şey yapmadım. Ben yapmadım."
Kral ve Kraliçenin karşısına çıkardılar beni. Kraliçe yanıma geldi. Yüzüme yediğim tokatla yana savruldu kafam saçlarımdan tutup avuçladı.
"Oğluma ne yaptın?"
"Hiç hiçbir şey?"
İttirdi beni yere düştüm. Kralda geldi eğildi baş ucuma.
"Bir prensi öldürmeye teşebbüs ettin."
"Ben ben yapmadım."
Kraliçe Samara öfke ile kolumdan tuttu.
"Karnındakine güveniyorsan çok yanılıyorsun küçük şeytan. Karnındaki kraliyet için piç bir bebekten başka bir şey ifade etmiyor. Ben onu kabul etmiyorum. Boşa heveslenme.”
Gözyaşlarım akmaya başladı. Haklıydı doğru karnımdaki sadece bir piçti ama ne olursa olsun inkar edecektim zaten Stanleyler için yeterince can vermiştim bu seferki asla ben olmayacaktım... Ayrıca kral söz verdi kraliyet bebeği olacak dedi.
Henry öfke ile içeriye girdi o sırada.
"Zehir. Yemeğinde varmış. Kustuğu için çok karışmadan çıkmış ama risk devam ediyor."
"Yemeğini tattıklarında zehir yokmuş bu şeytan yaptı işte."
Henry bana döndü.
"Neden yaptın?"
"Yapmadım odaya muhafızları ben çağırdım hatta öyle olsa ölmesini beklerdim değil mi?"
Samara beni tartakladı Henry araya girdi.
"Anne beklememiz gerek en azından Norman uyanana kadar o gerçekleri söyleyene kadar ona zarar veremeyiz. Uyandığında bebeğine bir şey olduğunu duymak hoşuna gitmez."
Samara çaresizce arkasını döndü kral bana doğru bir adım attı yüzüme dokundu.
"Oğlum ölürse hiçbir açıklama dinlemeden kelleni alacağım küçük kız."
Gülümsedim.
"Oğlunuz umarım ölür kralım ama ben suçsuzum.”
Boğazımı sıktı.
"Ondan nefret ettiğin için yaptın değil mi?"
"Ondan nefret ettiğim doğru ama bir şey yapmadım."
Henry kolumdan tutup beni çıkardı onların yanından Norman'ın yanına götürdü öylece gözleri kapalı yatıyordu. Savunmasız, güçsüz ve aciz şekilde.
"Bak şu haline... Zehirlendi o. zehir kustu. Ona bunu sen mi yaptın Cecilia?"
Gözlerimden yaşlar akarken cevap vermedim.
"Onu öldürmeye teşebbüs ettin değil mi? Ailenin ve sevdiklerinin intikamını almak adına."
Kafamı salladım iki yana.
"Yapmadım."
"Umarım yapmamışsındır Cecilia. Umarım."
Beni bıraktı gitti onun başında kaldım. Ölümüne sebebiyet vermeye kalktığım adam buradaydı becerememiştim belki yarım bıraktığım şeyi tamamlardım şuracıkta boğardım onu ama merhametim beni ister istemez ele geçiriyor. Kötü birisi olamıyorum. Yapamıyorum. Eğildim başına.
"Ben yapmadım ben yapmadım bunu Norman Stanley."
Gözümden akan yaşı sildim.
"Sen bunu kendin istedin. Sana dedim yapma diye her seferinde yalvardım seni öldürürüm dedim dinlemedin..."
Ağlamam çoğaldı.
"Benden ailemi, sevdiğimi çaldığın yetmedi masumiyetimi çaldın. İçimdeki insan sevgisini aldın. Kötüsün Norman Stanley çok kötüsün."
Ayağa kalktım.
"Umarım ölürsün. Vicdan azabından bende ölmüş olacağım ama en azından intikamımı almış olacağım."
Odadan çıktığımda koridorda kendi halimde yürürken Mary ile karşılaştım hiddetle yanıma geldi kollarımdan tuttu.
"Pren Norman'ı neden zehirledin?"
"Bırak. Bırak beni ben bir şey yapmadım."
"Yalancı sürtük prens öldüğünde başına gelecekleri düşündün mü?"
Güldüm sonra kahkaha atmaya başladım. Şaşırmış gibiydi kahkaham büyüdükçe yüzünün şekli değişiyordu.
"Siz daha bana ne yapabilirsiniz? Ya Tanrı aşkına benim başıma bu sarayda başka ne gelebilir."
"Bu gördüklerinden daha fazlası akılsız."
"Hadi o zaman daha fazlasını yapın..."
Arkamı döndüm uzaklaştım onların yanından odaya çıktım öfkemden, üzüntümden, acımdan ağlıyordum. Odanın kapısı açıldı Monica girdi içeriye ayağa kalktım hemen sarıldık birbirimize. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Olanlardan sonar görmedim onu sarılamadım ona.
"Monicaaaa. Çok canım yanıyor ölüyorum."
"Biliyorum seninle aynı acıyı paylaşıyorum çok üzgünüm yemin ederim."
Sarılmaya devam ediyordum.
"Öldürdü onu gördün değil mi hiç acımadı onu öldürdü."
Ellerimi tuttu akan yaşı sildi.
"Onu bu yüzden mi zehirledin Cecilia?"
Cevap vermedim. Yüzüme dokundu.
"O ölürse sana yapacaklarını biliyorsun değil mi?"
"Hiçbir şey olmamış gibi davranamazdım Monica. Onca kayıbı vermemiş gibi onun dizinin dibinde yaşamaya devam edemezdim."
"Sen katil değilsin ki Cecilia. Sen onlara benzemiyorsun ki."
Yüzümü ellerimle kapadım haklıydı işte lanet birriydim katildim tıpkı Stanleyler gibi olmuştum. Öfkelendim. Ayaklandım.
"Merhamet bir işe yaramıyor Monica hayat merhamet edenlere acımıyor ben neden acıyayım ki? Artık dayanamıyorum ben. Yoruldum anlıyor musun? Gözümün önünde annem, babam öldü yaşadığımız, doğduğumuz saray yerle bir edildi. Sevdiğim adam kollarımda can Verdi benim onlar ne zaman merhamet etti? Söylesene ettiler mi? etmediler ve bak güçlü olan onlar."
"Güçlü olmak için kötü olmayı göze alıyorsun yani."
Kafamı salladım.
"O Norman Stanley daha hiçbir şey görmedi. Olursa yaşarsa onu tekrar öldürmek için her şeyi yapacağım ya da kendi elleri ile o beni öldürecek. Tarafını seçecek."
"Uyandığında herkese senin zehirlediğinden bahsetmez mi sanıyorsun? Zaten başına felaket açtın."
"Açtım ben ölürsem eğer gidersem Monica hiçbir Stanley'e sonsuz güvenme. O Henry seni gerçekten seviyorsa prensesi olarak Kabul etsin o halde. İleride kral metresi olmayacaksın değil mi? ya gerçek bir asil olursun ya da zavallı."
Ellerimi tuttu.
"Sen peki sen yeniden bir asil olmak istemiyor musun?"
Gülümsedim.
"İstediğim tek bir şey var Monica...İNTİKAM."