Benimle Evlenir misin?

1795 Words
Masamdaki laptopa boş boş bakarken aklımda Arda ile ilgili konuşmamız vardı. Ekrana bakarken elimle farenin tuşlarına durmadan basıyordum. Kapı vurulduğunda Arda sanıp "Boşuna uğraşma. Seninle konuşmayacağım." dedim. Kapı açıldı. "Kime sinirlendin böyle avukat hanım?" Başımı kaldırdığımda Burak'ı gördüm. "Aaaa... Sen miydin?" Burak bana merakla bakarken "Başka birini mi bekliyordun yoksa?" dedi. Ona Arda'dan bahsedemezdim. En azından şimdilik. Olayı ben bile daha kavrayamamışken ona nasıl izah ederdim? "Kimseyi beklemiyordum. Hiçkimseyi beklemiyordum." Bu telaşlı halim Burak'ın gözünden kaçmadıysa da bir şey demedi. "Sen neden geldin?" Sanki onu suçlarcasına söylediğimi asılan yüzünden anladım. Sonra hatamı düzeltmeye çalıştım. "Seni beklemiyordum. Hastanede nöbetin olduğunu sanıyordum. Ondan gelmene şaşırdım." Burak duvardaki saate bakıp "Eve gitme vaktin geldi küçük hanım. Hadi seni eve bırakayım." dedi. Ara sıra bazen bana bu ifade ile takılırdı. "Benden üç yaş büyüksün Burak. Böyle demen gerekmiyor." Burak yeni yeni çıkan sakalını kaşıdı. "Bazen seni anlamadığımı düşünüyorum." Beni benden iyi tanıyan oydu. Bunu neye dayanarak söylüyordu? "Neden böyle düşündün?" Düşüncelerini tartan bir ifade belirdi, yüzünde. O konuşmadan önce düşünürdü. Kendine söz sükutsa, sükut altındırı öğüt almıştı. "Sayıları küçümseme Hayal. Hele ki aramızdaki üç yaşı hiç küçümseme." dedi, öğüt veren bir abi gibi. "Alınma ama erkekler geç olgunlaşır. Yani benden üç yaş büyük olman iyi oldu." Sanki istediği cevap bu değilmiş gibi bakışını pencereden dışarıya çevirdi. "Burak emin ol. Bazen beni benden iyi tanıyorsun. Sen yalan makinesi gibisin." Havadaki gerilimi azaltmak için küçük bir kahkaha attım. "Hadi gidelim, Hayal." Burak'ın canını sıkan şeyi çözmek istesem de bu düşünceden vazgeçtim. Çünkü bazen o kendini açmadıkça onu anlamak mümkün olmuyordu. "Olur."dedikten sonra beni beklemeden bürodan çıktı. Yol boyunca ikimizde suskunduk. Tek ses radyoda çalan şarkıydı. Onu da dinlemiyorduk. Burak konsantre olmuş yola bakarken ben bugünü unutmaya çalışıyordum." Telefonun çalıyor Hayal." diyen Burak'ı duymamıştım. Burak arabayı sağa çekip durdurduğunda "Ne oldu?" dedim. Çantamı işaret etti. Telefonumun çaldığını o anda fark ettim. Telefonu elime aldığımda bilmediğim bir numaranın beni üç kez aradığını gördüm. Bilmediğim numaralar için yaptığımı yaptım. Arayan kişinin kapatmasını umarak bekledim. Burak "Açmayacak mısın?" dediğinde ısrarla çalan telefonu duymamazlıktan geldim. "Hayır." Burak elimden telefonu aldı. "Belki de acil bir durumdur. Şu garip davranışını artık bırakman gerekir." Garip davranış mı? Ben hiç de garip davranıyordum. Bilmediğim numaraları açmamak en akıllacaydı. Arayan şanslıysam ya bankaydı ya da sapık. Tabii bir de dolandırıcılar vardı. Telefonu açtığımda beni insanları tuzağa düşürme yollarının kitabını yazacak kadar zeki olduğunu sanan üçkağıtçılar da arayabilirdi. Onlar kendini zeki sana dursun karşıdaki kişinin bir avukat, bir hukukçu olduğunu bilmiyordular. İşte bu sebeplerden ve acı bir sebepten açmıyordum bilmediğim numaraları. "Ben garip davranmıyorum. Sadece yapmamı gerekeni yapıyorum." Israrla çalan telefon susmak bilmiyordu. Burak "Aç artık şunu." dedi, telefonu bana uzattı. Telefona virüs gibi bakarken Burak telefonu açmayacağımı anladı. Telefonu açıp karşıdakinin konuşmasına izin verdi. Telefonu bana uzatmadan önce "Evet, Avukat Hayal Kaya'nın telefonu. Bir dakika. Ona veriyorum." dedi. "Telefon sana. Gözün aydın! Nur topu gibi bir müvekkliin oldu." Bu berbat espriye gülerken "Burak, berbat espri." dedim. Telefonda onun sesini duyunca suratım asıldı. "Hayal!" Beni bulmuştu. Ona telefonumu vermediğim halde bulmuştu. Telefonu diğer kulağıma koydum Burak duymasın diye. Burak bu ani değişikliğime şaşırarak bakarken Arda telefonda konuşuyordu. "O? O adam mı?" Sesi sanki kendine hakim olmak ister gibi çıkıyordu. "Dediğiniz konuyu tam olarak bilmediğim için bir şey demek güç." dediğimde Arda bağırdı telefonda. "Telefonunu açan adam kim?" telefonu kulağımdan az da olsa uzaklaştırdıktan sonra "Bakın eşinizin avukatı ile konuşmam için öncesinde bunu ona bildirmem gerek." dedim. Arda'nın bu cümleden bir şeyler anlamasını umdum. Zeki biri olan Arda da bunu anlamıştı. "O, o adam değil mi? Sevgilin." Nişanlım diyecektim ama yanımda Burak varken diyemedim. "Evet, haklısınız ama şimdi müsait değilim." dediğimde Arda "Tek bir şey söyle. Beni dinleyecek misin?" dedi. Ofladım. "Mümkün değil. Bu tür davalara bakmıyorum. Üzgünüm." Burak elini direksiyona vururken bana bakıyordu. Ona gülümsedim. Telefonu kulağımdan uzaklaştırıp "Israrcı bir müvekkil." dedim. Tekrar telefonu kulağıma koyduğumda "Bak Hayal. Telefonunu buldum. Evini bulamaz mıyım? Sanıyorsun." dediğinde "Tabiiki şantaj bir suçtur. Bunu kanıtlamanız önemli." dedim imayla. Arda "Beni dinlemen bu kadar mı zor?" diye sorduğunda "Bu dava zorlu bir dava. Böyle davalar yıllar sürebilir. Hakimin karar vermesi yıllar sürebiliyor." dedim. Arda "Er geç beni dinleyeceksin Hayal." dedi kendinden emin bir şekilde. Yüzünü kapatmadan önce "Davayı kazanmanız zor gözüküyor, hatta çok zor." deyip telefonu kapattım. Burak arabayı çalıştırdı. "Israrcı bir müvekkil mi?" dediğimde bezgin bir sesle "Bazıları çok ısrarcı oluyor." dedim. "Konuşurken çok sinirliydin. Çok ısrarcı bir müvekkil. Dava neymiş?" Ah Burak! Ben sana nasıl diyeyim şimdi Arda'yı? Şimdi diyemem ama en kısa zamanda sana diyeceğim. Tabii en kısa zaman uzun bir zamana dönmezse. "Boşver. Zaten davayı almayacağım." Burak konunun bittiğini anlamış gibi artık bu konuda konuşmadı. Burak'ın evinde giden yolda olduğumuzu ağaçlar arasında olan yolu görünce anladım. "Eve gitmiyor muyuz?" Burak cevap vermedi. "Burak, eve gitmiyor muyuz?" Bu sefer daha yüksek sesle sordum. "Hayır." dedi. Sanki gerekli tek açıklama buymuş gibi başka bir şey demedi. Burak, arabayı sitenin park yerine park ederken ise "Geldik." dedi. Sanki geldiğimizi görmemişim gibi. Kapıyı açıp benim arabadan inmemi beklemeden eve doğru yürüdü. Kapıyı sertçe kapattığımda durup Burak elindeki arabanın anahtarıyla arabayı kilitledi. Ben ağır adımlarla eve giderken Burak çoktan eve varmıştı. "Hayal, hadi." dedi sabırsızlanmaya başlayan Burak. Ondaki bu duygu değişikliği karşısında şaşkındım. Eve girdiğimizde Burak sinirle anahtarı antreye attı. "Neyin var, senin?" Sesindeki öfkeyi hissetmiştim. "Asıl senin neyin var?" Öfkesine hakim olmaya çalışıyor gibiydi. Uzun koridorda volta atmaya