Bulut telefondan Burak'ı aradı. Bana dönüp "Açmıyor telefonu. Sen arasana Hayal. Sen aradığında açar." dedi. Odadaki herkesin bana bakması ve bu cümle yüzümün kızarmasına neden oldu. Bir köşeye çekilip Burak'ı aradım. Bulut'un dediği gibi Burak telefonu hemen açtı. İçimden keşke açmasa diye geçirdiğimde Burak "Hayal?" dedi. Herkes susmuş beni dinliyordu. Nerdesin dediğimde eve geliyorum dedi. Neden aradığımı sordu. Bir kız sesi "Özlediğini de söyleseydin ya." dedi. Onları duymamazlıktan gelmek zor oluyordu. Burak'ın daha fazla bir şey demesine izin vermeden telefonu yüzüne kapattım. Bulut soran gözlerle bana bakınca geliyor dedim.
Yarım saat sonra Burak geldi eve. Herkes evin bir köşesine dağılmıştı. Sigortayı da biri kapattığında geriye kalan Burak'ın eve gelmesini beklemekti. Anahtar sesi duyduğumuzda Şermin yanıma geldi. "Pastayı sen tut." dedi. Ben hayır diyemeden elime pastayı tutuşturdu. Elim mahkum odanın ortasında çam ağacı gibi dikildim. Burak kapıyı açıp anahtarı antreye (Bunu hep yapardı. Kapı kilitleme gibi bir özelliği yoktu. Ona bir gün evine hırsız gireceğini söylediğimde evini kilitleyenlerin de evine hırsız girdiğini söyledi.) attı. Doğruca odasına giderken durdu. Karanlık koridordan geçerken tek ışıklı odayı fark etti. Salona doğru yürümeye başladı. Adımlarının sesini duyunca nedensizce heyecanlanmaya başladım. Ellerim titreyip pastayı düşüreceğimden korkuyordum. Ve her şeyi mahvetmekten.
Burak kapıyı açtığında ben dışında herkes "İyi ki doğdun Burak!" dedi. Ben elimde pastayla ona bakıyordum. O bana bakıp gülümseyince ben de güldüm. Bulut ve Şermin, onun yanına gitti. Bulut kardeşine sarılıp "Doğum günün kutlu olsun kardeşim." dedi. Şermin de doğum gününü kutladıktan sonra herkes kutlamaya başladı. Burak herkese teşekkür ettikten sonra yanıma geldi. Elime dokunup "Bana ne aldın doğum günü hediyesi?" dedi. Tabağı düşürecek gibi olduğumda elimden tabağı aldı. "Gelmene sevindim." dedi, tabağa bana geri verirken. Bulut ve Şermin yanımıza geldi. Bulut "Hadi mumları üflsene artık." dedi, sabırsız bir şekilde. Burak mumları üflerken Şermin onu durdurdu. "Bir dilek dile mumları üflerken." Bırak dilek diledikten sonra mumları üfledi. Şermin "Eee... Ne diledin?" dediğinde bana bakarak Burak "Söylersem gerçekleşmez." dedi. Pastayı kestik. Herkes Burak'ın, doğum günü çocuğunun yanındaydı. Burak onlarla konuşurken arada bana bakıyordu. Ona gülümsediğinde bana gülümsüyordu. Ben pastamı yerken yanıma Şermin geldi. Burak'ın kahkasını gösterip "Mutlu görünüyor." dedi. Başımı salladım. "Doğum günü partisi onu mutlu etti." dediğimde Şermin başını hayır anlamında salladı. "Onu bir tek şey mutlu etti." Ona soran gözlerle bakınca "Bunun cevabını biliyorsun Hayal. Hep bildin." dedi.
Meyveli pastadan az bir parça kaldığında masada boş bardaklar vardı. Hediye verilme faslı geldiğinde en son hediyesi ben vermek için bekledim. Burak kardeşine marka, siyah saat, Şermin de şık kol düğmeleri almıştı. Herkesin hediyelerinin yanımda benim hediyemin basit kaçtığını düşünce hediyeyi vermek istemedim. Elimdeki hediye paketinin kurdelesiyle oynamaya başladım. Bulut, Şermin ve ben kaldığımızda saat on bire geliyordu. Yurttan en geç saat ona kadar izinliydim. Annemi arayıp yurda on bir buçuk gibi döneceğimi söylemesini söyledim. Yurdun en çok taktığı şey öğrencilerin giriş çıkış saatiydi. Yurda dönmek için yarım saatim vardı. Şermin masadaki tabak ve bardakları toplamaya başlayınca ben de yardım etmeye başladım. Elimde tabak mutfağa giderken Burak beni durdurdu. "Bırak, Şermin halleder." dediğinde "Ayıp olur ama." dedim. Burak elindeki tabağı alıp masaya koydu. "Hem sen bana daha hediyemi vermedin." Hediyeyi koyduğum masaya gittim. Hediyeyi alıp yanına gittim. "Aslında sana vermeyi düşünüyordum. Çünkü beğenemeyeceksin." Hediyeyi çekinerek ona verdim. Gülümseyip "Güzel bir hediye. Teşekürler!" dedi. "Ama daha açmadın. Nasıl güzel olduğunu biliyorsun?"
Burak "Hayal!" dedi. Sesi fısıltı gibi çıkmıştı. Duyup duymadığıma bile emin değildim. Eliyle yanağıma dokundu. O zaman anladım, bu an o andı. İtiraf edecekti, bana aşık olduğunu söyleyecekti. Buna hazır değildim. Ben aşık olmaya hazır değildim. "Burak benim..." cümlem yarıda kesilmişti. Kesilmesinin nedeni Burak'ın beni öpmesiydi. O beni tutkuyla öperken ben şaşkınlıktan kalakalmıştım. Aramızda az bir mesafe kala geri çekildi. Alnını alnıma dayayıp "Seni seviyorum Hayal!" dedi. Gözlemi ondan kaçırmaya çalıştım. Ona bakmamı sağladıktan sonra konuşmaya devam etti. "Bunu bildiğini biliyorum. Ve bundan kaçtığını da biliyorum. Ama artık dayanamıyorum Hayal. Sana söylemezsem öleceğimden korkmaya başladım. Seni seviyorum Hayal Kaya! Seni çok ama çok seviyorum."
Ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum. Bu anın geleceğini düşündüğümde korkuyordum hem de çok. Ama şimdi neden korkmuyorum? Neden bu cümleler karşısında bir şey hissetmiyordum? Neden yaram oluk oluk kanarken canım acımıyordu? Ne bir heyecan ne de sevinç! Ağzımdan çıkacak kelimeyi bekliyordum umutsuzca. Sanki konuşmayı unutmuşum gibi kelimeler dökülmüyordu ağzımdan.
"Hayal!" dedi, Burak. Sessizlik. "Hayal, bir şey desene. Az önce sana ilan-ı aşk ettim. Hala kelimeler çıkmıyordu ağzımdan. Burak yüksek sesle "Seni seviyorum Hayal!" tekrar dediğinde gözlerimin yaşardığını hissettim. Biri göğüs kafesimi bir mengene ile sıkıyor gibi hissediyordum. Ruhum daralıyordu. Sanki ölüyor gibiydim. Burak elimi tutup "Hayal, bir şey desene." dedi. Bir damla gözyaşı yanağımdan aktığında özür dilerim dedim. Ama Burak duymadı. Bu özrü başkasına borçluydum. Ben O'na özür borçluydum. Ben O'na borçluydum ömür boyu. Burak düşüncelerimden habersiz "Duydun mu beni Hayal? Seni seviyorum." dediğinde hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.