Hiçbir şey duymuyordum kalp atışlarım dışında: bedenim adrenalinle dolmuştu, göğsüm hızla inip kalkıyordu, vücut ısım anbean yükseliyordu. Karşımdaki Panter lakaplı kadın sağa sola hızla hareket ederken gözlerim tüm odağıyla ona kilitlenmişti. İlk hamleyi yapmasını beklerken ayaklarımın üstünde hafif hafif zıplamaya başladım. Kollarımı göğsüme çekerek savunma pozisyonu aldığımda ürkek görünümünden cesaret alıp ilk hamleyi yaptı. Sağ ayağını sertçe yere koyup eğimledi. Hızlı yumruğundan bedenimi sola kaçırarak kaçındım, sağ kroşem yüzüne pat diye çarptı. Bir adım geri giderken dudaklarını yaladığını gördüm, benim kadar nefes nefeseydi.
Duymuyor olsam da dudaklarını okudum. Ağızlığı yüzünden zorlansam da seçebilmiştim söylemeye çalıştığı şeyi.
“Bittin sen,” diyordu.
Başımı onaylarcasına salladığımda bana doğru yaklaştı, sağ kroşesini sol kolumla engelledim ama soldan gelecek tekmeyi tahmin edemediğimden yalpaladım. Sarsılışımdan istifade ederek sağ yumruğunu karnıma vurup nefesimi kesti. Sırtım kafesin tellerine çarparken kadının vurduğu yer cayır cayır yanmaya başladı. Oksijen yetersizliğine girdiğimde sağ şakağıma aldığım darbeyle yere yığıldım. Aslında kalkabilirdim, nefesimi tutarak ciğerlerimdeki yanmayı azaltmayı başarabilmiştim. Kalkmadım. Başarının hazzıyla sarhoş olmasını bekledim. Hakem başımda beşten geriye yüksek sesle sayarken gözlerimi kapadım, yüz üstü şekilde soğuk zeminde uzanmaya devam ettim. Dudaklarımda bir gülümseme vardı.
Skor sıfır-bir olurken hakem Panter’in kolunu yukarı kaldırdı. Kalabalığın coşkusu biraz sönmüştü. Çok kolay yenildiğimi düşündükleri için maça ilgilerini kaybetmeye başlıyorlardı. Ölmeden önce biraz ortamı hareketlendirmek istediğimden eldivenlerimi zemine bastırdım, vücudumu yerden kaldırdım. Başımın sağ tarafı zonklarken gözlerimi kırpıştırdım. Yeniden kollarımı kendime çekerek iki ayağımın üstünde sallanmaya başladım. Hakem aramızdan çekildiğinde kulaklarımdaki uğultu devam ediyordu. Bana doğru hamle yaptığında nefeslerimi çoktan düzene sokmuştum. Acıyı görmezden gelerek üstüne gitmeye başladım.
Sağ ve sol yumruklarımı ardı ardına savuruyorken savunma durumuna geçmek zorunda kaldı. İki kolunu yüzüne çekerken vücuduna öne doğru yuvarlamıştı. Sağ bacağımı kaldırıp dizimi tüm gücümle karnına geçirdiğimde o vurdu sırtını tellere. Kalabalık ani saldırışımla yeniden coşmuştu. Çığlıklar ve bağırışlar adrenalimi artırırken onu yere düşürmeden ağır ağır zıplayarak geri çekildim.
Başını kaldırdı.
Onu devirmeden geri çekilmeme öfkeli görünüyordu.
“Orospu,” dedi ses çıkarmadan dudaklarını kımıldatarak. Omuz silkip hamle yapmasına izin vermeden tüm gücümle sıçradım, vücudumu kendi etrafımda döndürüp onu tekmeledim. Yere yığıldığında dudaklarıma yayılan gülüşle kendi tarafımdaki boşluğa koştum, boks eldivenli ellerimi havaya kaldırdığımda kalabalıktan yükselen birkaç tezahüratın lakabımı söylediğini fark ettim. Kabil ile çapraz tellerin arasından göz göze geldiğimizde yüz ifadesi hareketlendi. Adamın mimiğe sahip olmadığını düşünüyordum fakat beni şaşırttı. Gülümsedi, gerçek bir gülüşle. Sağ yumruğumu ona doğru uzattım, karşılık verdi. Kafesin içinde bir tur daha koşturdum. Hakem yanıma yanaşıp sol bileğimi kavrayıp kolumu yukarı çekerken anons geçti.
“BİR-BİR!”
Tezahüratlar alkışlara dönüşürken yeniden karşı karşıya kaldık. Hakem aramızda tutuğu kolunu çekince sallamaya başladım sağa sola. Hırsla atıldı, ilk defa kafes dövüşüne çıkan birine skor vermek canını sıkmış olmalıydı. Kollarımla başımı korumaya devam ederken onu yormak için kaçınıyor gibi geri geri yürüdüm. Tüm enerjisini sarf ederken sağ dizi karnıma saplandı, az önceki vurduğu noktayı bulmuştu tam anlamıyla. Alt bacağına hamle yapıp dengesini bozduğumda yüzüne iki yumruk atabildim. Nefes nefese kalarak birbirimizden uzaklaştık.
“İŞLER KIZIŞIYOR!”
Sunucu adamın bağırışı dikkatimi bir anlığına dağıttığında çeneme güçlü bir yumruk yedim. Dizimin arkasına aldığım darbeyle yere düştüm, karnıma oturup yüzüme vurmayı denedi. Kollarımı bükerken dizlerimi kırıp omurgasına denk gelecek şekilde hamle yaptım. Dayanamayınca nefesimi tuttum, tüm gücümü toparladım. Bedenimi yana yuvarladım. Zor olsa da artık altta kalan oydu. Diyaframına iki yumruğumu indirdiğimde kolları yana düştü, anlık soluk alamadı. Ayağa fırlayıp ter içinde geri çekildiğimde hakem onun yanına eğildi. Yaşayıp yaşamadığını kontrol ettiklerinde gözlerim Kabil’e kaydı. Kocaman açılmış gözleriyle bana bakıyordu.
Bana eğer Panter üstüme çıkarsa altından kurtulamayacağımı söylediği için pişman görünüyordu. Hakemin bileği sol kolumu kavradı. Havaya kaldırırken bağırdı, göğsüm kilometrelerce koşmuşum gibi şiddetle inip kalkıyordu.
“İKİ-BİR!”
Kabil’in uzattığı suya giderken karşımdaki kadın biraz olsun toparlanmıştı. Nefret dolu bakışlarını hissederken ağızlığımı çıkardın, tellerin arasından uzatılan suyun kapağını açıp diktim. Boğazımdan geçen su bile canımı yakarken tek gözümün kapanmaya başladığını fark ettim. Sanırım arada bir yerde sağ tarafıma sağlam bir kroşe yemiştim. Yemek borum yanarken soğuk su, iyi gelmişti. Ağızlığımı taktıktan sonra zıplayarak kafesin ortasına yürüdüm.
Yeniden karşı karşıya geldik.
Kalabalık iyice coşmuştu: artık benim lakabımı söyleyenler, onunkini söyleyenlerden fazlaydı. İyice hırslanmıştı, dudaklarından kan sızarken koluyla ağzını sildi. İstediğimi almıştım, öfke rakibimin kanını kaynatıyordu.
Artık dövüşmeyi bırakacaktım ne saldıracak ne de savunacaktım. Çabucak üçe iki sonucuna ulaşıp maçın bahsini değiştirmeyi planlıyordum.
Enver Kandemir’in şok olmuş surat ifadesini ve yenilgisini izlemeyecek olmam çok yazıktı.
Hakemin kolu aramızdan çekilir çekilmez saldırıya geçti, yalnızca kollarımla başımı korudum. Karnıma ve omzuma yediğim darbeler yüzünden inilderken vücudumu sabit tutamadığım noktada tellere çarpıp yere düştüm. Bedenimi sırt üstü çevirip gözlerimi aralayabildiğimde hakem baş ucumda geri sayımdaydı. Mekânın parıltılı ışıkları yanıp sönmeye başladı, görüşümü hafiften kaybediyordum. Zar zor nefes alırken kendim için hiçbir şey yapmadan yaşamanın farkındalığına ulaştım.
Hayatımı idame ettiriyordum lakin kendim için değilse ne anlamı vardı?
Kulaklarımda yalnızca bir çınlama vardı.
“Devam edebilecek misin?”
Hakemin sesi çınlamanın ardından çok uzaklardan ulaştı bana. İki-iki olmuştu skor. Bir kere daha dayak yiyip sonrasında beni boğazlamasını beklemekten başka bir şey kalmamıştı geriye. Vücudumu son enerji kırıntılarımı harcayarak yana çevirdim. Boks eldivenimi zemine dayayıp üst bedenimi kaldırdım. Tek dizimin üstüne kalkabildiğimde çift görüyordum. Muhtemelen şişen gözüm artık görüşümü etkileyecek şekilde kapanmıştı. Üstümden kamyon geçmiş gibiydi. Her kasım, sinir ucum, kemiğim ağrıyordu.
Kadının karşısına geçtiğimde iki kolumu güç bela kaldırdım. Terden sırılsıklam olmuştum. Alnımdan kayan terin boynuma kadar indiğini hissederken tek gözümle üstüme koştuğunu gördüm. Bilinçli olarak başımı da korumadım. Birkaç yumrukla beni yere serdiğinde tüm bedenim titriyordu. Geri sayım yapılırken bedenimi zeminde sürükledim. Hakem doğrulup kadına yürüdüğünde “KAZANAN…” diye bağırdı. Kalabalığın enerjisi benimkinden fazla tükenmişti sanki. Sol elimle hakemin bacağına hafifçe vurduğumda cümlesi yarıda kesildi. Şaşkın bakışları bana döndüğünde sağ elimle vücudumu kaldırdım. İki kolumu göğsüme çekerken derin bir nefes verdim. Ağızlık yüzünden sesim boğuk ve kelimeler zor anlaşılır şekilde çıktı dudaklarımdan.
“Ölümüne…”
“ZAKKUM PES ETMİYOR! PANTER İLE ÖLÜMÜNE DİYOR!”
Buradan sonrası azgın kalabalığın çıldırışıydı. Salonu terk etmek için kalkanlar bile aniden tezahürata girişmişlerdi. Birinin ölümü görmek adına bu denli mutlu olmaları midemi bulandırırken tellerin sarsıldığını fark ettim. Omzumun üstünden güçsüzce dönüp baktım. Kabil tellere yapışmıştı iki eliyle. Çıldırmış gibi dışarıda çırpınırken “Hayır,” diye haykırıyordu. “Ölümüne değil! Olamaz, hayır!”
Ona gülümsediğimde bir anlığına donakaldı.
Ne yapmaya çalıştığımı anlamıştı.
“BAKALIM PANTER NE DİYOR?”
Adamın sesi beynimin içinde yankılandı resmen. Kaşlarım çatılırken artık vücudumdan sızan sıvının kan mı yoksa ter mi olduğuna emin bile değildim. Karşımdaki benden hallice olan kadın sağ elini havaya kaldırdı, boğazı hizasından soldan sağa çekti elini, seni öldüreceğim dercesine. Hakem dört yanımızı saran kalabalığa döndü şaşkınlıkla.
“KABUL EDİYOR! O ZAMAN BENİM ARADAN ÇEKİLME VAKTİM GELDİ! BAHİSLERİNİZİ YATIRIN! BU GECE BURADAN ÖLÜ ÇIKACAK!”
Hakemi kafesin dışına çıkardıklarında kadınla karşı karşıya kaldık. Birkaç derin nefes aldım. Istırap dolu hayatımın sonuna gelirken dudaklarımda silemediğim bir gülüş vardı. Kendim için yaşamadığım günlerin anlamı yoktu, ölmeden önce durup düşünebileceğim hiçbir anımda yoktu. Yenilmiş hissetmezken kollarımı büküp kendime çektim.
Panter’e baktığımda hoparlörden gong sesi yankılandı. Kalabalığın çığlıkları bıçak misali kesildi. Herkes nefesini tuttu ve göz kırpmadan bizi izlemeye başladı. Kadının üstüme koştuğunu görürken gözlerimi kapattım. Reflekslerimi kontrol altında tutmak çok zordu. İlk darbeyi çeneme yedim, ikincisini karnıma, üçüncüsünü göğsüme. Bütün hücrelerim çektiğim acının bitmesi için yalvarırken nefes alamadım. Vücudum iflas bayrağını çekmek üzereyken havalandığımı hissettim. Sırtım şiddetle zemine çarptığında ağzımın içine kan tadı doldu. Kendi kanımda boğuluyordum.
Boğazıma dolanan kol, nefesimi tamamen kestiğinde çırpınmadım. Pes de etmedim. Koyu bir karanlık zihnimi esir almadan önce son kez açıldı gözlerim. Gördüğüm son şey kafes dövüşünün yapıldığı mekânın ışıklandırmalarla süslenmiş kirli tavanıydı. Yaptığım tüm seçimlerle ve yaşadığım hayatla çoktan ölümü hak etmiştim.
Huzur dolu olacağını düşündüğüm ama tahminimin aksine içimi cayır cayır yakan bir alevle sonsuz karanlığa yuvarlandım ya da ben öyle olduğunu sandım.
Beynime giden kan akışı kesilirken bilincimi kaybetmeden hemen önce Cihangir’in ismimi söyleyişi yankılandı kulaklarımda.