bc

Kraliyet Gölgesinde Aşk

book_age18+
204
FOLLOW
2.2K
READ
blue collar
bxg
highschool
another world
seductive
like
intro-logo
Blurb

Doğdukları büyüdükleri kraliyet topraklarından sürgün edilen iki kişi...Laranda Baronesi Ekim bir yandan, Newburry vikontu Simon Hartford diğer yandan... Hiç bir şeyleri kalmamıştı. Her şeyleri elinden alınmıştı...Duyguları haricinde...

chap-preview
Free preview
Bölüm 1
Serin sabahın ilk ışıkları Laranda'nın üzerine düşerken, yüzümde keskin bir soğukluk hissettim. Gözlerimi, bir zamanlar bana ait olan topraklara diktim. Şimdi sadece keder ve hüzün vardı. Bir zamanlar canlı ve renkli olan bu yerler, şimdi sadece acının ve kaybın simgesiydi. Üç ay geçti, ama hâlâ dün gibi. O gece, Artemis Krallığı'nın saray muhafızları kapımızı çaldığında, kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Babamı hain ilan etmişlerdi. Kralın ölümünden sorumlu tutulan, saygın bir baronesin kızı olarak değil, hain bir ailenin üyesi olarak anılmak... Bu, hem bana hem de aileme yapılan en büyük haksızlıktı. Her şey bir anda olmuştu. Gece yarısı, annemi ve beni uyandırdılar. Bizi sorgusuz sualsiz evimizden çıkardılar, tüm varlıklarımızı gasp ettiler. Babam, kralın ani ölümüyle ilgili iftiraya uğramıştı. Kraliyet sarayındaki güç savaşlarının bir parçası olmuş ve bizim hayatımız da bu savaşa kurban gitmişti. Babam, masumiyetini ispatlayamadan öldü. Ve biz, onun gölgesinde sürgün edildik. Annem bu sürgünün ağırlığını kaldıramadı ve kısa sürede hayatını kaybetti. Ben ise yalnız başıma kalmıştım. Artemis'e ait terk edilmiş bir adaya gönderilmeme rağmen topraklarıma geri dönmüştüm. Daha doğrusu, topraklarımdan geri kalana... En azından buna izin vermişlerdi. Hayatımız elimizden alınmış, unvanımız elimizden çekilip alınmıştı. Keder içinde bu topraklarda geziniyorum, her adımda babamın masumiyetini kanıtlayabileceğim bir iz arıyorum. Laranda'nın taşlı sokaklarında gezinirken, her adımda geçmişin hayaletleriyle yüzleşiyordum. Kendi kendime mırıldandım, "Bunu hak etmedik... Babam bunu hak etmedi." İçimde bir yerlerde, kaybettiğim her şeyi geri almak için yanan bir ateş hissediyordum. Ama nasıl? Tek başıma ne yapabilirdim ki? Tam o sırada, köyün çıkışındaki eski ahşap köprünün başında, atının üzerinde duran bir yabancı dikkatimi çekti. Adam, ağırbaşlı ve vakurdu. Gözlerindeki tanıdık keder beni etkiledi. "Kimsiniz?" diye sordum yabancının yanına yaklaştığımda, sesim güçlü ama bir o kadar da kırılgan çıkmıştı. Gözlerimin içine bakmaya başladığı sırada yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirdi. Gözlerinde bildiğim ve benim de derinden taşıdığım bir acı ve azim vardı. "Adım Simon. Simon Hartford," dedi sakin bir sesle. "Newburry Vikontu'yum... ya da öyleydim." Adını duyar duymaz bir adım geri çekildim. Kraliyetin sarayından sürgün edilen bir başka soylu... Ama gözlerinde, benim gözlerimdeki acıyı gördüm. Kraliyet, bana yaptıklarını onlara da yapıyordu, kendi milletini bile sürgün ediyordu... "Ben de Ekim Hanzade," dedim yavaşça. "Laranda Baronesi... ya da öyleydim." Simon'ın gözleri benimkilere kilitlendi ve sessiz bir anlaşma anında gerçekleşti. "Neden sürgün edildin?" diye sordu. Derin bir nefes aldım. "Babam, kralın ölümünden sorumlu tutuldu. Oysa o masumdu. Yani... öyle olduğuna inanıyorum. Kraliyet içindeki güç savaşlarının kurbanı olduk. Annem bu sürgüne dayanamadı ve kısa sürede öldü." Simon, başını sallayarak anlayışla baktı. "Benim de topraklarım gasp edildi. Kraliyete karşı isyan çıkardığım için hain ilan edildim." Kaşlarımı kaldırarak, hafif bir alayla sordum, "Ne bekliyordun? Ödüllendirilmeyi mi?" Simon gülümsedi, ama gülümsemesi hüzün doluydu. "Prenses Augusta ile sevgiliydim. Ama o, Prens James Edward ile evlendirilmek üzere nişanlandı. Aslında... dürüst olacağım, ne de olsa onlar ile bir bağlantım yok artık. Sadece unvan için birlikteydim onunla, fakat ona âşık olduğumu sanıyordum ilk başlarda... Onu kaçırmaya kalktım, isyan başlattım ve her ikisinde de başarısız oldum ve cezalandırıldım. Sürgün haberimi James Edward olacak kişi büyük bir zevkle herkese duyurdu..." Onun ismini duyar duymaz, geçmişten gelen bir anı beni sarstı. Ne yani? Gerçekten kraliyetin başına o mu geçecekti... Artemis Krallığı artık onun muydu? "James Edward mı?" dedim şaşkınlıkla. "Ben onu tanıyorum." Simon'ın gözleri büyüdü. "Onu nasıl tanıyorsun?" "Babam diplomat olarak görev yaparken, uzun bir süre kraliyet sarayında yaşadık. James ile çocukluk arkadaşıydık. O zamanlar bana karşı özel bir ilgisi vardı. Simon, kaşlarını çattı. "Eğer James seni tanıyorsa, belki de bu sürgünden kurtulmamıza yardımcı olabilir. Ama o, benim düşmanım..." "Belki," dedim düşünceli bir şekilde. "Ama artık geri dönmeyeceğim. Ailemi kimin sürgün ettirdiğini bilmiyorum, ama onlara gitmeyeceğim." Simon şaşırmış gibi göründü. "Ama belki de senin için adalet arayabiliriz. Babanın adını temize çıkarmak için..." Başımı salladım, kararlılıkla. "Hayır, bu artık benim savaşım. Topraklarımı ve unvanımı geri almak için tek başıma savaşacağım. Belki de kraliyetin adaletinden daha değerli bir şey vardır... Özgürlük ve kendi kaderimi kontrol etme hakkı." Simon, bir an düşündü ve sonra gülümsedi. "Öyleyse, savaşçı ruhlu bir baronesle çalışmayı isterim." Elimde olmadan gülümsedim. "Eski barones..." Gülümsemeye karşılık vererek "Eski bir barones ve eski bir vikont, bir ahşap köprünün önünde karşılaşır..." Ve o gün, Simon ve ben birbirimize destek olmak için bir anlaşma yaptık. İkimiz de geçmişimizin hayaletlerinden kaçmaktansa, onlarla yüzleşmeyi seçtik. Birlikte, adaleti aramak ve kaybettiğimiz her şeyi geri kazanmak için mücadele edecektik. Laranda'nın taşlı sokaklarında, birlikte ilerledik, geçmişimizin izlerini takip ederek geleceğe doğru adımlar attık. O gün, bir ahşap köprüde başlayan dostluğumuz, umut dolu bir geleceğin temellerini atmış oldu. Serin sabahın ilk ışıkları, Laranda'nın taşlı sokaklarında yankılanırken, Simon ile tanışmamız beni derinden etkilemişti. Gözlerindeki tanıdık acıyı ve azmi görmek, içimdeki ateşi daha da körüklemişti. Onunla birlikte, geçmişin hayaletlerine karşı cesurca savaşmaya karar verdik. Belge arayışımız sırasında, Simon'ın kraliyet bağlantıları ve benim yerel halkla olan temaslarım bize önemli ipuçları sağlamıştı. Ancak bu süreçte karşılaştığımız engeller ve kraliyetin gözü pek adamları, bizi sürekli izliyor ve tehdit ediyordu. Her adımda dikkatli olmak zorundaydık, çünkü bir hata bile bizi tehlikeye atabilirdi. Simon'la birlikte geçirdiğim her an, duygusal bir bağın gelişmesine neden oldu. Onun geçmişinden gelen zorluklar ve benim yaşadığım kayıplar, bizi birbirimize daha da yakınlaştırdı. Birlikte, birbirimizin güçlü ve zayıf yanlarını keşfettik ve bu da bizi daha güçlü kıldı. Sonunda, uzun bir arayışın ardından kayıp belgeleri bulmayı başardık. Babamın masumiyetini kanıtlayacak deliller elimizdeydi. Bu an, benim için büyük bir zafer ve aynı zamanda yeni bir başlangıçtı. Artık, Artemis'e dönüp hak ettiğim yeri almak için hazırdım fakat bunu yapmak istediğimden emin değildim. Bir hafta boyunca, Simon ve ben aynı odada delil toplamak için bir aradaydık. Başlangıçta birbirimizi pek tanımıyorduk, ama bu süre zarfında birlikte geçirdiğimiz zaman, birlikte geçirdiğimiz zaman, aramızdaki bağı güçlendirdi. Odada beraber çalışmak, birbirimizin güçlü ve zayıf yönlerini görmemize olanak sağladı. Simon'ın detaycı ve analitik yaklaşımı, delilleri bulma konusundaki uzmanlığını ortaya koyarken, benim kararlılığım ve cesaretim, bizi motive ediyordu. Günler geçtikçe, sadece işbirliği yapmakla kalmadık, aynı zamanda birbirimizin yaşam hikayelerini paylaşmaya başladık. Simon'un kraliyetle olan geçmişi ve benim ailemin yaşadığı trajediyi konuşarak, birbirimizi daha iyi anladık.Bu samimi sohbetler, aramızdaki duygusal bağı daha da güçlendirdi. Simon'la geçirdiğim her an, onun geçmişinden gelen yaraları iyileştirmeme yardımcı oldu. Ben de ona, Artemis'te yaşadığım zorlukları ve kayıpları anlatarak, içindeki acıyı paylaşmaya çalıştım. Birlikte çalışırken ve birbirimize destek olurken, aramızdaki güven ve dostluk giderek daha da derinleşti. Artık sadece ortak değil, aynı zamanda birbirimize güvenebileceğimiz yakın arkadaşlardık. Bir haftalık yoğun çalışmanın ardından, Simon ve ben, aramızdaki bağın daha da güçlendiğini hissediyorduk. Birlikte geçirdiğimiz zaman, içimizdeki duyguların derinleşmesine neden olmuştu. Düşüncelerime daldığımı fark ettim sıra da kafamı kaldırdığım sırada, odada çalışıyorduk. Simon ise tam karşımda, beni izliyordu. Tam o sıra, gözlerimiz birbirimizin gözlerine kilitlendi. Bir an için sessizlik hakimdi odada, sanki zaman durmuş gibiydi. Birdenbire, içimizdeki duygular kontrolümüzü kaybetti ve birbirimize doğru yaklaştık. Simon'in elleri yavaşça belime dokunurken, ben de ellerimi onun yüzüne doğru götürdüm. Dudaklarımız arasındaki mesafe giderek azalıyordu ve sonunda, aramızdaki son engeli de aşarak dudaklarımız birleşti. Simon'un elleri bedenimde gezinirken, her dokunuşu bir yanımda bir titreme hissettiriyordu. Parmaklarının ucu tenimde gezindiğinde, içimde bir ateş yanıyormuş gibi hissettim. Onun dokunuşları nazik ve sevgi doluydu, adeta bedenimi okşuyordu. Elleri vücut hatlarımda gezinirken, aramızdaki duygusal bağın ve tutkunun derinleştiğini hissettim. Simon'un dokunuşları, bir araya gelmiş iki insanın hislerini ve bağlarını yansıtıyordu. O an, sadece birbirimizi hissetmek istiyorduk. Her dokunuş, içimizdeki duyguları daha da körükleyerek, aramızdaki bağı daha da güçlendiriyordu. Simon'un elleri, bedenimde dolaşırken, içimde bir yangın başlamış gibi hissediyordum. Dokunuşları beni daha da yakına çekiyor, aramızdaki bağı daha da derinleştiriyordu. Bu, sadece fiziksel bir yakınlık değil, aynı zamanda duygusal bir bağın ifadesiydi. Parmakları bedenimin her detayını keşfederken, içimde bir huzur ve mutluluk hissi yayıldı. Simon'un dokunuşları, içimdeki her hücreyi canlandırıyor, bana huzur veriyordu. O an, sadece birbirimizi hissederek, bu özel anin tadını çıkarıyorduk. Elleri bedenimde gezinmeyi bıraktığında, içimde huzur dolu bir his hakimdi. Hiçbir şey demedim. Sesimi çıkarmadım... Sadece karşımda ki adamın gözlerinin içine bakıyordum. Simon, bacaklarımın arasına yavaşça dokunduğunda, hafifçe inlemiştim. Arzunun ateşi bedenimi sararken, nefesim hızlanmaya başladı. Onun dokunuşları, içimde derin bir heyecan uyandırıyordu. İnlemem, odanın havasını daha da yoğun hale getirirken, bana dokunan adamın elleri ise bunu daha da arzulu hale getiriyordu. Her bir dokunuşu, bedenimde bir yanma hissi Her bir dokunuşu, bedenimde bir yanma hissi uyandırıyordu ve kontrolümü tamamen kaybetmeme neden oluyordu. Simon, elimden tutarak hemen arkasında bulunan sandalyeye doğru yönlendi ve beni nazikçe kucağına oturttu. Bedenim, onun dokunuşuyla ateşlenirken, içimdeki istek giderek artıyordu. Beni kucağına aldıktan sonra şevkle öpmeye başladı. Cesaretlenerek altımdaki adama sürtünmeye başladığımda daha da tutkulu bir şekilde bana sarılmıştı. Simon, ellerini beni kendine daha da yakınlaştırmak için belime dolamıştı. Önüne sürtündüğüm sırada parmaklarımın ucu, Simon'un bedeninde nazikçe gezinirken, her bir her bir dokunuş daha da şehvetli bir hal aldı. Ellerim ile kaslı göğsünü ve karın bölgesini okşarken Simon sadece gözlerini kapatmıştı... İnlemelerine engel olamıyordu. Ve bu tepkisi çok hoşuma gitmişti. Bir süre sonra dokunuşlarımı tekrar dudaklarıma yapışarak karşılık verdi. Daha da arzulu halde, ikimiz de birbirimize sarılarak, arzularının doruk noktasına ulaşmak için hiçbir engel tanımamıştık. Göz teması kurarak birbirimizin ruhunu hissettik ve birlikte yaşadığımız bu anın tadını çıkardık

editor-pick
Dreame-Editor's pick

bc

EFSUN: AĞANIN GELİNİ

read
40.2K
bc

CEO'NUN FİRST LADY'SI (+21)

read
57.5K
bc

AŞKLA BERDEL

read
92.4K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
551.0K
bc

Ağanın Sözde Karısı

read
89.1K
bc

HÜKÜM

read
231.3K
bc

Bal dudaklım (Ağır bedeller)+18

read
36.9K

Scan code to download app

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook