Aşkın keşedilmemiş kimyasını çözmüş olsam, aşkı kalbimden söküp atacak, bir ilaç yapardım. Aşkın getirisi olan tüm duygulardan arındırırdım kendimi.
Ömer'e kenetli bakışlarım yanındaki sandalye de oturan kıza kaydı. Boydan boya masalarla çevriliydi ve oynanması için geniş bi alan açılmıştı.
Damarlarıma yayılan kıskançlık güdüsü her zerreme nüks etti.
'Yoksa o kız mı?' Diye geçirdim içimden. Güzel kızdı vesselam. Esmer teni, gece mavisi saçları ve üzerine oturmuş kırmızı, uzun abiyesiyle çok güzel görünüyordu.
İstemsizce dolan gözlerime küfür etmek istedim. Neydi bendeki sürekli ağlama isteği?
Müzik durunca herkes oturmaya başladı sandalyelere. Dikkat çekmemek adına en kuytu kısma oturdum.
Yanına oturduğum genç adamın bakışları bana kaydı. "Ne ararsın buralarda Letafet? Belli buralı değilsin?" Diyen adama cevap verme gereği duydum. Letafet mi demişti o? O da ne demekti? Letafet'in anlamını sonra öğrenmeyi aklıma not ettim. Şuan daha önemli şeyler vardı.
Aklıma gelen ilk yalan döküldü dudaklarımdan. "Bi yakınım için geldim Midyat'a." Dedim.
Elimi uzatıp, gerçekçi olduğunu düşündüğüm bir gülümseme yerleştirdim yüzüme. Bilgi almam gerekiyordu ve bu adam bana belki bişeyler anlatırdı. "Derin ben."
Uzattığım elime şaşkınca baktı ve etrafa üstünkörü bir bakış atıp, elimi sıktı. "Fırat Koroğlu." İsmini telafuz etmesiyle elini çekmesi bir oldu.
Gözlerimi devirmemek için kendimi frenledim. Adama bak sanki sulandık!
Of Ömer ne hallere soktun beni!
"Derhan aşiretinden mi yakınınız?" Sorusuyla Ömer'deki bakışlarımı adama çevirdim. "Evet, peki siz?" Sorum onu güldürdü. Komik olan neydi? Sabır.
"Ben Koroğlu aşireti ağasının büyük oğluyum." Deyip, duraksadı ve eliyle Ömer'in oturduğu yeri işaret etti. "Asmin kız kardeşim. Yanındaki Ömer Derhan ve kız kardeşi Ceylin Derhan. Sarışın olan genç de kardeşim Mirhan." Dedi Fırat. Kısa bi tanıtım yaparak.
Ceylin... Ceylan gözlü gencecik bi kızdı. Asmin'in bindallısına benze mor bi bindallı giymişti. Mirhan ise daha toy bir delikanlıydı. İkisinin birbirine değen bakışlarından ne kadar mutlu oldukları belliydi. Onların mutluluğu benim mutsuzluğumdu ne acı.
Yaşlı beyaz eşarbını saçının üstünü bırakmış bi kadın geldi. Hafif eğilip, Fırat olduğunu öğrendiğim adamın kulağına bişeyler fısıldadı. Fırat gözlerini devirip, sanyalyeden doğruldu. Gitmeden evvel bana dönüp, gülümsedi ve konuşmaya başladı.
"Bu nişan merasimidir, 2 gün sonraki düğünde sizi görmekten şeref duyarım." Dedi ve yöresel takım elbisesinin yeleğinin düğmesini ilikledi.
"Görüşürüz Letafet." Ben cevap vermeden arkasını dönüp, kalabalığa karıştı. Letafet...Neydi bu kelimenin anlamı? Neyse neydi banane sanki başka derdim yok gibi bunu mu düşüneceğim.
Fırat masaların ortasında bırakılmış geniş çemberde elindeki mikrofonla konuşmaya başladı. "Nişan merasimi bitmiştir, iyi dileklerinizi sunup, gidesiniz. Düğüne hepinizi bekleriz ahali." Fırat'ın kısa duyurusunun ardından herkes Baş köşe de olan Ceylin, Mirhan, Ömer ve Asminin masasına gidip, bişeyler konuşuyor uzaklaşıyorlardı. Masadaki telefonumu elime aldım ve tüm gücümle sıktım. Destek alacak tek şeyim lanet telefonumdu. Sandalyeden kalkıp, adımlarımı onlara ilerlettim. Herkes hemen hemen dağılmıştı. Kalan kişilerde kenarlarda bekliyordu. "Allah başa kadar gönendirsin Ömer ağam." Deyip, önümden çekildi orta yaşlardaki adam. Ömer sadece başını sallıyordu, masadaki çiçeklere sabitliydi zifir hareleri.
Adam gidince tam karşısına geçtim ve masaya sabitlediği bakışlarının bana dönmesini bekledim. "Sen kimsindir yabancı?" Asmin olduğunu ögrendigim kızın sözleriyle, Ömer bi anlığına bana baktı. Sonra tekrar masaya çevirdi harelerini. Ardından ağır ağır tekrar kaldırdı başını gözleri değdi gözlerime. Zifir gözlerine düşen ışıltı unutturdu herşeyi, sadece sarılmak geldi içimden. Lakin konuşmasını yenileyen kadın yeniden vurdu poyraz misali gerçekleri yüzüme. "Sana derim hatun? Kimsindir?" İtinayla bakmaktan kaçındığım kadına gayrıihtiyari çevirdim başımı. Söyleyemediklerim boğazıma oturdu, düğüm oldu. Evleneceğin adamın nikahlı karısı diyemedim. Diyemedim çünkü Ceylin ve Mirhan'ın gözündeki ışıltıyı da kendi karanlığımda yok edemezdim. Nasıl ki ben Ömer'in ailesini tanımıyorum emindim onlardan benden haberdar değillerdi. Ve ben evliliğimizi söylersem berdeli bozulmuş sayar ateşe atarlardı bu canları. Kaldı ki bu durumda Ömer'in payına hangi ceza düşer bilinmez. "Derin Belen." Dedim ruhsuz bi sesle. Asmin bişey söyleyecekken, Ömer ayağa kalktı.
Ömer'in masadan kalkmasıyla bakışlar ona döndü. "Mirhan ablanı konağınıza götür. Ceylin araba bekliyorum seni konağa bırakacağım." Dedi ve başıyla yürümemi işaret etti. Gözlerimi devirip, etraftaki şaşkın bakışları ardımda bıraktım. Arabanın önüne gelince, arka kapıyı açıp oturdum. Ömer sürücü koltuğuna yerleşince dikiz aynasından beni izlemeye başladı. Suskunluk yemini etmiş gibi ikimizde sadece birbirimize bakıyorduk. İşkence gibi geçen bi kaç dakikanın ardından arabanın kapısı açıldı ve Ceylin ön koltuğa oturdu. "Ağabey anam çok kızdı bu hareketine. Ayıp olmasın diye akşam yemeğe çağırmıştır Koroğlu'larını." Dedi, alelacele. Ömer gözlerini devirmekle yetinmişti. Genç kız koltuğa dönerek bana baktı. "Fotoğrafdakinden daha güzelmişsin, hoş gelmişin yenge." Sıcacık ses tonuna yakışır gülümsemesi içimi ısıttı. Demek Ömer beni anlatmıştı ona. İçtenlikle gülümsedim. "Teşekkür ederim. Sende peri kızı gibi olmuşsun." Dedim.
Araba boş arazide ilerlerken, Ceylin bana buraları anlatıyordu. Ömer ise sürekli dikiz aynasından bana bakıyordu. Arabaya yayılan zil sesiyle, çalan telefonuma baktım.
Hazan arıyor...
Telefomu açıp, kulağıma görürdüm. "Saat başı arama Hazan." Dedim bezgin bi tonda. Dikiz aynasına kaçamak bir bakış attım hala zifir hareleri üzerimdeydi. "Rapor ver daha Sahra teyzeye ben rapor vereceğim Derin." İstemsizce kıkırdadım. "Örgüt müsünüz kızım siz? İyiyim ben merak etmeyin." Yeniden kendime zarar vereceğimi düşünüyorlardı. Haksız sayılmazlardı. "İlaçlarını içtin mi?" Günün sorusu...Alt dudağımı ısırdım."Hayır, uyku yapıyorlar, uyumak istemiyorum." Olabildiğince kısık konuştum. Ömer ve kız kardeşinin ve yahut herhangi birinin bana acımasını istemiyordum.
Hazan'a yalan söylesemde ses tonumdan anlardı. "Derin ilaçlarını zıkkımlan yoksa Sahra teyze seni kliniğe kapatır. Emin ol şuan Istanbul da değil de Midyat'ta olduğunu ona zevkle söylerim." Tehdit dolu cümlesi bitince yanak içlerimi ısırdım. "Öyle bişey yaparsan kendimi değil zevkle seni öldürürüm bayan gezeve." Cevap vermesini beklemeden telefonu kapattım. Bu araba da bu insanların yanında çok bile konuşmuştum. Kimsenin acımasına ihtiyacım yoktu.
"Ağabey," Ceylin'in tedirgin sesiyle, bakışlarımı ona çevirdim. "Yengemi konağa götürmek doğru mu olur bilemedim. Akşam misafir var ayrıca anam ve atam ne der bilinmez." Utana sıkıla söylediklerinde haklılık payı vardı.
Başımı pencereye çevirip, kulak kabarttım konuşmalarına. "Derin benim karım, kimseye laf etmek düşmez." Alışkın olduğum ses tonuna tezat kılıç kadar sertti ses tonu.
"Ama ağabey ahaliye ne deriz, bilmez misin evli olduğunu duysa Koroğlu bozar berdel'i? Kuma olarak vermez büyük kızını. Kendimi geçtim Asmin ve seninde canına kast eder gözü dönmüş caniler. Töreler belli uygulanan bellidir." Gencecik kızın dudaklarından dökülen gamlı sözler yaşlı bir kadına aitti.
Ruhu büyüktü Ceylin'in çünkü evi yuvası kan kokuyordu. Büyümesinde ne yapısındı? "Bir hal çaresi bulana kadar, Derin kuzenimiz gibi tanıtacağım." Sözleri bi ok daha sapladı yüreğime. Daha fazla kıramaz dediğim kalbimden bi çığlık yükseldi göğe. Ceylin'in mahçupca bana bakıp önüne döndü. "Şimdi ya da sonra karın olduğumu açıklamana gerek yok Ömer." Dedim, dik dik bakarak. Gözlerini kısıp, sorgulayan bakışlarla bana baktı.
Küçük el çantamdaki bükülmüş kağıt parçasını, işaret ve orta parmağımın arasına aldım ve ona uzattım. Tek eliyle arabayı kullanırken, bana kısa bi bakış attı ve kağıdı aldı. Tek eliyle kağıdı açıp, göz gezdirdi.
Kaşları çatılırken, direksiyonu tutan elini sıktığı için boğumları belirginleşti. Ani frenle bedenim öne doğru savruldu. Söylemek için başımı kaldırdım ve zifir irislerle karşılaştı gözlerim. Öfkesi elle tutulur cinstendi.
Arabadan inip, kapımı açtı. "İn." Diye, tısladı yüzüme.
O sinirlenecek son insandı. Günlerdir içime hapsettiğim sinirle indim arabadan. Kapıyı var gücümle çarptım. "Ne demek boşanma davası?!" Diye, kükredi elindeki kağıdı sallarken. "Bana soru sormaya hakkın yok senin! Sen git müstakbel eşinle muhattap ol kuzen!" Sözlerimi canını yakmak için özenle seçiyordum. Canı yansın istiyordum. Benim gibi. Sol dirseğimden tutup sertçe kendine çekti beni. Göğüsüm göğüsüne çarparken, hasret kaldığım kokusu sardı etrafımı. İstemsiz kapanan gözlerimle beraber derince bi nefes çektim içime. Oksijene hasret kalan ciğerlerim günlerdir nefes almıyordu sanki.
Zorla gözlerimi araladım benden uzun olduğu için başımı hafif kaldırdım. "Bileğin..." Pürüzlü sesi kulağıma ilişti baktığı yere baktım. Bileğimdeki sargıya bakıyordu lakin aklı burada değil gibiydi. Zorla yutkundum. "Bana kendine zarar vermediğini söyle?" Sesi yalvarır gibiydi. Yalan söylemek istedim sırf o içimi dağlayan gözlerindeki acıyı görmemek için.
Siyah perdeleri kalkmıştı, gözlerindeki acı ve özlem ayan beyan ortadaydı. "Merak etme onu da berecemedim gördüğün gibi yaşıyorum." Deyip, kolumu kurtardım ellerinden. Acıyla gözlerini yumdu ve bi damla yaş düştü sağ gözünden. O gözyaşı kalbime aktı usulca. Affettim onu ben bi damla göz yaşına. Fark etmeden affettim.