PROLOG
Gece, Zozan konağının taş duvarlarına ağır ağır çökmüştü. Avluda saatler önce biten düğünün izleri hâlâ duruyordu. Rüzgârın savurduğu birkaç kurdele, devrilmiş sandalyeler ve uzaktan gelen köpek havlamaları…
Nare Karaca, gelinliğinin ağırlığıyla odanın ortasında duruyordu. Kalbi göğsüne sığmıyordu. Bu oda ona yabancıydı. Bu evlilik de öyle.
Kapı yavaşça, gıcırdayarak açıldı. Rodin Zozan içeri girdi. Uzun boyu ve güçlü bedeni kapının eşiğini doldururken, gözleri doğrudan Nare’ye kilitlendi. Kapıyı arkasından kapattı. Kapının önünde bir süre hiçbir şey söylemeden durdu. Sanki yıllardır beklediği bir anın eşiğindeydi. Odanın içinde birkaç saniye boyunca sadece ikisinin nefesi duyuldu.
Rodin ilerlemek üzereyken, Nare bir adım geri çekildi. Eli hızla arkasındaki küçük masaya gitti. Parmakları soğuk metale değdi. Bıçak. Rodin tam o anda fark etti. Nare bıçağı kaldırdı. Titriyordu ama bakışları kararlıydı.
“Bana yaklaşırsan,” dedi kısık ama keskin bir sesle. “Bu bıçağı vücuduna saplarım.”
Rodin durdu. Bir an Nare’ye baktı. Sonra dudaklarında çok hafif, neredeyse acı bir gülümseme belirdi.
“Sorun değil.” Bir adım attı Nare’ye doğru. “Bu beni ilk yaralayışın olmaz.”
Nare’nin eli daha da titredi, bu sözlerle. Rodin birkaç adım daha yaklaşarak odanın ortasında durdu. Bakışları ağır ağır Nare’nin yüzünde dolaşıyordu.
“Nare; çocukluğumdan beri seni izliyorum. Sen Berat’ın peşinde koşarken, ben hep senin arkandan yürüyordum.”
Nare’nin kalbi hızlandı ama belli etmedi. Rodin konuşmasına devam etti. “Sen hiç fark etmedin ama beni.”
Odanın içinde birkaç saniyelik sessizlik oldu. Rodin’in bakışları bir anda değişti. Kaşları hafifçe çatıldı.
“Berat, sana hiç dokunmadı değil mi?”
Nare’nin nefesi kesildi. Bu soru odanın içinde keskin bir bıçak gibi asılı kaldı. Gözlerini kaçırdı ama cevap vermedi. Rodin bir süre ona baktı. Sanki bir gerçeği yavaş yavaş çözer gibiydi.
Bir adım geri çekildi, derin bir nefes aldı. “Demek doğruymuş…”
Nare fısıldadı. “Ne doğru?”
Rodin başını kaldırdı. Gözlerinde şaşkınlık ve bastırılmış bir öfke vardı. “Sen hâlâ… bakiresin.”
Sessizlik. Nare’nin kalbi göğsünü parçalayacak gibi atıyordu.
Rodin başını iki yana salladı. “Berat, sana bunu bile çok görmüş.”
Sesinde öfke değil, yıllardır içinde biriken bir acı vardı. Rodin yavaşça Nare’ye yaklaştı. Ama bu kez bakışları sert değildi.
“Biliyor musun Nare,” sesi neredeyse fısıltıya dönmüştü. “Ben seni ilk gördüğüm günden beri, bir gün benim olacağını hayal ettim.”
Nare’nin parmakları hâlâ bıçağın sapındaydı. Rodin masaya doğru uzandı, kandilin ışığını biraz kıstı. Odanın içi yarı karanlığa gömüldü.
“Ne kadar içten istemişim seni değil mi? Çünkü kader, eninde sonunda, seni bana getirdi.”