Okul koridorları her zamanki gibi kalabalıktı. Öğrencilerin ayak sesleri, konuşmaları, kahkahaları yankılanıyordu ama Efsun’un kalbi sessizliği bile bastıracak kadar hızlı atıyordu. Günlerdir huzursuzdu. O adamın, en çok güvendiği hocasının sözleri hâlâ kulağında çınlıyordu. "Gece gündüz seni düşünüyorum. Sen de istiyorsun, değil mi?" diye fısıldamıştı neredeyse kulağına. Efsun hâlâ tiksintiyle hatırlıyordu o anı. Hocanın eli koluna değdiği an, içinden fırlayıp kaçmak istemişti.
O günden beri derslerin çoğuna bile girmemişti. Ama bu kaçışın bir sonu yoktu. Bugün odaya gidip, neyse ne, konuşacaktı.Maksadı bir ses yazısı almaktı o zaman işler kendi lehine dönecekti ve herkes ona inanacaktı.Sırf bu iğrenç oyunu sona erdirmek için o pislik adama bir daha katlanmayı göze aldı.
Kapıyı üç kez hafifçe tıklattı.
“Gir,” dedi içerden gelen ses.
Kapıyı açıp içeri girdiğinde, o bildik sandalye ve masa aynıydı ama havası bambaşka geliyordu artık. Hoca gözlüğünün ardından ona gülümsedi. O iğrenç, sahte gülümseme...
"Efsun. Ne hoş sürpriz," dedi sandalyesine yaslanarak. "Seni derslerde göremiyorum. Endişelendim."
Efsun derin bir nefes aldı. "Ben… sadece… yaşananlar yüzünden çok rahatsızım. O gün söyledikleriniz "
Adam hızla yerinden kalkıp masayı dolanarak Efsun’a yaklaştı. "Hâlâ yanlış anladığını mı düşünüyorsun?" dedi alaycı bir tonla. "Sen benim en parlak öğrencimsin. Senden hoşlanmam normal değil mi? Sadece dürüstüm. Birlikte çok şey başarabiliriz."
"Ne diyorsunuz siz?!" Efsun geri çekildi. Odanın duvarına kadar ilerledi. Adam ona doğru adım adım yaklaşıyordu. "Dokunmayın bana!"
Adam elini uzattı, yüzüne doğru eğildi. "Kimseye söylemedin, değil mi? Söylemediysen, hâlâ geç kalmış sayılmazsın. Düşünsene... benimle olursan sınav bile dert olmaz."
Efsun’un kalbi delicesine atıyordu. Gözleri dolmuştu ama zayıf görünmek istemiyordu.
Adam o kadar yaklaşmıştı ki nefesini yüzünde hiss ediyordu.İşin kötü hal alacağını düşünüp aceleyle odadan çıkmak istediğinde hoca kızı belinden yakalayarak kendine çekti.Artıf nefesini yüzünde değil tam ensesinde hiss ediyordu.Kızın kalçasını kendine bastırarak "Bak seni görünce nasılda kocaman oluyor.Her gece seni becerdiğimin hayalini kurmaktan bıktım hadi aşkım bir kere ses çıkarma ve içine girmeme izin ver söz veriyorum sende çok zevk alacaksın"
Efsunun gözlerinden yaşlar akıyor ondan kurtulmak için çabalasa da gücü yetmiyordu Tam çığlık atmayı düşünürken...
Kapı bir anda hızla açıldı.
Gergin atmosferi yaran o tınısız, tok ayak sesleri odaya yayıldı. Uzun boylu, takım elbiseli, ciddi yüz hatlarına sahip, karanlık ama etkileyici bir adam içeri girdi. Gözleri önce Efsun'a, sonra hocaya kaydı. Bir saniyelik bakış bile her şeyi anlatmaya yetmişti.
"Ne yapıyorsunuz siz?" dedi öyle bir ses tonuyla ki, odadaki hava bile soğudu.
Hoca bir an panikledi. "Bu... bu düşündüğünüz gibi değil, ben sadece"
Savaş bir adımda yanına vardı, yakasından tuttuğu gibi adamı duvara yasladı. Gömlek düğmeleri patladı, gözlük yere düştü.
"Ben sizi iyi bir hoca zannetmiştim," dedi dişlerinin arasından.Şerefsiz burda öğrencileri mi sıkıştırıyorsun ?!"Kız kardeşimi senin gibi ahlaksıza emanet etmeye çalışmışım?
Efsun olduğu yerde donup kalmıştı. Kalbi bir yandan korkudan, diğer yandan da şaşkınlıktan atıyordu. Savaş’ın sözleri yankılanıyordu zihninde.
"Bakın... yanlış anlıyorsunuz. Efsun zaten... bana karşı boş değil. O bana..."
"Bir kelime daha edersen, dilini koparırım.Şimdi bu okuldan siktir git bir daha seni burda görürsem sonun iyi olmaz." Savaş’ın gözleri alev alevdi. Sonra onu itti. Hoca yere düşerken sendeledi.
Odaya buz gibi bir sessizlik çöktü. Savaş, Efsun’a döndü. Gözleri yumuşamıştı ama ciddiyetini koruyordu. "İyi misin?"
Efsun boğazına düğümlenen duyguları yutmaya çalıştı. ama hala şoktaydı bir cevap veremedi.
Koridorda hâlâ öğrenciler vardı ama Savaş elini Efsun’un omzuna koyarak onu hızla odadan uzaklaştırdı. Ne bir şey sordu, ne bir açıklama yaptı. Sadece onu o karanlık odadan uzaklaştırmak istiyordu. Efsun titriyordu. Gözleri dolmuş, dudakları birbirine kenetlenmişti. Merdivenleri indiler, binadan çıktılar.
Savaş onu okulun arka bahçesindeki banklara götürdü. Sessizce cebinden bir anahtar çıkarıp uzaktaki arabasına yöneldi. Kısa süre sonra elinde bir şişe suyla geri geldi. Suyu açıp Efsun’a uzattı.
“İç şunu. Ellerin buz gibi.”
Efsun suyu titreyen elleriyle aldı, dudaklarına götürdü. Birkaç yudum içtikten sonra derin bir nefes aldı ama gözleri hâlâ boş boş ufka bakıyordu.
Savaş onu dikkatle izliyordu. “İyi misin? Hastahaneye götüreyim istersen. Şoka girmiş olabilirsin.”
Efsun başını iki yana salladı. “Gerek yok… iyiyim… sadece… anlamıyorum. Bu kadar güvenmiştim ona... Hani gerçekten iyi bir insandı, öyle sanmıştım.”
Savaş, yanına oturdu. "İnsanlar bazen sandığın gibi çıkmaz. Özellikle de sana iyi davrananlar. En çok onlardan zarar gelir."
Bir süre sessizlik oldu. Efsun ellerine baktı, sonra yavaşça başını kaldırıp ona döndü.
“Sen... kimdin? Az önce ‘kız kardeşim’ dedin... ama ben seni daha önce hiç görmedim.”
Savaş dudaklarının kenarına belli belirsiz bir gülümseme yerleştirdi. Ciddi bakışları biraz yumuşadı.
“Adım Savaş, Savaş Kılıç.Kz kardeşim de bu okulda okuyor,” dedi sessizce. “Ve buraya okul yönetimiyle bazı işler için geldim.”
Efsun başını kaldırıp gözlerine baktı. Bu adamın gelişi bir tesadüf müydü, yoksa kaderin bir hamlesi miydi, bilemedi. Ama o an kendini biraz daha güvende hissetti. Savaş gözlerini kaçırmadan devam etti:
“İçeride ne yaşandığını kimseye anlatmak zorunda değilsin, ama eğer istersen… ben arkandayım. O herifi burada barındırmayacağım.”
Efsun, titreyen parmaklarıyla saçlarını kulağının arkasına itti. Hâlâ yaşadığı şokun etkisindeydi ama içinden gelen sesi susturamadı. Gözlerinin içine baktı Savaş’ın. O an sadece teşekkür etmek yetmezdi.
Yavaşça elini uzattı.
“Ben... Efsun,” dedi sesi biraz kısılarak. “Bugün başıma gelebilecek kötü bir olayın önüne geçtiniz. Ne kadar minnettar olsam az... Gerçekten.”
Savaş, Efsun’un uzattığı eli nazikçe sıktı. Gözlerinde bir anlığına sertliğin yerini anlayış aldı. Kızın ne kadar korktuğunu ve ne kadar güçlü olmaya çalıştığını görmüştü.
“Tanıştığımıza memnun oldum, Efsun,” dedi. “Bu gibi adamlara asla boyun eğme. Hak ettikleri yeri göstermek için yalnız değilsin artık.”
Efsun’un içi hafifledi. İlk kez biri ona yalnız olmadığını bu kadar net söylemişti.
Efsun’un gözden kaybolduğundan emin olduktan sonra Savaş, yavaş adımlarla hocanın odasına döndü. Kapıyı bu kez sakince kapattı arkasından ama içindeki öfke artık maskelenemeyecek boyuttaydı.
Hoca, hâlâ şok içindeydi. Gömleğinin yakası düzeltilmişti ama gözlerindeki korku silinmemişti.
> “Bakın... Savaş Bey, bu bir yanlış anlaşılma,” diye kekeledi adam. “Ben sadece—”
Savaş, ağır adımlarla masaya kadar ilerledi. Ellerini masanın kenarına dayayıp hafifçe eğildi. Gözleri, hocanınkine kilitlenmişti; içinde hiçbir şüphe yoktu.
> “Ben de sizi eğitimci sanmıştım. Öğrencilere örnek olacak biri... Kız kardeşimi böyle bir adama emanet ettiğim için kendimden utanıyorum.”
Hoca yutkundu, eliyle masasının kenarını sıkıca kavradı.
> “Bakın... Lütfen... Böyle büyütmeyelim. Kimseye zarar gelmeden—”
Savaş bir adım daha yaklaştı. Sesi buz gibiydi:
“Eğer bu olayın bir daha bir benzerini duyarsam , bu ülkeden kaçsanız bile yerinizi bulurum. Bunu tehdit olarak değil, sözümün arkasındaki gerçeği bilerek söylüyorum.Bu gün burada işiniz bitmiştir toparlanıp defolun.”
Hoca dili tutulmuş gibi kaldı. Savaş, arkasını dönmeden önce bir kez daha baktı:
“O kıza bir daha yaklaştığınızı görmeyeyim.”
Kapıyı açtı ve arkasına bile bakmadan odadan çıktı.
Koridorda hâlâ bekleyen Efsun, onu görünce ayağa kalktı. Savaş, sakin bir ifadeyle yaklaştı.
“Bitti. Artık güvendesin.”
Efsun Savaş’ın gözlerinin içine baktığında, bu yabancının sadece bir kurtarıcı değil... belki de hayatının kırılma noktasında karşısına çıkan kaderin ta kendisi olduğunu hissetti. Ama bilmediği bir şey vardı: Savaş’ın karanlık geçmişi, Efsun’un kaderine çoktan dokunmuştu bile...