6.BÖLÜM

1759 Words
Kırmızı ve siyahın zevk ve şiddet içeren odaya hâkim olması alışılmadık bir görüntü değildi. Duvarda asılı olan nü tabloların gerçek olduklarını biliyordum işinin ehli olan kişileri bulup satılmasını sağlamalıydım. Kuracağım şirket için iyi yatırım olurdu Vera fazlasını çok daha fazlasını bana borçluydu. Annemin, babamın, kız kardeşimin kanlarını, o ve kocası yüzünden yitip giden gençliğimi ölerek ödeyemezdi. Kadınlar üstünde kullandığı zevk oyuncakları olduğu gibi duruyordu bakmak bile midemi bulandırdı. Elimdeki şişeyi duvara fırlattım, yatağın üstünde ki kırmızı saten çarşafı, yastıkları yerlerinden çıkarıp yere attım elimden gelse bu odayı ateşe verirdim. Tüm oda elimin altındaydı, kırdım, vurdum, parçaladım bir süre sonra oda tanınmayacak haldeydi. Hissettiğim, öfkeydi, acıydı, kullanılmanın ve kullanmanın verdiği utançtı. Yatağı altından kavradım birden yana kaydı. Açılan yatak başlığının arkasında ki duvardı bu kadının yapmış oldukları beni şaşırtmıyordu. Kapının tekrar kapanmasını önlemek için koltuklardan birini önüne ittim küçük bomboş bir odaydı. Ellerimle duvarları yoklamaya başladım hiçbir şey yok gibiydi. Tam çıkacakken kapının kenarında ki siyah üçgeni gördüm beyazın olduğu yerde siyah olması ilginçti dokundum, değişiklik olmayınca sertçe bastırdım. Duvarlar kayarak açılmaya başladı dolar, sterlin, euro desteleri, mücevher kutuları, tahviller, keseler içinde elmaslar, zümrütler, pırlantalar, altın külçeleri, hisse senetleri, tapular. Kadın bilinenden çok daha zengindi, gizlediği evrakları kontrol etmeye başladım yıllardır kime para aktardığını bulabilirdim. Üstünkörü baktığım evraklarda dikkatimi çeken bilgi yoktu. Bu eve bir daha girmek istemiyordum evin çatısına çıktım tahmin ettiğim gibi bir sürü bavul vardı. İçlerinden yumuşak olanlarını seçtim daha rahat taşınırdı. Ne varsa topladım, dört bankada özel kasalarım vardı, dosyalar hariç diğerlerini kasalara pay ettim eve giderken Muzaffer’e telefon açıp yiyecek bir şeyler alarak gelmesini söyledim. Çin lokantasından almayı tercih etmişti… Kutuları açarak yemeğe başladık “Niye çağırdığını söylemeyecek misin?” “Masanın üzerinde ki evrak çantasının içindekileri incelemek için, ben baktım bir şey görmedim ama bir de sen bak” “Neyi arıyoruz” “İzini kaybettiğimiz hesabın kime ait olduğunu, bu gün Vera’nın evine gittim orada gizli bir odada buldum” “Tebrikler Oleg, dünyanın dört bir yanında araziler, evler, arsalar bu yetmiyormuş gibi borsada devamlı yükselmekte olan şirketlerden tahvillerin var.” “Bunları bende gördüm aradığımız başka” “Bu hesapları araştırmak gerek” “Ev ve taşınmazların satışıyla ilgilenmeni istiyorum. Para hesabıma yatacak burada yeteri kadar yardımda bulunduk.” “Ne yapacağına karar verdin mi Oleg” “İkimiz birlikte birkaç aylığına tatile çıkacağız ondan sonra ne yapacağımıza karar veririz” ***** Şirkette Muzaffer’in ve Selim’in de hissesi vardı, iki kardeş parasını almayıp devam etmeyi seçenler arasındaydı. Acele etmeden şirketi kapattım. Babaannem yüzünden resmi olarak kapanışını yapamasam da yurt içi, yurt dışı ofislerin kapısına kilit vuruldu. Sözleşmeler yenilenmedi, eski olan ne varsa satışa koydum, yeni olan taşıma araçları kapalı garajlara çekilip koruma altına alındı. İki yük taşıma gemisi tersaneye tamir bakım için götürüldü sonrasında ne yapacağıma bakacaktım… Deniz kaptanlığı lisansım vardı yat gezisine Selim’i de davet ettim, Rusya civarlarında dolaşıyorduk kış şartlarında zorlanmaya başlayınca daha ılıman denizlere doğru hareket ettik. Taşınmaz mallar satıldıkça hesabım daha çok kabarıyordu istediğim yerde kendi işimi kuracak birikime çoktan ulaşmıştım. Aklım özlemini çektiğim kadının ülkesine kayıyordu, piyasa şartlarını araştırmaya başladım. Güçlü şirketler vardı, aralarına benim katılmama zorluk çıkartabilirlerdi. Hiç kimse pazar payının küçülmesine anlayışla bakmazdı. Geçmişimiz araştırılırsa karalama kampanyası yapılacağından emindim. Fikrimi iki kardeşle paylaştım, yıllardır uzak oldukları ülkelerinde iş kuracak olmama çok ters yaklaşmadılar. Muzaffer kardeşinin omzuna kolunu doladı “Çocukluğumuz, gençliğimiz yaban ellerde geçti, ölümümüz kendi topraklarımızda olsun ne dersin kardeşim” Selim yapısı gereği sakin biriydi “Siz iş kurarsınız ben sessiz sakin bir sahil kasabasında yaşayıp, sevgili eşime kavuşmak için ölümü beklemeyi tercih ederim” diyerek kabullendiğini söyledi. Muzaffer’le ben nerede iş kurabiliriz araştırmasına girerken o internetten hoşuna giden sahil kasabalarını araştırıyordu. Uluslararası kargo taşıma şirketlerinin kalbi İstanbul’da atıyordu, çok hızlı büyümeyi düşünmüyordum. Antalya, İzmir diğer seçeneklerim arasındaydı. Devamlı çalıştığım şirketleri arayıp fikrimi açıkladım yabancılarla çalışacaklarına seni tercih ederiz dediler. Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili olması yanı sıra iç denize de sahipti iki boğazı olması ulaşıma kolaylık getiriyor özellikle deniz taşımacılığının mesafesini fazlasıyla kısaltıyordu. Doğuyla batının ortasında kalan Türkiye ticarete en uygun olan ülkeydi. Bahar ayları doğanın uyanışını, yenilenmeyi temsil ediyordu… Bizimde yenilenme zamanımız gelmişti… O.A.V lojistik için düğmeye bastık. İsmimin baş harflerini şirket için uygun görmüştüm. Türk yetkililerle görüşmek, işlemleri başlatmak, yer bulmak uzun zamanımızı aldı. Yine hatırı sayılır kişileri araya sokmak gerekti, hissedarlarımız kolları sıvadı Veles şirketinin ismi değişmiş olsa da mitolojide ki Anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğuyordu. Temiz bir sayfayla dedemin, babamın ruhları huzura kavuşacaktı. Geri planda kalmayı tercih ettim, toplantılara benim yerime Muzaffer katılıyordu. Gerçek ismimi önemli yetkililerden başka bilen yoktu. Olayların üstünden iki seneden fazla zaman geçse de Veles şirketi, İvan, Vera, Boris, Ava sayesinde iyi bir üne sahip değildi. İstanbul da ilk ofisimizi açtık birkaç ay zorluk çektikten sonra bağlantıyı kaybetmediğim şirketlerle tekrar sözleşme tazeledik. ***** Sıklıkla onu ilk öptüğüm yere gidiyor denizin kenarında düşüncelere dalıyordum bir süre sonra rutin alışkanlığım hale geldi… Birden önüne çıkıp ben geldim desem tavrı ne olurdu. Arada bir Volkan’la konuşuyorduk, ne ben Yüksel’i soruyordum ne de o bahsediyordu. Ailece Kaş’a yerleşmişler hayatlarını orada sürdürmeye karar vermişlerdi. Hediyeleri, çiçekleri hem ev adresine hem de işyerine göndermiştim adresleri hala aklımdaydı. Dayanamayıp evinin önünden defalarca geçmiş, park edip onu bir kez görme ümidiyle uzun zaman beklemiştim. Binaya giren çıkan çoktu içlerine bir o olmuyordu. En sonunda dayanamadım, apartmandan çıkan kıza Yüksel isminde birinin oturup oturmadığını sordum… Yüksel ablasının taşınalı çok olduğunu söyledi. Emniyet binasının önüne gittim polislerin arasında yoktu. Devamlı gittiği spor salonu son çaremdi, kayıt olacakmışım gibi rol yapmak kolaydı. Spor hocası muhabbet etmeyi seviyordu “Salonunuz çok güzel” “Yenilikleri takip ediyoruz” “Çok eskiden arkadaşlarımdan bazıları buraya gelirdi, uzun süredir yurt dışındaydım ilk aklıma gelen yer oldu” “Kimler acaba?” Birkaç isim söyledim en son söylediğim Yüksel’in adı oldu “İlk söylediklerinizi hatırlamıyorum ama Yüksel Amirim neredeyse üç yıldır gelmiyor, uzaklara gittiğini söylediler” “Sizde telefonu var mı?” diye sordum adam şüpheyle yüzüme bakınca telefonumu çıkardım “Bakın bende bu numarası var” “Bende de aynı numara var. Değer verdiğim üyelerimden biriydi” İşinden, evinden ayrılmasının nedeni neydi? İyice merak etmiştim fazla oyalanmadan salondan ayrıldım. Burada ki evimi seviyordum önünde kocaman bir balkonu vardı deniz ayağımın altında gibiydi, gün doğumunu, gün batımını seyretmek içimi huzurla dolduruyordu. Duş alıp balkona çıktım daha fazla kendi kendimi engellemeye çalışmamın anlamı yoktu. Telefonumu iki parmağımın arasında evirdim çevirdim… “Merhaba Volkan” “Sana da merhaba, kızım koşma, oğlum çite tırmanma diye kaç kez diyeceğim” “Çocuklar ayaklanmış” “Ayaklanmayı bırak düz duvara tırmanıyorlar. Üç hafta sonra üç yaşına basıyorlar, yıllar çok çabuk geçiyor. Az dur Nida geldi… Sen neler yapıyorsun?” “Türkiye’ye yerleştim” “Kaç kez konuştuk hiç bahsetmedin” “İşler Rusya’da istediğim gibi gitmedi, şirketi kapattım” “Şimdi ne yapıyorsun?” “Kendi bildiğim işi” “Hadi ya yine kadınlarla başını belaya sokma” Kadınlardan bahsettiğimi sanmıştı, insanların gözünde bir hiçtim “O işleri bırakalı çok oldu, lojistik şirketi açtım” “Çok sevindim bir ara görüşelim, babaannen niye bir şey demedi acaba?” “Kocasının şirketini kapatmak istemediğinden dememiştir” “Niye ülkende devam etmedin” “Adı kötüye çıkmış şirket istediğim gibi yürümüyordu, şimdi iyi ilerliyoruz İstanbul’a gelirsen beklerim… Nida nasıl? Yüksel’le görüşüyor musunuz?” “Nida iyi çocukların peşinde koşturup duruyor, Yüksel çoktan istifa edip resmen inzivaya çekildi” “İnziva mı? Yüksel gibi hareketli bir kadını dağ başında tavuk besleyip, biber çapalarken düşünemiyorum” “Hala İstanbul da Kavaklıya yerleşti, spor salonu açmayı düşündüğünü söylemişti” “Şimdi oldu, konuşacak olursan burada olduğumu söyleme” “Neden ki?” “Birkaç kez aradım cevap vermedi arkadaş olamamışız” “Söylemem kendine iyi bak buralara yolun düşerse gel, biz tavuk yemleyip bolca domates çapalıyoruz” “İğnelemene gerek yok bu dediklerini bende severim, Yüksel’e uygun gelmedi” Telefonunu isteyemesem de oturduğu semti öğrenmiştim, elimin altında sayılırdı. Sabahı zor yaptım onu yeniden görebilecek olmanın heyecanı uyumama engel oluyordu. Gün ağarmadan yola çıktım, navigasyon oldukça işime yarıyordu. Saatin erken olması Avrupa yakasına geçişi kolaylaştırmıştı. İki kıtayı birbirine bağlayan köprünün üstünden geçerken gördüğüm manzara muhteşemdi. Hedefe varmam çok uzun sürdü, trafik felaketti… Buraya İstanbul demeye bin şahit isterdi merkeze çok uzaktı, Kavaklıya girdim, biraz yeni biraz eski binalarla harmanlanmış yerleşim yeri giriş kısmı ilk başta itici gelse de, iki katlı bahçe içinde villaların olduğu kısmı çok güzeldi. Her yer dört katlı bahçeli binalarla doluydu. Deniz yakındı İstanbul’un merkezini oluşturan kalabalık ve yüksek binalar, çarpık yapılaşma burada yoktu. Başka bir dünya gibiydi, sokaklarını defalarca dolaştım Marinaya girdim, içinde değişik yemekler yapan lokantalar yeni açılıyordu. Yaşamak için güzel yer seçmişti, kahvaltımı yapıp tekrar yukarı çıktım iki spor salonu vardı, henüz açılmış değillerdi hangisi onundu? Birini seçtim karşısında açık olan büfeden bir şişe su aldım “Spor salonu ne zaman açılır biliyor musunuz?” “Kubat birazdan gelir herhalde” Teşekkür ederek ayrıldım aradığım salon bu değildi, diğeri olmalıydı. Karşısına park ettim camlar siyah olduğundan beni görmesine imkân yoktu. Öğlen saatleri olmuş hala ortalarda yoktu, vücut çalıştığı belli olan kasları bol gençten bir adam salonun kapısını açtı. Bir kadın daha geldi çalışanları olmalıydı. Saat dört olmuştu yanlış yerde bekliyor olmalıydım görülme tehlikesini göze alarak salona girdim kadın beni fark eder etmez yanıma doğru yürüdü “Salonumuza kayıt yaptırmaya mı geldiniz” “Şimdilik bakıyorum beğenirsem neden olmasın” “Yeni açıldık sayılır, aletlerimizin hepsi son modeldir, memnun kalacağınızdan hiç kuşkunuz olmasın” En az iki buçuk yıllık olması gerekiyordu aradığım burası değildi, düşüneceğimi söyleyerek çıktım diğer salonun önüne gittim. İçerideyse görmek için çıkışını beklemem gerekecekti. Genç bir adam salonun kapısına çıktı Kubat olmalıydı, iki kişi gelince içeri girdi. Neredeydi bu kadın, dört kişi daha içeri girdi. Saat ilerledikçe gelenler daha çok oluyordu, kapısında siyah motor durdu sürücüsü de siyahlar giymişti. Daha yere ayak basmadan o olduğunu hissettim, kaskını çıkardı parmaklarıyla saçlarını düzeltti. Her hareketi bedenime ateşler salıyordu, birden başını kaldırıp arabama doğru baktı sanki aracın içini görmek ister gibi gözlerini kıstı. Salona yeni gelenler olunca içeri girdi. Şimdi sırada evini öğrenmem vardı, bir iki dakika daha bekleyip salonu uzaktan da olsa görebileceğim yere park ettim. Saat on gibi müşteriler çıktı, bir saat sonra çalışanlarda çıkıp salonu kapattılar. Yüksel motoruna bindi hareket ettiği anda aramıza mesafe koyarak takip ettim. Beğendiğim bölgeye doğru gidiyordu, yavaşladı sonra tekrar hızlandı. Onu görünce heyecan yapmış polis olduğunu unutmuştum, şüphelenmiş olmalıydı ara sokaklardan birine saptım. Evinin mevkiini, iş yerini biliyordum bu günlük takip yeterliydi. Yol üzerinde gözüme ilişen otele giriş yaptım uzun süre sonra onu görmekten mutluydum. Yatmadan evvel Muzaffer’e telefon açıp yatımı Kavaklı İstanbul marinaya göndermesini istedim. Gözüm arkada değildi, yatımın iletişim ağı çok güçlüydü… Öğle saatlerinde yatın limana demirlediğini bildirdiler, otelden hesabımı kapatıp marinaya indim. Yatı getiren kaptanı geriye yolladım tek başına olmak istiyordum. ****
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD