13.bölüm

1299 Words
Kendimi toparlamalıydım. Bu duygu yoğunluğu benim için fazlaydı. Derin bir nefes alıp sınıfa doğru yürümeye başladım. Kerem, Ayça’ya bir şeyler anlatıyor, elindeki kitabı sallayarak bir şeyler açıklıyordu. Yanlarına yaklaşıp kısık bir sesle, “Selam...” dedim. İkisi de şaşkın bakışlarla bana döndüler, sonra üzerime doğru yürümeye başladılar. Bu bakışlardan, olanların hesabının kesileceği belliydi. Bismillah, deyip kocaman gülümsedim ama ikisinin çatık kaşları, dudağımı büzmeme neden oldu. “Hiç dudağını büzme Buse Hanımcığım,” dedi Ayça sert bir sesle. “Verecek bir hesabın var! Kızım, aklımız çıktı. Sana bir şey oldu sandık. Neden telefonlara bakmıyorsun?” “Ben... gerçekten zaman bulamadım. Ne yaşadığımı ben bile yeni yeni fark ediyorum. Gelin, oturalım. Hoca gelmeden biraz konuşalım,” diyerek Ayça’nın kolundan tuttum ve sıraya geçtik. Kerem de hemen yanımıza geldi. Çantamı sıraya bırakıp oturdum. Nasıl anlatacağımı kafamda toparlamaya çalışarak yüzlerine baktım. Derin bir nefes aldım. “Bakın... nasıl desem bilmiyorum ama... Emir'le yani... biz birbirimizi tanımaya karar verdik. Bana gerçekten âşık mı bilmiyorum ama garip bir şekilde beni takıntı haline getirdi. Benim duygularım ise bambaşka bir boyutta. Aşk diyemem belki ama... hoşlandığımı biliyorum. En ilginç olanı da... ona yaklaşmasına izin veriyor olmam.” Kelimeler dudaklarımdan döküldükçe içim hafifliyordu. “Aramızdaki çekim o kadar güçlü ki, ‘asla yapmam’ dediğim şeyleri yaşadım,” dedim. “NE?!” diye bağırdı Ayça, elini ağzına kapatarak sesini kısmaya çalıştı. Hemen elimi salladım, “Hayır, öyle bir şey olmadı! Saçmalama!” “Ohh...” dedi gözlerini devirerek. “Nasıl desem... sınırlarımı aştığı bir yakınlıktı bu. Ama o an farkında bile değildim. Pişman mıyım? Hayır. Bunu çok düşündüm. Yaşamak istiyorum ama temkinli olmam gerektiğini de biliyorum. Emir’le yan yana gelince beynim devre dışı kalıyor. Düne gelirsek... evine gittik. Beni tanımak istediğini söyledi. Aramızdaki çekimi ise... kendi yöntemince, bana uygulamalı anlattı.” Nefes almadan her şeyi anlatıp başımı kaldırdım. İkisi de ağızları açık, nefessiz şekilde beni dinliyordu. “Hey! Kendinize gelin artık. Bir şey söyleyin, fikir verin!” dedim ellerimi yüzlerine doğru sallayarak. Omzuma inen ani darbeyle Kerem’e doğru sendeledim. “Kızım sen ne dediğinin farkında mısın?! Biz dün neler yaşadık, hatırlıyorsun değil mi? Adam resmen yolumuzu kesti, seni apar topar arabasına attı! Bizi de odaya kapattı! Ve sen bu adamdan hoşlandığını mı söylüyorsun? ‘Aramızda çekim’ diyorsun bir de... Tamam, adam taş gibi, o konuda haklısın ama... tehlikeli! On metre öteden belli!” Sonra elleriyle yanaklarımı sıktı. “Tatlı bebişim, bu adamla baş edemezsin. Seni çiğ çiğ yer,” diyerek iç geçirdi. Korktum mu? Tabii ki korktum. Ayça çin gibi kızdı, hisleri hep güçlüydü. Bir şey olacaksa önceden sezmekte üstüne yoktu. Kafamı ellerimin arasına alıp ofladım. “Ne yapacağım ben ya…” dedim ağlamaklı bir sesle. Kafamı kaldırıp ikisinin yüzüne baktım. “Kafamın içi karmakarışık. Beynim ‘kaç, kurtul’ diyor, ama kalbim... uçarak ona gidip yaşamak istiyor. Biraz tanısam, belki emin olacağım. Ama dün bir, bugün iki... Ne yapacağımı bilmiyorum.” Kerem önüme eğilip elimi tuttu. “Buse, bak... Tanımadan bilemezsin. Ancak temkinli ol. Bu adam... gerçekten tehlikeli biri olabilir.” Kerem, ellerini dizlerine koyarak başını hafifçe salladı. Gözlerini bana dikti, ciddiyeti yüzünden okunuyordu. “Bak Buse,” dedi sakin ama etkileyici bir tonla. “Sana akıl vermek gibi olmasın ama dün yaşadıklarımız... Normal şeyler değildi. Adam seni arabasına zorla aldı resmen. Bizim tepki vermemize bile fırsat kalmadı. Seni, seni istemeyen biri gibi değil de, sanki sahibiymiş gibi aldı götürdü. Senin onayını, tepkini umursamadı bile. Bu sağlıklı bir şey değil.” Ayça da başını salladı, yüzündeki endişe çok netti. “Kerem’e katılıyorum. Duygularını küçümsemiyorum ama Buse... O an sende kendinde değildin. Bunu ben gözlerimle gördüm. Bambaşka bir ruh halindeydin. Bu aşk mı, takıntı mı, o bile belli değil. Ve sen... daha kendi duygularını bile çözmeden ona teslim oluyorsun.” Sözleri ağır geldi ama içten oldukları için sessizce dinledim. Elimle saçlarımı geriye atarken gözlerimi kaçırdım. Sonra başımı kaldırıp yavaşça konuştum. “Biliyorum... Haklısınız. Ama ben de oradaydım. Onun gözlerine baktığımda... bir şey var. Korkutucu, evet. Ama aynı zamanda koruyucu bir tarafı da var. Sanki bana zarar vermek değil, beni herkesten ve her şeyden sakınmak istiyor gibi. Onu anlayamıyorum ama reddedemiyorum da. Yanındayken... başka bir Buse oluyorum. Bu da beni korkutuyor zaten.” Ayça iç çekti, gözleri buğulandı. “İşte tam bu yüzden dikkatli olmalısın. Bazen bizi büyüleyen şeyler, en çok canımızı acıtan olur. Daha önce böyle bir şey yaşamadın. Kalbin ilk defa böylesine hızla çarpıyor. Ama bu, her çarpan kalbe güvenmen gerektiği anlamına gelmez.” Kerem elimi biraz daha sıktı. “Bak, ben senin yanındayım. Ne yaşarsan yaşa, sana destek olurum. Ama bilinçli olmanı istiyorum. Emir dediğin adam... kontrol delisi gibi davranıyor. Seni tanımaya çalışması güzel belki ama seni kısıtlayarak değil. Bir adam, seni seviyor diye seni sahiplenemez. İzin vermediğin bir temas, bir bakış bile sorun olmalı onun için. Ama o... bu sınırları hiç tanımıyor.” Derin bir nefes alıp ikisine birden baktım. “Biliyorum... Düşündüğünüz kadar kör değilim. Sadece... yaşamak istiyorum. Kalbimin sesini duymak istiyorum. Belki sonu hüsran olacak, belki canım yanacak... ama içimde büyüyen bu hissi bastırmak da istemiyorum. Ama söz... dikkatli olacağım. Kendimi kaybetmeyeceğim. Bir hata yaparsam da bununla yüzleşeceğim.” Ayça gözlerini kıstı. “Tamam. Yaşamak istiyorsan yaşa ama biz her adımında yanında olacağız. Çünkü sen bizim canımızsın. Kalbinin kırılmasını izleyemeyiz.” Kerem gülümsedi, “Ve unutma, biz her zaman buradayız. Ne olursa olsun, bir mesaj kadar yakınız. Ve eğer o adam seni incitirse... ilk ben gider, onu incitiririm.” O sözdeki yarı şaka yarı ciddi ton, üçümüzü de bir anlığına güldürdü. Bu konuşmanın ardından içimdeki ağırlık biraz hafifledi. Hâlâ kafam karışıktı ama en azından yalnız olmadığımı bilmek... iyi hissettirmişti. Telefonum hafifçe titredi. Çantamın ön gözünden çıkarıp ekranıma baktım. Emir’den mesaj gelmişti. Emir: "Bugün nasıl geçtiğini merak ettim güzelim. İçin rahatlayacaksa sadece göz göze gelmemiz bile yeter. İyi dersler güzel kız." Kalbim bir anlığına hızlandı. Gözlerimin içi parladı istemsizce. Dudaklarımda beliren hafif gülümsemeyle hemen cevap yazdım. Buse: "Teşekkür ederim... daha iyiyim. Sadece göz göze gelmek mi? Bakalım... dersi sağ salim atlatırsam söz 😌" Telefonu sessize alıp çantama koyduğum sırada kapı açıldı ve hoca içeri girdi. Herkes yerlerine geçti. Ayça ile yan yana otururken Kerem arkamızdaki sıraya geçti. Ayça kulağıma eğilip fısıldadı. “Yoksa mesaj mı geldi Emir Bey’den?” “Şşşt...” dedim fısıltıyla, gülmemek için dudaklarımı ısırdım. “Resmen gözlerin parlıyor,” diyerek dirseğiyle hafif dürttü. Ders başladı. Hoca konuyu anlatırken gözlerim tahtada olsa da aklım biraz uzakta, biraz yakındaydı. Arada sırada not alıp Ayça’yla sessizce bakıştık. Kerem de arkamdan arada başımı dürtüyor, kaş göz yapıyordu. Saatin yavaş akışı derken zil çaldı. Üçümüz birlikte kantine indik. Kalabalık içinde bir masa bulup oturduk. Ayça çay söyledi, Kerem de her zamanki gibi kahvesini aldı. Ben de sıcak çikolatamı alıp yanlarına oturdum. “Bugünkü hoca neydi öyle ya? Soruların cevabını kendi de bilmiyor gibiydi,” dedi Kerem kaşlarını kaldırarak. “Yeminle bence de! Bir soru sordu, sonra cevabını sanki bizden öğrenmeye çalıştı,” dedim gülerek. Ayça göz devirdi. “Ben o anda karnımın gurultusunu bastırmaya çalışıyordum. Ne sorduğunu bile anlamadım.” “Benim aklım Emir’deydi zaten, konsantrasyonum sıfır,” deyince ikisi de güldü. “Yok yaa, biz de fark etmedik sanki?Her telefon titrediğinde gülümsemen seni ele verdi,” dedi Ayça. “Ya tamam, tamam. Fena mı, yüzüm gülüyor işte,” dedim omuz silkerek. Güldük, konuştuk, biraz dersten, biraz dizilerden, Ayça'nın bitmek bilmeyen kuzeniyle olan dramından falan konuştuk. Kafamız biraz dağıldı, gün biraz daha normale döndü. Son ders de bitmişti. Koridor kalabalık, insanlar yorgun ama enerjikti. Çantamı sırtlayıp çıkışa doğru yürüdüm. Ayça ve Kerem farklı yönlere giderken vedalaştık. Okulun ön kapısına geldiğimde kalabalığın arasından bir araba dikkatimi çekti. Simsiyah camları olan, tanıdık bir araç. Cam yavaşça indi. Direksiyon başında Emir. Sakin bir gülümsemeyle baktı bana. Gözleri direkt gözlerime kilitlenmişti. O an istemsizce gülümsedim. İçimde hafif bir heyecan, ama bu kez paniğe dönüşmemişti. Yavaş adımlarla yanına doğru yürürken, kalbim sadece “göz göze gelsek yeterli” diyen o sade mesajını hatırladı. Ve ben... bu sefer kaçmak yerine, bakmayı tercih ettim.
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD