Camdaki Gölge ve İncir Altı

665 Words
Pencerenin önündeki siluet, bir heykel kadar hareketsizdi. Elindeki fenerin ışığı, yağmur damlalarıyla birleşerek Aras’ın gözlerini kamaştıran beyaz bir duvara dönüşmüştü. Aras, kalbinin göğüs kafesini döven sesini kulaklarında duyabiliyordu. 💓 Elindeki metal kutuyu sıkıca kavradı; sanki o kutu bir kalkanmış gibi... 🛡️ ​"Kimsin sen?" diye bağırdı Aras. Sesi, boş odanın içinde yankılanıp dışarıdaki fırtınaya karıştı. ⛈️ ​Dışarıdaki figür yavaşça fenerini indirdi. Işık artık Aras’ın gözlerini almıyordu. Karanlığın içinden yaşlı, çatallı bir ses yükseldi: "Kapıyı aç evlat... Islanmak kemiklerime kadar işledi. Amcanın emanetini bekletme." ​Aras tereddüt etti. Mantığı "kaç" diyordu ama gazeteci merakı "aç" diye fısıldıyordu. Merdivenlerden aşağı, giriş kapısına doğru indi. Elindeki anahtarı (fotoğrafların arasından çıkan o eski, ağır anahtarı) cebine attı. Kapının sürgüsünü çektiğinde soğuk rüzgar içeri daldı. 🌬️ ​Kapıda duran adam, Muhtar Salih’ti. Üzerinde sarı, plastik bir yağmurluk vardı ve yüzü, toprağın kurumuş çatlaklarını andıran derin çizgilerle doluydu. 👴🏽 Mutfaktaki Sessiz Savaş ☕ Geleceğini biliyordum," dedi Salih, içeri girerken ıslak botlarının bıraktığı çamurlu izlere aldırmadan. "Hikmet, senin bir gün bu kapıyı çalacağını söyler dururdu." ​Mutfağa geçtiler. Aras, titreyen elleriyle eski bir mumu yaktı. 🕯️ Salih, masanın üzerindeki o gümüş renkli teybe ve yanındaki notlara uzun uzun baktı. Bakışlarında korku değil, daha çok bir kabulleniş vardı. ​"Amcam neyin peşindeydi Muhtar? Bu ses kayıtları, bu fotoğraflar... 'Onu gömdüğüm gün köy de sustu' ne demek?" diye sordu Aras, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak. 🗣️❓ ​Muhtar Salih derin bir iç çekti. Cebinden tütün tabakasını çıkardı, titizlikle bir sigara sardı. 🚬 "Bu köyün toprağı çok şey yuttu Aras. Ama en çok da kadınların sesini yuttu. Hikmet amcan, bu evde otuz yıl boyunca sadece dinledi. O piyanoyu çaldı ama aslında kulak kabarttı. Duvarların arasındaki boşluklara, yerin altındaki sarsıntılara..." ​Salih, dumanı mutfağın tavanına doğru üflerken dışarıdaki incir ağacını işaret etti. "O ağacın altını kazma sakın evlat. Bazı şeyler gömülü kalmalı. Eğer o kutuyu açtıysan, zaten felaketi de davet etmişsin demektir." 🌳🚫 Gece Yarısı Keşfi 🔦 Muhtar gittikten sonra Aras uyuyamadı. Salih’in uyarısı, bir yasaktan ziyade bir davetiye gibiydi. "Bazı şeyler gömülü kalmalı" sözü, Aras'ın beyninde bir saat sarkacı gibi gidip geliyordu. ⏳ ​Saat gece yarısını geçtiğinde, yağmur hafiflemiş, yerini yoğun bir sise bırakmıştı. 🌫️ Aras, mutfaktan aldığı paslı bir küreği ve el fenerini yanına alarak arka bahçeye çıktı. İncir ağacı, fotoğraflardaki gibi devasaydı; kolları gökyüzüne uzanan bir canavarın pençelerini andırıyordu. 👹 ​Fenerin ışığını ağacın gövdesine tuttuğunda, fotoğrafta gördüğü o garip detayı fark etti: Ağacın kabuğuna kazınmış bir nota sembolü. 🎼 Bu, piyanonun üzerindeki ilk kasedin başladığı notaydı. ​"Burada bir şey var," diye mırıldandı. Küreği toprağa vurduğunda metalin sert bir şeye çarpma sesi duyuldu. Çın! 🔨 ​Toprağı elleriyle kazmaya başladı. Çamurun içinde parmakları soğuk bir şeye çarptı. Bu bir taş ya da kök değildi. Bu, camdan bir kavanozdu. Kavanozun içinde, balmumuyla mühürlenmiş onlarca küçük kağıt rulosu vardı. 📜🫙 Aras, çamurlu elleriyle kavanozu eve geri getirdi. Salonun ortasına oturdu ve ilk kağıdı açtı. ​"12 Haziran 1984: Meryem bugün de gelmedi. Muhtar'ın bahçesindeki kuyunun ağzı kapatıldı. Köy sessiz. Ama toprak konuşuyor." ​İkinci kağıt: ​"15 Eylül 1990: Aras doğmuş. Kardeşim mektup yazdı. Ona söylemeyeceğim. Bu evi ona bıraktığımda, belki o bu yükü taşıyabilir." 👶🍼 ​Aras'ın başı dönüyordu. Amcası sadece bir münzevi değil, köyün gayri resmi hafıza kayıtçısıydı. Ancak tam o sırada, üst kattan bir piyano sesi gelmeye başladı. 🎹🎶 ​Bu imkansızdı. Evde ondan başka kimse yoktu. ​Merdivenlere doğru koştu. Piyanonun tuşları kendi kendine hareket ediyordu. Notlar, o hüzünlü ağıtı çalıyordu. 😱 Ve piyanonun başında, tozların içinde, beyaz bir elbise giymiş genç bir kadının gölgesi oturuyordu. Kadın yavaşça başını Aras'a doğru çevirdi. Yüzü, tıpkı fotoğraftaki gibi... kazınmıştı. Silinmişti. 👤❌ ​Aras geri çekilirken ayağı yerdeki kasetlere takıldı. Teyp kendiliğinden dönmeye başladı ve bu kez kadının sesi değil, Aras'ın kendi çocukluk sesi yankılandı: "Amca, o ağacın altında kim var?" 👧💬 ​Aras, pencereye doğru koştu ve perdeleri hızla çekti. Ama dışarıda, bahçedeki incir ağacının dallarında artık nesneler asılı değildi. Ağacın her dalında, köydeki insanların yüzlerinin olduğu maskeler rüzgarla sallanıyordu. 👺🌬️ Ve en uçtaki dalda, Aras'ın kendi yüzü duruyordu.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD