Peki sizce Burak Bey doğru insan mı? Pardon, doğru karar mı?" Geçmişte aldığım yanlış kararlar yüzünden canım çok yandı. Ve hala yanıyordu da. Ama Burak öyle değildi. Onun yanında kendimi huzurlu hissediyordum. Öfkeli deniz dalgalarından beni koruyan bir kaleydi o benim için. O benim huzur içinde yaşayabileceğimi düşündüğüm son limanımdı. Bu yüzden Elif'e evet dedim. Elif ayağa kalktı. "Elif eve gittiğinde düşün. Nişanlın Ferdi doğru insan mı doğru karar mı?" Elif'in yüzünde bir gülümseme belirdi. "Ferdi'yi nerden biliyorsunuz Hayal Hanım?" dediğinde "Dilinden düşmeyen, saatlerce telefonda konuştuğun kişiyi nasıl bilmem? Ben sizi sevgili sanıyordum. Siz oysa nişanlımışsınız." dedim.
Elif kapıdan çıkmadan önce "Hayal Hanım ya biri girerse hayatıma en doğru insanı buldum derken?" dedi. "Ve o insan yanlışsa ne olur mu diye soruyorsun Elif?" Bildiğim en acı soruydu bu. Tek bir şey şey söyledim. "Ölüm gibi bir şey olur!"
***
Elimdeki üniversite mezunlar derneğinin davetiyesine bakıyordum. "Üniversitemizin mezunlar balosuna davetlisiniz!" Elimdeki zarfa bakıp iç çektim. Gitsem ayrı dert gitmesem ayrı dert. Gitsem şimdi; evlendin mi, kaç çocuğun var, çocuğun hangi okula gidiyor, benim çocuğum çok güzel bir çocuk... Bunları dinleyeceğim yetmez gibi milletten evlilik ile ilgili nasihatlar alacağım. Geçen üniversiteden bir arkadaşımla karşılaştım. Perihan evli ve iki tane yaramaz çocuğu var. Benim evli olmadığımı öğrenince aman ben nasıl evlenmemişim? Evlilik en güzel şeymiş! Hele de çocuklar oldu mu tadına doyulmazmış evliliğin... Tek bir soru sordum, sustu kaldı. "O zaman niye sen boşanma avukatlığı yapıyorsun?"
Mezunlar balosuna gitmesem de bu sefer bir daha arkadaşlarımı ne zaman görcem? Bazı arkadaşlarımı okuldan beri görmedim. Necla, Sevinç, İbrahim... Onları hiç görmedim bunca zaman. Eskiden yine telefonda konuşuyorduk. Şimdi o da yoktu. Kapı açıldığında sinirle baktım. Gelen Burak'ı gördüğümde zarfı dosyanın altına sakladım. Burak'a "Senin bu saatte hastanede olman gerekiyor." dedim. Saati gösterdi. "Farkında değilsin ama benim mesaim bitti."
Masaya doğru gelirken "Neden geldin sen?" dedim. "İnanmayacaksın ama burası yolumun üstü." dediğinde "İnanmadım." dedim gülerek. Masadaki dosyanın altındaki zarfı eline aldı. "Mezuniyet balosu mu?" Elinden zarfı almaya çalışırken "Gitmeyi düşünmüyorum." dedim. "Balo otelde mi? Hem de hafta sonu. İsteyen bir hafta kalabilir de." Elinden zarfı aldım. "Gitmelisin bence. Hatta ben de geleceğim." Ayağa kalktım. "Gitmeyeceğim Burak. Bunu konuşmayalım." zarfı çantama koyduktan sonra odadan çıktık.
Burak arabayı bizim evin önüne park etti. O da inince "Hayırdır, sen neden geliyorsun?" dedim. Alındı. "İnsan sevgilisini ancak bu kadar istemez. Annen beni yemeğe çağırdı." Eve girdiğimizde yemek kokuları bizi karşıladı. Annem Burak'ı görünce yüzünde güller açtı. "Hoşgeldin Burak, oğlum." Anneme beni görmediği için sitem ettim. "Ben de geldim anne." Annem mutfağa girdiğinde Burak'a "Bazen annemin seni benden daha çok sevdiğini düşünüyorum." dedim. "En azından annen beni görünce sen gibi surat asmıyor ya da neden geldin demiyor." Güldüm. "Yapma seni gördüğümde seviniyorum."
Annem "Hadi masaya geçin. Yemekler soğumasın." dediğinde masaya geçtik. Burak anneme "Biliyor musunuz? Hayal'in mezuniyet balosu var. Ona gitmeyi düşünüyor." dediğinde elimdeki çatalı düşürdüm. Annem bana kızgın kaşlarla baktıktan sonra "Burak sen söylemesen öğreneceğim yok. Sağ olsun! Bizim kız ketumdur. Pek bir şey söylemez böyle şeyleri." dedi bana. "Anne Burak'ın dediğinin aksine gitmeyi düşünmüyorum."
Annem ve Burak yemek boyunca benim baloyu gitmem için ısrar ettiler. Gitmelisin. Hava değişikliği olur senin için. Davalar seni çok yordu. Gereklilik kipiyle çekimlenen konuşmalar daha sonra emir kipiyle çekimlendi. Gideceksin. Burak da gelecekmiş. Anneni mi kıracaksın? Bu cümlelere daha fazla dayanamadım. Süngümü düşürdüm. Yenildiğimi kabul ettim. "Tamam gidiyorum Kuşadası'na."
Bavula birkaç tişörtü, birkaç şort ve yüzmem ama yine yanımda dursun diye bir mayo, beyaz ve siyah renkten iki deniz elbisesi, bir tane de gece için elbise koydum. Parmak arası terlik ve babetimi, güneş kremimi koyduktan sonra tatil için hazırdım. Burak allam etti kallem etti beni bir hafta tatile çıkarmaya ikna etti. Bavulu sürükleyerek odadan çıktığımda güneş gözlüğünü başına takan Burak'ı gördüm. "Tatile gitmeden tatilde gibisin." dedim üzerini göstererek. Renkli bir tişört ve haki bir şort giymişti. "Ben tatil için hazırım ama sen hazır değil gibisin." Benim yaptığım gibi üzerimi gösterdi. Siyah bir kot ve gri bir tişört giymiştim. "Tatildeyiz sevgilim. Mahkemede değiliz." Elimdeki bavulu aldı. "Sen bavul getirmedin mi?" Ofladı. "Benimki arabada. Bunda bir yıllık giyeceklerin mi var?"
Annem koridorda "Hazırlandın mı Hayal?" dediğinde Burak "Hayal bir yıllık tatile çıkmak için hazır Nergis Teyze." dedi. Omzuna vurdum. "Bak bir daha bunu dersen bavulu sende bırakıp tatile gelmem." Annemin gözü yaşarmaya başladı. "Ben sensiz bir hafta ne yapayacağım Hayal?" Anneme sarıldım. "Anne tatile gidiyorum. Millet kızını evlendirdi sanacak." Annem gözyaşlarını sildi. "Sen bakma bana. Senden ayrı kalamıyorum." dediğinde "İşte bu yüzden evlenmek istemiyorum." dedim. O an Burak öyle bir kaşını çattı ki kalıcı iz kalacak sandım.
Annem "Dinlen. Eğlen. Tatilin tadını çıkar." dedi. "Herkes tatil diyor. Ben mezuniyet balosuna gidiyorum." Annem "Geriye beş günün kalacak. O zaman tatilini yaparsın." dedi. Anneme sıkıca sarıldığımda Burak "Böyle yapmayın. Hayal'i zorla götürüyorum gibi hissediyorum." dedi. Annem Burak'a sarılırken "Kızım sana emanet Burak!" dedi. Burak "Ona iyi bakacağıma emin olabilirsiniz." dedikten sonra evden ayrıldık.
Yol boyunca Burak konuştu. Sessizliğimi ve hüznümü anlamıştı. Bu yüzden beni başka konularla meşgul etmek istiyordu. "Otelin Kuşadası'nda olması iyi oldu.Kuşadası güzel bir yer. Bodrum kadar güzel turistler olmasa da yine hatrı sayılır bir sayıda güzel turist var." Beni kızdırmak için söylediğini biliyordum. "Demek güzel turistler var Kuşadası'nda. O zaman en iyisi gitmemek. Sen kızlara bakarken ben kıskançlık krizine giremem. Çabuk eve gidelim, Burak." Bana baktı. Yüzüme kısa bir süre baktıktan sonra yola baktı. "Bazen beni sevmediğini düşünüyorum." dediğinde şaşkındım. "Neden böyle düşündün?" Güldü. "Kızlar genelde kıskançtır ama sen değilsin." dediğinde "Bundan memnunsun sanıyordum. Bilirsin erkekler, kıskanç kızlardan hoşlanmaz." dedim. "Aslında arada kıskanman güzel olurdu. En azından sevildiğimi bilirdim." Araba durdu. "Neden durdun?" dediğimde kırmızı ışığı gösterdi.
Ben kırmızı ışığın yeşile dönmesini beklerken Burak bana döndü. Eliyle çenemi kaldırdı. "Beni sevdiğini bazen hiç göstermiyorsun bana ." dedikten sonra beni tutkulu öptü. Kendini geri çektiğinde arabayı çalıştırdı. "Beni bilirsin ben sevgimi kolay kolay gösteremem." dediğimde "Senin sorunun da bu zaten avukat. Sen sevgini gösteremiyorsun."
"Biz hukukçular biraz duygusuz oluyoruz doktor. Siz kalp kurtarırsınız. Biz ise kalp kırarız. Sen yaparsın Burak. Ben bozarım. Sen bu yüzden Süpermen'sin." Kısa bir ıslık çaldı. "Bakın bizim avukata. Meğerse ne dertliymiş mesleğinden." gözlerimi kapattım. Uyumayacağımı bildiğim halde gözlerimi kapattım. Bunu biraz da konuyu kapatmak ve konuşmamak için yapmıştım. Beni onu sevmemekle suçlarken, elinde güçlü deliller varken (Onu öpmemem) ben ona ne diyebilirdim ki? Neyi delil olarak sunabilirdim?
"Hayal uyan. Geldik." dediğinde Burak, gözlerimi açtım. Gözlerimi ovuştururken güneş ışıkları vücudumda geziyordu. Burak arabanın kapısını açtı. O bavulları bagajdan alırken ben de dışarı çıktım. Oteli incelemeye başladım. Büyük ve çeşit çeşit renk renk çiçekten oluşan bir bahçesi vardı. Bahçenin çeşitli yerlerine konulan koltuklar vardı.
Otelin içine girdiğimizde Burak resepsiyonda işlemleri yaparken ben lobide oturdum. Burak beni çağırdığında bikinili bir Rus turist geldi yanımıza. Kız İngilizce resepsiyondaki resepsiyoniste odasını değiştirmekle ilgili bir şeyler söylerken Burak'a baktım. Kıza bakar sandım ama bakmadı. Görevli bize odalarının anahtarlarını verdi. Burak'ı denemek için "Kız da güzel. Sütun gibi bacakları vardı." dedim. Burak başını kaldırdı. "Ne dedin?" resepsiyonda duran kızı gösterip "Güzel turist." dedim. Asönsere bindik. Boynuma doğru eğildi. "Benim için bir tek güzel var. O da sensin!" Sıcak nefesini boynumda hissedince gerildim. Bir adım geri gittiğimde asönser açıldı.
İkinci katta hiçbir şey demeden yürüdük. Burak bavulu kapıya bırakırken "Eşyalarını yerleştirme sakın. Üstünü değiştir, seni terasta bekliyor olacağım." Ama dememe izin vermeden yanımdaki odaya geçti. Onun odasında girişini izledikten sonra odama geçtim. Bavulumu açıp üstüme rahat bir şeyler giymek için tişört ve şort aldım. Giyindikten sonra kapı çaldı. Kapıyı açtığımda Burak'ı gözünde güneş gözlüğü, kafasında şapkasıyla gördüm. Üstümdekilere bakarken "İyi siyah giymemişsin." dedi. "Buraya geldiğimize benden çok sevinmişe benziyorsun."
Otelin seminer salonuna gittik. Kapının önünde okulun mezunlar balosunun olduğu yazılan bir poster vardı. Kapının önünde konuşan birkaç kişiyi görünce durdum. "Neden durdun?" Kapının önünde konuşan insanları gösterdim. "Gitmesek mi?" Burak "Neden? Buraya bunun için gelmedik mi?" dediğinde "Sen bilmezsin bizimkileri. Şimdi bir şey derler canını sıkarlar." dedim. Geriye doğru bir adım attığımda biri "Hayal, bu sen misin?" dedi. Arkamı döndüğümde dalgalı kızıl saçları, yeşil gözleriyle bana bakan Yeliz'i gördüm.
"Hayal! Gözlerime inanmıyorum." Beni iyice inceledikten sonra yanımda duran Burak'a döndü. Onu fazla inceleyince " Yeliz!" dedim. Dikkatini bana yöneltti. "Senin evlendiğini bilmiyordum." bal gibi biliyordu. Bunu bildiğine diplomamın üzerine yemin ederdim. Bunca zaman geçmesine rağmen bizim hakkımızda bu kadar çok bilgi bilen biri varsa o da Yeliz'dir. "Ben evli değilim Yeliz." Yeliz hiç inandırıcı olmayan bir yaaa çıkardı. "Sen evli misin peki?" Hemen parmağındaki tektaş yüzüğü gösterdi. "İki yıldır evliyim." Elini karnına koyup "Bir bebek bekliyoruz." dedi. "Öyle mi? Çok güzel."
Burak'a dönüp "Siz de Hayal'in nişanlı mısınız?" dediğinde "Hayır, sevgilim." dedim. Burak elini uzattığında "Ben Burak Atan." dedi. Yeliz elini sıktı. Konuşmadan sıkıldığım için "Hadi içeri girelim." dedim. Yeliz eşini çağırdı. "Mahmut tatlım gelsene yanımıza." Mahmut mu? Mahmut ve tatlım mı? Gülmemek için dudağımı ısırdım. Burak Kulağıma "Gülme sakın. Ayıp olur." dedi. Mahmut'u kelleşmeye başlamış saçı, hafif çıkmış göbeğiyle karşımda beklerken başka bir Mahmut gördüm. Uzun siyah saçlı, pembe tişörtlü ve mor pantolonlu adamı görünce şaşırdım. Mahmut, modern dans eğitmeniymiş. Derler ya önyargılı olmayın. Bunu bu yaşımda bile öğreniyordum. Ben Mahmut Tuncer benzeri bir adam bekliyordum. Bu adam ise Tan Sağtürk'tü.
İş hayatlarımızdan, özel hayatlarımızdan (Daha çok Yeliz konuştu. Kocası Mahmut ve aşk dolu evliliklerinden konuştu.) konuştuktan sonra seminer salonuna geçtik. Burak ile yan yana, öndeki yavaş yavaş dolmaya başlayan sandalyelerden birine geçtik. Benim yanıma da Yeliz ve Mahmut geçti. Yerlerine geçen insanlar, oturanların yüzlerine bakıyordular. Kendimi garip bir incelemedeki bir denek gibi hissettim. Burak'a "Nasılsın?" dedim. "Sen iyiysen ben de iyiyimdir. Onun için sen nasılsın?" Aşkın anlamı bu muydu? O kadar yabancıydım ki aşka... Aşkın acı olduğunu biliyordum ben. Meğerse aşk sadece acıdan olmuyormuş. Aşkın sevdiğini düşünmek, onun mutlu olması için uğraşmak olduğunu ben Burak'ta öğrenmiştim.
"Ben iyiyim." Eline mikrofonu alan siyah elbiseli bir kadın konuşmaya başladı. Kim olduğunu yüzüne bakarken bulmaya çalıştım. "Merhaba hukuk fakültesi öğrencileri! Ben Gülseren Akman." İnanmıyorum bu bizim en büyük numara gözlük takan, gecelere kadar hukuk çalışan Gülseren mi? "Beni hatırladınız mı millet? Bazılarınız o kadar değişmiş ki..." ön sıralara baktı. Eliyle beni gösterip "Bazılarınız hiç değişmemiş. Mesale Hayal. Hala çirkin ördek." dediğinde ben ve Burak dışında herkes güldü. Burak'ın kulağına "Beni tut, yoksa birazdan dişli bir kadın kavgası göreceksin." dedim. Burak elimi tuttu. "Sakin ol. Seni kavga ederken görmek çekici olurdu ama burası yeri değil." dedi gülerek.
Gülseren "Şimdi burda sizinle olmak çok güzel. Tıpkı amfide oturmuş hukuk derslerini beklediğimiz günler gibi. Öncelikle hepinize teşekkür ederim. Geldiğiniz için ve burda benim sıkıcı konuşmamı dinlediğiniz için. Herkesin sıkıcı derslerde yaptığı gibi ofladığını görüyorum. Bu yüzden sözümü burda kesiyorum. Terasta bizi bekleyen harika meyve kokteyller var. Şimdi oraya gidelim." dedikten sonra ayağa kalkıp terasa doğru gittik. Yürürken birinin bana seslendiğini duyunca durdum. Küt siyah saçları, ince çerçeveli gözlüğü ile her zaman sert duran Necla'yı gördüm. Yine sert görünüyordu. "Hayal, bu sen misin? Gözlerime inanmıyorum." dedi. "Necla hiç değişmemişsin."
Burak'a baktı. Yine aynı muhabbet dönmesi diye "Burak, sevgilim." dedim. "Ya sen?" dediğimde suratını astı. "Erkek milleti ile evlenmek gibi aptallığı bir kere yaptım." Boşandı galiba. "Eşim denen o kas kafalı adam beni aldattı. Kas çalışmaktan beyin hücrelerini kullanmayı unuttu. Beyinsiz adam! Bu erkeklerin hepsi böyle. Evlenilmez bunlarla. Tek yaptıkları aldatmak konusunda mastır yapmak." Sanki tüm bunların suçlusu Burak'mış gibi söylemesi Burak'ı karşı atağa geçirtmişti. Burak Necla'ya bakıp "Her erkek aldatmaz. Bazıları ölümüne sever." dedi. Sonra gözlerimin içine bakıp "Bazıları bir kadının onu sevmesi için ömrünün sonuna kadar bekler. Şimdi bu adamlar nasıl aldatır sevdiğini? Tek gördüğü o kadın iken, bu kalp tek onun için atıyorsa... O kadının ağzından duymak istediği tek cümle için ölümü göze almışsa... Şimdi bu adam bu kadar deli severken nasıl aldatsın aşık olduğu kadını?"
Burak'ın aşkı karşısında korktuğum anlar oluyordu. Beni bu kadar çok sevmesi hem hayran bıraktırıyordu hem de korkutuyordu. Bazen kendime soruyordum. Beni nasıl bu kadar çok seviyor? Bana nasıl katlandı? Tüm bunlara bana olan aşkı için yapmıştı. Çevresinde güzel kızlar, ona ilgiyle bakan kızlar varken o beni seçmişti. Hem de ona hiç ümit verdiğim anda. Onu terslediğim, ona kızdığım anda beni sabırla bekledi. Mucizelere inanmayan biri olması gerekirken o mucize yarattı, hem de benim için.
Necla inatla "Ben hiçbir erkeğe güvenmiyorum." derken ben "Bazıları farklıdır. Burak da onlardan biri." dedim. Kokteyllerin olduğu masaya yürüdük. Necla başka kişilerle konuşunca Burak'a "Onun adına özür dilerim senden. Aslında seni buraya getirdiğim için özür dilerim. Sana söylemiştim. Buraya gelmemeliydik." dedim. Burak elindeki kokteyl bardağının şemsiyesini çıkartıp oynarken "Neden özür diliyorsun ki? O sadece eşi ve eşi gibileri hakkındaki düşüncesini söyledi. Ve buraya iyi ki geldik. Benim tatile ihtiyacım vardı, senin de. Ve bu tatilin ikimize çok iyi geleceğine eminim." dedi.
Eski arkadaşlarla geçen kokteyli sohbet iki saat sürdü. Acıkınca ve Restauranta gitmek için akşam yemeğinde buluşmak üzere sözleştik. Otelin havuz barında atıştırmalık bir şeyler yemek için Burak ile oraya gittik. Yerli ve yabancı turistlerin oluşturduğu yemek kuyruğunu görünce ofladım. "Bütün otel yemeğe gelmiş gibi." dediğimde Burak bir yere oturmamı söyledi. Ağaç altı bir yere oturup Burak'ın sabırla sırayı beklemesini izledim. Garsondan buzlu kola istedim. Kolamı içerken etrafı izlemeye başladım. Sarışın turistlerbir çift havuzda öpüşüyordular. Çocuk havuzunda güneşin altında kalmaktan esmerleşen çocuklar vardı. Birbirlerine su atan ya da havuza durmadan dalan çocukları izlerken gülümsedim.
"Sana son pizza dilimi bana da spagetti." dedi Burak masaya tabaklara koyarken. "Teşekkür ederim." Burak çatalı eline alırken "Zorlu bir yarıştı benim için. Nerdeyse Alman turist senin pizzanı alacaktı. Bana Almanca bir şey dedi. Galiba küfür etti." dedi. Güldüm. Yemeğizi yerken pek konuşmadık. Birkaç kelime otelden ve benim okul arkadaşlarımdan bahsettik. Yemek yedikten sonra yukarı odalara çıktık. Odaya girmeden önce Burak'ı yanağından öpüp seni seviyorum dedim.
İçeri girdiğimde kendimi üstümdekileri çıkarmadan yatağa attım. Gözlerim kapanmaya başlamışken telefonum çaldı. Arayan annemdi. Esneye esneye annemle konuştum. "Hayır anne, aynı odada kalmıyoruz. Burak yan odada. Uyuyordur galiba. Uykuuumm var. Kapat." cümlemi tamamlamadan uyuyakalmışım. Uyandığımda telefonu yerde buldum. Üstümdekiler kırış kırış olmuştu. Üzerimi değiştirdikten sonra Burak'ın odasına gittim. Kapıyı vurduğumda ses gelmedi. Tekrar ama bu sefer daha kuvvetli vurdum. Esneyerek geliyorum diyen bir ses duydum kapı ardından. Kapı açıldığında üstü çıplak olan Burak'ı gördüm. Esneyerek "Tam da seni rüyamda gördüğümde geldin." dedi. Sonra içeri girmemi söyledi. "Uykunu mu böldüm?" Bunu derken ona bakmıyordum. Pencereden dışarı bakıyordum. Burak önüme geçti. "Neden bana bakmıyorsun?" Ona baktım. "Üstüne bir şey giy de yemeğe gidelim."
Burak tekli koltuğa attığı tişörtü eline aldı. "Hukukçular olarak bir sen bir de Necla galiba işini yapıyor." dediğinde ne demek istediğini sordum. "Avukat dendiğinde aklıma hep yalnız bir insan gelir. Evlenmemiş ve bir ailesi olmayan bir kişi. Sen ve Necla siz hayalimdeki avukatlardansınız işte. Demek istediğim bu." Bunu Burak'tan, sevgilimden duymak beni kötü etkilemişti. İlk defa mesleğim hakkında bana bir şey diyordu, o da acıydı. Amacının benim canımı acıtmak olacağını düşünecek kadar acıydı. Onu göstererek "Ben yalnız değilim. Sen varsın." dedim. Yüzünde buruk bir gülümseme belirdi. "Neden şimdi bunu Dedin? Her zaman benim için böyle mi düşünüyorsun?" Kapıya doğru yürüdü. Kapı koluna uzanırken "Zaman zaman düşünüyorum." dedi. "Neden bunu daha önce söylemedin?" Odadan çıkmadan önce "Bir insana yalnız kalmak isteyen bir insana bunu nasıl derim? Bazen yalnızlık senin ruhun oluyordu Hayal."
"Benim hakkımdaki gerçek düşüncelerini neden şimdi duyuyorum?" Odaya girerken sertçe kapıyı kapattı. Bağırarak "Neden mi? Bence nedenini biliyorsun." Yanıma geldi. Eliyle boynuma dokundu. "Seni çok uzun zamandır bekledim ben. Bana güvenmeni, beni sevmeni ve benimle olmanı... Ama sen beni hiç ama hiç sevmedin. Lanet olası bir gölge var aramızda. Sen onu hala unutmuyorsun. Geçmişin seni zehirliyor Hayal. Sen başından beri yalnız kalmak istiyordun. Bu yüzden ruhun yalnız. Sen beni hiç ama istemedin."
Boynumu öpmeye başladı. "Şimdi kavuşma zamanımız Hayal." Eliyle tişörtümü çekiştirmeye başlayınca onu ittirdim. "Burak kendine gel." Burak elimi sıkıca tuttu. "Artık bitti Hayal. Artık sen benimsin. Duydun mu beni?"
Çığlık atarak uyandığımda nefes nefeseydim. Burak'ı gördüğüm rüya aslında kabusta neydi böyle? Burak'ı resmen sapık olarak gördüm rüyamda. Lavaboya yüzümü yıkamaya gittim. Lavabodan çıkınca kapı vuruldu. Kapıyı açtığımda Burak'ı gördüm. "Hadi havuza gidelim. Biraz otelin tadını çıkaralım." Bu kabustan sonra onunla havuzda yüzmek isteyeceğimi sanmıyordum. "Ben pek iyi değilim. Sen yüz." Burak telaşla "Neyin var?" dedi. "Yol yorgunuyum sadece." Burak "O zaman ben de yüzmem. Seni böyle bir durumda yalnız bırakmak istemiyorum." dediğinde "Önemli değil. Biraz dinlensem iyi olacak. Sen keyfine bak Burak." Burak "Beni güzel Rus turist kızlarla dolu bir havuzda yalnız mı bırakacaksın?" dedi. İçimde yeni filizlenen bir duygu belirdi. Bu duygu kadınların başına dert açardı. Bunun adı kıskançlık kriziydi. "Demek Rus turistler... Aslına bakarsan yorgunluğum geçti."
Havuza gittiğimizde ben boş şenzlongta oturdum. Burak üstündeki açık mavi tişörtünü çıkarttı. "Gelmek istemediğine emin misin?" Başımı salladım. Bir anne gibi "Fazla derinlere dalma Burak. Güneşin altında da fazla kalma." dediğimde güldü. "Tatilin tüm eğlencesini kaçırıyorsun." Havuza gitti. Balıklamayla kendini havuza attı. Havuzdan başını kaldırdığında bana gelmem için el salladı. Elimle yüz işareti yaptım. Havuzu baştan sona yüzdükten sonra yanıma geldi. Saçından sular akıyordu. "Neden gelmedin?" dedi eline havluyu alırken. "Yüzmek istemedim." Havluyla kurulanırken "Havuzda beni kesen kızları gördün mü? Sen orda olsaydın bana bakamazlardı." dedi. Şenzlongtaki tişörtünü alıp suratına attım. "İnşallah o kızlara bakmadın?" Tişörtü başına geçirirken yüzünde şapşal bir gülümseme oldu.
"Sen beni kıskandın mı?" Karşıdan bize bakan sarışın kızı sevgilimi yiyecekmiş gibi bakması içimdeki eskiden sönmüş olan ama şimdi yeni yeni alevlenen kıskançlık krizini körükledi. Burak'ın elinden tutup onu kendime doğru çektim. Yanağına bir öpücük kondurdum. Kulağına "Başka kızlara bakma sevgilim. Gözün bir tek beni görsün. Bir tek beni!" dedim. Burak yüzünü bana döndü. "İnan bana bir tek seni görüyorum. Bir tek seni duyuyorum." dedikten sonra beni tutkuyla öptü. "Bir tek sen varsın benim için, bir tek sen. Bu hep böyle olacak."
İkinci günde otelde bizim sınıftakilerle kahvaltı etmek için Burak ile Restauranta indik. Kahvaltı tabağıma kahvaltılık için bir şeyler doldururken Emel'i gördüm. Küçük kızına kahvaltı yedirmeye çalışırken gördüm. Yanlarına gittim. Emel "Hadi kızım yesene şu peyniri." diyordu. Onları gülerek izledim. Emel başını kaldırdığında beni gördü. "Aaaa... Hayal?" Ayağa kalktı. Birbirimize sarıldık. Bana merakla bakan küçük kıza gülümseyip "Merhaba, ben Hayal. Senin adın ne?" dedim. Küçük kız annesinin arkasına saklandı. Emel'in arkasından bana merakla bakarken Emel kızını bana adını söylemesi için ikna etmeye çalışıyordu. "Hayal Teyze'ne adını söylese kızım." Küçük kız çekinerek bana gülümsedikten sonra "Ben Begüm." dedi.
Emel'in eşi elinde tabakla masaya gelince küçük kız hevesle "Baba." dedi. Esmer, saçlarında yeni yeni beyazlar olan otuzunda bir adam elindeki tabağı masaya koyduktan sonra bana döndü. Elini uzattı tokalaşmak için. "Merhaba, ben Cahit." O sırada belimde bir el hissettim. Arkaya döndüğümde bana gülümseyen ama Cahit'e kaşlarını çatan Burak'ı gördüm. Cahit'i bir düşman gibi bakmaması için "Cahit, Emel'in eşi." dedim. Bu cümleden sonra kaşlarını çatmaktan vazgeçti. Kıskanç sevgilim benim! Yanımda her gördüğü erkeği düşman gören gereksiz yere endişlenen kıskanç sevgilim.
Burak'ın bu halini görünce aklıma bir anı gelmişti. Burak ile o zaman sevgili değildik. Burak bana beni sevmediğini söylemese de bundan şüphe ediyordum. Onunla bir kafeye gitmiştik. Daha doğrusu onun ısrarıyla ben kafeye gittim. Kafede ondan erken geldiğim için bir köşede oturmuş onu bekliyordum. Bir yandan onun teklifini kabul ettiğim için kendime kızıyordum bir yandan ona beni buraya çağırdığı için kızıyordum. Karşıma biri oturduğunda "Of Burak! Beni buraya çağırıyorsun sonra da geç geliyorsun." dedim. Karşımdakinin Burak olmadığını sarhoş ses tonundan anladım. "Tatlım, ne güzelsin bugün. Akşam bize gidelim mi?" dedi sarhoş ağızla. Adam cümleleri söylerken uzatıyordu. Sakin bir sesle "Beyefendi yanlış kişiyle karıştırıyorsunuz galiba." dedim. Adam inatla "Bize gelmemekte neden ısrar ediyorsun?" dedi sarhoş bir ağızla. Ayağa kalkıp "Beyefendi gidin burdan." dedim. Adam elimi tutup "Çok uzattın ama. Alt tarafı..." dediğinde kükremeye benzer bir ses duydum. "Sen ne diyorsun?" Burak adamı omzundan tutup ayağa kaldırdı. Adama yumruk attı. Adamın burnundan akan kanı görünce "Burak, ne yapıyorsun sen?"
Burak adama tekrar yumruk attı. Onu ilk defa böyle görüyordum. Kavga ederken, elini yumruk yapmış acımasızca sarhoş adama vururken... Adam kan akan burnunu tutarken araya girdim. Burak'ın hızla inip kalkan göğsüne elimi koydum. "Dur artık Burak!"
Garsonlar sarhoş adamın yanına gelip iyi olup olmadıklarını soruyordu. Burak'a "Neden yaptın bunu?" dediğimde sarhoş adamı işaret etti. "O pislik adam sana ne dedi, duymadın mı?" Sarhoş adama bakıp "Onu öldürsem az bile." dediğinde aklımda acı bir hatıra belirince hiçbir şey demeden Restauranttan ayrıldım. Arkamdan Burak'ın bana bağırdığını duydum. "Hayal bekle." Restaurantın önünde durmuş, taksi çağırırken Burak yanıma geldi. "Hayal nereye gidiyorsun?" dediğinde bir taksiye işaret ettim. Burak elimi tuttuğunda bağırdım. "Bırak beni." Önümde duran taksiye Burak "Hanfendi gelmeyecek." deyip taksiyi uzaklaştırdı. "Ne yapıyorsun sen? Neden taksiciye gelmediğimi söyledin?" dediğimde ona baktım. "Neden kaçtın?" dedi, soruma soru cevap vermek yerine. Gözlerimi ondan kaçırdığımda "Kaçtığımı nerden çıkardın?" dedim. Gözlerimden akan yaşlar yanağıma akarken kendime ve acizliğime lanet ettim. Burak eliyle çenemi kaldırıp bakmamı sağladı. "Kaçmamın nedeni sendin. Tamam mı? O sarhoş adama yumruk atarken kendini kaybettin..." Elini tutup elindeki kuruyan kanı gösterdim. Gözlerimden akan yaş eline aktı. Kuruyan kan sulanmıştı. "Bak bu kan o adamın kanı, vurduğun sarhoş adamın kanı. Bana laf attığı için vurduğun adamın kanı bu!"
İkimiz kısa bir süre sessizlik içinde bekledik. İkimizin nefes alışveriş dışında, yoldan geçen insanlar ve arabaların sesleri duyuluyordu. "Burak seni tanıyamıyorum artık. Bu sen değilsin." dedim, sessizliği bozarak. Burak "Neden mi böyle oldum? Bunu merak ediyor musun?" dedi. Sesindeki bana olan öfkeyi hissettim. Bana kızıyordu. O adama olan öfkesinin nedeni bendim. Ben bir şey demeyince "Sana uzun zamandır söylemek istediğim bir şey var. Ne zamandır söyleyemeyi istiyordum ama..." dedi. Söyleyeceği şeyi tahmin ettim. Ama duymaya hazır değildim. Bu yüzden park halinde duran taksiye yürümeye başladım. Burak ben taksiye binerken beni durdurdu. "Kaçma artık Hayal. Kaçma lütfen!" Taksiye bindikten sonra "Burak lütfen!" dedim. Araba ilerlerken Burak'ın adımı bağırdığını duydum.
Burak, Cahit'in elini sıkarken biraz rahatlamış gözüküyordu. "Ben Burak Atan. Hayal'in sevgilisiyim." derken bu cümleden rahatsız olduğunu anladım. Onu rahatsız eden kelimenin sevgili kelimesiydi. Necla dışında tanıştırdığım kişiler evliydi. Erkekler ben eşiyim derken Burak'ın sevgilisiyim demesi onu sinir ediyordu. Bir iki kere bu konuyu konuşmuştuk. "Hayal ilişkimizi resmileştirsek?" dediğinde hemen "Daha erken değil mi? Dediğimde sinirle ayağa kalkıp" Farkında değilsen, söyleyim. Zaman geçiyor ve biz yaşlanıyoruz. Yani genç değiliz Hayal. Senin bana evet demeni beklerken ölmek istemiyorum." dedikten sonra beni bırakıp gitmişti.
"Ne iş yapıyorsunuz?" dedi Cahit Burak'a. Burak doktorum dediğinde Emel kulağıma "İkinci sevgilin demek doktor. Yakışıklı doktorları çekici bulduğunu bilmiyordum." dediğinde öksürmeye başladım. Burak ve Cahit bana bakarlarken hala öksürüyordum. Burak elini sırtıma koyarken "İyi misin Hayal?" dedi. Başımı salladım. Emel masadaki su bardağını verirken "Şanslıyız ki doktorumuz var yanımızda." dedi. Suyu içtikten sonra bardağı sertçe masaya koydum. Burak bana soran gözlerle baktı. "Emel seni görmek güzeldi. Sonra konuşuruz." dedikten sonra ordan ayrıldım. Burak, Emel ve Cahit'e tanıştığına memnun olduğunu söyledikten sonra arkamdan geldi. Terasa doğru ilerlerken elimden tuttu. "Hayal ne oldu?" Elimi çektim. "Sana gelmeyelim dedim. Ama sen beni dinlemedin. Kafanın dikine gittin. Zaten ne zaman beni dinledin Burak?" dedim bağırarak. Terasta kahvaltı eden insanlar ve çay, meyve suyu servis eden garsonlar bize bakıyordu. Burak herkesin bize baktığını bildiği ve dikkati daha fazla bizde toplamamak için alçak ve sakin olmaya çalışan bir ses tonuyla "Hayal burda konuşmayalım." dedi. Burak'ı dinlemeyip "Memnun musun? Buraya geldin. İstediğin oldu. Mutlu musun?" diye bağırıyordum. Burak ise bağırıp çağırmam karşısında suskunluğunu koruyordu. Bu durum ise soğukkanlığımı korumamı engel oluyordu. "Sana dedim gelmeyelim ama sen beni dinlemedin. Gelmek için ısrar ettin. Sırf kendini düşündüğün için." Suskunluğunu koruyan Burak bu cümleden sonra suskunluğunu korumadı. Sesi sakin görünüşüne rağmen sertti. "Bunu nasıl dersin Hayal? Seni düşünmeden geçen bir saniyem bile yokken bunu nasıl dersin?"
Biri sorsa bana, en kötü duygu nedir deseler; minnet derdim. Burak'ı sevmek dışında Burak'a minnet duyuyordum. Ve bazen bu minnet duygusu ağır oluyordu. Şimdi olduğu gibi. Burak ben bir şey demeyince sesini yükseltti. İşte o zaman anlamıştım herkesin bize baktığını ve utanç duyduğumu. "Seni kendimden çok bile severken bunu nasıl dersin Hayal? Senin için tüm hayatımı değiştirdim. Senin için kendimden vazgeçtim ben."
Burak benim bir şey dememe izin vermeden yanımdan ayrıldı. Konuşmamızdan bir şey anlamayan turistler bile Burak'ın kızgın ve yüksek çıkan sesinden bizim kavga ettiğimizi anlamışlardı. Bana bakıp kendi dillerinde bir şey söylerken ben Burak'ın gittiği yere bakıyordum. Ne hissettiğimi bilmiyordum. Kızgın mıyım, üzgün müyüm? Hiç bilmiyordum. Tek hissettiğim şey bir hiçliğin içinde olduğum. Ve hiçliğin içinde ne yapacağımı bilmemem.
Bir garson "Hanımefendi iyi misiniz?" derken orda ne kadar dikildiğimi bilmiyordum. Başımı salladım. Hızlı adımlarla terastan çıktım. Nefes alamıyor gibi hissettiğim için bahçeye çıktım. Bahçede yürürken az önce Burak'la ettiğimiz kavgayı düşünmemeye çalıştım. Ne kadar uğraşırsam uğraşayım aklımdan çıkmıyor o cümleler. "Senin için kendimden vazgeçtim ben." Ben bu cümle karşısında ne diyebilirdim? Bana bir tek susmak kalıyordu. Ben de sustum.
Yarım saat süren otelin içinde yürüyüşten sonra odama gitmeye karar verdim. Odamın önünde anahtarla kapıyı açarken durdum. Gözüm yan odaya takıldı. Şimdi Burak ne yapıyordu? Sinirli sinirli odada dolanıp bana kızıyor muydu? Neden benim için buraya geldiğine mi söyleniyordu acaba? Ya da en kötüsü eşyalarını toplamış bir an önce bu otelden ve bu şehirden gitmek için uğraşıyordu. Burak'ı ve yoğun stresli işini düşündüm. Bir kere ona neden doktor olmayı seçtiğini sorduğumda bana birinin mucizeler gerçekleştirmesi lazım, demişti. Elimi tutarken "Sen gibi bir mucize yaratmam lazımdı. Ben de bu yüzden doktor oldum." dediğinde ona hayranlıkla bakmıştım.
Anahtarı elime aldım. Burak'la konuşmak istiyordum. Ama çekiniyordum. Ne tepki vereceğini bilemiyordum. Burak sessiz bir kişiliğe sahipken ne tepki vereceğini kestirmek zordu. O beni tüm hücrelerime kadar anlarken benim onu anlmamam durumun ne kadar kötü olduğunu gösteriyordu. Anahtarla oynarken içimdeki iki sesin kavgasını dinledim. İçimdeki bir ses "Burak haksızdı. Tüm bunlar onun yüzünden oldu. Emel'in canımı acıtmak için ve biraz da kıskançlık yüzünden söylediği cümleyi duyamamın nedeni bu yere gelmemdi. İkinci ses ise böyle olacağını bilemezdi diyordu. O sadece senin iyiliğini istiyordu. Nereden bilsin yılan dilli bir kadının senin geçmişini hatırlatacak bir cümle kuracağını? Burak sadece senin tatile çıkıp dinlenmeni istiyordu.
Adımlarım Burak'ın odasına doğru gittiğinde hiçbir şey düşünmemeye çalıştım. Çünkü biliyordum, düşünürsem onunla konuşmaktan vazgeçerdim. 503 numaralı odanın önünde durdum. Derin bir nefes aldım. Elimdeki anahtarla oynarken kendi kendime yapabilirsin Hayal, git konuş onunla diyordum. Sakin olmak neden imkansızdı? Yavaş yavaş nefes aldıktan sonra kapıya vurdum. Ses gelmeyince kapıya daha sert vurdum. Yine ses gelmeyince daha güçlü vurdum kapıya." Burak aç şu kapıyı. Orda olduğunu biliyorum. Aç artık!" derken sürekli kapıya vuruyordum. Koridordan geçen Rus turist aile bana bakıp Rusça bir şey diyordu. Onları umursamadan kapıyı yumruklaya devam ediyordum. "Aç artık kapıyı Burak! Aç artık ya! Seninle konuşmaya ihtiyacım var. Benim sana ihtiyacım var! Duydun mu beni?"
Yere çöktüm. Kapıyı hala yumrukluyordum. "Aç artık Burak!" Gözlerim yaşarmaya başladı. Birden gözü yaşlı kız çocuğu olmuştum. Babamın bizi daha doğrusu beni terk ettiği güne dönmüştüm. O zaman da şimdiki gibi hissediyordum. Yalnız ve çaresiz! Terk edilmişliği iliklerime kadar hissetmiştim. "Burak!" gözlerimden yaşları sildim. Kapı açıldığında ağlamayı bıraktım. Ayağa kalktım. İçeri girdim. Gözlerimi yere dikip konuşmaya başladım. "Sen haklıydın, ben haksız. Böyle olacağını bilmezdin. Ben de bilemedim. Emel'in söylediği cümle canımı acıttı. Ben de o acıyla sana zehrimi döktüm. Her zamanki gibi!" Sustum. Kısa bir süre sessizlik oldu. Oo konuşmayınca ben konuştum. "Sonra sana geldim. Ve sen kapıyı açmadın. O zaman kötü oldum, ben Burak." dedikten sonra ağlamaya başladım. Burnumu çeke çeke ağlarken "Neden kapıyı açmadın?" diye sordum.
Başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerinin içine bakıp "Burak?" dedim. Sesim kulağıma aciz gibi geliyordu. Tıpkı ben gibi! Burak bana "Neden geldin?" dedi. Sesi olabildiğince soğuktu. Sesini duyduğumda bir ürperti hissettim. Parmaklarımı kütletmeye başladım. "Ben... Söyledim. Sana ihtiyacım vardı. Ve sen kapıyı açmadın." Gözlerimde yaşlar akmaya başlayınca sustum. Başımı eğip aynı cümleyi tekrarladım. "Sen kapıyı açmadın. Sana ihtiyacım vardı." Gözlerimden yaşlar akarken bana bir şey demesini ya da bana sarılmasını bekledim. Bu bekleyiş uzun ve sancılı bir bekleyişti. Gözlerimden akan yaşlar gözpınarlarım kuruyana kadar aktı. Yere bakarken, aslında yaptığım şey yaşadığım utancı saklamak, bir ses duydum. "Hayal!" Yüzüne bakamadım. Başım hala eğik bir şey demeden onun bana kuracağı cümleyi bekliyorum. Sanki yaramazlık yapıp da annesini üzmüş bir kızın utancı ve hüznü vardı bende. O kazanılması imkansız gözüyle bakılan davaları kazanan avukat değildim ben.
Omzumda bir el hissedince ürkekçe başımı kaldırdım. Onun gözlerine baktığımda onu bulanık gördüm. Çünkü hala gözyaşı vardı gözümde. Burak "Sen... Hayal!" deyip sustu. Bu anlamasız kelime yığını karşısında ne diyebileceğimi bilemedim. Burak bir anda elimden tutup beni kendine çekti. Sonra beni öptü. Bu tepkiyi vereceğini bilmiyordum. Bu yüzden o beni öperken şaşkın ördek gibiydim. Alnı alnıma dayarken "Bunu duymam için seni terk etmem gerekiyorsa beni sevdiğini duymam için de ölmem gerekiyor heralde." dedi. Omzuna vurup "Öyle demesene!" dedim. Eliyle gözyaşlarımı sildi. "Neden kapıyı açmadın? Bana çok mu kızgındın?" dediğimde "Sana kızgındım doğru ama kapıyı açmayacak kadar kızgın değildim." O zaman neden açmadığını sorduğumda "Banyodaydım. Su sesinden seni duymadım. Banyodan çıktığımda kapı yumruklama sesi duydum." dedi. "Giyinemeden sen geldin." dediğinde ona baktım. Beline doladığı havlu dışında bir şey yoktu. Saçı ıslaktı. Saçından akan damlalar göğsüne akıyordu. Bunu nasıl anlamamıştım? Hiç dikkatimi çekmemişti. Bir tek, bana dokunduğunda teninin nemli olduğunu fark etmiştim.
"Şey... Ben gitsem iyi olacak! Sen de giyin. Hasta olacaksın." dediğimde güldü. Dediklerimin saçmalığına mı yoksa benim tedirginliğime mi güldü? Çıkaramadım. Zaten o durumda akıl yürütecek halde değildim. Kapıya açarken "Bir şeyi unutuyorsun Hayal!" dedi Burak! Kapıyı sertçe kapattığında arkamı ona döndüm. Refleks olarak sırtımı kapıya dayadım o bana doğru yaklaştığında. "Neyi unuttum?" dedim. Bana o kadar yaklaşmıştı ki sabunun kokusunu alıyordum. Yüzüme doğru yaklaşırken yanaklarımın bir domates gibi kızardığını hissediyordum. Benim bu durumumla eğlenmiş gibi bir hali vardı. Yüzünde çapkın bir sırıtış vardı. Kulağıma doğru eğildi. Sıcak nefesini boynumda hissedince gerildim. Elim refleks gibi oraya gitti. Burak bir elini belime koyup diğer elini kapıya koyduğunda kendimi onun oluşturduğu bir duvarda hissettim. Elinin değdiği yer alev almış gibi hissetmeme neden oldu. "Ben... Ben..." Burak parmağıyla boynuma daireler çizmeye başladı. Başka zamanda ve böyle bir durumda değilken sakinleştirici bulacağım bu daire çizmeyi şimdi böyle bulmuyordum. Tam tersine beni sinir ediyordu. "Burak!" dedim. Bunu kes artık demek için söylemiştim.
"Seni ilk öptüğüm anı hatırlıyorum. O zaman da böyleydin. Biraz hüzünlü, biraz endişeli ve biraz da öfkeli! Hatırlıyor musun Hayal, o günü? Seni ilk öptüğüm günü?" dediğinde aklımda onun ilk defa beni öptüğü an belirmişti.
Bir köşede oturmuş, camdan dışarı bakıyordum. Bulut ve Şermin, Burak'ın doğum günü için süpriz bir parti düzenlmiştiler. Beni de çağırmıştılar. Burak'ın arkadaşı olduğumu, partide muhakkak olmam gerektiğini söylediler. Bunu söylerken onların bana manalı bakışlarını görmezden geldim. Sevgili olmadığımızı biliyordular ama aramızda özel bir şey olduğunu düşünüyordular. Ben ne kadar sadece arkadaş olduğumuzu söylesem de onlar inanmayacağı için bunu açıklamaktan vazgeçtim. Kimseyi doğrulara inandıramazsınız, kendi doğruları dışındaki doğrulara.
Şermin elinde meyveli pastayla geldiğinde odadaki herkes "Burak nerde kaldı ya?" demeye başladı. Burak'ın evinde Burak'ın okul arkadaşları, aile tanıdıkları, siteden tanıdıkları vardı. Orda kendimi yabancı hisseden bir tek bendim. Sanki burda olmamam gerekti. Buraya ait değilmişim gibi hissediyordum. Bu insanların mutluluğunun bir parçası olmayı hak etmiyordum.
Bulut telefondan Burak'ı aradı. Bana dönüp "Açmıyor telefonu.” dedi endişeyle.