Bölüm 4

2197 Words
Gözlerim yavaşça açılırken sabah güneşinin odanın içine yaydığı hafif ışığı fark ettim. Gözlerimi araladığımda, yanımda bana bakan bir çift buz mavisi gözle karşılaştım. Simon, gece birlikte olduğumuz kadından önce uyanmıştı ve büyük bir mutlulukla beni izliyordu. Ona bakarken içimde bir huzur hissettim, sanki her şey olması gerektiği gibiydi. Yatakta hafifçe hareket ettiğimde, Simon'un elinin sırtıma dokunduğunu hissettim. Bu nazik dokunuş beni sakinleştirdi ve yüzümde istemsizce bir gülümseme belirdi. "Sabah," dedi Simon, sesi sabahın sessizliğinde yankılanarak. "Uyanır uyanmaz seni izlemek istedim. Gözlerin, bu yatakta uyandığın anın güzelliğini görmek istedim." Gözlerimi kısarak gülümsedim. "Günaydın," dedim, sesimde hala uykunun tatlı mahmurluğu vardı. "Beni izlemekten hiç bıkmayacak mısın?" Simon başını hafifçe salladı. "Asla," dedi. "Seninle her anı özel kılmak istiyorum. Dün gece çok güzeldi." Yüzümde hafif bir sıcaklık hissettim ve gözlerimi ondan kaçırdım. "Evet, gerçekten güzeldi," diye mırıldandım, hatıraların getirdiği heyecanı hissederek. "Ama... Simon, benim için o gece bir ilkti." Simon'un yüzündeki şaşkınlık ifadesi gözlerinden okunuyordu. "Gerçekten mi?" diye sordu, sesi hafifçe titreyerek. "Bunu fark etmedim. Ekim, çok özür dilerim, dün gece çok güzeldi," dedi, gözlerinde derin bir memnuniyetle. "O kadar çok o gecenin sarhoşuyum ki, senin ilk seferin olup olmadığını bile fark etmedim. Özür dilerim." Gözlerimi ona tekrar çevirdim ve onun endişeli ifadesini görünce hafifçe gülümsedim. "Endişelenme," dedim. "Bu anın güzelliğini değiştirmiyor. Seninle olmak her şeyden daha özel." Simon'un yüzündeki rahatlama gözle görülür şekildeydi. "Seni incitmek istemem," dedi, eliyle saçlarımı nazikçe okşayarak. "Her şeyin mükemmel olmasını istedim." Başımla hafifçe onayladım. "Her şey mükemmeldi," dedim. "Seninle olmak, seninle bu anı paylaşmak, benim için çok önemliydi." Bir an durakladı ve gözlerini benimkilerle buluşturdu. "Ekim, galiba seni seviyorum," dedi, sesi derin ve içten. "Sen benim için her şeyden daha değerlisin." Sözlerinin ağırlığını ve derinliğini hissederek ona baktım. "Galiba mı?" dedim, kaşlarımı hafifçe kaldırarak. "Niye galiba?" Simon hafifçe gülümsedi. "Belki de emin olmaktan korkuyorum," dedi. "Ama sana olan hislerim o kadar güçlü ki, kendimi kaybolmuş hissediyorum." Bu sözler beni derinden etkiledi. "Galiba ben de biraz seni seviyorum," dedim, dudaklarımda hafif bir gülümseme belirdi. "Ama bu hisler yeni, beni korkutuyor." Simon başını salladı. "Korkmana gerek yok," dedi. "Sadece seninle olmak istiyorum. Tüm gün kollarımda kal istiyorum." Bu sözler beni derin bir mutlulukla doldurdu. "Seninle olmak bana güven veriyor," dedim. "Seninle her şey mümkün gibi geliyor." Simon eliyle saçlarımı okşayarak beni daha da kendine çekti. "Sen benim için bir mucizesin, Ekim," dedi. "Seninle her anı özel kılmak istiyorum." Bir an için sessizce kaldık, birbirimizin nefesini dinleyerek bu anın tadını çıkardık. Sessizlikte, kelimelerle ifade edilemeyen bir bağla birbirimize kenetlenmiştik. Sonunda sessizliği bozan ben oldum. "Simon," dedim, biraz çekingen ama merakla. "Senin de ilk seferin miydi?" Simon'un yüzü bir an için duraksadı, sonra hafifçe gülümsedi. "Hayır, Ekim," dedi. "Benim için ilk değildi. Ama seninle olan her şey, sanki ilk kez yaşanmış gibi özel ve yeni." Bu sözler içimi daha da ısıttı. Onunla olmak, onunla bu anları paylaşmak, beni her şeyden daha mutlu ediyordu. "Dün gece çok güzeldi," diye mırıldandım tekrar, sesimdeki tatlı şaşkınlıkla. "Seninle olmak her zaman böyle güzel olacak mı?" Simon gülümsedi ve beni daha da kendine çekti. "Evet," dedi. "Her zaman böyle güzel olacak. Çünkü seninle olmak, benim için her şeyden daha değerli." Düşüncelerimi toparlamaya çalışarak derin bir nefes aldım. "Sadece... dün gece gerçekten özel bir andı," dedim. "Benim için yeni ve korkutucu olmasına rağmen, seninle olmak bana kendimi güvende hissettirdi." Simon'un gözlerinde anlayış ve şefkat vardı. "Korkutucu mu?" dedi, kaşlarını kaldırarak. "Dürüst olmak gerekirse, pek korkmuşa benzemiyordun." Simon gülümseyerek, "Ne korkaktın, ne ürkektin, ne de utangaçtın," dedi. "Mükemmel bir şeydin." Kızardığımı hissettim ve biraz utanarak, "Pislik, küstüm" dedim. Ardından sırtımı ona dönüp, yorganı üzerime çektim. Simon, ona arkamı dönmemin sonucunca omzumu öptü. Hissettiğim sıcaklık bedenimi doldurdu ve içimi huzur kapladı. Ardından kollarımla onu sarmamla, dünyanın en güvenli yerinde olduğumu hissettim. Simon'un teni, tenime temas ettiğinde, zaman durmuş gibi hissettim. Simon'un dudakları omzumu nazikçe öperken, hissettiğim sıcaklık bedenimi doldurdu ve içimi huzur kapladı. Onun sarmalayan kollarıyla kendimi güvende hissettim, dünya dışında bir yerdeymişim gibi. Kollarımı yavaşça ona sararken, hissettiklerimi tam anlamıyla yaşamak için nefes aldım. Gözlerimi kapattım ve bu anın tadını çıkardım, her bir hissi derinlemesine hissederek. Simon'un nefes alışverişini ve kalp atışlarını dinleyerek, birlikte olmanın bana verdiği huzuru ve mutluluğu içime çektim. Zamanın durduğu bu an, bize ait gibiydi ve içimizdeki sevgi ve bağlılık her geçen saniye daha da güçleniyordu. Omzumu öperken hissettiğim sıcaklık, bedenimi sarıp sarmalarken içimi huzur kapladı. Bu anın güzelliğinin farkına vararak, birlikte olmanın getirdiği mutluluğu hissettim. Simon'un sıcaklığı, tenimin her bir zerresine işlerken, kendimi tamamen onunla birleşmiş gibi hissettim. Bu anı sonsuza kadar yaşamak istedim, çünkü Simon'la olan bu bağ, beni hayata bağlıyordu. Simon bedenini benimkine bastırdığında, hissettiğim sıcaklık bir kat daha arttı. Çıplak bedenimizin birbirine temasıyla birleşen sıcaklık, bedenimin her bir hücresini sarıp sarmaladi. Onun hafif kalkmış aletini kalçalarımda hissetmek, içimde bir heyecan dalgası yarattı. Tenim tenine temas ettiğinde, aramızdaki bağın gücü daha da belirginleşti. Gözlerimi kapattım bu anın tadını çıkarmak istiyordum. Fakat sormadan edemeyeceğim bir soru vardı... "Dün gece doymadın mı?" "Sen yanımda çıplak yatarken sana doya bilmek ne mümkün Leydim..." "Seninle birlikte olmak, doyumsuz bir deniz gibi," dedi içtenlikle ve omzumu öptü. "Her seferinde daha çok istememi sağlıyor. Seninle geçirdiğim her an, daha fazlasını arzulamama neden oluyor. Bu yüzden, sana doymam mümkün değil. Seninle olan her an, daha fazlasını istememe sebep oluyor. Ve seninle olmak, benim için bir zevkten çok daha fazlası." Tekrar öptü. Her cümlesinin sonunda omzuma öpücük kondurmuştu. Simon, gözlerindeki derin sevgiyle bana baktı ve gülümsedi. "Seninle birlikte olmak, benim için bir zevk," dedi, sesindeki samimiyetle. "Ve senin isteğin, beni her seferinde daha çok heyecanlandırıyor. Seninle olan her an, benim için bir armağan." Diyerek devam ettti... "Şimdi söylesene Simon...Ben sana aşık olmayıp ne yapayım? Elimden ne gelebilir? Elinden ne gelebilir..." "O zaman seni kendi yolunda bırakır ve özgürce yaşamanı sağlarım," dedi yumuşak bir ses tonuyla. "Benim için en önemli şey, senin mutluluğun ve özgürlüğündür. Eğer beni sevme konusunda tereddüt ediyorsan, seni zorlamam. Kendi yolumuza devam eder, senin mutlu olmanı dile..." Konuşmasına izin vermemiştim. Dudaklarına dudaklarımı bastırdığım sıra da, buz mavisi gözlerini üzerimde hissediyordum. Alt dudağımı ısırıp emdiğinde, bedenimde bir heyecan dalgası daha hissettim. O an, duygularımın doruk noktasına ulaştığı bir an gibi hissettim. Dudaklarımız arasındaki o tatlı temas, bizi başka bir boyuta taşıdı ve zaman durmuş gibi hissettim. Gözlerimi kapattım ve bu anın tadını çıkarmak için kendimi bıraktım. Onun nefesini hissetmek, bedenimin her hücresini harekete geçirdi ve içimde derin bir arzu uyandırdı. Her bir öpücüğü, içimdeki ateşi daha da körükledi ve bedenimde bir çılgınlık hissettim. O an, sadece birbirimize odaklanmıştık ve dış dünyanın tüm sesleri, bu tutkulu anın içinde kaybolup gitmişti. Taa ki, dış dünyanın kapısı büyük bir gürültü ile gözlerimizin önünde paramparça olana kadar... Alt katta ki dış kapının sesiydi bu. Simon, hızlıca yataktan giyerek giyinmeye vakit bulabilmişti... Ve tam o sıra, Simon pencereden dışarı baktığı sırada "Kahretsin. Ekim, hemen giyin ve saklan," diye fısıldadı, endişe dolu bir ifadeyle. Panik içindeydim, ne yapacağımı bilemiyordum. Simon'un talimatını dinleyerek hızla kıyafetlerimi giyindim ve odanın bir köşesine saklanmaya çalıştım. Simon bana bakarak, dudaklarıma çok kısa bir öpücük kondurdu ve, arkamda bulunan dolabın kapaklarını açarak beni içeri nazikçe iteledi. Sesimi çıkarmamam gerektiğini söyleyerek dolabın kapılarını üzerime kapattı. Hemen sonrasında, Artemis Krallığı'nın muhafızları odaya daldı. Şaşkınlık içinde hafif aralık olan kapının ardından odayı görmeye çalışıyordum. Muhafızlar, silahlarıyla odanın içine daldılar, gözlerinde kararlılıkla ona doğru ilerliyorlardı. Simon, cesurca muhafızlara karşı koymaya çalışıyordu, ancak sayıca üstün olmalarına rağmen tek başına başa çıkmak imkansızdı. Kalbim hızla çarpıyordu ve korkuyla doluydum, ancak Simon'a yardım etmek için elimden geleni yapmalıydım. Bir an tereddüt ettikten sonra, dolaptan çıkıp cesaretimi toplayıp ona doğru koştum. Muhafızların arasından sıyrılmaya çalışırken, birinin silahı bana doğrulandı ve panikle geri çekilmeme neden oldu. "Ekim, hayır!" Diye bağıran Simon'a aldırmamıştım... Simon, son bir çaba ile muhafızlara saldırdı, ancak onun çabaları da boşa gitti. Sonunda, muhafızlar tarafından yakalandı ve zorla benim yanımdan çekildi. Gözyaşları gözlerimden süzülürken, onun sesini duymak için çırpındım, ancak muhafızlar bizi ayırmışlardı. Artemis Krallığı'nın muhafızları, Simon'u götürürken, ona acımasızca davranıyorlardı. Onu uzaklaşırken izlemek, kalbimi paramparça etti ve birlikte geçirdiğimiz tüm anıları gözlerimin önünden geçirdim. Şimdi, yalnız başıma ve korku içinde kalmıştım, Simon'un ne olacağını bilmeden... Pencereye koştum, kalbim hızla çarparken dışarıya bakmaya başladım. Ve orada, atının üzerinde yavaşça yaklaşan Veliaht Prens James Edward'ı gördüm. Saçları rüzgarla savrulurken, gözleriyle etrafı dikkatle tarıyordu.James Edward, cesur ve kararlı bir ifadeyle atından inerken, muhafızların arasında duran Simon'a doğru yürümeye başladı. Muhafızlar, Prens James Edward'ın yaklaşmasını engellemeye çalışırken, o kararlı adımlarla ilerliyordu. Simon'un yanına vardığında, onunla göz teması kurduğunda içimde bir endişe belirdi. James Edward'ın emriyle, Simon'u yanından ayrıldı tüm muhafızlar. Bu durum, içimdeki nefreti daha da körükledi niye baş başa kalmışlardı ki? Beraber yürümeye başladılar. Gözlerim, James Edward'ın ardından bakarken, içimdeki öfke ve korku beni sardı. Onun, Artemis Krallığı'nın güçlü lideri olması bir yandan umut verirken, diğer yandan da ona olan güvensizliğimi arttırıyordu. Babamın katilinin James Edward olabileceğini bilmek, içimde derin bir nefret uyandırıyordu. Bu nefret, geçmişten gelen bir kin ve intikam duygusuyla besleniyordu. Simon, James'e yaklaşarak ona kışkırtıcı bir şekilde bakıyordu. "James," dedi, sesinde bir üstünlük vardı. "Sen sevgilimi aldın. Geri alamadım belki, ama sevdiğin kıza aşık oldum. Edward, benim oldu. Benim adımı inlediğini görmeliydin, mükemmeldi." Simon'un sesinde bir kibir vardı, James'in gözlerinin içine bakarak meydan okurcasına konuştu. "Ve biliyor musun James? Sevdiğin kız da bana aşık. Bana dokunuşları, zevki, arzusu o kadar mükemmeldi ki... Ona hissettirdiklerimi, senin hiçbir zaman hissettiremeyeceğini biliyorum." James'in gözlerindeki öfke, adeta bir fırtına bulutunun üzerimizde yükselmesi gibi büyüyordu. Gözlerindeki ateş, adeta bütün odanın aydınlanmasına yetecek kadar parlak ve yıldırımlar saçarcasına korkutucuydu. Her bakışıyla adeta bana zarar vermeyi hayal ediyormuş gibi hissettim. Yüzünde öfkeyle çizilmiş bir ifade vardı, kasları gerilmiş, çenesi sıkılmıştı. O an, James'in içindeki öfkenin ne kadar derin ve kontrolsüz olduğunu görmek beni dehşete düşürdü. Gözlerindeki bu öfke ve hırs, adeta bana karşı bir yıkım fırtınasının habercisi gibiydi. James, öfke dolu bir şekilde, "Ne saçmalıyorsun sen? Benim sevdiğim kız da kimmiş?" diye sordu. Yüzündeki öfke, adeta bir yıldırım gibi parlıyordu. Simon ise sakince, "Kalbinin atma sebebi, Ekim," dedi. "Adımı inlerken, içimde kaybolurken, lütfen gir içime diye yalvarırken nasıl da güzeldi." dedi. James, gözleri öfkeyle parlayan, bedeni ateş gibi yanıp kavrulan bir volkan gibiydi. "Yalan söylüyorsun!" diye bağırdı, sesi yankılanırken odanın her köşesine sinmişti. "Bu bir oyun mu senin için? Senin yüzünden krallığımızın mirası tehlikede, senin yüzünden herşey!" diye haykırdı, sesi yükseldikçe yükseliyordu, odanın duvarlarını sarsıyordu. Elleri yumruk olmuştu, bedeni titriyordu öfkeyle. James'in öfkesi o kadar büyüktü ki, kontrolünü kaybetmiş gibi görünüyordu. Hiddet dolu bir şekilde yumruğunu Simon'un hemen arkasındaki ağaca geçirdi. Ağaç dalga dalga sallanırken, James'in eli oluk oluk kanamaya başladı. Ancak bu onu durdurmadı, hala öfkeyle doluydu. Simon'a doğru adımlarını attı, yüzünde bir ölüm tehdidi belirmişti. "Seni öldürürüm, Simon!" diye bağırdı, sesi adeta çığlık gibi yankılanıyordu. "Senin yüzünden her şey mahvoldu. Senin yüzünden krallığımız tehlikede Senin yüzünden..." Sesini kesip Simon'a nefretle baktı, gözlerindeki ateş hiç sönmüyordu. James'in nefesi kesilmiş gibiydi, öfkeyle dolmuş gözleri dolmaya başlamıştı. Titreyen sesiyle tekrar tekrar söze başladı: "Her şey senin yüzünden, Simon! Babamın ölümü, krallığın bu karmaşası, her şey senin yüzünden!" Sesindeki hıçkırıklar öfkesi daha da belirginleştiriyordu. Simon, James'in öfkeli bakışlarına aldirmadan gülmeye devam etti. "Ekim beni sevdi benim ile oldu diye deliriyorsun, değil mi?" diye sordu, sesinde alaycı bir ton vardı. Yüzünde bir zafer ifadesi belirdi, sanki o anın tadını çıkarıyordu. James'in yüz ifadesi ise bir karışıklıkla doluydu. Gözlerinde öfke parıldıyordu, yumruğunu ağaca geçirdiği için eli kan içindeydi ama umursamıyordu. "Senin olduğunu mu sanıyorsun?" diye homurdandı. "Seni öldürürüm, Simon. Senin yüzünden her şey..." Nefesi tıkanıyordu, gözleri dolmaya başlamıştı. "Belki de sevdiğin kız sadece gerçekten benden hoşlanıyordur. Kim bilir?" James, kontrolünü kaybetmek üzereydi. Yumruğunu sıkarak tehditkâr bir şekilde Simon'a yaklaştı. "Seni öldürürüm, Simon," diye tekrarladı. "Seni ve Ekim'i." James arkasında ki muhafızlara dönerek, evde başka birinin olup olmadığını sordu. Muhafızlardan biri, hemen cevap vermişti... Onlardan beni çağırmalarını istedi. James, bana dönerek sert bir ses tonuyla sordu: "Simon ile birlikte oldun mu, Ekim? Bu gece yanında mıydı? Sana dokundu mu? Dokunduysa söyle kırayım ellerini..." Gözlerim bir an için genişledi, nefes almakta zorlanıyordum. James'in öfkesi ve tehdidi beni adeta dondurmuştu. Ama ne olursa olsun, doğruyu söylemeliydim. "James..." diye başladım, sesim titriyordu. "Ben... Simon'la..." Ancak sözlerim yarım kaldı. Çünkü James, yumruğunu sert bir şekilde havaya kaldırmıştı. Gözlerindeki öfke ve hırs beni korkutmaya yetiyordu. Yumruğunu sert bir şekilde kaldıran Simon'a doğru kaldıran James'in gözlerindeki öfke beni dehşete düşürdü. Durumu daha da kötüleştirmemek için aceleyle devam ettim. "James, dinle..." diye başladım, ancak yine sözlerim kesildi. Bu sefer James, yumruğunu havadan indirerek, yaklaşan tehlikeli bir fırtına gibi üzerime atıldı. "Sana sordum!" diye bağırdı, sesi kulaklarımda yankılanıyordu. "Simon ile birlikte oldun mu?" Gözlerim dolmaya başladı, boğazım düğümleniyordu. Simon ve ben arasındaki sırrı açıklamak istemiyordum, ama James'in baskısı altında ne yapacağımı bilemiyordum. En sonunda, titreyen bir sesle cevap verdim. "Yok, James," dedim, gözlerimi kaçırarak. "Simon ile birlikte olmadım." Ancak bu sözlerim James'i ikna etmeye yetmedi. Yüzünde hâlâ şüphe ve öfke vardı. Gözlerimdeki yalanı görebileceğini biliyordum. Bu yüzden içimden geçen her şeyi hissedebiliyordu. "Yalan söylüyorsun, Ekim," dedi, sesindeki öfke gitgide artıyordu. Yüzündeki ifade kararsızlıkla doluydu, ancak öfkesi gözlerinden okunuyordu. "Sana bir kez daha soruyorum, Simon ile birlikte oldun mu?" diye tekrarladı, bu sefer daha sert bir tonla. "Bu gece yanında mıydı? Sana dokundu mu?" Kelimeleri acımasızdı. "Evet, yanımdaydı," dedim, sesimdeki titreme artarak devam ediyordu. "Yanımdaydı... " Bu itirafımın üzerine Simon, aramıza girerek sadece beni korumaya çalıştı. James gözlerini bana dikerek, soğuk, duyusuz bir ses tonu ile o cümleleri döktü dudaklarından... "Lütfen bana babanın ve babamın ölümünden sorumlu olan kişiyle birlikte olmadığını söyle..."
Free reading for new users
Scan code to download app
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Writer
  • chap_listContents
  • likeADD