5. Bölüm: Letafet

1486 Words
Affetiğime pisman olarak affettim. Af dahi dilemeyen adamı ben affettim. "Özür dilerim...Ben pislik herifin tekiyim. Seni o halde bırakmamam gerekiyordu. Mecburiyetlerimin bedelini sana ödettim. Özür dilerim Safir gözlüm." Dağ gibi yıkılmaz bildiğim adam gözlerime baka baka ağlıyordu. İçim titredi. Kendimden bi haber, boynuna sarılmış buldum kendimi. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, ağlayışı sesli iç çekişlere dönüştü. İç çekişleri yerini derin nefeslere bıraktı. Ve biz boş bi arazinin otobanında öylece sarılı durduk. Ben onun özlem duyduğum kokusuna sığındım. Nefes seslerinden anladığım kadarıyla, onunda benden farkı yoktu. Herşeyi konuşabilirdik, sustuk. Kavga edecek çok sebebimiz vardı, etmedik. Biz sarılarak zamanı durdurmayı yeğledik. Zaman dursun, biz böyle kalalım. Sorunlar, zorunluluklar hiç varolmaşcasına kalalım. Olmadı. Herşey aynıydı ve zaman durması namümkün bir unsurdu. "Ağabey, anam arar, bizi beklerler. Misafirden sonra gelmeyin dedi."Ceylin'in sesiyle girdiğim düşten uyandım. Bedenime sarılı kolların arasından sıyrılıp, kollarımı kendime sardım. Onsuzluk güneşli hava da üşümek gibiydi. Onsuzluk...Sonsuz olmasını isterken, onsuz kalmakla sınanıyordum. Hava kararmaya yüz tutmuştu sahi ne kadar süre sarılarak durduk? Ömer ceketini çıkartıp, omuzlarıma bıraktı ve geri çekilmeden alnıma bi buse kondurdu. Havanın kararmasıyla, serin rüzgâr sarmıştı etrafı. Sargısız elimi tutup, arabaya yöneldi. Peşisıra yürürken, avucunda kaybolan elime baktım. Ellerim bile hasret kalmıştı kısacık zamanda. Ön koltuğu açıp, binmemi bekledi, Ömer. Ceylin ne ara bilmem ama arka koltuğa geçmişti. Arabaya binip, arkama yaslandım. Oldum olası kemer takmayı sevmezdim ama Ömer beni azarlar ve kemerimi takardı. Zihime düşen anılardan, tanıdık ses beni çekip, aldı. "Derin'im, Safir gözlüm tak şu kemeri." Gözlerimi devirip, yan döndüm. Sırtımı kapıya yasladım. "Biz hala küs, boşanacak bir çiftiz hatırlatırım. Kemer takmak istemiyorum." Yapmacık olduğunu haykıran bi gülümse kondurdum yüzüme. "Eyvallah. Senden gelen herşeye eyvallah." Zafer kazanmış bi edayla saçlarımı savurdum ve tekrar koltuğa yasladım sırtımı. Yüzümdeki gülümseme üzerime eğilen bedenle yavaşça soldu. Ömer ızdırap gibi gelen bir yavaşlıkla kemerimi taktı ve yerine oturdu. Zorla yutkundum gözlerimi zifir gözlerden kaçırdım. "Eyvallah lakin unutma sen benim canımsın ve incinmene tahammülüm yok." Ezbere bildiğim sözlerine sözünü kesip, devam ettim. "O kemeri sevmeyi dene, Derin." Kalınlaştırdığım sesime içten bi kahkaha attı. Kahkahasına karışan bi diğer gülüş Ceylin'e aitti. Ceylin arkada oturmuş film izler gibi bizi izliyordu. Ona baktığımda utanarak başını eğdi. Ömer arabayı sürmeye başladı. "Ömer kenarda dur. Ben otele gideyim bi taksi bulup. Siz de geç kalmayın." Dedim, at kuyruğumdan düşen perçemi kulağımın arkasına sıkıştırırken. "Ne oteli Derin? Konakta gözümün önünde duracaksın. Taksi falan da bulunmaz buralarda, merkez de var ona da erkeksiz binemez hiç bi kadın." Her bi cümlesinde kaşlarım biraz daha çatıldı. Bu derece kadınların hor görüldüğü yerler kaldığını bilmezdim. Bir olay insanın başına gelene kadar o olaya insan sağır oluyordu. O acılara kör kaldığı gibi bilmiyordu başına gelmeden ne hissettirdiğini. Şuan ise bi nebze de olsa anlıyordum bu toprağın talihsiz kadınlarını. Alt dudağımı yaladım ve sükûnet içinde arabayı süren Ömer'e baktım. "Otele gideceğim dedim. İzin istemedim Ömer." Bakışlarını kısa bi süre bana çevirip, tekrar yola odakladı. "Sana başta da dedim, istesen de boşanmayacağım senden. Şimdi o güzel çeneni yorma biliyorum bana cehennemi yaşatmaya geldin buraya ama başka yolları dene. Küçük yer burası seni kuzenimiz olarak tanıttıktan sonra iyice göze geliceksin ve dedikoduların önüne geçilmesi imkansız." Dedi sakinliğinden ödün vermeden. Sözlerindeki küçük kampçılar bir bir isabet etti bedenime. Rahatsızca kıpırdandım. Ceylin,"Ağabey'im demek ister ki, zaten dikkat çekiyorsun daha fazla çekmeyesin. İftira galemet çoktur bu topraklarda." Dedi açıklayıcı bir edayla. "Kalıcı değilim burada önemli değil insanların söyledikleri." Dedim. Konuyu kapatmak adına başka bi noktaya çevirdim okları. "Ceylin, Midyat'ın tarihi yerlerini görmek istiyorum. Beni gezdirir misin?" Sesime yansıyan heyecana mani olamamıştım. Bir sanat aşığı olarak Midyat'tan ilham alacağım çok yer olduğuna emindim. Ceylin'in hevesle gözlerinin ışıldamasına şahit oldum. Ardından bakışlarına inen bulutlarla başını yere eğdi. "Eğer ağabeyim ve atam izin verirse gezdiririm." Dedi ve başındaki bağlanmadan duran şalı düzeltti. Omuz silkip arkama yasladım. "Önemli değil, zaten heryer toz toprak." Dedim yalanın dibine vurarak. Ömer'in aşina olduğum gülüşü doldurdu arabayı. "Yalancı keçi, gezdiririm ben sana yarın heryeri." Dedi, eğlenen ses tonuyla gülüşüne vurgun olduğum adam. "Kabul ama hala küsüz" Deyip, tek kaşımı kaldırdım ve tehditvari bi bakış attım. "Sırnaşmak yok." Gözlerini devirdi abartıyla. "Bakarız." Dedi. Araba durunca Ceylin önden indi. "Ben gelmesem?" Dedim pat diye. " Safir gözlüm, herşeyi yoluna koyacağım söz. Sadece bana biraz zaman ver ve o zaman içinde benden uzaklaşma. Onca derdin içinde derdime dert katma." Derken, baş parmağıyla yanağımı okşadı. Dudağımın kenarına bi buse kondurdu. Geri çekilecek sanarken, iki elimi tutup, avuç içlerimden öptü. Geri çekilirken çattığı kaşıyla sol elimi hafif kaldırdı. "Yüzüğünün nerde senin?" Sesine yansıyan bariz öfke tohumları yeşermeden söküp, aldım sözlerimle. Boynumdaki zincire takılı yüzüğü çıkartıp, gösterdim. Hareketimle hafif tebessüm etti. "Zamanı gelince tekrar ellerimle takacağım o yüzüğü parmağına." Elimi tekrar öptü, öperken kapanan gözlerine baktım. Kirpikleri mezarım olsun istedim. "Sen niye çıkartmadın...Bugün söz kestiniz ya." Dedim pürüzlü sesimle. Zorla yutkundum kendi cümleme. "Kurdele kestirmedim, sadece yüzük takıldı sonra hemen çıkartıp, bunu taktım. Hadi inelim kaçış yok." Gülümsememi bastırmak için yanaklarımı ısırdım ve el çantamı alıp, indim arabadan. Ömer ile beraber büyük konağın kapısında yan yana durduk. Biz gelince kapıdaki yöresel kıfayetli adamlar iki yandan açtı kapıyı. Ömer elini belime koydu yürümem için, küçük adımlarla konaktan içeri girdim. Konağınkta gezdirdim gözleri o sırada, yanımıza koşar adım genç, esmer bi kız geldi. Başında eşarp vardı boydan bi elbise giymişti. İki büklüm başını yerden kaldırmadan konuşmaya başladı. "Hoş gelmişin ağam, Kureyşa hanımağamla Âzam ağam yukardadır seni bekler." Dedi ve gitmeden önce merakla bana bakmıştı. Gülümsedim kıza. Kız gidince merdivenden çıkan, Ömer'i takip ettim. Merdivenler bitince sağ tarafa döndük büyük bi teras katıydı kenarlarda sedirler vardı ve en dipte ortada uzunca bi yemek masası duruyordu. Masanın üstü, envari çeşit yemeklerle donatılmıştı. Sedirlerde oturan yaşlı kadın ve adam beni görünce ayaklandı. Ceylin ise masaya bardakları yerleştiriyordu. Üstündeki bindallıyı çıkarmış bileğine uzanan bir elbise giymişti. Başında ise yine bi şal vardı ama bağlamamış saçının üstüne bırakmıştı. Ömer'in annesi yani Kureyşa hanım da aynı Ceylin gibi şal almıştı başına. Âzam Derhan da yöresel şalvar ve üst giymişti bel kısmında kalın kemer benzeri bi detay vardı. Başına bağlı beyaz bir kumaş parçası vardı. "Hoş gelmişen oğul." Dedi, Kureşya Derhan ve beni baştan aşağı süzdü. Rahatsızca yerimde kıpırdandım. "Hoş buldum anne." Deyip, elimi tuttu ve ekledi. "Derin, gelinin." Yutkundum. Elini sıktım Ömer'in destek almak istercesine. Sert bakışlarını üstüme diken Kureyşa hanım, "Bahsettiğin kızçe bu demek ha. Neyse Ceylin misafirimize kıyafet ver hele. Gelinimin ailesi gelir çıplak çıkmasın karşılarına." Dedi zehirli sözlerini sakınmadan. Çatılan kaşlarımla bi adım öne çıktım. Tam konuşacağım sırada, Ömer beni susturdu. "Gelinin Derin anne. Kabul et ya da etme." Ömer'in kararlı duruşu annesini kızdırmış olsa gerek, üzerimdeki zehirli bakışlarını oğluna çevirdi. "Tanıdıklara bi akraba deriz oğul. Zamanı gelince de yolcu ederiz inşallah. Şimdik oylamasın hele beni. Ceylin, Fatma'ya diyesin misafir odasını hazırlasın misafirimiz yorgundur." Üzerine basa basa misafir demesi bi an önce defolup, gitme isteğimi körüklüyordu. "Merak etmeyin kalıcı değilim zaten burada. Kocamla en kısa sürede evimize döneceğiz." Deyip, gülümsedim ve beni bekleyen Ceylin'i takip ettim. Biz merdivenleri çıkarken, Ömer'in bağırış seslerini işitmiştim. Kulak kabartmadan Ceylin'in girdiği odaya girdim. "Anamın kusuruna bakmayasın, ağabeyimi toprağından biriyle evermek istemiştir hep. Ağabeyim gelip de evlendim ana deyince delirdi. Neyse sen yorgunsundur üzerini değişip, masaya gelesin. Bişey lazım gelirse seslen ben gelirim." Dedi, elindeki kıyafetleri yatağa bırakırken. Açtığı kapıdan çıkacakken, sorumla bana döndü. "Burası kimin odası?" Ahşap oymalı yatağın yamacında duran, komidindeki çerçeveler dikkatimi çekmişti. Ceylin ve Ömer vardı fotoğraflarda. "Benim odamdır, rahat edesin." Gülümsedi ve odadan çıkıp, beni yalnız bıraktı düşüncelerimle. En iyisi düşünmemekti. Ömer bana zaman ver demişti ve bende ona o zamanı verecektim. O zaman bitince buradan Ömer ile ya da yalnız gidecektim. Canım kayın validemden(!) Azar yememek adına, hızla üzerime Ceylin'in kıyafetlerini giydim. Köşeye yerleştirilmiş, gardırobun aynasından yansımama baktım. Beyaz çiçek desenli bir elbiseydi. Dizimin altına geliyordu. Saçımı tutan tokayı çıkardım ve saçlarımın omuzlarıma dökülmesini sağladım. Kıyafetlerin yanına bir de şal koymuştu Ceylin. Şalı almayı düşünsem de vazgeçip, çıktım odadan. Merdivenlerden inip, kalabalığın yanına ulaştım. Misafirleri gelmişti anlaşılan. Yanlarına gitmememle, hepsinin bakışı bana dönmüştü. Benim gözüm ise bir çift zifirdeydi. Ömer beni baştan aşağı hayranlıkla süzmüştü. Gözlerimi kaçırdım ve konuşmalara dikkat kesildim. "Ne güzel kızçedir, ilk kez görürüm." Dedi, Koroğlu ailesinin Hanımı. Kureyşa hanım,"Derin, uzaktan bi akrabamızdır. Düğün için gelmiştir buralara Fadime." Dedi, adının Fadime olduğunu öğrendiğim kadına. Kadın beğeniyle süzdü beni. Asmin gece mavisi uzun saçlarıyla hafif eğilip, Kureyşa Derhan ve Âzam Derhan'ın elini öpmüştü. İkisi de beğentiyle bakmıştı kıza. Kıskançlık kendini hatırlatırken, alevine odun oldu kızın Ömer'e attığı kaçamak bakışlar. Ceylin ve Mirhan da büyüklerin ellerini öpmüş masadaki yerlerini almıştı. Ömer el öpme merasimini umursamadan, masadaki yerine oturmuştu. Annesinin kınayan bakışları gözümden kaçmadı. Herkes masadaki yerini almaya başladı. Masanın başına büyükler yerleşirken, Asmin Ömer'in yanına oturmuştu. Bende Ceylin'in yanına Ömer'in karşına geçtim. "Fırat oğul neden gelmemiştir Şivan ağa?" Dedi geldiğimden beri ilk kez konuşan Âzam Derhan. Şivan yani Asmin ve Mirhan'ın babası arkamda bi noktaya bakıp, başıyla gösterdi. "Gelmiştir Âzam ağa. İşleri anca bitti herhal." Dedi. Tanıdık bi çift göz hissettim üzerimde. Başımı arkama çevirip, gelene baktım. Sabah karşılaştığım adamı görmeyi beklemiyordum lakin hayat hep beklemediklerimizi koyardı karşımıza. Fırat şaşkınca bana bakarken, adımlarını yanımda durdurdu. "Letafet...Gökte ararken, yerde buldum." Dedi usulca.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD