Davetsiz Misafir

1379 Words
İlyas bey eşini bir türlü ikna edemiyor, aksine Zülal hanım'ın ateş püskürten gözleriyle baş etmeye çalışıyordu. "Sen bunu bizim göz bebeğimize nasıl yaparsın! Evladımız o bizim. Hiç mi önemli değil hisleri, düşünceleri. Sen böyle bir adam değildin İlyas." "Zülal'im, bak Poyraz kızımız için çok iyi bir karar. Lütfen dinle beni bi." Yaşlı kadın parmağını kocasına sallarken kızgınlıkla bağırarak konuştu. "Seni asla dinlemeyeceğim. Benim kızımı bu işe zorlamayacaksın anladın mı beni!" Efken anne babasının tartışmasını ayakta, kollarını birbirine geçirmiş izliyordu. Annesi kesinlikle haklıydı. Nasıl böyle saçma bir şey düşünmüşlerdi. Oysa babası Eflin'e çok düşkündü. "Baba bizim durumumuz gayet yerinde. Nasıl bir saçmalık bu! Derhal bir son verin buna. Hem ne evliliği Allah aşkına kız okuyor. Daha yaşayacağı çok şey var. Kaç yıldır uzaklarda tam gelecek artık dedik yaptığına bak?" Çıkmaza giren İlyas bey derince bir nefes alarak taviz vermeyen ses tonuyla konuştu. "Bu evlilik olacak, kendinizi hazırlasanız iyi edersiniz. " " Benim kızım gelip, ben kendim istiyorum evleneceğim diyene kadar bu iş olmayacak İlyas." Zülal hanım yaşlı gözlerle salondan çıkarken Efken sinirle devam etti. "Bunu kızına yapma baba. Okumak bahanesiyle kızın aklına yurt dışını soktun. Gençlik hevesiyle gitti. Bahanelerle onu orada tuttun. Her şeyden herkesten uzakta. Tamam, nedenini biliyorum. Annemin yanında sürekli korumalar var. Ben desen yeterince tedbirliyim. Ama Eflin, onun heycanından dik başlılığından korkup onu korumak istediğin için yolladığını biliyorum. Fakat korumak isterken yapayalnız bıraktın baba. Yalnız, kimsesizmiş gibi bıraktın onu orada. Şİmdi yanına alıp o zamanın telefisini yapmak yerine üstüne katlıyorsun! Bu kadarası fazla anlıyor musun baba, çok fazla. O kefil olup kızını emamnet etmeye kalktığın adama en demeli? Poyraz Çakırbey aile beyefendisi değil İlyas Haznedar! Bataklığın kralı o adam. Cidden ede ede ona mı emanet ediyorsun kızını? Ona mı layık gördün? " Babasının işini biliyordu. O da bu yoldaydı.Bu işte risk çoktu. Düşmanlar öyle basit insanlar değildi. İlyas bey gibi Efken'de oldukça bunun bilincindeydi. Poyraz Çakırbey'in başarılı bir iş adamı olduğunuda, karanlık tarafınıda biliyordu Efken. Ama ekstra İstihbaratla iş yaptığını bilmiyordu. Bilemezdi. Gizlilik esastı. Babasının devraldığı işleri bile bilemezdi. Yasaktı. "Eflin'i istemediği bir işe zorlamayamazsın. Abisi olarak ben onun yanındayım." Son sözlerinden sonra omuzları çökmüş koltuğa oturan babasını gerisinde bırakarak Efken'de salonu terk etti. * Ertesi gün Eflin akşam üzeri okula gitti. Bir hafta daha İzni olmasına rağmen iptal etmiş yoğun temposuna kaldığı yerden devam etmeye karar vermişti. Sadece iki gün ailesini görmüştü. O da zehir olmuştu zaten genç kıza. Haftanın üç günü okulda dört günü hastanede geçiyordu. Günlerce eve gitmediği hastanede ya da okul kütüphanesinde sabahladığı oluyordu. "Hey, Eflin?" Dalgınca yürüyen genç kız adını duymasıyla arkasına dönüp baktı. Ms.Chris ağzı kulaklarında kendisine doğru geliyordu. "Dönmüşsün. Neden hiç uğramadın?" "Yeni geldim efendim. Haftalık planımı almaya gelmiştim." "A öyle mi gel birlikte gidelim. Daha iznin vardı neden hemen döndün. Çok özlemiştin aileni?" Yan yana yürürken bir yandan da kızı süzüyordu Ms.Chris. Oysa o da dün gece uçakla dönmüştü. Yanında yürüyen kızın iç çekişleriyle kafasını iyice çevirip güzel yüzüne baktı bir cevap beklercesine. "Biliyorsunuz sınavım var. Fazla kalıp konsantremi bozmak istemedim." Dediğinde Ms.Chris adımlarını durdurarak kıza döndü. "Yalan konuşmayı hiç beceremiyordun. Ve hala beceremiyorsun. İstediğin de ben buradayım. Anlatabilirsin." Dudaklarını kemiren gebç kız başını belli belirsiz salladı. Ms.Chris Eflin'i hep heyecanını, neşesini, eğlencesini etrafa bulaştıran, ağzı kulaklarında, yanaklarındaki gamzelerini dolu dolu gösteren birisi olarak tanımıştı. Yapmacık tavrını hiç görmemiş, olduğu gibiydi. Zaten en çok bu hali etkilemiyor muydu kendisini. Eflin'e daha yakın olabilmek için geldiği ilk yıllar oturduğu yeri öğrenmiş, evinin karşı dairesini satın almıştı. Her ne kadar denese de kıza bir türlü açılamamıştı. Kızın kendisine karşı duygularını anlayamadığı için ters tepmesinden, kızın ona yakınlığını kaybetmekten korkuyordu. Haftalık planını alan Eflin Mr. Chris'e dönerek "Planımı da aldığıma göre bugünlük işim kalmadı. Eve gidip biraz dinlenmeliyim." "Benim de işim bitmişti. Birlikte çıkalım." Ms. Chris yürümeye devam edecekken Eflin'e dönüp "Arabayla mı gelmiştin?" Dedi. Kafasını sağa sola sallarken bir yandan da elindeki dosyayı kolunun altına almaya çalışıyordu genç kız. "Hayır. Bugün biraz yürümek istedim, yakın zaten." "O zaman sana eşlik edebilir miyim? Benim de biraz yürüyüşe ihtiyacım var." Adamın gülerek konuşmasına Eflin'de gülerek karşılık verirken çıkışa doğru adımladılar. Yanlarından geçen eğitimciler ve öğrenciler bu ikiliyi öyle çok yakıştırıyolardı ki içlerinden sevgili olduklarını düşünenler dahi vardı. Eflin'de farkındaydı bu söylentilerin ama hiç biri umurunda değildi. Kabul ediyordu yanında ki adam oldukça yakışıklıydı ama bu işler hiç ona göre değildi. Okuldan, kısa tatilinden bahsederek eve varmışlardı. Apartmanın kapısından içeri girmeden başını gökyüzüne kaldırıp nefes aldı. İçi gibi havada kararmıştı. Oturduğu yer çok nezih bir yerdeydi. Her ne kadar Rezidans, zengin kesim olsa da komşularını ve onuncu katta olduğu için manzarasını çok seviyordu. En çokta hava kararınca olağan üstü bir seyir zevki oluyordu. Muazzam manzarasını kahve eşliğinde izlemeye bayılıyordu. Ms.Chris ise gözlerini kapatmış kızı dudaklarında ki gülümsemeyle birlikte hayranlıkla izliyordu. Eflin birden gözlerini açıp adama döndüğünde izleniyor olmanın utangaçlığıyla hafif tebessüm edip başını eğdi. "Teşekkür ederim efendim beni yalnız bırakmayıp eşlik ettiğiniz için." "Her zaman böyle teşekkür mü edeceksin? Hem anlaşmıştık okul ve hastane dışında bana ismimle seslenecektin." Eflin çekinsede direkt ismini söylemeye en azından Ms.Chris diyebiliyordu. "Haklısınız ama alışkanlık işte Ms.Chris." Her kadar hoşnut olmasa da buna da razı geliyordu Michael. En azından efendim demiyordu. On birinci kata çıkan ikili karşılıklı olan dairelerine girmek için ilerlediler. Genç kız anahtarını çıkarıp kapısını açarken adam hala onu izliyordu. Rahatsızca arkasına dönen Eflin akıcı ingilizcesiyle konuştu. "İyi geceler Ms.Chris. Yarın görüşmek üzre." Adam kızın bir Türk olduğunu bilmese kesin İngiliz derdi. Öyle güzel telaffuzla ve akıcılıkla konuşuyordu ki her işte çok başarılı olduğunu gösteriyordu adeta. "Güzel olsun gecelerin." diyerek arkasını dönüp evine girdi Ms. Chris. Eflin kapısını kapatıp ayakkabılarını çıkardı. Karanlık olan evde küçük ışık sızıntısı dikkatini çekti. İçine korku tohumları ekilirken geri çıkıp Ms. Chris'e haber vermeyi düşünse de ayakları küçük adımlarla salona doğru ilerledi. Gözleri ışığa alıştığında sızıntı hoş bir ortam oluşturuyordu. Kısa bir göz gezdirdi evine fakat her şey yerli yerindeydi. Çıkarken unutmuş olmalıyım dese de içten içe inanası gelmiyordu ki Lusi de etrafta yoktu. Arkasındaki ışığı açmak için hareketleneceği sırada gözüne çarpan şeyle olduğu yerde kaldı. Damarlarında hızlanan kan akışını kulaklarıyla duyar gibi korku ve heycanı aynı anda yaşayarak tüm duyguları birbirine karıştı. " K..kimsin sen?" Sesinin titreyişine engel olamadı. Boydan cama dönük tekli koltukta oturmuş dışarıyı izleyen birisi vardı evinde. Sadece geniş omuzlarını görebiliyordu. Israrla seslenişine rağmen adam hiç istifini bozmadan oturmaya devam etti. " Sana diyorum. Sen. Sen kimsin. Ne arıyorsun evimde?" Her ne kadar korksa da kafa tutmaktan vazgeçmiyordu genç kız. Bacak bacak üzerine atmış olan adam ise yavaşca ayağa kalkarak Eflin'e döndü. Loş ortamda kendisine dönen adamın ateş saçan gözlerini oradan bile görebiliyordu. Peki bu genç kızın umrunda oldu mu? Hayır. " Seen! Bu ne küstahlık böyle. Ne hadsizlik. Sen kimden aldın bu cesareti de evime izinsiz, hırsız gibi girdin?!" Poyraz'ın dibinde biten Eflin adamın göğsüne vurarak konuşmaya devam etti. "Bana bak dağ ayısı seni polise şikayet edeceğim. Hem sen benim evimi nasıl buldun lanet olasıca herif?! " Çakırbey kızın söylediklerini zerre umursamıyordu. Onun için çocuk oyuncağıydı bilgilerini toplatmak. Kızın incecik kolunu büyük ve silah tutmaktan nasırlaşmış eliyle kavrayıp sırtını duvara yasladı. Neye uğradığını şaşıran genç kız bir kaç kemiğinin kırıldığına emindi. Adamın yüzü o kadar yakındı ki konuşsa dudakları adamın dudaklarına değecekti. "O adamı bir daha yanında görmeyeceğim!" Dişlerini kırarcasına bastırarak konuştu Poyraz. Genç kız ise o anda karanlıkta bile kemikli yüzün kapkara olduğuna şahit oluyordu. "Olurda görür ya da duyarsam sana gerçek yüzümü göstermekten, o adamın da gözlerini oyup eline vermekten büyük zevk alırım küçük kız." Poyraz'ın Sesinde ki ciddiyetten ürkmüştü. Hissediyordu zaten adamın normal birisi olmadığını ama bu kadarına da yuh dedi. Agzını açıp itiraz dolu cümleler kuracaktı ki dudaklarında hissettiği baskıyla kanı çekildi. Hiç bir tepki veremedi. Gözleri istemsizce kapanıp adamın kendisine has odunsu kokusunu içine uzunca çekti. Bu..bu karanlık bir adama ait olamayacak kadar tutkulu bir kokuydu. Çakırbey Eflin'in dudaklarını daha fazla dayanamayıp sertçe öpmeye başladığında kollarının arasındaki kız başta ona karşı gelip itmeye çalışsada sonrasında istemsizce kapandı göz kapakları. Poyraz'ın göz kapaklarıda kapanınca Eflin'in belini daha da sarıp kendisine çekip hapsetti. Kızın Dudaklarının tadını bırakıp hiç geri çekilmek istemese de kısa bir süre sonra çekti kendini. Onu bırakmadan öylece birbirlerinin nefesleri sızdı dudaklarının arasından. Ve genç kız belini mengene gibi saran kollardan sonra kulağına eğilip dudaklarını yanağına değdirerek kelimeleri bastıra bastıra fısıldayan adama verdi dikkkatini. "Sen. Benimsin. Eflin. Ve Ben. Benim olanı. Asla. Paylaşmam." Çakırbey'in kendinden emin ve bastıra bastıra söylediği her kelime Eflin'in beyninde yankılandı. Nasıl boktan bir belaya bulaşmıştı böyle!
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD