Bölüm 4 : Çaresizlik.

2019 Words
Üniversitenin bahçesinde güneş parlıyor, öğrencilerin gülüşmeleri etrafı sarıyordu. Efsun kütüphaneden çıkmış, kampüsün arka tarafındaki banklarda oturan kız arkadaşlarının yanına yöneldi. Gözlerinde yorgunluk olsa da yüzüne silik bir tebessüm kondurmuştu. “Efsun!” diye seslendi Elif, “Nihayet ortaya çıktın, günlerdir doğru düzgün görüşemiyoruz.” Selin yer açtı, Efsun oturdu. Biraz sohbet ettikten sonra konu bir anda patladı. Kızlardan biri, “Hoca hakkında dedikodular dolanıyor ortalıkta. Seni odasında taciz etdiğini söyleyenler olmuş,” dedi. Efsun’un yutkunduğu duyuldu. Sessizlik çöktü. Gözlerini kaçırarak fısıldadı: “Evet... doğru.” Hepsi bir anda sorulara boğdu onu. “Efsun neden bize söylemedin?” “Neden sessiz kaldın? Sana yardım edebilirdik!” Efsun’un gözleri doldu, sesi titriyordu: “Çünkü kimse bana inanmaz diye korktum. Hoca herkesin sevdiği biriydi… Ben sadece susmak zorunda kaldım…” Selin Efsun’un elini tuttu, “Artık yalnız değilsin. Biz yanındayız.” O anda Efsun, sırtına yavaşça dokunan o sıcaklığı hissetti. Belki hâlâ yaralıydı ama ilk kez gerçekten güvende olduğunu anladı. Tam o sırada gruptan Melis etrafına bakınıp biraz daha yana eğildi. Fısıltıyla konuştu: “Benden duymuş olmayın ama... Derya var ya hani o havalı davranan... Hoca’yla ilişkisi varmış.” Diğer kızların gözleri kocaman açıldı. Melis devam etti: “Hoca da alışmış tabi. Sanmış ki seni de o kız gibi tavlayabilir. Aptal herif.” Efsun’un yüzü dondu. İğrenç bir rahatsızlık yayıldı içine. Kendine duyduğu öfkeyle karışık bir utanç geçti içinden ama hemen ardından öfke geldi. Bu sadece onun değil, başkalarının da yaşadığı bir şeydi. Selin kaşlarını çattı: “Senin suçun değil Efsun. O herif yıllardır rol yapmış demek ki. Biz hep kanmışız.” Tam ortam biraz durulmuştu ki, gruptan Elif birden parlayan gözlerle ortaya atıldı: “Elbette bu çok kötü bir olay ama... bence çok önemli bir detayı atlıyoruz arkadaşlar.” Herkes ona döndü. Elif kıkırdayarak devam etti: “O gün yakışıklı bir beyefendi kurtarmış bizim kül kedimizi... Acaba o kim?” Grubun bazıları kahkahaya boğulurken, birkaç kişi gerçekten merakla Efsun’a döndü. Selin dirseğiyle Efsun’u dürttü: “Gerçekten ya... Hadi anlat artık. Kimdi o beyaz atlı prens?” Efsun mahcup ama hafif gülümseyerek gözlerini yere indirdi. Kalbi o anı hatırlayınca yeniden çarpmaya başlamıştı. Hafifçe başını kaldırıp cevap verdi: “Savaş… İsmi Savaş’tı.” “Vay be... İsmi bile etkileyici,” dedi Melis. “Ne yapıyor, neyin nesi?” Efsun omuz silkti. “Sadece kız kardeşi burada okuyormuş. Üniversitenin bağışçılarından biriymiş. O gün... şans eseri oradaymış.” “Şans mı, kader mi?” dedi Selin, göz kırparak. Kızlar gülüştü. Efsun ise Savaş’ın ciddi ama güven veren bakışlarını düşündü bir an. İçinden geçirdi: “Sanki sert kabuğunun altında başka biri var.Nedense bu adam ilgimi çekiyor.“ Dersler bitmiş, Efsun kütüphane de kitapları karıştırıyordu. Ama aklı hâlâ gün içinde kızlarla yaptığı sohbetteydi. Savaş’ın adı her tekrarlandığında, kalbi biraz daha hızla çarpıyordu. Gözleri camdan dışarı dalmışken telefonu çaldı. Ekranda "Annemin iş arkadaşı Sevim Abla" yazıyordu. Telaşla açtı: — Alo? Sevim abla? — Efsun kızım... sakin ol ama annen biraz önce fenalaştı. Hemen ambulans çağırdık, hastaneye kaldırdılar. Yoğun bakıma aldılar şimdi. Efsun’un elinden telefon düşecek gibi oldu. Ayağa kalktı, panikle: — Hangi hastane? Hemen geliyorum! Sevim abla adresi verirken sesi titriyordu. Efsun apar topar çantasını kaptı ve okuldan koşarak çıktı. Dersler bitmiş, Efsun yurt odasında kitaplarını karıştırıyordu. Ama aklı hâlâ gün içinde kızlarla yaptığı sohbetteydi. Savaş’ın adı her tekrarlandığında, kalbi biraz daha hızla çarpıyordu. Gözleri camdan dışarı dalmışken telefonu çaldı. Ekranda "Annemin iş arkadaşı Sevim Abla" yazıyordu. Telaşla açtı: — Alo? Sevim abla? — Efsun kızım... sakin ol ama annen biraz önce fenalaştı. Hemen ambulans çağırdık, hastaneye kaldırdılar. Yoğun bakıma aldılar şimdi. Efsun’un elinden telefon düşecek gibi oldu. Ayağa kalktı, panikle: — Hangi hastane? Hemen geliyorum! Sevim abla adresi verirken sesi titriyordu. Efsun apar topar çantasını kaptı ve yurttan koşarak çıktı. Efsun hastanenin acil girişinden içeri adım atar atmaz gözü kalabalığın arasında bir yeri taradı. Kalbi göğsünden fırlayacak gibiydi. Soluk soluğaydı. O anda Sevim abla onu fark etti ve hemen yanına koştu. — Efsun! Canım kızım! Efsun bir kelime bile edemeden Sevim abla onu sımsıkı kucakladı. Efsun'un gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı bile. Titreyen dudaklarıyla sadece, “Annem...” diyebildi. Sevim abla sarılışını sıkılaştırdı, bir yandan da sırtını okşuyordu: — Annen güçlüdür kızım... İyi olacak. Yanındayız. Sakın korkma. Efsun o an ilk kez kendini yalnız hissetmedi. Sevim ablanın sesi sanki içini bir nebze ısıtmıştı. Yüreğine çökmüş ağırlık az da olsa hafiflemişti. Sevim Efsun’un yüzünü ellerinin arasına alarak gözlerinin içine baktı: — Ağlamakta haklısın ama şimdi dik durmalısın. Annen senin güçlü olduğunu görmeli. Bu sınavı birlikte atlatacağız. Efsun, gözyaşlarını silmeye çalıştı. Başını yavaşça salladı. Elleri hâlâ titriyordu ama artık yanında biri vardı. Kendine gelmeye başlamıştı. O sırada doktor yanlarına doğru yürümeye başladı... Doktor, Efsun ile Sevim’in yanına doğru hızla yürüdü. Yüzünde endişeli bir ifade vardı, ama bir yandan da sakinleşmeye çalışıyordu. Gözleri, Efsun’un telaşını fark ettiğinde biraz daha yumuşadı. — Üzülmeyin. Annenizin durumu stabil, ama durum ciddi, çok dikkatli olmamız gerekiyor, dedi doktor, sesi yumuşak ama bir o kadar da netti. Efsun’un kalbi, o an yavaşça duracak gibi oldu. Yine nefes almakta zorlanıyordu. — Ne demek ciddi? Ne olacak, doktor? Annem iyi olacak mı? diye zorla bir şeyler sorabildi. Doktor biraz duraksadı, Efsun’a bakarak derin bir nefes aldı. — Ne yazık ki, böbrek fonksiyonları iyice düşmüş. Şu an acil bir böbrek nakli yapılması gerekiyor. Bunu hemen yapmak zorundayız. Durum çok kritik. Efsun’un dünyası başına yıkıldı. O kadar uzun zamandır annesinin sağlığıyla ilgili endişeleniyordu, ama şimdi böyle bir şeyle yüzleşmek ona çok ağır geldi. Birden ayakları titredi, sanki yerle bağları kopmuş gibiydi. Doktor bir an sessiz kaldı, sonra ciddi bir şekilde konuştu. — Efsun, ne yazık ki bu işlem için büyük bir meblağ gerekiyor. Miktarı, senin için zorlayıcı olabilir, fakat durumu hemen çözüme kavuşturmalıyız. Birkaç haftalık süremiz var, ama acele etmemiz lazım. Efsun bu kelimeleri duyduğunda bir an için her şey durdu. Bir anlığına etrafındaki her şey bulanıklaştı, yalnızca doktorun söyledikleri kulaklarında çınladı. Birkaç hafta... Peki, o kadar parayı nereden bulacaktı? Hiçbir şeyi yoktu. Üniversite harçlığını bile zor karşılıyordu. Annesinin borçları da vardı, ama bu kadar parayı karşılamak... Hangi kaynağa başvurabilirdi ki? Sevim abla, Efsun’un gözlerindeki umutsuzluğu fark etti. Hemen yanına yaklaşıp, ellerini tutarak ona gözlerinin içine bakarak söyledi: — Ne olursa olsun, birlikte başaracağız. Parayı buluruz, merak etme. Bunu birlikte atlatacağız, senin yanında olacağız, dedi, güven verici bir şekilde. Efsun başını salladı, ama ne kadar güçlü olduğunu hissetmeye çalışsa da içindeki korku çok büyüktü. O kadar parayı nasıl bulacağını, annesini nasıl kurtaracağını bilmiyordu. Hayatındaki en büyük sınavla karşı karşıyaydı. Sevim, Efsun’un koluna girerek onu yavaşça dışarıya doğru çekti. Havanın biraz daha serin olduğu, ancak güneşin hala sıcak ışıklarıyla yavaşça batmaya başladığı bir akşamüstüydü. Efsun, adımlarını zor alarak dışarı çıkarken Sevim, ona nazikçe su almak için bir kafeye yöneltti. Kafeye vardıklarında, Sevim hemen içeriden bir şişe su aldı ve Efsun’a uzatarak gülümsedi. — Hadi, önce biraz su iç, dedi Sevim, neşesiz ama yumuşak bir sesle. Efsun, suyu alıp birkaç yudum içti, ama kafasındaki düşünceler hala bir araya gelmekte zorluk çekiyordu. Annesinin durumu ve böbrek nakli için gereken büyük miktar, her geçen dakika içinde daha da ağırlaşıyor gibiydi. Bir süre sessizlik içinde yürüdüler. Sevim, Efsun’un içindeki huzursuzluğu anlıyordu. Birden Sevim’in yüzünde bir ifade belirdi. O an bir fikir aklına gelmişti. — Efsun, dedi Sevim, senin için belki bir çözüm yolu bulabilirim. Biliyorsun, biz burada birkaç patronla çalışıyoruz, değil mi? Hani, Sedat Bey... Belki biz çalışanlar olarak ondan yardım istersek. İnsafa gelir, sonuçta bizim için yardım etmek, o kadar zor olmasa gerek. Neticede kaç yıllık çalışanlarıyız ? Efsun, Sevim’in önerisini duyduğunda bir an donakaldı. Sedat Bey... Şirketin patronlarından biri. Ama ona böyle bir şey söylemek, yardım istemek, biraz... tuhaf mı olurdu? Yine de, başka bir şansı olup olmadığını düşündü. İnsaflı bir patron olacağı konusunda tereddütlüydü, ama şansını denemekten başka çaresi yoktu. Sevim, Efsun’un sessizliğinden endişelenmişti. Yavaşça devam etti: — Biliyorsun, o adam çalışanlarına çok da kötü davranmıyor. Ne de olsa yıllardır bu şirketin içindeyiz. Belki bir şekilde o büyük miktarı karşılayabiliriz. Eğer Sedat Bey, gerçekten insanlık yaparsa, belki bu durumu atlatabiliriz. Efsun, derin bir nefes alarak başını eğdi. Sevim’in söylediği şey bir umut ışığı gibi parlıyordu, ancak yine de içindeki belirsizlikle bu fikri kabul etmekte zorlanıyordu. — Peki, ya... ya reddederse? Ya yardımcı olmazsa? Sevim, Efsun’un endişelerini anlıyor gibiydi ve ona güven veren bir şekilde gülümsedi: — O zaman başka bir yol ararız. Ama senin için ilk adım bu olmalı. Geriye hiçbir şey kalmaz, ama belki bu şans seni kurtarır. Efsun bir süre düşündü. Gerçekten başka şansı yoktu, zaten deneyecek bir şey kalmamıştı. Bir yandan bu düşünce, bir yandan Sevim’in cesaret verici sözleri, ona az da olsa umut ışığı oluyordu. — Tamam, dedi Efsun, evet, denemeliyim. Yardım isteyeceğim. Belki Sedat Bey bize yardım eder Sevim, Efsun’a gülümseyerek onu cesaretlendirdi. Ardından birlikte hastaneye dönmeye karar verdiler, ancak Efsun’un kafasında Sedat Bey’in yardımıyla ilgili hala birkaç soru vardı. Ancak o an sadece annesinin durumu aklındaydı ve bu düşüncelerle, yardım almak için ilk adımı atmaya karar verdi. Efsun, annesinin çalıştığı şirkete adım attığında içini tarifsiz bir huzursuzluk kaplamıştı. İçerideki insanlar telaşla bir yerlere yetişmeye çalışıyor, telefonlar çalıyor, kahkahalar karışık cümlelerin arasına sızıyordu. Başını dik tutarak resepsiyona yöneldi. Derin bir nefes aldıktan sonra nazikçe seslendi: — Merhaba, Sedat Bey’le görüşmem gerekiyor, çok acil bir konu. Sekreter kadın başını kaldırıp Efsun’a baktı. Nazik ama mesafeli bir ses tonuyla yanıtladı: — Sedat Bey şu an meşgul hanımefendi, içeride bir toplantısı var. Uygun olduğunda size haber veririm. Efsun üzülerek başını salladı, ama ayrılmadan önce içinin sıkıntısını hissettiren bir ifadeyle gözlerini çevirdi. Tam o sırada, büyük kapı sessizce açıldı. İçeriden uzun boylu, gri takım elbiseli, ciddi bakışlı bir adam çıktı. Gözleri anında Efsun’a takıldı. Efsun durakladı. Gözleri büyüdü. Bu adam... Evet! Geçen gün gördüğü iki patrondan biriydi ! Onu görmüştü... Kendinden emin duruşu, gözlerinde hafif bir kıvrım, ama aynı zamanda içinde gizli bir tehdit taşıyan bakışları... Efsun’un içini ürpertti. Adam Efsun’u baştan aşağı süzdü. Bakışları kısa sürede sıradan bir nezaketten çıkıp, değerlendiren, sanki onun içini okuyan bir hâle büründü. Sonra yardımcısına seslendi, sesi tok ve alaycıydı: — Kızım, alsana hanımefendiyi içeri. Madem bu kadar ısrarla gelmiş, misafirimiz olsun. Sekreter mahcup bir şekilde ayağa kalktı, ama adam eliyle "gerek yok" der gibi bir hareket yaptı. Sonra doğrudan Efsun’a döndü, yarı gülümsemeyle: — Buyur hanımefendi, sizi dinleyeyim. Gelin içeri, bakalım neymiş bu kadar önemli konu. Efsun önce duraksadı. Kalbi hızla atmaya başlamıştı. Bu adamın kim olduğunu tam olarak bilmiyordu ama içinde onunla baş başa kalmanın biraz tehlikeli olabileceğine dair bir his vardı. Yine de başka çaresi olmadığını bilerek, yavaşça başını salladı ve onun ardından odasına yöneldi. Kapı kapandığında, içeride sadece ikisi kalmıştı. Adam arkasını dönerek camdan dışarı bakarken konuştu: — Adını öğrenebilir miyim? Yoksa direk konuya mı gireceksin? Efsun ellerini sıkarak başını hafif eğdi. — Efsun. Efsun Yılmaz. Size annem için geldim... Sizden yardım istemek için. Adam, arkasını yavaşça döndü. Yüzünde anlaşılmaz bir ifade vardı. Gözlerini Efsun’dan ayırmadan, dudaklarında belirsiz bir tebessümle sandalyesine geçti. — Devam et, Efsun Hanım. Anneniz için ne gibi bir yardım istiyorsunuz? Efsun, göz göze gelmemeye çalışarak cümlelerini toparlamaya çalıştı. Kalbindeki korkuyu bastırarak, sesini duyulur kılmaya çabaladı: — Annem Emine Yılmaz sizin çalıaşnınız ağır hasta... böbrek nakli gerekiyor... ve bu ameliyat için ciddi bir miktarda para lazım. Nereden bulacağımı bilmiyorum. Çaresiz kaldım... belki, bir umut diye düşündüm... sizden...Siz yardım ede bilirmisiniz ? Gerekirse ben burda maaşız çalışır yine öderim size." Adam bir süre sustu. Yüz ifadesi hiç değişmedi, sadece gözlerini Efsun’un üzerinde gezdirdi. Sessizlik uzun sürdü. Efsun’un kalbi daha da sıkıştı. Sonunda adam yavaşça konuştu: — İlginç... Çok ilginç. “Burası hayır kapısı mı sanıyorsun hanımefendi?” dedi, arkasına yaslanıp keyifle bakarken. Efsun, o sözlerle birlikte bütün umutlarının yerle bir olduğunu hissetti. İçinde taşıdığı cesaret kırıldı, gözleri kısa süreliğine buğulandı. Tam arkasını dönüp çıkmayı düşünürken... Kapı açıldı.Asansorde gördüğü ona aç bir kurt gibi bakan adam içeri girmişti Karan Alaca. Karan içeri girerken, gözleri doğrudan Efsun'a takıldı. Kadının huzursuz bakışlarını fark etti ama umurunda bile değildi. Dudaklarında iğneleyici bir tebessümle sordu: "Bu güzel hanım ne arıyor burada Sedat?" Sedat keyifli bir şekilde arkasına yaslandı, bir eliyle masasına tık tık vurarak konuştu: "Annesi bizim temizlikçimizmiş. Hastanedeymiş kadıncağız. Acil böbrek nakli gerekiyormuş. E bu hanım da çözümü bizde aramış." Sözlerinin sonunda küçümseyici bir kahkaha attı. "Burası hayır kurumuymuş gibi..." Efsun utançla yere bakarken, Karan yavaşça yaklaştı. O an odanın içindeki hava daha da ağırlaştı. Acaba bu adamın gelişiyle bir şansı olacakmıydı ?....
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD