GÜNÜMÜZ!
Sabah sekreterim odama girmeden önce beni durdurdu. "Hayal Hanım, Ahmet Bey aradı." Kapı koluna uzanırken "Sizinle konuşmak istiyormuş." dedi. Kapıyı açıp içeri girdim. "Ajandaya bakıp bir saat ayarlarsın." dedim. İşini de mi ben hatırlatacaktım? Masamda katlanmış bir kağıt gördüm. Elif "Ahmet Bey gönderdi. Sizinle görüşmek istediğini ama gelemeyecek kadar yaşlı olduğu için sizden özür dilediğini söyledi." dedikten sonra odamdan çıktı.
Ahmet Bey, yüzünü görmediğim ilk müvekkilimdi. Onun hakkında bildiğim tek şey; zengin ve yaşlı bir beyfendi oluşuydu. Onunla telefonda konuştuğumuzda şirketini torunları ve çocukları arasında pay etmek için benim onun avukatı olmamı istediğini söyledi. Onunla yüz yüze konuşmak istediğimi söyledim. Şirketi Ecosia'da (Her 45 aramada dünyaya bir ağaç diken çevreci arama motoru.) araştıracak vaktim olmadığı için yüzünü görmediğim bu yaşlı adamı merak ediyordum. Kağıdı açıp güzel bir el yazısıyla yazılmış olan cümleleri okumaya başladım.
"Ben yaşlı bir adamım, Hayal Hanım. Zaman insanlara ceza verir. Zamanın da bu yaşlı adama cezası yürüyemeyecek kadar ayaklarımın dermanı olmayışı. Benim gibi bir yaşlı adamı yormayıp evime gelip beni görürseniz çok sevinirim Hayal Hanım. Aklınızdaki soruları severek yanıtlama imkanınız olacak. Ve benim sorularımı da siz yanıtlayacaksınız.
Bu yaşlı adamın isteğini kabul edeceğinizi umuyorum.
Saygılarımla..."
Kağıdı çantama koyup odadan çıktım. Elif'e Ahmet Bey ile konuşacağımı söylediğimde bana bir tane zarf verdi. Zarfı açacakken "Hayal Hanım bana söylenen bu zarfı evde açmanızmış." diye uyardı beni Elif. Zarfın içinde yazananları en az Ahmet Bey’i merak ettiğim kadar merak etsem de zarfı çantama koydum. "Ben öğleden sonra gelirim. Arayan olursa bir müvekkiliyle konuşuyor dersin." dedikten sonra bürodan çıktım.
Kağıtta yazılan adrese taksiyle gitmek zorunda kaldım. Çünkü arabam bakımdaydı. Taksiyle de trafiğe takıldık. Elim zarfa gittiğinde içimdeki şeytan beni dürtmüştü. Zarfı açarken beni kınayan yaşlı bir adamın görüntüsü oluştu kafamda. O an aklıma anneannem geldi.
Anneannem bize geldiği günle ilgiliydi bu anım. O zaman küçük bir kızdım. Anneannem elinde hediye paketi ile gelmişti eve. Ben paketin içindekini merak ettiğim için durmadan içinde ne var anneanne diye anneannemi sıkıyordum. Anneannem "Annenin hediyesi var. Sakın açma. Tamam mı?" diye beni uyardığı halde dayanamadım ve hediye paketini açtım. Anneannem odaya geldiğinde bana çok kızmıştı. Bana "Sana söyleneni yap Hayal. İçindekini ne kadar da merak etsen de bekle. Bekle ki süprizi bozma." dediğinde utanmıştım.
Zarfı çantama geri koydum. Okumaktan vazgeçmiştim bu anı aklıma gelince. Şöförün geldik demesiyle camdan başımı dışarı çıkardım. Lüks bir rezidansın önündeydik. Şöföre doğru mu geldiğimizi sorduğumda "Abla bu yerde bundan başka gökdelen bina yok. Ben görmüyorum. Sen görüyor musun?" dedi, sinirle. Şöförün de öfkelisine mi çattım bugün? Şöföre parasını verip bir an önce taksiden indim.
Rezidansın önündeki görevliye adımı ve Ahmet Bey için geldiğimi söylediğimde kapıyı açtı. Asönsere binip en son kata çıktım. Asönserdeki aynada kendime baktığımda saçımın topuzunun dağıldığını gördüm. Saçımı tekrar yapacak vaktim yoktu. Bu yüzden üzerimi düzelttim. Siyah elbisenin eteğini çekiştirdim. Asönserden çıktığımda koridorun sonundaki kapıya yürümeye başladım. Yürürken neden heyecanlanmaya başladığımı anlamadım. Kalbim liseli bir genç kızın kalbi gibi hızlı atıyordu. Yaşlı bir adamla konuşacaktım alt tarafı. Kendi kendime sakinleşmek için telkin veriyordum. Sen profesyonelsin Hayal. Böyle çocuk gibi heyecanlanmak sana göre değil.
Kapının önüne geldiğimde durdum. Derin bir nefes aldım. Kapıyı vurduğumda kapının açık olduğunu gördüm. "Ahmet Bey!" deyip çekinerek içeri girdim. Küçük bir koridorda yürürken geniş bir salonu görünce oraya yöneldim. Koyu kahverengi renginde iki büyük koltuk, bir sehpa ve duvara monte edilmiş büyük bir plazma vardı. Bu geniş salon için oldukça az eşya vardı. Odaya bakarken içimde bir sıkıntı belirdi. Sanki burada olmamalıydım. Çekinerek koltuğa oturdum. Telefonumu çantamdan çıkardım. Biri aramış diye baktım. Bir tane mesaj vardı. O da Süpermen'di. "Seni seviyorum!"
İçimdeki sıkıntı biraz daha büyüyünce gitmek istedim. "Ahmet Bey!" diye tekrar seslendim yaşlı müvekkilime. Sesim neden alçak çıkıyordu? Ses gelmeyince ayağa kalktım. Bir adım atıp durdum. Bu... Bu o muydu? Bu o olamazdı. "Hayal!" dedi. Sesi... Kendimde güç bulamıyordum. Ayakta zor duruyordum. Tekrar "Hayal!" dedi. Yanıma geldiğinde ağzım açık ona bakıyordum. "Sen... Sen gerçek değilsin." dedikten sonra gözlerim kapandı.
***
Bir ses duyuyordum. Bir ses... Tanıdık bir ses. Uzun zamandır duymadığım ama aklımda kalan bir ses. Adımı söylüyordu. "Hayal!" diyordu. Adımı söylerken sesi o kadar alçak çıkıyordu ki adımı duyduğuma emin değildim. Sanki adımı söylemekten çekiniyor gibiydi. Sanki adım buzdan bir eşya idi. Söylerse kırılacaktı.
Gözlerimi açmaya çalıştım. Gözümü açtığımda bulanık bir görüntü gördüm. Üzerime doğru eğilen bir insan vardı. Ama yüzünü tam göremiyordum. Gözlerimi kapattım ve tekrar açtım. "Hayal!" dediğinde "Se-sen..." diyebildim. Elini kaldırdı. Yüzüme dokunduğunda çığlık attım. Sanki beni öldürüyormuş gibi çığlık atıyordum. Elini çektiğinde de ben hala çığlık atıyordum. Boğazımın acımasını umursamadan çığlık atıyordum. Kendime hakim olamıyordum. "Hayal ben yaşıyorum!" dediğinde ise sustum.
Yataktan kalktım. Ondan en uzak köşeye gittim. "Se-sen sen gerçek değilsin. Se-sen öldün." diyordum. Bunları derken elbisemin eteğini çekiştiriyordum. Kendimi delirmek üzere olduğumu hissediyordum. “Se-sen gerçek değilsin. Se-sen öldün." diyordum durmadan. Yanıma geldi. Aramızda az bir mesafe vardı. Benden çekindiğini görüyordum.
"Ben ölmedim Hayal!" dediğinde bağırdım. "Hayır. Sen öldün. Sen öldün. Senin bir mezarın var. Adın yazıyor o taşta. Orda yazan Arda Deniz!" Yere çöküp ağlamaya başladım. "Sen öldün ve ben de öldüm. Sen öldün. Ben de öldüm. Duydun mu beni? Öldün."
Arda yanıma geldi. Elini elimin üzerine koydu. "Ben buradayım Hayal. Şu an senin yanında. Sana dokunuyorum." Yaşlı gözlerle özlediğim deniz mavisi gözlerine baktım. Eliyle gözyaşlarımı sildi. "Ölü olsam senin elini tutabilir miyim?" Alnı alnıma dayadı. Onun kokusunu alıyordum. O bildiğim ve çok sevdiğim koku. Eğildi. "Seni özledim Hayal. Seni çok özledim." dudakları dudaklarımı bulduğunda onun yanımda olduğunu anladım. O gerçekti.
Geri çekildiğinde onun suratına tokat attım. "Aptal!" dediğimde "Eski zamanlardaki gibi." deyip güldü. Suratına bir tokat daha attım. "Aptal!" Hıncımı alamayıp daha sonra omzuna vurdum. "Seni öldü zannettim bunca zaman. Seninle beraber ölmüştüm ben. Sen o toprağa girdin ya ben de girmiştim. Senin öldüğün yıl her gün mezarına gittim ben. İçinde senin olduğun toprakla konuştum ben."
Beni kolumdan çekip kendine doğru çekti. Bana sımsıkı sarılırken "Senin yanındayım Hayal." dedi. Elleri saçlarımı okşarken gözyaşlarım sırtına akıyordu. "Senin öldüğün gün intihar etmeye kalktım ben." dediğimde yüzüme baktı. Yüzündeki şaşkınlık ve korku ifadesini görüyordum. "Ben o hastanede çatı katında atlayacaktım. O gelmeseydi..."
Eli yüzüme dokundu. "Senin yokluğuna katlanamam ben." Omzuna vurdum. "Katlandın. Tam on yıl katlandın. On yıl boyunca senin yasını tuttum ben. On yıl, tam on yıl matem tuttum ben. Senin ölün için." dedikten sonra duvara dayanarak ayağa kalktım.
"Şimdi karşıma çıkmış ölü değilim diyorsun Arda." Arda ayağa kalktı. Elimi tuttu. "Sana her şeyi açıklamama izin ver." Elimi çektim. "Bensiz on yıl boyunca ne yaptığını dinlememi istiyorsun? Ne yaptığın ortada değil mi? Her zamanki şeyler... Bensiz on yıl boyunca yaşadın sen. Ama ben... Neyse boşver. Sen bensiz on yıl yaşadın, beni hiç merak etmeden. Bundan sonra da bensiz yaşarsın." Göz yaşlarımı sildim. Arda "Biliyorum bana kızgınsın ama..." dediğinde "Sana kızgın mıyım? Şu an sana hissettiğim duygu kızgınlık değil. Şu an seni öldürebilirim. En azından bunca yıl çektiğim acılar bir şeye yarar." dedim.
Arda gülünce daha da kızdım. "Bir de gülüyorsun. On yıl boyunca değişmeyen tek özelliğin yüzsüzlüğün." Arda elimden tutup beni kendine çekti. Eliyle yüzümü okşarken "on yıl boyunca değişmeyen tek şey sana olan özlemim ve sevgim. Seni ne çok özlediğimi bilemezsin." dedi. Kokumu içine çekerken "Kokunu çok özledim. Sonra gülüşünü, bana bakışını ve seni öptüğümde..." dedikten sonra beni öptü. Dudakları dudaklarıma değerken aklımda bir tek şey vardı, on yıl boyunca olmasını istediğim tek şey, o gerçekti!
Eli hala belimdeyken kendini geri çekti. Aramızda az bir mesafe vardı. Nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Ona bakıyorken aklımda binlerce düşünce, binlerce duygu vardı. Onun karşımda durmuş bana baktığını görüyordum. O yaşıyordu. Sonra aklıma onun mezarına gittiğim günler geliyordu. O toprağa dokunuşumu, toprağın üstüne yatıp ağlayışımı, onu kaybettikten sonra geçen acı dolu yıllarımı...
Arda alnı alnıma dayadı. "Seni seviyorum Hayal. Hep sevdim. Bu on yıl boyunca aklımda tek sen vardın." Bunu dedikten sonra parmağımdaki yüzüğe baktı. O an başka birinin nişanlısı olduğumu ve beni bekleyen birinin olduğunu fark ettim. Kendimi geri çektim. Yaptığım yanlıştı. Söz konusu Arda olunca hep yanlış yapıyordum. "Ben... Ben gitmeliyim." Arda "Sen nişanlısı mısın?" derken sesi cevabı duymaktan korkar gibi alçaktı.
"Ben gidiyorum." dediğimde tekrar bana sordu. "Sen nişanlı mısın?" yerde duran topuklu ayakkabımı alıp giydim. Arda bana bakarken "Evet, ben nişanlıyım." dedim. "Kim o?" dedi. Sesindeki öfkeyi hissedince bağırdım. "Kim olduğunu neden merak ediyorsun?" Yanıma geldiğinde "Senin elini kimin tuttuğunu, sana kimin dokunduğunu neden mi soruyorum?" dedi. "on yıl önce yaşadığını bana söyleseydin her şey..." sustum. "Hayal, sen ve ben..." dediğinde "Biz diye bir şey yok Arda!" dedim. Odaya baktım. Çantamın burada olmayınca anladığımda salona geçtim.
"Ama hala beni seviyorsun." dedi salona girdiğinde. Sırtını kapı pervazına dayadı. Kollarını kavuşturduğunda gömleği gerildi. Kaslı bir yapısı vardı. On yıl önce rüyamda gördüğüm gibi. Acaba hala boks yapıyor mu? Sehpada duran çantamı aldım. "Bunu da nereden çıkardın?" Arda "Öpüşmemizden." dediğinde elimden çanta düştü.
"Saçmalama!" Çantamı tekrar elime aldım. "Seni öptüğümde benim hissettiğim şeyi sen de hissettin. Değil mi? Bunu benim gibi iliklerine kadar hissettin." yürümeye başladım. Kapının önünde durdum. "Hiçbir şey hissetmedim. Senin için tek hissettiğim şey şaşkınlık. Malum her gün ölü sandığım insanın yaşadığını öğrenmiyorum." Kapıdan çıkarken beni durdurdu. "Bugün yaşadıkların karşısında şaşkınsın. Buna veriyorum bana olan kızgınlığını." dediğinde "Ahmet Bey'e söylersin onun müvekelliğini yapmayacağım." dedim.
Kapıya doğru gittiğimde Arda "Seni görmek güzeldi." dedi, sanki kısa süre önce konuşmayı bırakmışız da tekrar konuşmaya başlamışız gibi. Kapı koluna uzandığımda "Yaşadığını bilmek..." dedim. Arda "Buna sevindin sadece şaşkınsın." dedi. "Kızgınım da."
Arda yanıma geldi. "Sana her şeyi anlatacağım ama kızgınsın. Bu yüzden başka bir gün anlatacağım." Bağırdım. "Senin ne sesini duymak ne de yüzünü görmek istiyorum." Kaşlarını çattı. Gözlerinin maviliği koyulaştı. "Sana aldığım nefes gibi ihtiyacım varken bana bunu diyemezsin. Benim yüzümü de göreceksin sesimi de duyacaksın. Çünkü nefesimi hissedecek kadar yakın olacağım sana." Omzundan onu ittirdim. Bağırarak "Seni görmek istemiyorum. Eskiden olduğun gibi bir ölü ol. Benden uzak dur." dedim. "Artık ölü olamam. Sensizliğe dayanamıyorum artık. Seni istiyorum Hayal. Seni istiyorum!"
"Bencilsin Arda. Hayatın boyunca bencil oldun. Lisede de bencilsin. Şimdi de bencilsin. Bir kere benim için bir iyilik yap. Ve beni unut, olur mu? Bari benim için bunu yap. " Gözlerime bakıp bu konuda ne kadar ciddi olup olmadığıma emin olmaya çalışıyordu. "Benden uzak dur Arda. Ve bu konuda ciddiyim. Benden uzak durman için gerekirse yasal yollara başvururum. Gerçekten yaparım bunu."
Arda "İşte tam bir avukat gibi konuştun, avukat hanım." dediğinde "İnsan on yılda büyür ya. Ama sen hala o ergensin. Eminim hala birden fazla kızla aynı anda çıkıyorsundur. Bu konuda yanılmam mümkün değil. Neden biliyor musun? Çünkü sen değişmezsin Arda." dedim. Sonra ona onu onayladığımı belli eden bir bakış attım. "Sen ve sen gibiler... Siz basitsiniz Arda. Sizi çözmek hep kolay oldu." Cümlelerim karşısında bozuldu. Kaşlarını çattı. Çenesi seğirdi. Bu söylediklerim onun için az bile. Ama daha fazla durursam korkuyordum. Ona sarılmaktan korkuyordum. Çünkü onu özlemiştim, hem de çok.
Kapıyı açtığımda arkamdan sertçe kapattı. "Hayat bize bir kez daha şans verdi. Seni kaybettim. Şimdi de buldum. Sence seni tekrar kaybeder miyim?" Arkamı döndüğümde onunla burun buruna geldim. "Sen o şansı on yıl önce kaybettin Arda. Tam on yıl önce sen öldün. Beni de öldürdün. Ama şimdi? Şimdi ise her şey değişti. Neden biliyor musun?" parmağımdaki nişan yüzüğünü gösterdim. "Ben nişanlıyım. Yakın bir tarihte de evleneceğiz. Sana tavsiyem yakın bir zamanda evlenecek bir kadından uzak durman. Aksi takdirde bu mide bulandırıcı oluyor." başka bir şey demesine izin vermeden de evden çıktım.