bc

Gömülü Yankı

book_age18+
12
FOLLOW
1K
READ
revenge
dark
family
time-travel
brave
stepfather
journalists
drama
tragedy
bxg
serious
kicking
city
small town
rejected
musclebear
surrender
like
intro-logo
Blurb

Aras, İstanbul’un gürültüsünden ve başarısızlıklarından kaçan eski bir gazetecidir. Hiç tanımadığı büyük amcasından kendisine Ege’nin ıssız bir köyünde eski bir taş ev miras kalır. Aras, bu evi satıp borçlarını ödemeyi planlarken; evin duvarlarının içine gizlenmiş, 1980’li yıllara ait ses kayıt cihazları ve kasetler bulur. Kasetlerdeki ses, sadece geçmişin sırlarını değil, Aras'ın kendi ailesiyle ilgili karanlık bir gerçeği de fısıldamaktadır.

chap-preview
Free preview
:​🖋️Toz ve İnziva
Aras, paslı demir kapıyı zorlayarak açtığında, menteşelerin feryadı vadide yankılandı. Bu ses, sadece metalin metale sürtünmesi değil, sanki bu ıssız köyün on yıllardır tuttuğu nefesini dışarı bırakması gibiydi. "Veda," diye mırıldandı kendi kendine. İstanbul’daki icra dosyalarına, editörlerin cevapsız kalan e-postalarına ve hayatının her köşesine sinmiş o "başarısızlık" kokusuna bir veda. ​Araba yolu evin elli metre aşağısında bitmişti. Geri kalan yolu, diz boyuna ulaşan yabani otların ve kurumuş dikenlerin arasından yürüyerek aşmıştı. Evi ilk gördüğünde bir an duraksadı. Büyük amcası Hikmet’i hiç görmemişti; hakkında bilinen tek şey, ailesinden kopup bu Ege köyüne yerleştiği ve bir münzevi gibi öldüğüydü. Ev, tepenin en ucunda, sanki aşağıya, denize atlamaya hazırlanan dev bir kaya parçası gibi duruyordu. Duvarlardaki sarmaşıklar pencereleri bir ağ gibi sarmış, gün ışığının içeri girmesini yasaklamıştı. ​Anahtarı kilide soktuğunda eli titredi. İstanbul’daki dairesini boşaltırken hissettiği o hafiflik, yerini ağır bir huzursuzluğa bırakmıştı. İçeride onu bekleyen tek şeyin toz ve fare ölüleri olduğunu sanıyordu ama kapı açıldığında yüzüne vuran hava, dışarıdakinden daha soğuk ve garip bir şekilde... taze çiçek kokuluydu. Hanımeli miydi bu? Yoksa sadece zihninin ona bir oyunu mu?Sessizliğin İçinde ​Evin içine attığı ilk adımda tahta zemin gıcırdadı. Salonun ortasına kadar ilerledi. Eşyalar beyaz çarşaflarla örtülmüştü; her biri devasa, hareketsiz hayaletleri andırıyordu. Aras, çocukken izlediği korku filmlerini anımsadı ama buradaki duygu korkudan ziyade, istenmediği bir yere zorla girmiş olma mahcubiyetiydi. ​Ceketini tozlu bir koltuğun kenarına bıraktı. Salondaki büyük piyanonun üzerindeki örtüyü yavaşça kaldırdı. Siyah lake yüzey, üzerindeki yoğun toz tabakasına rağmen hala asaletini koruyordu. Ancak Aras’ın dikkatini çeken piyano değil, tuşların tam ortasına, sanki biri az önce oraya bırakmış gibi duran nesneydi: Gümüş renkli, eski bir makaralı teyp. Teybin hemen yanında, sararmış bir kağıt parçası duruyordu. El yazısı titrek ama kararlıydı: ​"Dinle Aras, çünkü gerçekler ancak sessizlikte duyulur. Hoş geldin." ​Aras, notu eline aldığında kağıdın hala nemli olduğunu hissetti. "Hoş geldin mi?" diye fısıldadı. Amcası öleli aylar olmuştu. Avukat, evin o günden beri mühürlü olduğunu söylemişti. O halde bu notu kim, ne zaman bırakmıştı? İlk Ses ​Piyanonun yanındaki pencerenin kepenklerini zorlayarak açtı. İçeri dolan turuncu gün batımı ışığı, havada asılı kalan toz zerrelerini dans ettirmeye başladı. Aras, teybe doğru uzandı. Cihaz, pille çalışıyor gibi görünüyordu. Üzerindeki "Play" tuşuna basıp basmamakta tereddüt etti. Gazetecilik damarı kabarmıştı ama aynı zamanda içinde bir yerlerde, o tuşa bastığı an hayatının geri dönülemez bir şekilde değişeceğine dair bir his vardı. ​Klik. ​Cihazın makaraları ağır ağır dönmeye başladı. Önce uzun bir hışırtı duyuldu. Boş bir kasetin rüzgâra benzer sesi... Ardından, derinden gelen bir piyano sesi odayı doldurdu. Çalan parça hüzünlüydü, notalar birbirini sanki bir ağıt yakarmışçasına takip ediyordu. Birkaç dakika sonra müzik aniden kesildi. ​"Burada olduğunu biliyorum," dedi kasedeki ses. Bu, yaşlı bir adamın yorgun ama otoriter sesiydi. "Bu evi sana bırakmamın sebebi, benden bir şeyleri devralman değil Aras. Benden bir şeyleri temizlemen. Duvarların ardına bak. Toprağın altına değil, seslerin arasına bak." ​Ses kesildi. Teybin makaraları boşta dönmeye devam etti. Aras, olduğu yerde donup kalmıştı. Sesin sahibi büyük amcası Hikmet olmalıydı. Ama Aras'ın ismini nereden biliyordu? Aras’ın bu eve geleceğinden nasıl bu kadar emin olabilmişti?Gece Çökerken ​Güneş tamamen battığında, ev zifiri karanlığa büründü. Aras, yanındaki el fenerini yakıp mutfağa geçti. Musluğu çevirdiğinde paslı, kahverengi bir su öksürerek akmaya başladı. Köyün aşağısındaki ışıklar birer birer yanıyordu. Orada, o küçük evlerde normal hayatlar sürüyordu. İnsanlar akşam yemeklerini yiyor, televizyon izliyor ve birbirlerine sarılıp uyuyorlardı. ​Aras ise, hiç tanımadığı bir adamın bıraktığı gizemli bir ses kaydıyla, tepe başındaki bu hayaletli evde tek başınaydı. Üstelik tek başına olmadığını hissetmeye başlamıştı. Üst kattan gelen hafif bir tıkırtı, ardından bir camın kapanma sesi... ​Fenerini yukarıya, merdivenlere doğru tuttu. "Kimse var mı?" diye bağırdı. Sesi boş koridorlarda yankılandı ama cevap gelmedi. Merdivenlerin ilk basamağına ayağını koyduğunda, teybin az önce bittiği yerden tekrar çalışmaya başladığını duydu. Bu kez müzik yoktu. Sadece birinin nefes alıp verişi... Düzenli, derin ve çok yakından gelen bir nefes.Aras, paslı demir kapıyı zorlayarak açtığında, menteşelerin feryadı vadide yankılandı. Bu ses, sadece metalin metale sürtünmesi değil, sanki bu ıssız köyün on yıllardır tuttuğu nefesini dışarı bırakması gibiydi. "Veda," diye mırıldandı kendi kendine. İstanbul’daki icra dosyalarına, editörlerin cevapsız kalan e-postalarına ve hayatının her köşesine sinmiş o "başarısızlık" kokusuna bir veda. ​Araba yolu evin elli metre aşağısında bitmişti. Geri kalan yolu, diz boyuna ulaşan yabani otların ve kurumuş dikenlerin arasından yürüyerek aşmıştı. Evi ilk gördüğünde bir an duraksadı. Büyük amcası Hikmet’i hiç görmemişti; ailesinden kopup bu Ege köyüne yerleştiği ve bir münzevi gibi öldüğü söylenirdi. Ev, tepenin en ucunda, sanki aşağıya, denize atlamaya hazırlanan dev bir kaya parçası gibi duruyordu. Duvarlardaki sarmaşıklar pencereleri bir ağ gibi sarmış, gün ışığının içeri girmesini yasaklamıştı. ​Anahtarı kilide soktuğunda eli titredi. İçeride onu bekleyen tek şeyin toz ve fare ölüleri olduğunu sanıyordu ama kapı açıldığında yüzüne vuran hava, dışarıdakinden daha soğuk ve garip bir şekilde... taze çiçek kokuluydu. Hanımeli miydi bu? Yoksa sadece zihninin ona bir oyunu mu?

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

Cins-i İnsan (MUSALLAT)

read
14.6K
bc

Bedenim Alfaya Ait

read
22.1K
bc

LANETLİ KÖY (TÜRKÇE)

read
9.3K
bc

ALFA'NIN LANETİ

read
3.5K
bc

MIXED SCHOOL

read
4.2K
bc

TENASÜH (Türkçe)

read
8.8K
bc

KOD:RÜN

read
1.6K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook