Gerçek Sanılan İhanet

2132 Words
Yavaş hareketlerle yerinden kalkan adam mükemmel bir terzinin elinden çıktığı belli olan, son derece kaliteli siyah kumaş pantolonunu ve beyaz gömleğini düzelttikten sonra odasından çıkıp alt kata indi. Daha merdivenlerden inmeden annesinin kurduğu kahvaltıya şefkatle baktı. Onca şeye rağmen oğluna tutunup hayata dönmüştü Belgin hanım. "Günaydın oğlum." Poyraz annesinin yanının varıp alnını uzunca öptü. "Günaydın Sultanım, nasılsın?" "Sen yanımdasın, iyisin ya nasıl iyi olmam. Rabbim ayağına taş değirmesin." Belgin hanım elli beş yaşında, orta boylu, bakımlı, Poyraz'ın aksine sarışın yeşil gözlü ve aynı zamanda ton ton, çok tatlı bir kadındı. Zamanında çok yetenekli bir tasarımcı olmasına rağmen eşinden sonra her şeyden vazgeçmiş sadece oğluyla, eviyle ve çiçekleriyle zaman geçirir olmuştu. Bu oldukça dillere destan varlığın bir kısmı eşinden kalsa da çoğunu Poyraz'ın çalışıp didinip alın teriyle yaptığını, şirketleri büyüttüğünü biliyordu. Belgin hanım için yıllar olmuştu bu küçük dünyadan dışarıya adım atmayalı. Öylesine kapanmıştı içine. Oğlunun tehlikeli işlerini az çok sezsede o kadar zor şeyler yaşamıştı ki artık sadece iyiliğini ister olmuştu. Canına bir şey gelmesin yeterdi. Zaman Poyraz'ını sert ve acımasız birisine döndürse de annesi, bilirdi. O sert adamın altında merhametli bir çocuk olduğunu. Adaletsiz, vicdansız olmadığını. Evde uğraştığı güzel bir kış bahçesi vardı Belgin hanımın. Kendince uğraşlar bulup oyalanır, asla boş kalmazdı. Kalırsa aklıda kalbide o ana giderdi . Ruhunun vucüdundan çekildiği, beyninin sancılarla kıvranıp uyuştuğu o ana. Eşinin acılar, işkenceler içinde öldüğünü bilmesi nefesini kesiyordu. Oğlu olmasaydı hayata asla tutunamazdı. Poyraz masayı göstererek "Anacım otur sen gelicem ben on dakikaya." Belgin hanım bilir şekilde gülümsedi ve konuştu. "Gelirken kardeşlerini de getir." Poyraz bahçeye adımını atar atmaz yirmiye yakın adamı hemen kapının sağ ve solunda elleri önlerinde bağlı bir şekilde hazır hale gelmişlerdi. "Doğan nerede?" İçlerinde en eski adamlarından olan Demir bir adım öne çıkıp cevap verdi. "Nejat abimle birlikte depodalar abi." Poyraz adamlarının önünden geçerken Demir'in omzuna ağır hareketlerle iki kere vurup öyle geçti. Yüzlerce koruma bu heybetli adama karşı hem titreyerek korkarlardı, hem hayranlardı hem de çok fazla saygı duyarlardı. Bu durum tamamen abilerinin tutumundandı. Cızırtılı sesi olan küçük lambalardan çıkan hafif ışıklar aydınlatıyordu bu eski yeri. Deponun ortasına doğru adımlayan Çakırbey, Doğan'ın sandalyeye bağladığı adamı gözü dönmüş bir şekilde dövdüğünü gördü. Adamın pestili çıkmış desek tam üzerine basmış oluruz. Bağlı olan adamın ağzından, burnundan oluk oluk kan akıyordu. Ve Nejat, hemen dövülen adamın yanında duvara sırtını yaslayarak ıslık çalarak keyifle elma yiyordu. "Ulan Doğan, adamın ağzına sıçtın." Doğan, Poyraz'ın tok sesini duyar duymaz o tarafa döndürdü başını. "Kardeşim. Nasıl, güzel misafirperver olduğumuzu iyi gösteriyoruz değil mi?" Nejat'ın eğlenceli sesinden sonra Poyraz'ın donuk bakışlarının aksine keyifli bir şekilde gülerek konuştu Doğan, yarı baygın adama doğru. "Öyle değil mi yakışıklı kaazım?" Poyraz sabır çekip başını sağa sola salladı ve iki dostuna göz ucuyla bakarak tok bir sesle konuştu. "Ulan amınakoyayım ben size kaç kere diyeceğim üzerinize kan sıçratmadan dövün bu itleri diye." Birbirine bakan arkadaşlarını arkasında bırakan adam, sandalyeye bağlı olan adamın yanına doğru ilerledi. Biraz önce adamın bilinciyle birlikte kapanmaya başlayan gözleri bir anda şeytan görmüş gibi açıldı ve dayak yemekten tutulmuş diliyle konuşmaya çalıştı. "Ç..Çakırbey. " Poyraz ellerini adamın oturduğu sandalyenin iki yanına koyup üzerine eğilerek korkunç bir sakinlikle tısladı. " Anlat hele kazım. Neyin bokunu çıkarmaya çalışıyorsunuzda bana bile kafa tutmaya yeltendiniz?" Adam hızlıca "Bilmiyorum abi. Yemin ederim ki, Allah belamı versin ki ben bir şey bilmiyorum" Dedi. Poyraz aynı sakinlikle "Mahmut Ali!" diye bağırıdı. Mahmut Ali abisinin ne istediğini bildiği için hemen yanına geldi. "Buyur abi" diyerek abisinin işkence aletlerinden bir tanesini, özenle emekle yapılmış bıçağını uzattı. Çakırbey'in sakin hali bir anda buhar olup uçtu ve adama adeta kükredi. "Orospu çocuğu kimi kandırıyorsun lan sen. İlla gel ebemi sik diyorsun." Bir elinin işaret ve baş parmağı arasına adamın ağzını kırarcasına sıkıştırdı Çakırbey. Yapacağının garantisini veriyordu. Adam boş yeminlerinin bir işe yaramayacağına emin olduktan sonra canını kurtarmak için konuşmaya başladı. "Abi Aziz var. Siirtli derler. Onunla iş birliği yapıldı. Vallahi başka bir şey bilmiyorum. Allah belamı versin ki bilmiyorum abi." Yüzü gözü dağılmış adamın suratına gözlerini kısarak yaklaşık bi on saniye baktı Çakırbey. Mimik okumakta ustaydı. Söylediklerinden emin olunca aniden ağzını açıp dilini dışarı çekti ve yarısını elindeki altın oymalı bıçakla kesip attı. Adamın ağzından oluk oluk kan fışkırırken anın şokuyla ne yaşadığının farkına geç varan adamın çığlıkları tüm depoyu doldurdu. Gençten bir delikanlının getirdiği havluya elini silen Poyraz Çakırbey Mahmut Ali'ye döndü. "Gebertin lan şu iti. Sonrada oyalanmadan dediği kancığı bulup getirin." Mahmut Ali, abisinin her dediğini hafızasına kazıyıp "Tamamdır abi." diyerek saygısıyla depodan çıkıp hemen işe koyulmaya gitti. Çakırbey kendinden emin ağır adımlarla depodan çıkarken geriye doğru seslendi. "Yürüyün kahvaltıya. Belgin sultan bekliyor." * İlk olarak odasına çıktı Çakırbey. Siyah mobilyaların hakim olduğu odada çok az eşya vardı. Fazla ve gereksiz kalabalıktan hiç hoşlanmazdı. Giyinme odasına açılan kapıdan geçip Üzerindekileri seri hareketlerle çıkardı ve yeniden siyah pantolon ve siyah gömlek giyip aynaya baktı. Dikkatlice kol düğmelerini ilikleyip özel yapım tesbihini de cebine atarak odadan çıktı. Kahvaltı masasında Nejat her zamanki gibi Doğan'a takılıyor, Doğan'da onu dövmekle tehdit edip duruyordu. Poyraz ise suskun bir şekilde yemekle meşguldü. Belgin hanım ikiliyi tebessümle izlerken, oğlunu iç çekerek izliyordu. Aniden kapının çalmasıyla evin emektarı Ayşe hanım ihtişamlı kapıyı açtı. Demir müsaade isteyerek eve girip abisine baş selamı verdi ve yanına ulaşarak kulağına fısıldadı. "Abi İlyas Haznedar geldiler. Fidanlığa aldık." Poyraz başını sallayıp eliyle çıkması için işaret verdi. Demir saygıyla çıkarken Poyraz arkadaşlarına dönüp, "Fidanlığa. " Dedi. Nejat bir Poyraz'a baktı bir de kahvaltı masasına. Huysuz bir çocuk misali konuştu. "Daha aç midemi doyuracaktım ben. Şimdi revamı bu bana, Belgin annem bir şey söyle şu oğluna. Hayır kısa kısa da konuşuyor robot gibi." Nejat söylenirken ağzına bir şeyler atmayı da ihmal etmiyordu. "Boşalda semerini ye lan. Geldiğimizden beri kuruttun mutfağı." Doğan Nejat'ın kafasına vurarak konuşmuştu. "Baak duydun di mi Belgin annem bu nankör de lokmalarımı sayıyormuşş. Pis sinsi." Poyraz dışındakiler gülerken genç adam yavaşça kalkıp annesini alnından öptü ve evden Fidanlığa doğru yol aldı. Anlaşılan Belgin hanım bugün can dostu Ayşe'yle baş başa yapacaktı kahvaltısını. Arkadaşına dönerek, " Ayşe'm gel hadi döktüm çayları. Biz iki dost yine kaldık baş başa. Yapalım kahvaltımızı güzelce." * İlyas bey fidanlığın teras katında oturuyordu. Bir çok kez geldiği ve aşina olduğu yerdi burası fakat apar topar çağrılmasına anlam verememişti. Camdan dışarıya baktığında iki adamınında veranda da oturarak beklediğini gördü. Çakırbey kapıdan içeri girdiğinde İlyas bey ayağa kalkarak elini uzattı. Poyraz ilk önce uzunca adamın yüzüne baktı sonra elini tutup tokalaştı. "Bu acil toplantıyı neye borçluyuz evlat?" Doğan ve Nejat oturdukları yerden anlamayan bakışlarla Poyraz'a baktılar. Çakırbey ise boydan camlarla kaplı, ormanı manzara alan terasında cama yaklaşarak bir müddet dışarıya baktı. Sonra oldukça iri ve kemikli elini kumaş pantolonuna atarak cebindeki resimleri çıkarıp masanın üzerine bıraktı. Ardından sert sesiyle konuştu. "İşte bunlara borçluyuz." Doğan ve Nejat'ın şaşkınlıklarını belli edercesine tek kaşları kalktı. İlyas bey yaşadığı şaşkınlığı üzerinden atıp kendine gelerek, masadaki resimleri tek tek eline alıp yakından baktı ve inceledi. Eflin. Kızı. Onca sene onu korumak için yurt dışına yolladığı, olabildiğince gelmesini engellediği kızı. Gizli operasyonda ticaretin başı olan adamla gülüp konuşuyordu. Bu olamazdı. İnanamayan gözlerle tekrar ve tekrar inceledi resimleri. Tereddütle Poyraz'a çevirdi bakışlarını. "Seni tanırım, bilirim İlyas baba. Ama kızın mayın tarlasında yürüyor. Hem de pimler benim elimdeyken." "Poy..." İlyas bey lafa girecekken Poyraz otoritesiyle lafını kesti. "Sende beni tanırsın ihaneti hiç sevmem ve kimden geleceği de hiç belli olmaz." İlyas bey biliyordu bu asla kabul edilemez bir durumdu. Hele istihbarattakiler bunu öğrenirse işi çok daha zordu. Çaresizce konuşmaya çalıştı. "Gerekli bir açıklaması illaki vardır. Kızım böyle işlere asla bulaşmaz." İki elini de masaya dayayan Poyraz şaka mı yapıyorsun dercesine baktı İlyas beyin gözlerine. Nejat, Doğan'ın kulağına eğilerek, "Baba da dese ihanet kırmızı çizgisi. Bence direk kafasına sıkacak. Bahsi beş bin den açıyorum." Dedi. "Her yerde şu şakaları yapmaktan vazgeç. Az ciddi ol lan." diyerek gözlerini devirdi Doğan. İlyas bey bir çare arıyordu kızını aklamak için çünkü biliyordu. Kızı böyle şeylere asla bulaşmazdı. O çareyi bulamazsa hiç düşünmek istemese de iyi şeyler olmayacaktı. Bu iş asla ihmale gelmezdi. Bir yanı inkar etse de bir yanı acaba diyordu İlyas beyin ve kahroluyordu. Eğer gerçekse bunu o da kaldıramazdı. Aklına gelen fikirle konuştu. "Poyraz, çağıralım kızımı açıkça soralım konuşalım." Poyraz en başta olan büyük deri koltuğa oturarak eline tesbihini aldı. "Çoktan çağırıldı. Birazdan burada olur." Telefonları ve silahları giriş kapısındaki korumalar almıştı ki kuraldı bu. Kim girerse girsin her şeyi girişe bırakıp girerdi bu devasa yere. Kızının telefonuna ulaşmak Poyraz için belliki hiç zor olmamıştı. Aynı otoriter sesiyle devam etti Çakırbey. "Sana baba diyorum, saygı gösteriyorum ki pek saygı gösteren birisi değilimdir. Babamı tanır bilirdin bana da çok el tuttun ama bu iş eğer doğruysa beni tanıyorsun İlyas baba. Paranı kaybedersen yine kazanırsın, gücünü kaybedersen geri alırsın. Ama nâmını kaybedersen her şeyini kaybedersin. İhanet edene asla acımam" Dedi. Kızının kabul görür bir açıklaması olmalıydı. Yoksa onu Poyraz'dan nasıl koruyacaktı. Emekli Albay ve şuan İstihbaratçıydı ki bu iş yerinde de dıyulursa felaketler olacaktı. Oysa Poyraz holdingler zincirinin olmasıyla birlikte bir çok gücü elinde bulunduran, korkulan aynı zamanda saygı duyulan bir iş adamıydı. Tek duası kızının mantıklı bir açıklama yapmasıydı. * Eflin aldığı mesajla hızlıca evden çıktı. Babası acil gelmen gerekiyor diye mesaj atıp konum göndermişti. Bir çok kez arasada açan yoktu. Endişe bütün vücudunu kaplarlen şehirden uzaklaşan yola girdiğinde endişesi korkuya dönüşmüştü. Konuma geldiğinde devasa altın rengi oymalı bir kapıyla karşılaştı. Tam arabadan inecekken gösterişli kapı aniden açıldı. Kapının iki yanında da onlarca siyah giyinmiş adamlar vardı. Tedirginlikle camı indirip konuşmak için boğazını temizlediği sırada Kalabalıktan birisi yanına doğru yaklaşıp Eflin'den önce konuştu. "Hoşgeldiniz. Telefonunuzu almak zorundayım" diyerek elini uzattı. Eflinse adamın dediğini duymamışcasına sordu. "Babam nerde, iyi mi? " "Telefonunuzu almak zorundayım. Aksi taktirde içeriye giremezsiniz." Adam papağan gibi aynı şeyleri tekrar ediyor Eflin'i daha da endişelendiriyordu. Hiç düşünmeden hızlıca telefonunu adama uzattı. "Teşekkürler. Taşlı yolu takip ederek ilerleyin lütfen Eflin hanım." Dedi ve telefonuda alarak yerine geri döndü. Eflin istese de şaşkınlığını gizleyemedi. Tanınıyor olması bir yana bu kadar ihtişam ve gösteriş ağzının açılmasına sebep oluyordu. Hafif kıvrımlı taş yol baya uzun görünüyordu. Belli aralıklarla korumalar vardı etrafta. Yolun kenarları rengarenk çiçeklerle çevriliydi. Görebildiği kadarıyla küçük küçük villa tipi evler vardı. Belki on, belki yirmi. Sayacak kadar vakti yoktu. Sık sık ağaçlandırma yapılmıştı hatta. Evden eve küçük küçük taş yollar bile vardı. O kadar güzeldi ki bu görüntüyle ağzı açık kalmıştı. Her kimse mimarı çok zevkli birisiydi. Yaklaşık beş dakikanın ardından taşlı yolun sonuna geldiğinde gözleri kocaman açıldı. Biraz önceki evlere villa demişti değil mi. Yanılmıştı. Yani onlar villaysa şuan önünde durduğu küçük bir saraydı. Gold ve beyazın uyumuyla adeta ben zenginim diye bağırıyordu bu saray. Ön bahçesinde kocaman bir alan vardı. Çiçeklerle donatılmış oturma yerleri ve yanında kapalı kamelya birlikte kış bahçesi mevcuttu. Gösterişi hiç sevmez hep kaçardı Eflin. Ama bu görüntü çok şık duruyordu. Her bir karışı paranın, gücün simgesi gibiydi. Evet Eflin'in aileside gayet köklü ve zengin insanlardı. Ama bu yer zenginlikten öte bir şeydi. Gösterişli bir şekilde gücü temsil ediyordu. Etrafı seyretmeye dalan Eflin arabasının camı tıklatıldığında korkudan yerinden sıçrayıp damağını kaldırdı ve cama baktı. Yolda karşılaştığı siyah takım elbiseli adamlardandı. Çok bakımlı, temiz ve kulağında siyah kulaklık vardı. Adama bakarak camı indirdi. "Hoşgeldiniz Eflin hanım. Sağ taraftan ilerleyin lütfen." Genç koruma bir yandan saygıyla konuşup diğer yandan eliyle yolu gösterdi. Eflin şaşkın yüzüyle ve çatık kaşlarıyla başını aşağı yukarı tamam dercesine salladı. Ve gösterilen yoldan devam etti. Yaklaşık iki dakika sonra büyük, iki katlı boydan filmli camlarla kaplı, çok hoş bir terasa gelmişti. İstemsizce mırıldandı. "Neredesin baba. Senin ne işin var burada." İleride babasının aracını gören Eflin aniden durup park etti ve hızlıca aracında indi. Korumalar hata yapmaktan korkarcasına ellerini hazır vaziyette bağladılar. Çünkü abilerinin yukarıdan onları izlediklerini çok iyi biliyorlardı. Demir hızlıca genç kıza yaklaşıp konuşacağı sırada Eflin sözünü kesip panikle direk sordu. "Babam. Babam İlyas Haznedar nerede?" Demir anlayışlı bir şekilde fidanlığı göstererek konuştu. "Hoşgeldiniz Eflin hanım. Sakin olun lütfen. İlyas bey yukarıda. Buyrun." Eflin önde Demir arkada içeri girdiler. Poyraz ise Eflin 'in arabasının kapıdan girdiğinin haberini aldığından beri ruhsuz bir şekilde camdan dışarıya bakıp gelmesini bekledi. En fazla beş altı dakika sonra arabasını hızlıca park eden kıza baktı. Araba konusunda oldukça iyiydi belliki. Endişesi yüzünden okunan kız fidanlığa bakıp kafasını salladı ve adımlarını fidanlıktan içeriye attı. Kapı çalınıp içeriye girdi ve arkasından Demir kapıyı kapattı. Babasını gören Eflin hızlıca yanına gidip sıkıca sarıldı. Ama İlyas bey sarılamadı. Karmakarışıktı. Ne hissedip ne yapacağını bilemiyordu. Bunu fark eden Eflin geri çekilip babasının yüzüne baktı. "Babacım çok endişelendim. İyi misin? Neler oluyor? Neden acil çağırdın beni buraya?" Bir yandan konuşup diğer yanda geniş, ferah odayı süzüyordu. Masada oturan iki adama takıldı gözleri. Bu adamları tanıyordu. Geldiği akşam onlarda yemeğe katılmışlardı. Endişeli bir şekilde camdan dışarıya bakan adama çevirdi gözlerini. Çok gergin bir ortamdı. "Bazı şeylerim hesabını vermen gerekiyor kızım." Babasının çaresiz kalmış ses tonuna şaşırırken masanın üzerinde ki fotoğrafları gördü. Tek kaşını kaldırıp sordu. "Ne hesabı baba. Ne diyorsun?" Camdan gözlerini ayıran Çakırbey yavaşca Eflin'e dönerek ateş püsküren gözleriyle genç kızın gözlerine baktı ve tıslayarak konuştu. "İhanetin hesabını."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD