NARİSSA
Saraydaki hareketlilik sonrası Prens Norman'ın zehirlendiğini öğrendim aklıma tek gelen isim sevgili kardeşimdi. Ah Cecilia ne yaptın? Seni yaşatmaz bunlar. Cecilia'nın yanına gitmek için odasına gittim ama muhafızlar beni almadı. Yalvardım, ağladım ama kardeşimle görüşemedim günlerdir ikisini de görmüyordum. Prens Darly'ı gördüm o an. Yanına gittim reverans yaptım.
"Prensim kardeşinize çok üzüldüm."
Bana baktı gözlerini üzerimde gezdirdi fakat cevap vermedi. Kolundan tuttum o an.
"Darly."
Öfkeli bakışlarını üzerimde gezdirdi. Onu kullanmıştım bunu biliyordu ve bana nefreti bu yüzdendi. Bana eğildi.
"Bu ne cürret?"
"Kardeşimi görmek istiyorum."
Omzuma dokundu.
"Bak köle kız bu benim problemim değil."
"Bakın beni kardeşlerimden ayıramazsınız."
Gülümsedi.
"Dua et o güzel kafanı bedeninden ayırmadık kardeşlerinle ayrı kalmakla yetin ve sus."
Ağlamaya başladım ama öfkeliydim de.
"Kötüsünüz kötülüğünüze boyun eğmediğimiz için de yine bize ceza kesiyorsunuz. Bir gün sarayınız yerle bir edilir ve aileiniz gözünüzün önünde katledilip size ve kardeşlerinizi esir olarak alırsa siz boyun eğebilirsiniz belki ama biz eğmedik pes etmek istemedik hak ettiğimizi almak istememiz suç değildi. Kaçmak için fırsatı olan kim olsa kaçardı.
Cevap vermedi.
"Burada köle olarak yaşamak ne kadar zor biliyor musunuz? Her gece kuş tüyü yastığa kafamı koyardım ben huzurla gözlerimi açardım. Hizmetçimin hazırladığı küvette sıcak su ile yıkanırdım şimdi şu halime bakın. Yemek verilmiyor, yıkanmak desen sıcak suyu kölelere kim layık görür, yattığım yer taştan daha sert. Ben kurtulup hak ettiğim hayatı yaşamak istedim."
Kollarımı tutup sarstı. Beni köşeye sıkıştırdı.
"Bunları sana verecektim zaten. Hepsine sahip olacaktın. Seninle..."
Devamını getirmedi. Benimle ne? Neden sustu.
"Git başımdan köle kız. Seni görmek ve duymak istemiyorum hadi...."
Kovdu beni çaresizce arkamı dönüp gittim. Itilen, kakılan ve sevilmyen bir kız olmaya alışmak zorundaydım.
CECİLİA
Monica gitti yine odada bir başıma kaldım. Onun odasında, onun eşyalarıyla ve ona ait kokuyla. Katil mi olacaktım yoksa kurtulacak mıydı? O barbar bundan yırtarsa tekrar denerim vicdan azabından ölsem de onu öldürmüş olmanın mutluluğunu yaşarım. Yorgundum ve hiç istemesem de gözlerim uykuya yenik düştü en savunmasız anımda boğazımda hissettiğim baskı ve nefesimin kesilmesi ile açtım gözlerimi. Bir hizmetkar üzerime çıkmış tüm gücüyle boğazımı sıkıyordu ittirmeye çalıştım fayda etmedi. Öksürmeye başladım nefesim kesiliyordu bir an üzerimden attım.
"Yardım ediiiiiiinn. İmdaatt."
Kapıya ulaşamadan arkadan tuttu vey ere yatırdı.
"Hayıır. İmdaat... Normaaannnnnnnnnn."
Yeniden boğazıma yapıştı o an odanın kapısı açıldı üzerimdeki kadın korkuyla ayaklandı nefes nefese kalmıştım öksürmem devam ederken gelenin Leonardo olduğunu fark ettim. Muhafızlara emir verip hizmetkarı zindana attırdı yanıma geldi bana su Verdi.
"İyi misin Cecilia?"
Kafa salladım.
"Doktoru çağırmamı ister misin?"
Kafamı salladım.
"Uyuya kalmıştım boğmaya çalıştı ben ben ona bir şey yapmadım."
"Kardeşime yaptın ama değil mi? seni cezalandırmak isteyenler var."
"Yapmadım."
"Ondan nefret ediyorsun onu zehirledin ama ölmek üzereyken yardım talep ederken onun adını sayıkladın."
"Ne? yapmadım ben ondan yardım istemedim."
Yüzüme dokundu.
"Norman diye bağırdın ne olursa olsun seni bu sarayda tek koruyacak kişinin o olduğuna eminsin."
"Benim dışımda tüm sevdiklerimi öldüreceğine de eminim."
Omzuma dokundu. Ayaklandı.
"Biraz dinlen sen... Odanın önüne fazladan muhafız veririz. Kardeşime sözüm var yokluğunda sana göz kulak olacağım. O uyanıp senin suçlu olup olmadığına dair bir şey diyene kadar korumam altındasın."
"Teşekkürler."
Leonardo gitti. Ben olayın şokunu hala atlatamamıştım yeniden uyayamadım da zaten. Korku içimde salık vermişti ve yeniden birinin canımı tehdit etmesine karşı hazır değildim. Sabah odama gelen muhafızlar yüzünden korktum bana bir şey yapacaklar diye. Kolumdan tutup beni götürürlerken.
"Nereye? Bırakın ben bir şey yapmadım lütfen."
Norman'ın yattığı yere getirdiler. Herkes oradaydı. Tüm Kraliyet ailesi. Norman gözlerini açmış yavaş yavaş konuşuyordu. Kraliçe beni gördü gülümsedi.
"Sonun geldi küçük kız."
"Ben... Ben..."
Söyledi işte onu zehirlediğimi söyledi. Neden söylemesin ki? Ben olsam beni öldürmek isteyeni korumazdım oda haklıydı doğru olan buydu yoksa tekrar denerdim. Kral döndü
"Norman yemeğine zehiri bu kız attı oğlum değil mi?"
Norman ile göz göze geldik. Hadi söyle evet o attı başucuma geldi ve bana itiraf etti de. Bakışları benden babasına ve annesine döndü.
"Hayır."
Kaliçe Samara büyük öfke ile.
"Ne sen delirdin mi seni bu sarayda ondan başka kim zehirlemek ister?"
"Bilmiyorum anne ama beni zehirleyen Cecilia değildi aksine hayatımı kurtardı. Yardım çağırdı. Teşekkür ederim Cecilia."
Gözlerime bakıp teşekkür ettiğinde bir şey diyemedim. Sustum ne diyebilirdim ben onu öldürmek istedim ben katildim. Norman inkar edince kimse bana bir şey yapamadı ve Norman'ın isteği üzerine odasına çıkarıldı. Onun odasındaydık ve bana bir şey demesini beklerken hala demiyordu. Kızsın, hesap sorsun ya da oda beni öldürmeye kalksın ama yapsın bir şey. Cezamı kesmei gerekirdi ama kesmedi. Yatakta sadece yatıyordu ve konuşmaya niyeti yok gibiydi.
"Evet dinliyorum."
"Neyi?"
"Neden korudun beni? Zehir attım yemeğine. Sen manyak mısın? Seni yeniden öldürmeye çalışacağım biliyorsun değil mi?"
Kafa salladı.
"Geç bile kaldın."
"Ne?"
"Beni zehirlemeni daha önce beklemiştim iyi dayandın."
"Sen manyak mısın?"
Kafasını salladı. Gülümsedi.
"Ailenin öldürülmesinde suçum yok Cecilia. Babanın kazandığı zaferlerde öldürdüğü insanların sorumluluğu sende değildir."
"Ne?"
"Ben kraliyetin en küçük prensiyim. Kral olmam baktığında imkansız. İskoçya'ya yapılacak saldırıda aileme önerdiğim strateji kesinlikle yağmalama biçimi değildi ama kral ne derse o olur Henry ile uzun konuşmalarının sonunda İskoçya iyi ya da kötü elde edildi. Sizin köle olmanız anne ve babanın gözünüzün önünde öldürülmesi hiçbiri benim yetkimde değildi. Olsaydı Tanrı şahit bunu seçmezdim. Henry’e söyledim anlaşma yolu ile ortak noktada buluşalım dedim ama istemedi. Amacı tamamen İskoçya’ya hükmetmekti ve zaferi bu şekilde kazanmak istedi. Ben ne kararı veren ne onayı veren kişiyim.”
"Teşekkür mü edeyim ne bekliyorsun William'ı öldürmek kimin yetkisindeydi?"
"Büyük çoğunlukla benim. Babam kraliyete uygun kararı vermemi istedi. İtibarımızı kurutacak bir karar. Seni öldüremezdim anlıyor musun hamile olsan da olmasan da orada senin ölüm kararını veremezdim. Narissa şanslı bir şekilde çoğunluk yaşamasını istedi ama William onun her şartta ölmesi gerekiyordu bunu biliyordun bunu kaçarken zaten biliyordun yakalanma ihtimalinizde onun canından olacağını gayet iyi biliyordun Cecilia."
Gözümden yaş aktı ben o ihtimale inanmak istemedim. Ben hep kaçabileceğimize inanmak istedim. Biliyordum ve bu da beni üzüyordu. Ben de William’ın ölmesine sebebim. Kaçmasaydım eğer akıllıca olacaktı. Karnımda kraliyet bebeği varken peşimize düşecekleri kesindi ama ben ısrarla inanmadım.
"Seni tekrar öldürmek için elimden geleni yapacağım ben seni öldürmeden sen benden kurtulsan iyi edersin Norman Stanley."
Gülümsedi.
"Beni öldürmekten vazgeçeceğin güne kadar tetikte olup dayanmaya çalışırım Cecilia."
Aptal! Prens değil de koca bir aptal gibiydi. Başucuna oturdum.
"Sen delirdin mi? Hala günün birinde sana sevgi ve şefkat bekleyeceğimi sanıyorsan yanılıyorsun. Seni öldürmek istedim seni zehirledim aptal herif sana aşık olmam. Sence Monica kadar saf biri mitim bak bana? İkiz olabiliriz o salak katile aşık olmuş olabilir ama ben aptal değilim ve canınıza okuyacağım sana söylüyorum. Ya öldür beni ya azad et yoksa sonunuz olacağım.”
Yüzüme dokundu.
"Beni zehirledin aynı zamanda kurtardın. Merhametini bahşettin bana her şeye ragmen."
"William'ı öldürdün sen ona merhamet etmedin."
"Ona merhamet etseydim sen ve kardeşin ölecekti. Üzgünüm en doğru kararı verdim."
William'ın gözümün önünde ölüşü geliyor kahroluyordum. Acı içinde kollarımda ölüşü son sözleri. Çok daha fazlasını hak eden biriydi.
"Bende en doğru kararı vereceğim her daim tetikte ol o halde."
Kafasını salladı. Geçen saatler işkence gibiydi bu odadan.
"Gitmek istiyorum Norman Stanley."
"Üzgünüm Cecilia Katchin burada kalmak zorundasın."
Bana ilk kez tam adımla hitap etti. Döndüm baktım yorgun ve bitkin haline baktım üzgünüm Norman Stanley bir gün seni öldürecek kişi olduğum için üzgünüm. Konuşmadık tekrar o yemeğini yedi bir ara ailesi geldi gördü ve sonrası yine derin bir sessizlik. O uyuyordu ben koltukta ona bakıyordum aklımda sadece onu öldürme hissiyle. Yatağa geçtim baş ucundaydım nefes alışverişini dinledim. Nasılda derin bir uykudaydı. Nasıl savunmasız. Tıpkı William gibi. Sevdiğim adam gibi savunmasızca duruyordu. Kafamın içinde "Merhamet insanın sonunu getirir." Sözleri yankılanıyordu.
Gözlerim doldu yanda duran yastığı aldım ellerim titriyordu ama onun yaşamasına izin vermek istemiyordum... Gözlerimi kapadım bugün onu burada öldürüp teslim olacaktım o Stanleyler benim yaşadığım acıyı yaşayacaktı. Duramıyordum ben. Merhamet ettim ama bu kez de yaşadığı için yine mutsuzdum. O ölürse onu öldürdüğüm için bende idam edilirdim en azından benden alınanlara karşılık bende onlardan bir Stanley almış olurum. Onun öfkesi ile yastığı yüzüne bastırıp tüm ağırlığımı verdim başta debelendi sonra ani bir hamle ile kollarıma sarılıp beni yatağa attı ve üzerime abandı. Nefes nefese kalmıştı öfkeden suratı patlamak üzereydi.
"O güçsüz kollarınla beni boğmaya kalkmak iyi fikir değil."
Bende nefes nefeseydim. Üzerimdeyken yüzümde onun nefesini hissediyor olmak midemi bulandırıyordu.
"Boğacak mıydın beni?"
Kafamı salladım.
"Sana söyledim durmayacağım dedim. İn üzerimden."
Gülümsedi.
"Beni boğacak kadar güçlü değilsin. Katilde değilsin beni öldürünce muylu olmayacaksın. Katil olmayı istemiyorsun."
"İstiyorum."
Üzerimden indi elimden tutup yataktan kaldırdı masasının başına götürdü ve elime bir hançer Verdi.
"Al bunu."
"Ne?"
"Eğer beni öldürdüğünde gerçekten mutlu olacaksan Cecilia bunun senin iç huzuruna yardım edeceğine inanıyorsan şuan da öldür beni."
Ellerim titriyordu. Elime fırsat geçmişti onu öldürme fırsatı... Yapabilirsin Cecilia hadi... Masanın başına eğildi kağıda bir şeyler yazıp altına mühürlerini bastı.
"Bak buda mektubum kendi kendimi öldürmek istediğim için bu acıya son vermeyi tercih ettiğim yazıyor. Ben öldükten sonar sana bir şey yapamayacaklar da. Hadi şimdi beni rahatlıkla öldür."
"Sen, sen deli misin? Beni neden koruyorsun?"
"Aptal olduğumu söylüyorsun ya işte seviyorum seni ve hiç karşılığı olmayacak bir sevgi bu değil mi? kısa yoldan sen öldür ve son ver. İkimizin de acıları son bulur."
Titreyen ellerime rağmen hançeri iyice kavradım beş saniye sadece beş saniye yeterdi. Elimi kaldırdım hançeri tam kalbine sokacaktım yapabilirdim bunu... Yapamadım hançeri yere atıp ağlamaya başladım.
"Katil değilim ben olamam. Sen beni korumuş olabilirsin bu mektupla ama vicdanımdan kim koruyacak, Tanrıdan kim koruyacak..."
Elimi tuttu.
"Karar senindi yaban gülü... Ben sana o fırsatı vermiştim..."
Yapamadım işte onu öldüremedim en çok istediğim şey olmasına rağmen katil olmaktan korktum ve yapmadım. Sonraki günler aramızdaki öfke ve sürtüşme bitmedi Norman iyice toparlayıp kendine gelince ertelenen Venedik gezisi için hazırlıklar başladı. Gidiyorlardı. Bugün gideceklerdi.
NORMAN
Beni zehirlemişti bunu yapmasını çok daha önceden beklemiştim zaten. Bana olan nefretinin haklı tepkisi olarak er ya da geç ölümle burun buruna geleceğimi biliyordum. Bu dağ keçisi beni öldürme yeminlerini öyle boş yere etmiyordu yani. Can çekişirken aklımdaki tek şeyin ölüyor olmam değil de ölürsem onun başına gelecekler olması ona tamamen teslim olduğumun mu göstergesiydi? Günün birinde belki olur diye bu kızdan sevgi beklemek belki benim ahmaklığımdı. Beni öldürse de bir şey demeyecektim hâlbuki. Elimde olsa ailesinin yaşamasını isterdim. Kimse böyle bir şeyi hak etmedi o ve kardeşleri de etmemişti ama mecburduk her zaferin kanlı sonuçları vardı. İstense de istenmese de.
Venedik seyahati için her şey hazırdı. Avludaydık. Isabella ve Cecilia yan yanaydı. Isabella'nın yanağına örücük kondurdum. Gözleri dolu doluydu.
"Kendinize dikkat edin Prensim."
"Sende kendine dikkat et Isabel. Çocuğumu koru."
Kafasını salladı. Sıra Cecilia'ya ya geldi önüne eğdiği kafasını ukala bir şekilde kaldırdı. Gözlerime nefret dolu baktı. Tam benim dağ keçimden beklenir bir tavırla.
"Güle güle." Dedi
Koluna dokundum
"Kendine de bebeğe de çok dikkat et Cecilia."
Kafasını salladı.
"Benim odamda kalmaya devam edeceksin."
Yüzünü buruşturdu fakat cevap vermedi.
Arkamı döndüm o an
"Hey."
Herkes Cecilia'yaya baktı bir prense böyle seslenmesi garipti. Toparladı
"Prensim."
"Efendim"
"Ne zaman döneceksiniz?"
"Sevinebilirsin uzun bir süre..."
"Umarım bu uzun süre sonsuza dek olur o yüzünü görmem bir daha..."
Herkes nefret dolu gözlerle ona baktı. Bir prense resmen ölümü diliyordu giderken aklımdaki tek şey yokluğumda kendini kimseye öldürtmemesiydi. Leonardo ona sahip çıkacağını söylemişti ama endişelenmeden yapamıyordum. Ama gitmeliydim her şeye rağmen bir prens olarak sorumluluklarım vardı. Arkamı döndüm ve saraydan çıktık.