16. BÖLÜM

1102 Words
Kendi hayatımın içine sıkışıp kalmıştım, ne geleceğimle alakalı öngörebildiğim bir an vardı ne de geçmişimin izlerinin silip atabileceğim düşüncesi. Her daim bir adım ilerisini düşünen zihnim nihayetinde bana ihanet etmişti, artık ne olacağı hakkında en ufak bir fikre sahip değildim. Yirmi altı yaşına kadar edindiğim tüm tecrübeleri ve tabuları yıkıp geçen bir adam vardı karşımda: inandığım gerçekleri birer birer ekarte etmiş, sarındığım duvarların arkasındaki asıl beni görmüş, o duvarları ezip geçmek üzere olan bir adam. Aptal değildim, hislerimin ne yöne evrileceğini tahmin edebiliyordum. Cihangir Payiz biraz daha benimle ilgilenmeye devam ederse ona karşı ilgi beslemeye başlayacaktım ve zaten çoktan dokunuşları veya bakışlarıyla beni çoktan aurasının içine çekebiliyordu. O yüzden yapmayı en iyi bildiğim şeyi yaptım, kendi hislerimi içimde teker teker öldürüp insanların nefret ettiği Enver’in itici manevi kızı kişiliğime büründüm. “Seni alakadar eden bir durum yok, Cihangir. Hiçbir halt öğrenemezsin.” “Kelimelerim sana işlemiyor galiba, Uhde. Daha az önce seni alakadar eden her şeyin beni de alakadar ettiğini söyledim.” Sağ avucumu açmasından korkarak daha da sıkarken sol elimi yatağa yerleştirerek bedenimi destekledim, hafifçe öne eğiliyorken canım yanmasına rağmen yüz ifademe hâkim oldum. Nabzım normale dönmeye başlamıştı, zihnimi dinginleştirince. Kendi kazdığım kuyunun içine gömüldüm, ona bomboş bir ifadeyle baktım. Savunma mekanizmamın tıkır tıkır işlemesinin gururunu taşıyordum, Cihangir’de bakışlarımdaki ve duruşumdaki değişimin farkındaydı. “Bahsettiğin hayat benim hayatım, Cihangir. Neyi ve kimi alakadar ettiğini ben seçerim. Sen değil.” Geri çekilmedi. Sol elimin üstüne avucu kapandı. Bakışlarım bir saniyeliğine oraya döndü, tek kaşımı kaldırmaya çalıştım fakat dağılmış suratımla ne kadar mümkün olabildi, hiçbir fikrim yoktu. Onun gözlerinin tam içine baktığımda koyu kahverengilerinde kayboldum. Yüzü, yüzüme yaklaşırken monitörün sesindeki ufak değişimle nefesimi tuttum, nabzımı düzende tutmaya odaklandım. Boştaki eli çenemin altından nazikçe itip başımı kendine doğru kaldırdı, ardından varla yok arası bir dokunuşu boynuma inip enseme ilerledi. Kelimeleri kısık sesle ve tehditvari tavrıyla döküldü dudaklarından. “Sen dün akşam bahsettiğin hayattan vazgeçtin, Uhde. Seni ben kurtardım. O yüzden şimdi vazgeçtiğin o hayat benim.” Nefesi dudaklarıma vururken aklım karıştı, söylediği cümleye itiraz etmek için ağzımı açtığımda beni öperek susturmayı tercih etti. Dudakları, dudaklarıma değdiği an sarındığım duvarlar yıkıldı, bastırdığım duygular açığa çıktı, öldürdüğümü sandığım etkilenme hissi canlandı. Tek eli ensemi kavrayıp beni yatağa nazikçe çekiştirdiğinde dokunuşlarındaki naifliğe dayanamayarak uyum sağladım. Öpüşüne karşılık verirken mantığım dingin bir sudan bulanmış bir suya geçiş yaptı. Cihangir, beni her daim allak bullak etmeyi başarabiliyordu. Sırtım yumuşak yastıklara değdiğinde göğsüme giren krampla inlediğimde bir saniyeliğine ara verdi öpücüğüne. Nefes nefese kalmış halde “Sorun değil,” diye fısıldadım. İkinci kez onu kendine çeken bendim, sol elim gömleğini kavrayıp çekiştirdi. Cihangir üstüme eğilerek dudaklarımı öpmeye devam edince anın büyüsüne kapıldım. Elleri çenemde ve boynumda tüylerimi diken diken ederek gezindi, diğer avucu sol üst bacağımın altını kavradı. Canımın yanmasını umursamadan yatakta geri kayarken onu tamamen üstüme çektim. Dudakları baskısını artırınca daha önce farkına varamadığım bir ihtiyaçla doldum. Cihangir’e karşı duyduğum derin ve aklımı başımdan alan bir ihtiyaç… Dudaklarının baskısı kaybolunca kapattığım gözlerimi araladım şaşkınca. Az önce yaptığım davranışı idrak edene dek boş boş baktım ona. O ise benim dumur olmuş halimden hiç etkilenmeden üstümdeki beyaz örtüyü kaldırıp kenara attı. “Görmek istiyorum,” dediğinde nefesimi tuttum. “Ne kadar kötü yaralandığına iyice bakmak istiyorum.” Kıyafetlerimin değiştiğini ancak idrak edebildim. Bol gri bir sweatshirt giyiyordum, altımda siyah eşofman vardı. Cihangir’in elleri benim yanıtımı beklemeden sweatshirtin uçlarını kavradı. Yukarı iteledi kumaş parçasını. Ona engel olamadan yer yer moraran karnım açığa çıktı. Parmak uçlarının tüy kadar hafif dokunuşunu hissedince gözlerimi yumdum. Birkaç saniye geçmemişti ki parmak uçlarının yerini dudakları aldı. Öpüşleriyle vücudum kavislendi, sırtım yay misali gerildi, midemin altındaki baskı arttı. İstemsizce tüm bedenimdeki kaslar kasıldı. “Kime sinirleyim Uhde?” diye fısıldadı nefesi tenime değerken. “Seni dövüşe zorlayan Enver’e mi yoksa kendine bunu yapan sana mı? Sen söyle, ben kime sinirleyim?” Sorusuna cevap verebilecek kadar mantık sahibi değildim, “Cihangir,” diye mırıldanabildim yalnızca. Ellerim saçlarını kavradı, onu yukarı çekmek istedim. Başaramadım, bana direndi. Bel kıvrımlarımı okşuyorken öpüşleri daha da tehlikeli noktalarda gezinmeye başlayınca monitörden yükselen sesle tüm dikkatim dağıldı. Nabzım yüz yirminin üstüne çıkmıştı, deli gibi terliyordum. Cihangir kendini geri çekip yukarı sıyırdığı kumaşı aşağı çekiştirdi. Oturur hale gelir gelmez sağ elini saçlarının arasından geçirdi, bana üstten bir bakış attı. Yatakta öylece uzanıyorken şiddetle inip kalkan göğsümü engelleyemeden onu izliyordum. “Yine bana gelmedin,” dedi korku dolacağım kadar büyük bir sakinlikle. “Bana kendin için hiç gelmiyorsun, Uhde.” Gevşeyen kaslarımı toparlamaya çalışırken aşağı kayan vücudumu yukarı çektim. Sırtımı yeniden yastıklara yaslarken bakışlarımı ondan kaçırdım. “Yana kay,” diye söylendiğinde bile ona çevirmedim gözlerimi. Kaşlarım çatıldı. “Yirmi iki saattir uykusuzum, Uhde. Yana kay ve beni ikiletme.” Benim baygın kaldığım süre boyunca hiç uyumamıştı yani. Gerçi yalan söylemediğine emindim, benim kanımla lekelenen gömleği bile çıkaramamıştı. Sağ yanıma kayarak onun bulunduğu tarafta boşluk bıraktığımda geniş omuzları yüzünden yatağa sığmayacağını biliyordum. O yüzden yatağın korkuluğundan tutunup yeniden sızlamaya başlayan kaslarıma inat vücudumu yan çevirdim. Cihangir’in önce yatağın yukarı çektikleri başlığı indirdiğini fark ettim. Ardından sağ kolunu boynumun altına yerleştirdi, ayakkabılarını çıkardığını duydum, sağ eli karnıma dolandı. Tüm bedenini bana yasladığında gözlerimi kapadım. Nefesi kısa saçlarım yüzünden açıkta kalan enseme çarpıyordu. “O notta ne yazıyordu?” Uykusu geldiğinden mahmurlaşan sesiyle sorduğu soruyu duymazdan geldim. Onun pahalı parfümünün kokusu etrafımı sararken zihnimin ağırlaştığını hissettim. Karnımdaki eli belime kaydı, sertçe ovduğunda istemsizce ismini inledim. “Cihangir!” Gülüşünü saklamadı. “Kasını açıyorum, şimdi acıtabilir ama sonrasında bana teşekkür edeceksin.” Ben onun dokunuşları altında kıvranan bedenimle masajını bitirmesini beklerken sorusunu yineledi. “O not kimdendi ve ne yazıyordu?” Tekrar inlememek için dudaklarımı birbirine bastırdım, tüm enerjimi sarf ederek direndim. Birkaç saniye duraksadığında omzumun üstünden dönüp baktım. Bakışları yatağın ucunda duran kırmızı renkli çiçekteydi. “O çiçeği cayır cayır yakacağım!” Kendi kendine homurdanışına güldüm. “Yakamazsın…” dediğimde belimdeki parmaklarının dokunuşu sertleşti. Dudaklarımdan kaçan iniltiyi durduramadım. “…Yakamazsın çünkü dumanı da toksik. Zehirlenebilirsin.” İç çektikten sonra tenimi ovuşturmaya devam etti. Nihayet kaslarımı açma bahanesinin ardından kaslarıma işkence etmeyi bitirince gevşeme hissiyle şaşkınlık yaşadım. Haklıydı, şimdiden fark yaratmıştı. Artık sağıma veya soluma daha rahat dönebilirmişim gibi hissediyordum. Tepki vermeme rağmen eğlenen sesi kulaklarıma ulaştı. “Söylemiştim,” dedi övgü bekleyen bir çocuk misali. Sonra iki kolunu bedenime sarıp beni tamamen kendine çekti. Onun sarılışının içinde küçücük kalmıştım. “İstediğin kadar sus, ben eninde sonunda ne haltlar döndüğünü çözeceğim. İşte o zaman bahsettiğin orospu çocuğu yaptığı her şeyin bedelini ödeyecek.” Uykuya ciddi anlamda direndim, onun vücudundan yayılan sıcaklığa da. Bir noktada muhtemelen almakta olduğum ilaçlar yüzünden zihnim kuytu köşelere çekilirken Cihangir’in birkaç soru daha sorduğunu duydum. Bulanan aklım sorduğu sorudaki kelimeleri duymuyordu, tek şeye odaklanmıştı. Bilincimi kaybetmeden önce kendi kendime sayıkladım. “Benim bir adım vardı.”
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD