Genç kız adamın gözlerine bakmayı bırakıp kaş hizasından elmacık kemiğine aşağıya inen ince kesiğe baktı. Nasırlaşmış iz adamın yüzüyle bütünleşmiş gibiydi. Her ne kadar çekici görünse de ben tehlikeliyim diye de bağırıyordu.
Kalbi ağzında atıyordu resmen. Üst üste yutkunup, derince titrek nefesler alsa da sakinleşemiyordu. Adamdan gözlerini çekip kendini toparlayarak arabasının kapısını kapattı ve adama doğru ilerledi. Yanından geçerken elinde olmadan adama gülümseyerek hafif bir baş selamı verdi.
Poyraz ise hipnoz olmuşcasına kıza bakıyor dipsiz bir kuyuya çekiliyormuş gibi hissediyordu. Genç kızın yanından geçerken hafif gülümseyip başıyla selam vermesine dahi hiç bir tepki veremedi. Hele o kızın yanından geçerken ki çiçeksi kokusu genzini yakıp kavurdu.
Ne oluyor bana, taştan var olan kalbim nasıl böyle tepki veriyor diye düşünmeden edemedi. Hem de baba dediği adamın evinde.
Hızlıca ne yaptığının farkına vararak kendisine çeki düzen verip ağır bir şekilde arkasını döndü ve dış kapının önündeki kalabalığa doğru ilerledi.
Eflin'e olan özlem öyle fazlaydı ki sarılan kızı bırakmıyor kahkahalarla şakalaşıp daha çok göğsüne basıyordu. İlyas bey kızını öpüp kokladıktan sonra arkada kalan üç adama bakıp boğazını temizledi ve elini uzatarak konuştu.
"Beyler hoşgeldiniz."
"Hoşbulduk İlyas baba." Dedi meraklı gözlerle kızı süzen adamlar.
Kısa bir el tokalaşmasının ardından İlyas bey kızını göstererek "Sizi kızım Eflin'le tanıştırayım." Dedi.
Genelde fidanlıkta olurdu toplantılar. Çok nadir bu eve gelseler de bu yedi yılda herkesi tanımışlardı. Ama İlyas Haznedar'ın Efken dışında bir başka çocugu daha olduğunu hiç biri bilmiyordu. Doğan ve Nejat şaşırırken Poyraz kızgınlık hissediyordu. Her bir detayı, en küçük ayrıntıyı bilirdi Çakırbey. Nasıl böyle bir şeyi gözden kaçırmıştı. Ulan Mahmut Ali, çekeceğin var benden diye içinden geçirdi.
"Bu Doğan Yılmaz, bu Nejat Kara,Bu çatık kaşlı sert adamda Poyraz Çakırbey." Dedi İlyas Haznedar.
Eflin babasının gülerek tanıştırdığı adamlara tebessümle karşılık vererek uzaktan tokalaştı. Son olarak Poyraz'a geldiğinde elektrik çarpmış gibi hissetti ve elini geri çekmek istese de karşısındaki adam izin vermedi.
Adamın elinin içerisinde küçücük kalmıştı eli. Poyraz'ın tutuşu başta sertleşse de sonrasında kızın yumuşacık eli içine işlemiş gibi yavaşça avcunu açıp kızın elini serbest bıraktı.
Büyük ve ihtişamlı salona geçtiklerinde kapı tekrar çaldı ve kuzeni Alpay'ın gelişiyle yüzü daha da aydınlanarak kollarını onun uzun boyuna doladı. Birlikte büyümüşlerdi onunla. Hasretlik giderip abisinin Nişanlısı olan Simay'lada muhabbet etmişti. Çok alımlı bir kızdı Simay. Aynı zamanda çok tatlı ve hanımefendiydide. Efken, kendisi için çok değerli olan bu iki kızın güzel anlaştığını gördükçe daha da mutlu oluyordu.
Herkes birbiriyle muhabbet ederken her ne kadar şömine tarafına bakmak istemese de mıktanıs çeker gibi kendini tutamayıp baktı.
Hiç böyle simsiyah göz görmemişti. Çok uzun olmayan Sakalları, keskin yüz hatları vardı. Kabul ediyordu, diğer iki adamda oldukça iri yarı ve yakışıklıydı ama Poyraz Çakırbey'in farklı bir çekimi vardı onun için. Bir yanı adamdan çok ürkse de diğer yanı onu çekiyor gibiydi.
Poyraz izlendiğinin farkındaydı. Bir iki dakika sonra ani bir şekilde başını kıza çevirmesiyle göz göze geldiler. Eflin'in dudakları kıvrılmıştı ama Poyraz sert bakışlarını daha da sertleştirip kıza ruh gibi baktı ve bir şeyler anlatan Efken'e tekrar geri döndü.
Yüzünün kıpkırmızı olduğuna emindi Eflin. Ne olurdu sanki azcık gülümseseydi. Çok utanmıştı.
"Eee kuzum ne zaman temelli dönüyorsun? Yetmedi mi artık?"
"Çok az kaldı yengecim."
"Ayy hadi bakalım." Simay samimiyetle Eflin'e gülümserken Zülal hanım hüzünle soludu.
"Aman kuzum hiç açma o günleri, çok şükür kızım geldi ya daha da hiç bir şey istemem." Diyen annesine sımsıkı sarıldı Eflin.
Poyraz bu aile yemeğinde olmaktan oldukça huzursuzdu. Hiç Sevmezdi böyle şeyleri. Ruhunu sıkıyorlardı sanki. Aç gözlü amcasını saymazsak annesi ve bu iki dostu dışında aile diyebileceği kimse yoktu. Gereği de yoktu onun için.
Sıkıntıyla sakallarını sıvazlayıp İlyas bey'e eğilerek konuştu. "İlyas baba önemli olmasa acil görüşmek, aile yemeğine dahil olmak istemezdim."
"Bunu duymamış olayım işte. Siz de bizim ailemizdensiniz."
Poyraz tam lafa girecekken Zülal hanım herkesi masaya davet etti. Odadakiler ayaklandığında İlyas bey sadece Poyraz'ın duyacağı şekilde espriyle konuştu.
"Masaya geçmezsek Zülal'im bizi doğrar evlat. Yemekten sonra çalışma odasına geçip rahatça konuşuruz."
Poyraz başıyla onayladı. Masaya geçtiklerinde Eflin'in tam karşısına oturdu.
Karşısına oturan adamı görmezden gelerek yanındaki kuzeniyle şakalaşmaya devam etti Eflin. Ama izlenmenin verdiği rahatsızlıkla adama döndürdü bakışlarını. Adamın delici bakışları Alpay'a dikiliydi. Elini yumruk yaptığının bile farkında değildi. Hiç haz etmemişti bu çocuktan.
Kısa geçen yemeğin ardından İlyas bey ve Poyraz masadan kalkıp çalışma odasına çıktılar. Poyraz odada ki boydan cama yaklaşıp hiç beklemeden konuya girdi.
"İlyas baba beklenilen gemi gece iki gibi limanda olacak. Henüz bu bilgiyi gerekli yerlere vermedik. Biliyorsun Türkiye'de ki bir çok birim bunu çökertmek için bekliyor."
İlyas bey Poyraz'ın ne işlerle meşgul olduğunu çok iyi biliyordu. Ama bu iki işi çok güzel dengede tutuyordu.
"Bu bilgiyi karşılıksız vermeyeceğimi az çok tahmin edersin."
Çok kıvrak zekalı bir adamdı. İlyas bey elbette biliyordu Poyraz'ın boş beleş iş yapmayacağını. Başını eğerek devam etmesini istedi.
"Bu bilgiler ve daha sonra gerekli bilgiler karşısında Kıbrıs'a giriş yapacak olan silah ticaretimi kolaylaştırmanızı istiyorum."
İlyas bey hafifce gülerek konuştu. "Sırf boş yere bilgi vermemek için karşılığında bir şey yapalım istiyorsun bunu değil mi? Yoksa senin bir telefonuna bakar rahatca işini görmen."
Kurnazca dudakları kıvrıldı Poyraz'ın.
"Peki önemli olan konu ne evlat?"
"Gemi tahmin edildiği gibi hapla dolu. Bu bilgileri onlara ilettiğimizde sessizce bekleyip izleyecekler daha büyük başlara ulaşıp onları yakalamak için. Ama kaçırdıkları ince bir nokta var. Belkiden göz ardı ettikleri. Bizim memleketimize o haplar girecek ve yüzlerce hatta binlerce genci zehirleyip bitirecek. Buna göz yummaları beni rahatsız ediyor."
"İşte sana bu yüzden evlat diyorum ben. Her ne kadar kabul etmesen de kalbin babanınki kadar temiz ve merhametli. Teklifini ileteceğim. İstedikleri bilgileri sizden başkasından alamayacakları için kabul etmekten başka çareleri yok. Gemiyi boşaltmak isteğinizi de görüyorum, elimden gelen yardımı da yapacağım."
İşte Poyraz'ın istediği de tam olarak buydu. Durduğu yerden hareket ederek İlyas bey'in tam karşısına oturdu.
" Biz gemide ki malları denize boşaltırken senden istediğim önce civardaki çocuklarımıza haber salman. Orda geminin önünde olay çıkarsınlar. Dikkatler dağıldığında biz de gemiyi hallederiz. Ve bir de kameralar. Her yeri hallederim ama istihbarat için biraz uğraşmam gerekir. Haliyle vakit yok. Senin içeride bunu kimseye fark ettirmeden yapacağına eminin. Eğer iş sorunsuz hallolursa hem mallardan kurtulmuş olacağız, hem istihbaratla aramız bozulmayacak. Sonuçta bizzat bizim yaptığımız bilinsin istemem."
"Tamamdır evlat. İstediğin bu olsun ama biliyorsun benim hiç bir şeyden haberim yok. He bu arada asla tanınmamalısınız. Her ihtimali düşünün ve ona göre hareket edin."
Poyraz'ın keskin bakışları elindeki tesbihe indi. Elinden ne kurtulmuştu ki bu zamana kadar bu da kurtulacaktı.
Konuşma bittikten sonra salona indiler. Geçen yarım saatin sonunda ise üç adam da bütün heybetleriyle kalkıp kapıya ilerlediler. Nejat ve Doğan samimiyetle iyi akşamlar dilerken Poyraz soğuk bir şekilde sadece baş selamı verip çıkmıştı.
Arabalara geçerken Nejat sabırsızca konuştu.
"Efken anlamasın diye bizi geri de bıraktın ama bence bir şeyler olduğunu anlıyor. Oğlum adama iş konuşuyorlar diyoruz şirketler Efken'in üzerine. Hem o da teşkilatta."
"Belki ortaklık için bir şeyler konuşuyoruzdur Nejat. Ne bilecek. Bu kadar takılma."
Duraksayıp Kısa bir süre düşünüp kendi kendine kafasını salladı Nejat. Poyraz haklıydı. Yürüyen arkadaşlarına yetişip sordu. "Eee dostum ne yapacağız şimdi? "
Poyraz kısa ve öz konuştu. "Gemi limana yanaşmadan orda olacağız. Hazırlıklı gelin."
İki dostu da duraksadı. Nejat öylesine sorduğu soruya aldığı cevapla heyecanlandı.
"Vaay eğlence var gece desene. Biz olmasak bunlar ne yapacaklar acaba hiç bilemiyorum."
Havaya girip şımarık bir şekilde konuşan Nejat'ın sırtına Doğan gülerek ve acımadan vurdu. İki dostuna göre Poyraz daha suskun ve sert bir adamdı. Yüzünde yapmacık tebessümden başka tebessüm görmek çok zordu.
Çakırbey ya Sabır çekerek Mahmut Ali'nin açtığı kapıdan arabasına binerken uzaktan kendisini izleyen kızı fark etti. Bir iki saniyeden sonra kızdan gözlerini alıp aracına bindi. Hiç hayra alamet değildi bu kız. Kendisine hissettirdiği bu şeylerden hiç hoşlanmamıştı. Belli ki başına bela olacaktı.
*
Saat gece ikiye doğru gelirken üç adam da limanda küçük bir balıkçı teknesinde balıkçı kıyafetleriyle bekliyorlardı. Cüsseleri çok müsaade etmesede bir şeklide sığmışlardı küçük alana.
Nejat kahkahalarla konuştu. "Ulan iki üç yavşağın piçliklerine engel olacaz diye girdiğimiz hallere bak. Hahaha Doğan hadi sen neyse de Poyraz senin kendini görmen lazım."
"Siktir git Nejat."
Poyraz'ın huysuz sesi çıkarken Doğan ve Nejat'ta kahkaha atmıştı.
"Aman Paşam sen nasıl buralara kadar gelip kendini yordun. Söyleseydin ordun halletseydi." Diyerek takıldı Nejat Poyraz'a dayanamayarak.
"Ulan gevşek hatırlat bu iş bittikten sonra senin dilini törpüleyeceğim."
Gülen ikili birbirlerine bakıp sustular. Deli Çakırbey'di bu sağı solu belli olmazdı.
"Gemi Yaklaşıyor."
Poyraz'ın konuşmasıyla hepsi ciddileşip limana odaklandılar. Gemiden inen bir kaç adamdan sonra sakin olan ortam hareketlenmiş genç delikanlılar kavgaya tutuşmuştu.
Üzerlerlerinde ki koyu yeşil balıkçı yağmurluklardan kırtulup baştan aşağı siyah giyinen üç adam denize atlayıp geminin arka tarafına doğru yüzdüler. İstedikleri yere geldiklerinde yavaşca yüzeye çıkıp yüzlerine kar maskelerini indirdiler.
İlk gemiye sızan Poyraz oldu. Gemiden aşağı bakıp arkadaşlarına temiz işareti verdi. İşareti gören Doğan ve Nejat seri ve atik hareketlerle Poyraz'ın çıktığı halattan kendilerini yukarı çektiler.
Dışarıdan gelen yüksek seslerden anlaşıldığı üzere plan sorunsuz ilerliyordu. Gemideki Ayak seslerinden geminin boş olmadığını anlamışlardı. Onca işten sonra bir kaç kıçı kırık onlar için çocuk oyuncağıydı.
Sessizce ilerlerken Nejat'ın konuşmasıyla duraksadılar.
"Heeyy dostum. Galiba küçük bir sorunumuz var."
Poyraz ve Doğan hemen arkalarına döndü. Cılız bir adam Nejat'a silah doğrultmuştu. Doğan kahkaha atarak konuştu.
"İşte şimdi ebeni sikti."
"Doğaan aşk olsun seninle ne yıllarımız geçti bizim. Bana yardım etmen gerekirken sen ne diyorsun. Kırıyorsun beni."
Yabancı olan adam konuşmalar yüzünden kafasını bir Doğan'a bir Nejat'a çeviriyordu.
"Oyunun sırasımı hallet şunu."
Nejat Poyraz'ın sert ikazıyla ciddileşerek Doğan'a bakan adamın yüzüne sağlam bir yumruk geçirdi. Sendeleyen adamdan silahı çevik hareketlerle aldı. Yabancı dille kızgınca konuşan adamın sövdüğü çok bariz belliydi.
"Ayıp lan ne sövüyorsun ibne!" diyerek hiç tereddüt etmeden adamın kafasına sıktı. Adı gibi emindi. Bu piçin yokluğundan haberleri dahi olmazdı. Şanslıydı ki silahta susturucu vardı.
Nejat adamın beline silahı takıp yandaki camı açarak direk denize attı. Etrafta hiç bir delil kalmadığına emin olup arkadaşlarına doğru ilerledi.
Üç adam da seri bir şekilde gemide ki bütün hap kolilerini topladıklarına emin olduktan sonra arka küçük camları açarak bütün malları denize boşalttılar.
"Yazık lan küçücük bedenleri şu lanet şeylere hapsediyorlar. Keşke hepsini bulup yok etsek." Dedi Doğan huzursuzca.
"Bunları satanların ebelerine kadar sikeceksin işte. Orospu çocukları." Dedi Poyraz. Gözleri sinirden alev alev yanmaya başlamıştı.
Poyraz'ın söylemesine hak vermişti arkadaşları. Keşke sadece bu gemi olsaydı ama maalesef. Çok fazla genç kullanıcı vardı ve umulmadık yerden mallar giriyordu ülkeye. Hepsini yok etmeleri imkansızdı ama olabildiğince bu işi yapanları rahat bırakmayıp içlerinden geçiyorlardı.
Sonunda tüm gemiyi temizlediklerinde geldikleri yerden aynı şekilde çıktılar. Denize dalıp ilerideki teknelerine kadar yüzdüzler. Güçlü kollarla kendisini hiç zorlanmadan yukarıya çekti Poyraz ve üzerine hemen yağmurluğunu geçirip kapşonunu örttü.
Doğan tekneyi hareket ettirmek üzereyken geri de bıraktıkları gemiye dudakları sinsice kıvrılmış bir şekilde son kez baktı Çakırbey. Birazdan gemiyi devralacak olan asıl başlar gelirdi. Mallardan haberleri dahi olmadan vereceklerdi gemiyi ve artık gerisi istihbaratın işiydi.
Sokak çocukları çoktan dağılmıştı. Buna rağmen kimsenin ruhu duymamıştı. Bıraktıkları gibi hala sessizdi. Tam başını döndürecekti ki geminin önünde tanıdık bir simayı gördü. Keskin bakışları daha da kısılarak baktı o simaya. Yanındaki uluslar arası hap ticaretinin başı olan adamla gülerek bir şeyler konuşuyordu.
Çakırbey şaşırsa mı kızsa mı bilemedi. Tek bildiği şey vücudunda ki kan akışının hızlandığıydı. Sinirden Elleri iki yanında yumruk oldu.
Bunun hesabını çok ağır ödeyeceklerdi. Çünkü bu apaçık bir ihanetti.