Ağabeyinin borçları yüzünden, berdel olarak kuma verilen, genç bir kız; Asmin. Kuma gitmek istemeyen, yalvarıp yakaran ama sözü geçiremeyen üstüne bir de dayağa maruz kalan gencecik bir kız. Sertliği ve zalimliği ile bilinen; Agrej Borotan. Önüne geleni ezip geçen, kimseye merhamet göstermeyen bir adamın elinde çürüyüp gideceğini düşünerek ağlayan, zorla imamın karşısına oturtulan, Asmin. Onu nelerin beklediğini bilmeden, korku dolu yüreği ile evlenmeye mecbur bırakılan, Asmin. Bu yaralı kalplerle dolu insanların hikayesi.
+18 sahneler detaylıdır. Taciz, sapıklık, alıkoyulma ve şiddet gibi olumsuz ögeler içermektedir. Bunları dikkate alarak okumanızı tavsiye ediyorum. Bir berdel, insanın hayatını ne kadar değiştirebilir? Baran; Yıllardır yüzündeki yanık iziyle, özgüveni olmayan, insan içine pek karışmayan evlenmeyi bile düşünmeyen biriyken. Bir berdel kararıyla hayati değişti. Meryemce; Berdelle evlendiği eşinin, her haline tutulan kadın. Öyle ki her gün eşini yanık izinden öperek uyandırır. “Neden, bana öyle bakıyorsun?”“Kocam değil misin bakarım?”“Değişik bakıyorsun ama sanki bir şey söyleyecekmiş de çekiniyormuş gibi.”“Kocamdan mı çekineceğim ağam. Merak ediyorsan söyleyeyim.”Hafifçe Baran’ın kulağına doğru yaklaşıp nefesimi vererek konuştum. “Yüzündeki iz, beni azdırıyor.”
Yirmi yaşında, en mutlu olduğu gün, nişan gününde öldürülen Esra, on beş yıl boyunca bir çok farklı bedende yaşar. Ölür, başka bir bedende yeniden doğar. Son doğduğu beden Talya adında yirmi beş yaşında genç bir kızın bedenidir. Ama bu kez her şey farklıdır. Bu kez; Esra olarak öldüğü evrende yeniden dünyaya gelmiştir. Ve ömrü boyunca ne kadar farklı hayat yaşasa da hep sevdiği adamın Barbaros’un yeğeni ile nişanlanması kararlaştırılmıştır. Esra bu sefer işini kadere bırakmayacak, sevdiği adamla olmanın bir yolunu bulacaktır.
"Ben senin unuttuğun o emanetim Mirza Ağa... Ama şimdi, unuttuğun her günün bedelini ödetmeye geldim!" Beş yıl önce, törelerin gölgesinde bir "emanet" olarak bırakılan o küçük kız çocuğu öldü. Şimdi onun küllerinden; bakışları Diyarbakır’ın göğü kadar mavi, iradesi Fırat’ın akıntısı kadar hırçın bir kadın doğdu: Birşah Ertuşi. Mirza Harzemşah... Kudretli, sarsılmaz ve mağrur. Beş yıl boyunca başka bir kadının kokusunda teselli ararken, geride bıraktığı o masum emanetin bir gün gelip tahtını sarsacağını hiç hesaba katmamıştı. Ama Birşah geri döndü; elinde çiçeklerle değil, geçmişin intikamıyla! Züleyha’nın sahte saltanatı, Birşah’ın tek bir bakışıyla sarsılırken; Mirza, nefretle aşk, vicdanla şehvet arasındaki o ince çizgide kayboluyor.• Bir yanda nikahlı karısının hırslı çığlıkları...• Diğer yanda çocukluk hatırasından bir arzu nesnesine dönüşen o büyüleyici kadın... Diyarbakır’ın taş konakları daha önce böyle bir savaşa şahit olmadı. Bir adamın iradesi, bir kadının güzelliği karşısında ne kadar dayanabilir? O meşhur meşe masalar parçalanırken, eski defterler kanla ve aşkla yeniden yazılıyor.Aşkın en karanlık, tutkunun en yasak hali... "Ağanın Şehveti"nde hüküm verildi: Ya tam teslimiyet, ya tam yıkım!
+18 SAHNELER, DETAYLIDIR!!Nare Karaca; hayatının en mutlu günü olması gereken gecede, kader onun için bambaşka bir yol yazdı.Zozan aşiretinin güçlü ağası Berat Zozan’la evlendiğinde, Nare aşkına kavuştuğunu sanıyordu. Ama o gece kapının ardında kalan sırlar, bir gelinliğin içine saklanan gerçekler ve konuşulmayan yalanlar vardı.Ve o gece hiç başlamadı. Düğünle birlikte mutluluğu bulacağını düşünen Nare, kocasıyla doğru düzgün yan yana gelemedi.Berat’ın ani bir pusu sonrası ölümüyle, Zozan konağında dengeler değişti. Aşiretin yeni ağası Rodin Zozan oldu ve töre gereği Nare artık onun geliniydi.Ama Rodin’in kalbinde sakladığı bir gerçek vardı. Nare’ye yıllardır süren bir aşk.Tam her şey yeniden başlıyor derken, konağın kapısına bir kadın geldi. Karnında büyüyen bir sırla.Berat’ın çocuğunu taşıdığını söyleyen Şehnaz.Bir konağın duvarları, bir aşiretin töresi ve gömülü sırlarla dolu bir geçmiş.Nare şimdi iki şey arasında sıkışmıştı: Geçmişin gölgesi Ve kalbini yeniden ateşe veren bir adam.Bazı aşklar kaderdir.Bazılarıysa, töreyi bile yakacak kadar güçlü…
Şaşkınlıkla kalakaldım, dudaklarımdaki dudakların, baskısını hissediyordum ama ne yapacağımı bilememiştim. Beklemiyordum. Başını çekip, dudaklarımdan ayrıldı. “Karşılık ver!” Emrini verip, yine dudaklarıma gömüldü. Hala şaşkındım ama gözlerimi kapatıp, dudaklarımı oynatmaya başladım. Alt dudağımı emerken, bende onun üst dudağını emiyordum. Ellerim kendiliğinden, ensesini buldu ve biraz daha üzerime doğru eğilmesi için çektim. Dilini ağzımın içine gönderirken, ellerini belime yerleştirip beni kaldırdı. Bacaklarımı beline doladım. Şimdi onunda aynı boydaydım. Duvara iyice yapıştırdı sırtımı. Umursamadan devam ettim. Az sonra erkekliğini, kasıklarımda doğru sürttü. Ağzının içine doğru bir inleme bıraktım. Bu ses hoşuna gitmiş olmalı ki, aynı hareketi yeniden yaptı. Bu kez daha yüksek sesle inledim çünkü, yanmaya başlamıştım.
Dilan, severek evlendiği Bawer Ağayla Berivan konağında yaşayıp giderlerken, bir gün eşinin ağabeyi Baran Ağanın ölmesiyle daha taziyenin üzerinden çok zaman geçmeden aşiretin ileri gelenleri ve en başta da annesi ile babası, Baran Ağanın ölmesi ile ağalığın Bawer e kalacağını öne sürerek yengesi Zülali imam nikahına almasını ister. Bawer Ağa başlarda ne kadar direnmek istese de en nihayetinde pes eder ve yengesi zülal ile imam nikahıyla evlenir.