başladı. "Neden öfkelisin Burak?" Volta atmayı bıraktı. "Öfkeli değilim Hayal." Sesi daha yüksek çıkmıştı. Yanına gittim. Gözlerinin içine baktım. "Ne oldu Burak?" Gözlerinde dinmeyen öfkeyi gördüm. "Bu öfkenin nedeni ben miyim? Gözlerimin içine bakmak istemedi, başını çevirdi. Elimle yüzünü bana doğru çevirdim. "Söylesene Burak. Ne oldu?" Burak gözlerimin içine bakıp hiçbir şey yok derken bile bir şeylerin olduğunu söylüyordu. "Seni tanıyorum. Bir şeyler olmuş. Sen kolay kolay sinirlenmezsin." Boğuk bir kahkaha attı. "Hep sakin oldum. Değil mi? Öfkelenmeyen Burak Atan." Elleriyle saçlarını karıştırdı. "Burak hastanede mi bir şey oldu? Bulut ile mi atıştınız? Ya da Sabri Bey mi sana bir şey dedi? Ya da annen?" Sorularıma cevap vermek yerine oturma odasına geçti. Griye kaçacak gibi krem renginde olan L şeklinde döşenmiş olan koltuklardan birine oturdu. Ben ayakta durmuş ona bakarken eliyle beni işaret etti. "Oturmayacak mısın?" Koyu kahve tekli koltuğa oturdum. Burak ellerini dizlerinin arasına aldı. Başını eğmiş ellerine bakıyordu. Onu böyle öfkeli görmek... "Anlatmak istersen seni dinlerim. Dinlemek benim işim, biliyorsun." Bana bakmayan yüzüne gülümsedim. "Burak?" Burak başını kaldırdı. Sanki benim karşısında olmama şaşırmış gibi yüzüme baktı. Ayağa kalktı. Yanıma geldi. Elini uzattı. Elini tuttuğunda beni ayağa kaldırdı. "Burak?" dediğimde cümlemi tamamlama izin vermeden "Hayal, benimle evlenir misin?" dedi. Bir kadının duymak istediği, sevdiği adamdan duymak istediği cümleyi söylüyordu Burak. Ama hissettiğim sevgi değil korkuydu. Daha önce bana evlenme teklifi etmişti. Elimdeki nişan yüzüğünü ona gösterdim. "Bana daha önce de evlenme teklifi ettin Burak. Ve ben de kabul ettim. Bu yüzük de onun kanıtı." Burak elimi tuttu. Parmağı ile yüzük parmağımı okşamaya başladı. "Ben kaç yaşındayım Hayal? 30 yaşında bir adamım ben. Yaşıtlarım evlenip çoluk çocuğa karışırken ben ise... Demek istediğim şu ki, seninle evlenmek istiyorum. senin benim eşim olmanı istiyorum. Çocuklarımız olsun istiyorum. Ben baba, senin de eşin olmak istiyorum Hayal." Ne demem gerektiğini bilemediğim için sustum. Burak konuşmasına devam etti. "Sadece senin için endişelenmek istemiyorum. Acaba bir gün beni Hayal bırakıp gidecek mi diye düşünmek istemiyorum." dediğinde "Neden böyle düşünüyorsun?" dedim. Böyle düşündüğünü bilmiyordum. "Çünkü sen ne kadar ısrar etsen de o hayalet aramızdaydı. Ben bunca yıldır bir ölünün hayali ile savaştım. Tam yavaş yavaş bu hayaletten kurtulurdum derken bu sefer de sen beni bırakıp gidecek gibisin. Sanki bir şey var aramızda. Sen eskisi gibi değilsin. Belki de hep böyleydin de ben kandım sana, beni sevdiğin yalanına. Doğru mu Hayal? Sen seviyor musun beni?" Hukuk dersi aldığım dört yıl ve avukatlık yaptığım yıllar boyunca bir davayı savunmak için önce kendime bu davayı savunmam lazım olduğunu anladım. Kendi kendimin mahkemesi oldum. Kendi kendimle çok kavga ettim. Her seferinde kazansam da Kaybetsem de kendi içimde kazandım ben davayı. Ama bu sefer? Bu kadar şuçlanırken, ben suçlu konumdayken nasıl kendimi savunabilirdim? Üstelik karşı tarafın avukatı Burak iken! Tek bildiğim şeyi ona söyledim. "Benim sana ihtiyacım var." Burak istediği cevap bu değilmiş gibi başka bir şey demem için bekledi. Ben bir şey söylemeyince "Bir şey desene. Mesale seni seviyorum de." dedi. "Seviyorum." dedim. Ama sesim kulağıma ve kalbime inandırıcı gelmiyordu. Burak "Beni gerçekten seviyor musun? Bunu içten söylüyor musun?" dedi. Evet diyeceğime ağlamaya başladım. Ağlama krizine girmiş gibi ağlıyordum. Ne yapacağını bilmeyen ve tek çözümü ağlamakta gören küçük bir kız çocuğu gibi ağlamaya başladım. Ben hıçkıra hıçkıra ağlarken Burak da en az ben gibi çaresiz, ne yapacağını bilmez halde bana bakıyordu. Ben Arda, Burak en son da belki de en çok kendim için ağlarken Burak "Ağlama Hayal." dedi. Sanki bu sözün işe yarayacağını umup bana baktı. Ama ben deli gibi ağlarken yanıma geldi. Bana sarıldı. "Ben özür dilerim. Kötü bir gün geçirdim. Senden acısını çıkardım. Yoksa biliyorum beni sevdiğini." dediğinde burnumu çeke çeke ağlamaya başladım. Burak saçımı okşarken benim gözyaşlarım onun sırtını ıslatıyordu. Bir süre onun omzunda ağladıktan sonra koltuğa geçtik. Ben gözü yaşlı odada dururken Burak mutfağa geçti. Ben hıçkıra hıçkıra ağlamaktan sessiz sessiz ağlamaya geçtiğimde Burak mutfakta bir şeyler yapıyordu. Odaya geldiğinde elinde bir kupa (Benim kupam, Burak evine geldiğimde bana ait bir eşya olmasını istediği için evden en sevdiğim kupamı getirmiştim. İlk başta saçma gelse de bu fikir sonra çok hoşuma gitmişti. Tabii Burak'ın bu fikri beni evlilik fikrine, ortak yaşam alanı, alıştırmaya niyetli değilse güzel bir fikirdi gerçekten.) bana uzattı. "Sana ıhlamur yaptım. Seni sakinleştirir." Elindeki kupayı elime aldığımda kupadaki sıcaklık elime yayılırken ıhlamurun kokusu burnuma gelmişti. Kupanın içindeki yüzen ıhlamur parçalarına bakarken Burak yanıma oturdu. Ben yavaş yavaş ıhlamuru içerken o konuşmaya başladı. "İnsanların karşısına bazen büyük bir şans çıkarmış. Ama insanlar bunun farkında olmaz. Ama ben fark ettim Hayal." dedi kendini işaret ederek. "Sen ışıl ışıldarken birden sönmeye başladın. Sonra ben seni fark ettim. Hala az da olsa yanıyordu ışığın Hayal. Bu bir mucizeydi. Seni tekrar o eski ışıl ışıldayan yıldız yapmak istedim." kupayı sehpaya koydum. "Sen bir mucize yarattın. Bana inandın. Beni hayata döndürdün. Abin benim doktorum olduğu halde benim için o kadar umutlu değilken sen tıp öğrencisiyken bana inandın ve beni hayata bağladın. Sen benim kurtarıcı meleğimsin Burak. Sana her zaman borçlu kalacağım bu yüzden." dediğimde Burak "Benimle bu yüzden mi sevgilisin?" dedi. Bu konuşma hiç istemediğim yönde gidiyordu. Gittikçe batıyordum. Her zaman güvendiğim (Avukatlık yapmaya başladığım andan itibarenki zekamı kastediyorum. Bundan önceki zamanlarda hep kalbimi dinlediğim için pek zekamı kullanmış sayılmam.) zekamda beni yarıda bırakmış, aklıma hiç iyi bir fikir gelmiyordu. "Hayır. Seninle bu yüzden birlikte değilim." Sonraki cümlelerimi duygularımın dışa vurması ile söyledim. "Ben seninle sevgili olmamın nedeni huzur ve mutluluk istemem. Seninleyken hiç olmadığım kadar huzurluyum. Sen yanımdayken sanki hiçbir dert beni bulamazmış gibi. Sen yanımdayken kendimi Lois Lane gibi hissediyorum." Burak'ın elini tuttum. Gözlerine bakıp "Yani anlayacağın Süpermen, seni seviyorum." dedim. İçimdeki sesi bastırıp söylesem de Burak'ı seviyordum.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD