Gökyüzüne Bulaşan Karalar

1551 Words
Ne zırvalıyordu bu adam. Kime, neye ihanet etmişti. Eflin Soran gözlerle babasına döndü. "Baba?" "Bu fotoğraflardaki adam kim kızım?" "Michael Chris. Üniversiteden hocam oluyor. Bir seminer için Türkiye'ye geldi. Arayıp söyleyince görüştük. Allah aşkına baba Mr. Chris çok saygın bir adamdır. Ne ihanetinden bahsediyorsunuz. Hem asıl bu fotoğraflarımızı kim hadsizce çekti?" Doğan ve Nejat film izler gibi olanları hayretle izliyorlardı. Poyraz bu kızı orda ne ara yakalamış üzerine de fotoğraflarını çekmişti. Yine bütün dikkatliliğini konuşturmuştu Çakırbey. İlyas bey kızına son derece güveniyordu. Biliyordu yalan konuşmayıp yanlış iş yapmayacağını. Poyraz ise kızın yüzünü incelemekle meşguldü. Mimiklerinden, göz bebeklerinden o da anlıyordu doğru söylediğini. Bu kız daha neye bulaştığının farkında bile değildi. Eflin fotoğraflardaki gözlerini sabırsızca babasına döndürdü. "Baba konuşur musun artık? Ne ihaneti? Ne diyor bu adam?" "Otur." Babasının konuşmasını beklerken Çakırbey'in sert sesiyle ona çevirdi alevlenen bakışlarını. "Sen kimsin ya! He, kimsin sen bana hesap sormaya çalışıyorsun. Emir vermeye çalışıyorsun dağ ayısı. Oturmuyorum ne yapacaksın?" Eflin sinirle konuşup Çakırbey'in dibine kadar girdi. Kafasını baya yukarı kaldırıp adama baktı. Kendisi de selvi boyuyla kısa sayılmazdı ama sadece göğsüne geldiği için bu adam çok fazla uzun kaçıyordu. Dalga geçer gibi kafasını yana eğip bakan adama daha da sinir olup konuşmaya devam etti. "Şşş! sana diyorum sana. Her şeye ne karışıp burnunu sokuyorsun sen?!" Anlık cesaret nereden gelmişti hiç bilmiyordu Eflin. Ama içten içe bir korku sarmıştı kendisini. Poyraz kızın masmavi gözlerine hayran kaldığı gibi cesaretine de bir o kadar hayran kalmıştı. Başkası olsa kesmişti o diklenen başını. Kızı daha da sinir etmek istercesine sakin ses tonuyla cevap verdi. "Ayıp." "Sana mı? Bana mı? Senden korkacağımı falan mı zannediyorsun sen?" Odadakiler bu olanları gözleri yuvalarından çıkmış izliyorlardı. Poyraz ise kıvılcım saçan gözleriyle Eflin'i baştan aşağı süzdü. Bu kızın dik başını eğecek birisi varsa o da kendisinden başkası değildi. "Birinin sana öğretmesi lazım küçük hanım." Dedi Eflin'in yüzüne eğilerek. "Hah! Neyi öğretecekmiş bay sırık?" "Müstakbel kocanla daha düzgün ve saygılı konuşman gerektiğini." "Sen çok bil..." Eflin adamın ne dediğini bir iki saniye geç kavramıştı. "Hı? Ne?" Odada belli bir süre sadece nefes sesleri vardı. İlyas bey Poyraz'ın bu söylediğinden rahatsız olsa da durumu toparlamak için söylediğini biliyordu. Genç kızın elleri titrerken aklını kaçıracakmış gibi hissetti. Babası buradayken nasıl bir özgüvenle böyle konuşabiliyordu bu adam. "Ne saçmalıyorsun sen?!" Sesi titreye titreye zor konuşabilmişti. İlyas bey ayağa kalkarak kızının elini avuçları arasına aldı. Kızının göz bebekleri dahi titriyordu. "Hemen eve gidiyorsun ve beni bekliyorsun." Eflin parmağını Poyraz'a uzatarak, "Hiç bir yere gitmiyorum. Bu lafını bilmez herifin ne demek istediğini bana açıklamak zorundasın baba." Dediğinde İlyas bey biraz duraksayıp söze girdi. "Bazı şeyleri sana açıklayamam kızım. Yani en azından şuan olmaz. Ama biz güçlerimizi birleştirmeye karar verdik. Bunun en sağlam yolu da sen ve Poyraz'ın evlenmesi olur. Böyle öğrenmeni istemezdim inan bana ama bu fotoğraflar Poyraz'ın eline geçince..." "Vazgeçtim. Sus baba! Mal mıyım ben? Satma mı satıyorsun beni? Kaçıncı yüzyıldayız biz Allah aşkına baba. Beni ya beni, kızını gözden mi çıkarıyorsun?" Eflin'i yaralayan evlilik falan değildi. Babasının onu böyle bir şey için gözden çıkarmasıydı. İstemsizce kulakları uğuldamaya, gözleri yaşarmaya başlamıştı. Tüm bu olanlar kamera şakası falan olmalıydı çünkü başka ihtimal veremiyordu. Oysa bu adamı ilk gördüğünde nasılda çekici bulmuş, etkilenmişti. Şimdi Salaklığına yanıyordu. Daha fazla uzatmak istemeyen İlyas bey kızına oldukça anlayışlı bir ses tonuyla konuşurken parmaklarıyla kızının elinin üzerini sevdi. " Derhal eve gidiyorsun ve beni bekliyorsun tamam mı, geldiğimde uzunca konuşacağız." Eflin inanılmaz bir şaşkınlıkla ellerini babasının avuçlarından çekip çantasını koyduğu sandalyeden aldı ve hızlıca kapıya yöneldi. Kapıyı açmadan dolan gözleriyle arkasına dönüp babasının gözlerinin içine baktı. "Eğer beni böyle bir şeye zorlarsan, mecbur bırakırsan, seni asla affetmem baba." Sesindeki tehditkar tını öyle sakin çıkmıştı ki yapacağını garantiliyordu. Gürültüyle kapanan kapının ardından odaya sessizlik hakim oldu. Doğan ve Nejat hiç konuşmamış aksine genç kız gibi büyük bir şaşkınlık içerisindeydiler. İlyas bey aniden aklına gelen şeyle Poyraz'a döndü. " Çocuklara peşinden gitmelerini söylemem lazım. Eflin sinirliyken farkına varmadan çok hız yapar." Poyraz direkt Doğan'a baktı. Doğan ise Çakırbey'in bakışıyla aldığı mesajla ayaklanıp dışarıya çıktı ve kendi adamlarına haber verdi. "Poyraz?" İlyas beyin seslenişiyle gözlerini kısıp dikkatlice baktı Çakırbey. "Bu işi Eflin'e farklı bir yolla anlatabiliriz. Gizliliğimizden ödün veremeyiz ama bu böyle de olmaz." "İlyas baba kızının neye bulaştığının farkında değil misin? O piçi masum bir doktor sanıyor. Ama o adamın adı bile sahte. Daniel Raud. Avrupa'nın uyuşturucu başı. Bak sen de biliyorsun, bir yıla yakındır bu adamı takip ediyoruz. Bu manyak saplantılı ibnenin tekidir. Eminim ki o üniversite'nin laboratuvarında bile hiç masum olmayan şeyler yapıyordur." İlyas bey o kadar hak veriyordu ki Poyraz'a. Nasıl olmuştu bu. Bunca yıl gözünden sakınmıştı kızını. Çevresinde bile fazla tanınmamasını sağlamıştı. Ama hiç beklemediği yerden, Avrupa'nın uyuşturucu ele başının yakınında duruyordu. Ve bir baba olarak buna asla müsaade edemezdi. İlyas bey durgunlaşmış sesiyle konuştu. "Takibimizde evet ama nasıl olurda o adamı ayrıntılı takip etmedik. Sadece ülkemize sokulan haplarla ilgilendik. Nasıl olurda o adamı kızımın etrafındayken fark etmedim. Hata bende! Kızımı yurt dışında sıkı bir takibe almadım." Derince nefesler alıp biraz sakinleşince genç adama bakıp devam etti.. "Peki ne düşünüyorsun, planın ne?" "Bu evlilik gerçek olacak." Çakırbey'di bu. Lafı sade ve özdü. İlyas bey çok iyi biliyordu Poyraz'ın gücü, namı kızını her türlü korur kollardı. Belkide kızını ona emanet etmek en mantıklısıydı. Durumu kabul etmeye zorlanırcasına yavaça başını salladı. Sandalyeden kalkarak Poyraz'a elini uzattı. Bu sessiz anlaşmaya İlyas beyin elini sıkarak karşılık verdi Çakırbey. İlyas bey durağan adımlarla çıkıp gitmişti ki evde onu bekleyen kızgın bir kızı vardı. Bacak bacak üzerine atıp bakışlarını Nejat'a çeviren Poyraz bunca olaya nasıl susabildi diye içinden geçirdi. Nejat ise sudan çıkmış balık gibi şaşkın şaşkın bakıyordu. Aniden ellerini havaya kaldırıp konuştu. "Bunu asla beklemiyordum dostum. Ne yani beni geçecek misin?" Nejat'tı işte bu da. Olayları hep esprili tavrıyla yumuşatmaya bakardı. Ne kadar dalga geçse de sesindeki şaşkınlık hala devam ediyordu. Poyraz gözlerini devirip elini cebine attı ve tesbihini çıkardı. Kusursuz planlarını tasarlamalıydı ki o cadıyla işi bir hayli zordu. * "Güçlerini birleştireceklermiş! Bana anlatamazmış! Bunu bana yapamazsın baba. İzin vermeyeceğim." Eflin kendisini dizginleyemiyordu. Son eşyalarınıda valizine sıkıştırıp fermuarını çekti. Çantasını da alıp alt kata indi. Annesi anlamayan gözlerle kızına bakıp ağlamaklı sesiyle soludu. "Eflin bu valizde neyin nesi annecim. Neler oluyor?! " Apar topar yanına gelen annesini telaşını görmezden gelmek istemiyordu ama şuan yaşadığı stres onu ele geçirmişti. "Gidiyorum. Beni yıllarca gizlemediniz mi, devam edin." Valizini çekerek kapıya döndüğünde babasıyla göz göze geldi ve kızgınca konuştu. "Çocuk muyum baba ben? Oraya git, buraya gel. Şunu yap, bunu yapma. Şimdi birde evlilik mi çıktı?" "Ne evliliği?" Zülal hanım hayretler içerisinde sorduğunda Eflin valizini sertçe bırakıp sinirle soludu. "Sevgili babam beni Poyraz Çakırbey denen o gösterişçi mafyaya satıyor anne. Ama ben Eflin Haznedar'ım. El mi yaman bey mi yaman görecekler." Eflin tekrar valizini parmaklarının arasına alarak hızla evden çıktı. İlyas bey'in omuzları çökmüş bir sakinlikle giden kızının peşinden seslendi. "Evleneceksin." Haznedar'ların villasında bomba patlamışçasıan bir hava yaşanırken Poyraz'ın elinde tesbihi, önünde kahvesi telefonuna gelen fotoğraflara bakıyordu. Eflin'in evden sinirle çıkışı, arabaya binişi, uçağa binişi... Hepsini tek tek inceledi. Resmen kızın gökyüzüne karalarını bulaştırmıştı. Gittiğini sanıyordu. Oysa azcık Çakırbey'i tanısaydı nereye giderse gitsin artık gölge gibi peşinde olacağını bilirdi. Başka bir yol elbette bulup kızı başından atabilirdi ama atmak istemedi. Aksine sözleri ağzından düşünmeden çıkmıştı. Bu kız onu çekiyordu. Başka bir kız olsaydı sadece bu olağan serveti için bile evlilik için can atardı. Ama bu kız umursamadı bile. "Mahmut Ali!" Poyraz'ın Sert sesi odada yankılanırken Mahmut Ali kapıyı çalarak içeri girdi. "Buyur abi." "Yarın akşama uçağı hazır edin koçum." Abisinin planlı uçuşları olurdu. Bu ani seyahate şaşırsada çaktırmamaya çalışarak kafasını salladı. "Emrin olur abi. Hemen ayarlıyorum." "İngiltere." Kısaca nereye gideceklerini söylemişti. Kahvesinden uzun bir yudum alan Çakırbey içinden kiminle dans ediyorsun bir gör bakalım küçük hanım dedi. "Aslanım haber var mı o siirtli piçinden?" "Henüz yok abi. Adam fare gibi nereye kaçacağını iyi biliyor ama ensesindeyiz." "Beklemeyi sevmem Mahmut Ali." Çakırbey tehditvari sesiyle konuşup eliyle çıkmasını işaret edince Mahmut Ali sıkıntıyla kafasını tekrar sallayıp saygıyla odadan çıktı. * Dört saatin ardından İngiltere'ye inen Eflin arkadaşına uğrayıp emanet ettiği can dostu Lusi'yi alarak evine geçti. Çantasına sıkıştırdığı telefonunu eline aldı. Annesinden ve babasından çok fazla arama vardı. Halsiz bedenini koltuğa bırakarak uzun uzun baktı telefonuna. İçi düğüm düğüm oluyordu. Anlaşma falan umrumda değildi ama babası.. nasıl böyle bir şeye tamam demişti? Ki yıllarca uzakta olmasını istemişken.. Babasına olan tepkisinde kararlıydı fakat annesini araması gerekiyordu. Gül kokulusunun ne suçu vardı ki. Telefonu kulağına götürdüğünde diline hakim olması gerektiğini de kendisine sürekli hatırlattı. Kısa bir konuşmanın ardından telefonu kapattığında başı feci ağrıyordu. Birde üstüne üstlük vücuduna tonlarca yük binmiş gibi hissediyordu. Kendisini duşa atıp iyice gevşedi. Güzel bir duşun ardından balkona geçip rengarenk puflara oturdu. Rüzgar ılık ılık esip uzun saçlarını sağa sola savururken gözlerinin önüne o adamım sert yüzü ve koyu gözleri geldi. Çok keskin yüz hatları vardı. Sivri çenesi, belirgin elmacık kemikleri.. Hele kaşından aşağıya inen o ince iz.. Onu daha da korkunç gözteriyordu ama, ama kendisine fazla saçma bir şekilde çekici gelmişti. Hatta parmak ucuyla o ize dokunmayı hayal etmekten kendisini alamıyordu! Ne yaptığının farkına vararak başını sağa sola hızla sallayıp daldığı yerden çıktı ve kendisine hayret etti. Aklına kazınan o yüzü nasıl silecekti hafızasından. "N'apıyosun kızım sen! Adam mı kalmadı da o dağ ayısını düşünüyorsun. Hah! Daha neler ya. Sinirden adamı unutamıyorum. Başka bir açıklaması olamaz." Dı onun için. Fakat beynine hakim olamayarak istemsizce adamın yüzünün her bir detayını düşünmeye tekrar başladığında dudaklarında beliren hülyalı gülüşün farkında bile değildi.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD